Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – III


 

Yıldız İstihbarat Teşkilâtı

Yıldız İstihbarat Teşkilâtı – Mührü Hümayun (Dr.Zeynel Abidin Erdem ve Mehmet Nezih Erdem kardeşler tarafından bir müzayedede satın alınıp Topkapı Sarayı bağışlanan Sultan Vahdettin’in mührü) Tuğra ve Osmanlı Arması.

Yıldız İstihbarat Teşkilâtı – Mührü Hümayun (Dr.Zeynel Abidin Erdem ve Mehmet Nezih Erdem kardeşler tarafından bir müzayedede satın alınıp Topkapı Sarayı bağışlanan Sultan Vahdettin’in mührü) Tuğra ve Osmanlı Arması.

Gelişen iç ve dış olaylar, Abdülhamid’i, doğrudan kendisine bağlı bir istihbarat teşkilatı kurmaya sevk etti. Veziri dahi başkalarının adına ve devlete karşı çalışır olmuştu. Bunun sonucu olarak Yıldız İstihbarat Teşkilatı kuruldu. Teşkilat, emsallerinden farklı olarak devlete değil tek bir kişiye, Abdülhamid’e hizmet veriyordu. Teşkilat daha sonra, Abdülhamid lehine çalışanlar ve aleyhine çalışanlar olmak üzere ikiye ayrıldı. Ülke içerisinde özellikle Ermeni komitacılara karşı istihbarat faaliyetlerinde bulunuyordu.

Çok kısa sürede geniş bir coğrafyaya yayılan hafiyeleri sayesinde saraya, ayda 3000’den fazla jurnal gelmeye başladı. Teşkilat, 1908 yılında Abdülhamid’in tahttan indirilişine kadar faaliyetlerine devam etti.

II Abdülhamid Dönemi’nde, teşkilatın icraatları için jurnalcilik ya da ispiyonculuk tanımlamaları kullanılıyordu.

***

II.Abdülhamit ve dönemi (Başlangıcından Cumhuriyet dönemine kadar)
YILDIZ İSTİHBARAT TEŞKİLATI (1880-1908)

munir_kebir2

© Münir Kebir

Sadrazam (Başvekil/Başbakan) Sait Paşanın başına gelen bu acı tecrübe, [İngiliz Elçiliği’ne sığınma] tamamiyle ülkenin içine düştüğü buhranın bir göstergesidir. II. Abdülhamit’in bu aşırı şüpheciliği, kendisinde kişilik bozulmasına yol açar ve klinik vaka olarak Paranoyaklığa dönüşür.

babiali_sadaret

II.Abdülhamitin bu şüpheciliği sadece Sait Paşa ile sınırlı kalmadı. Sadaret (Başbakanlık) makamından ayrılmış olanlarla da sınırlı değildi. Mührü Hümayunu (Padişah Mührü) koynunda taşıyıp kendini Süleyman sananlar da her hareketinden hesap verme zorundaydı.

Bunun en somut örneği de, Sadrazam Halil Rıfat Paşa’nın başına gelen bir hadisede yaşanır.

sadrazam_halil_rifat_pasa

Sadrazam Halil Rıfat Paşa, yaşlılığı sebebiyle idrarını tutamaz halde olduğu için, bir gün Yıldız’dan Babıali’ye (Hükümet Binasına) giderken yolda sıkışınca, arabadan inip bir karakola girer. Karakoldan çıkınca hafiyeler tarafından durumdan haberdar olan II.Abdülhamit Paşa’yı tekrar Yıldız’a çağırır ve sorguya çeker. Paşa, resmi ceketinin uçlarını kaldırıp sırılsıklam hale gelmiş pantolonunu göstermek suretiyle karakola fena bir maksatla gir-me-miş olduğunu ispat ederek kellesini kurtarır.

II.Abdülhamit’in kendi iradesi ve itimadı ile Sadaret makamına getirdiği devletin en büyük makam sahiplerine reva gördüğü bu muameleler dikkate alınınca, Osmanlı vatandaşlarının, hafiyelerin gözetleme ve iftiralarına karşı ne derece çaresiz kaldıkları kolayca anlaşılır.

Yıldız İstihbarat Teşkilâtı

Türk tarihinin ilk gizli polis örgütlenmesi olarak bilinir. II.Abdülhamit Saltanatı’nda biri Sultan adına çalışan hafiye örgütlenmesi; diğeri de Sultan’a muhalif azınlıklardan kurulu olanıydı. Bu sonuncusu daha çok Sultan’ın özel yaşamı ile bilgi toplayanlardı.

Yıldız İstihbarat Teşkilatı, II. Abdülhamid’in tahtına yönelik faaliyet ve komploların yanısıra, düşman ülkeler hakkında bilgi toplamakla yükümlüydü. Yıldız İstihbarat Teşkilatı’nın en önemli hedeflerinden biri de, Jön Türklerin bulunduğu Paris, Londra, Brüksel, Cenevre ve Kahire gibi kentlerdeki faaliyetler idi.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Makedonya’da başlattığı hareket sonunda, 23 Temmuz 1908 tarihinde II. Meşrutiyetin ilanıyla II. Abdülhamid’in 33 yıllık saltanat dönemi sona erdi. İttihat ve Terakki yönetimi etkisiyle Meclis-i Vûkelâ (Bakanlar Kurulu) 29 Temmuz 1908 Sayılı kararnamesi ile “Yıldız İstihbarat Teşkilatı’nın faaliyetine son verildi. Teşkilâta ait yüz binlerce rapor (jurnal) yakılarak yok edildi.

II. Abdülhamit hatıralarında niçin böyle bir teşkilâta ihtiyaç duyduğunu şöyle anlatır:

‘Yabancı devletler kendi emellerine hizmet edecek kimseleri vezir ve sadrazam mertebesine kadar çıkarabilmişlerse, devlet emniyet içinde olamazdı. Doğrudan doğruya şahsıma bağlı bir istihbarat teşkilatı kurmaya, bu düşünce ile karar verdim. İşte düşmanlarımın jurnalcılık dedikleri budur.’

*

Bölümler:

§ [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – I.]

§ [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – II.]

2 Responses

  1. […] Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – III […]

  2. […] § [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – III.] […]

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: