«Şeytan!»ın Sandık başında «Hayır!» demesi…


…Ne anlama geliyor ve gerekçeleri!

Anayasa, toplumsal uzlaşma ürünüdür; ülkede yaşayan ve vatandaşlık bağı ile o ülkenin devletine bağlı olan herkesi dikkate alan ve kucaklayan metindir; avocat_du_diable etnik, dinsel ya da siyasal mülahazalarla belli kesim(ler)i bilinçli bir şekilde yok varsaydığı taktirde, “şeklî” olmanın ötesine geçemez; bu tür anayasaların, o ülkelerde istikrarsızlığı teşvik ve çöküşü tahrik etme ihtimalleri çok yüksektir; yeni hukuksuzlukların önünü açacak, hukukun üstünlüğü ilkesini sadece tarumar etmekle kalmayıp, hukuksal ihlâli de hukukileştirir; bir ülkede olan hukuka riayet edilmiyor ve riayet etmeyene de müeyyide uygulanmıyorsa, bu durum hukuksal bir “kisve”ye kavuşturuluyor ve müeyyide boşa çıkarılıyorsa, çok vahimdir; içeride açıklamaya çalışacağım diğer gerekçelerden hareketle, her ne kadar «düşman» sayılsak ta, kâinatın kurulu düzenine ve «ben veya benim gibiler» yönetimi ele geçiremedikleri sürece, «fanî dünya»ca ilahî tek erk kabul edilen «Tanrısal Düzen»e karşı çık(a)mam!

© photocredit

***

REFERANDUMDA OYUM “HAYIR” OLACAK…
Ankara, 26 Ocak 2017

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

Türkiye’de, kuvvetle muhtemel, önümüzdeki Nisan (2017) ayında, geçtiğimiz günlerde TBMM’de kabul edilen ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması beklenen anayasa değişikliklerine dair kanun hakkında, mevcut anayasa gereği, referanduma gidilecektir. Siyasal partilerin yöneticilerinden ve temsilcilerinden, sivil toplum kuruluşlarından, gazetecilerden, sporculardan, sanatçılardan, en önemlisi halktan değişik vesilelerle gelen referandum konusundaki görüşler; henüz resmen ilan edilmiş bir referandum takvimi olmamasına rağmen, referandum kampanyasının şimdiden ve fiilen başlamış olduğu algısına yol açıyor. Yürürlükteki Anayasasının 25. maddesinde düzenlenmiş “düşünce ve kanaat hürriyeti” ile, 26. maddesinde düzenlenmiş “düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” bağlamında, isteyen herkes anayasa değişiklikleri ve referandum konusundaki görüşlerini kamuoyu ile paylaşıyor. Bu, anayasa değişikliklerinin ve dolayısıyla referandumun, Türkiye için ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi de olarak alınabilecek bir durumdur.

Bu durum muvacehesinde, ben de; sade bir vatandaş olmanın ötesinde, yıllarca hukuk ile uğraşmış, doktorasını siyaset bilimi alanında yapmış ve uluslararası ilişkiler çalışan bir akademisyen olarak; aşağıda sunduğum mülahazalar ışığında, anayasa değişikliklerine referandumda “hayır” oyu kullanacağımı kamuoyu ile paylaşıyorum.

• Anayasa, toplumsal uzlaşma ürünü olması gereken temel bir metindir. Bu, bir anayasanın işlevsel ve etkin olabilmesinin ön koşuludur. Meclis çoğunluğu, aritmetik olarak elbette ki anlamlıdır. Ancak, hukuk ve demokrasi açısından, Meclis çoğunluğunun anlamlı olamayacağı durumlar ya da konular vardır. Anayasa konusu ya da anayasa değişiklikleri, bunlardan biridir. Bu noktada, seçime katılan seçmen sayısı değil de, toplam seçmen sayısı dikkate alınırsa, “Meclis çoğunluğu”nun bile anlamlı olmaktan çıkabileceğini hatırlamak gerekir.

Anayasalar, bir ülkede yaşayan ve vatandaşlık bağı ile o ülkenin devletine bağlı olan herkesi dikkate alan ve kucaklayan metinler olmak durumundadır. Siyasal muhaliflerin kendilerini ifade edemedikleri, hele etnik, dinsel ya da siyasal mülahazalarla belli bir kesim (kesimler) bilinçli bir şekilde yok varsayılarak ya da görmezden gelinerek hazırlanmış ve kabul edilmiş anayasaların varlıkları, “şeklî” olmanın ilerisine gitmezler. Bu tür anayasaların işlevsel ve etkin olabilmeleri beklenmediği gibi, o ülkelerde istikrarsızlığı teşvik ve tahrik etme ihtimalleri oldukça kuvvetlidir.

• Referanduma konu anayasa değişikliklerinin çıkış noktası, “mevcut (fiili) durum, hukuksal gerekler ile örtüşmemektedir. Çözüm, ya fiili durumun mevcut hukukun sınırları içine çekilmesi ya da fiili durumun hukukileştirilmesi” düşüncesidir. Böyle bir çıkış noktası, ne çağdaş (modern) toplum ve devlet anlayışı ile, ne demokrasi ile, ne de evrensel hukuk anlayışı (hukukun üstünlüğü ilkesi) ile örtüşür. Çünkü çağdaş demokratik hukuk devletlerinde; olan hukuka riayet edilir, ortada bir hukuka aykırılık ya da hukuksal bir ihlal var ise hukukun çizdiği sınırların dışına taşanlar önce ikaz edilir, sonra da yine olan müeyyideler ile cezalandırılır. Eğer bu yapılmıyor da, hukuka aykırılığın ya da hukuksal ihlalin hukukileştirilmesi gibi bir yola gidiliyorsa; bu, “acayip” bir durum olmanın da ötesinde, hukuka aykırılıklara ve hukuk ihlallerine “pirim” veren, onları teşvik edecek, yeni hukuksuzlukların önünü açacak bir durumdur. Bunun önünün açılması, bir müddet sonra, ortada evrensel hukuk diye bir şeyin kalmamasına yol açacaktır.

• Hukuk (kuralı), niye vardır? Toplumda düzeni sağlamak, güveni tesis etmek ve toplumsal yaşamı çekilebilir (sürdürülebilir) kılmak için vardır. Toplum içinde bir araya gelen insanların farklı özellikleri, ihtiyaçları, beklentileri, tercihleri, düşünceleri, çıkarları, hedefleri, özlemleri vardır. Bunların karşı karşıya gelmesi doğaldır. Hukuk, uyulması zorunlu kurallar ve bu kurallara uyulmamasının müeyyideleri ile birlikte, bu zıtlıkların ya da farklılıkların yönetilebilir olmasını sağlar, toplumsal yaşamı sürdürülebilir kılar. Eğer bir ülkede olan hukuka riayet edilmiyorsa ve riayet etmeyene olan müeyyide uygulanmıyorsa, hukukun yukarıdaki işlevi yerine getirmesi zora girer. Hem riayet edilmiyor ve müeyyide uygulanmıyor, hem de riayet etmeme hukuksal bir “kisve”ye kavuşturuluyor ve müeyyide boşa çıkarılıyorsa, zora girme daha da vahimdir.

• Böyle bakınca, anayasa değişikliği ve buna ilişkin referandum; halk arasındaki “minareyi çalan kılıfını uydurur” sözünü çağrıştırıyor. Ve benzetmede hata olmaz sözünün arkasına sığınarak şunlar akla geliyor: Minarenin çalınması suçtur. Minareyi çalanı, ne çalmaktan alıkoyabiliyoruz ne de cezalandırabiliyoruz. O halde, gelin buna “hukuksal” bir kılıf uyduralım diyoruz… Böyle bir toplum ve devlet anlayışı olabilir mi? Bunun mantığı, demokrasi ve hukuk açısından anlaşılabilir olmaktan uzaktır. Böyle bir anlayışın, toplumu ve devleti nereye (nerelere) sürükleyebileceği görülemiyor. Böyle bir sürecin önü açıldığında, Devleti yönetme mevkiindeki kişi, yarın bir başka konuda da hukukun dışına çıkar, bu kez o konudaki hukuksal ihlal de şimdi olduğu gibi hukuksal bir kisveye kavuşturulur. Üstelik bu yolun açılması, sadece devleti yönetme mevkiinde bulunan kişi ile sınırlı olarak da görülemez. Hukuku ihlal ve ihlali hukukileştirme, yönetsel hiyerarşide yukarıdan aşağıya doğru, her kademedeki mülki ve yerel yöneticilere de yansıyabilir. Onlar da, nasıl olsa fiili durumlarına hukuksal kılıf bulunacağı için, kendi mevzuatlarının dışına çıkmakta bir beis görmeyebilirler.

“15 Temmuz Olay”ı sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal uygulaması kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerin konusu, kapsamı ve uygulaması konularındaki yorum ve değerlendirmeler, eleştiriler, bana göre, yukarıdaki mülahazaların olabilirliğini besleyen bir mahiyet arz etmektedir.

• Yukarıdaki mülahazalar, Türkiye’nin uluslararası ilişkileri açısından da görülmek durumundadır. Hukukun yukarıda toplumsal yaşam için ifade edilen işlevi, uluslararası ilişkiler için de geçerlidir. Yabancı bir ülkenin, imzaladığı anlaşmaya Türkiye’nin uyacağından emin olması gerekir. Keza yabancı bir yatırımcının da, Türkiye’deki menkul ve gayrimenkul yatırımlarının, bildiği ve inandığı evrensel ilkeler ışığında hukuksal güvence altında olduğuna inanması gerekir. Türkiye’de kolayca hukukun dışına çıkılabilmesi ve buna sonradan hukuksal kılıf uydurulabilmesi, yabancı ülkeleri ve yabancı yatırımcıları Türkiye ile ilişki kurmaktan ve Türkiye’ye yatırım yapmaktan uzak tutacak, en azından çekingen kılacaktır.

• Bir uluslararası anlaşmanın, ilgili anlaşma hükümleri görmezden gelinerek tek taraflı bir tasarrufla askıya alınması ya da yabancı yatırımlara ilişkin mevzuatta tek taraflı kişisel/özel değişikliklere gidilmesi, acaba bir ülkenin dış siyaseti ve ekonomisi için ne gibi sonuçlara yol açabilir? Önce “serbestçe” hukukun dışına çıkılması (hukukun ihlal edilmesi), sonra da hukuka aykırılığın hukukun kapsamı değiştirilerek “sözde” giderilmesi, uluslararası ilişkilerde güvensizliğe yol açan ve dolayısıyla ciddi sonuçları olan bir konudur. Bir ülkenin bu şekilde algılanması, o ülkeyi, uluslararası ilişkilerinde yalnızlığa iter, yalnızsa bunu derinleştirir. Bu, sistem yaklaşımı bağlamında “entropy” anlamına gelir. Yani sistem-çevre ilişkisinin bozulması, kaynak değişim imkânının erimesi ve “ölüm” demektir.

• Kimse, anayasa değişikliğinin o ülkenin uluslararası ilişkileri ile ne ilgisi var diyemez. Çünkü iç politika ile dış politika arasında karşılıklı ve bağımlı bir ilişki vardır ve bu ilişki, son dönemde, dış politika lehinde ciddi şekilde değişmiştir. Ülkelerin iç politikaları, son dönemde daha çok dış politika üzerinden işler hâle gelmiştir.

• Anayasanın 10. maddesinde, herkesin kanun önünde eşit olduğu ve hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağı; 11. maddesinde de, Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralı olduğu öngörülmüştür. Bu kurallar yürürlüktedir ve herkes için bağlayıcıdır. Kendisini bu kurallar ile bağlı görmeyen ve bu kuralları ihlal eden kişinin (makamın) bu kurallar içinde kalmaya davet edilmesinde ısrarlı olunması gerekirken, bunun yapılmayıp söz konusu kural dışılıkları hukuki bir kisveye kavuşturmaya yönelinmesi, yabancılar için anlaşılır gelmeyecektir. Çünkü bunun demokratik çağdaş hukuk devletinde yeri yoktur, bu evrensel hukuk ile bağdaşmaz.

Benim referandumda “hayır” oyu verecek olma nedenlerim şimdilik bunlar…

Keşke Cumhurbaşkanı, olan hukukun sınırlarına uyma mülahazası ile, anayasa değişikliğine ilişkin yasayı onaylamasa ve Parlamento’ya iade etse ve bilahare yasa kadük olsa…

Kamuoyunun bilgisine saygı ile sunarım.

*

ascmer

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: