15-16 Aralık Zirvesi : Tamam mı devam mı?


Türkiye – AB İlişkilerinde Deniz Kurudu mu?

eu_turkey

***

 

Türkiye’nin AB Hedefinde Sona mı Geliyoruz?

cigdem_nas

Doç.Dr.Çiğdem Nas

Türkiye’nin AB ile ilişkileri ve tam üyelik hedefi açısından son derece kritik günler yaşamaktayız. 15-16 Aralık’taki AB Konseyi Zirve Toplantısı’nda Türkiye konusu da ele alınacak ancak müzakerelerin askıya alınması yönünde bir karar beklenmiyor. Zirvenin resmi gündeminde, Türkiye-AB mülteci uzlaşısının gözden geçirileceği belirtiliyor. Müzakerelerin resmi olarak askıya alınması uzak bir ihtimal dahi olsa, AP’nin almış olduğu bu tavsiye kararı ile cin şişeden çıkmış oldu. Bir süredir Türkiye’nin artık Kopenhag siyasi kriterlerini karşılamadığı yönündeki fısıltılar, ilk kez bir AB kurumunun aldığı karar ile yüksek sesle ifade edilmiş oldu.

İlişkilerin belirsizlikten ve karşılıklı artan güvensizlik ortamından çıkarılabilmesi için AB ile ilişkilerin işlemeyen bir müzakere sürecine hapsedilmemesi ve güçlendirilmiş bir strateji kapsamında yeniden canlandırılması mümkün olabilir. Bunu yapabilmek için elimizdeki verilere baktığımızda şu unsurlar öne çıkmaktadır:

§ Vize serbestliği sürecinin yeniden canlandırılması

§ 2017’de başlaması öngörülen Gümrük Birliği güncelleme ve modernizasyon müzakerelerinin başlatılması

§ İki tarafın yetkilileri arasında işleyen bir işbirliği platformunun tesisi;

§ Sivil toplum ve iş dünyasının sürece dâhil edilmesi;

§ Türkiye’nin olağanüstü halden çıkış ve yeni bir anayasa oluşturma sürecinde ifade özgürlüğü, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı gibi AB kriterlerini referans noktası olarak alması

 

Türkiye’nin AB ile ilişkileri ve tam üyelik hedefi açısından son derece kritik günler yaşamaktayız. Yaklaşık 8 ay önce AB ile mülteci krizine ilişkin yeni bir uzlaşmaya imza atıyor ve haziran ayında vizelerin kaldırılması umudunu besliyorduk. Ancak vize serbestliği için henüz yerine getirilmemiş olan kriterler (5+2 kriter) ve özellikle terörle mücadele kanununun revizyonu konusunda uzlaşılamaması, artan terör saldırıları ve son olarak 15 Temmuz darbe girişimi, ilişkileri bambaşka bir noktaya taşıdı. 15 Temmuz sonrasında Türkiye’nin geçirdiği kriz AB tarafından yeterince anlaşılamadı ve özellikle olağanüstü hal kapsamında alınan önlemler, geniş çaplı işten çıkarmalar, tutuklamalar, medya kuruluşlarının derneklerin kapatılması, şirketlere el koyulması AB tarafında soru işaretlerine yol açtı. Özellikle HDP milletvekillerinin tutuklanması ve Cumhuriyet gazetesine operasyon düzenlenerek, yazarların tutuklanması AB tarafında geniş tepkilere neden oldu.

Bu arada Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümet yetkilileri, AB’yi ve bazı Üye Devletleri suçlayarak, AB’nin 53 yıldır Türkiye’yi beklettiğini, sözlerini yerine getirmediğini ve Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate almadığını öne sürerek, eleştirinin dozunu artırdılar. Avrupa Komisyonunun 2016 İlerleme Raporu, Türkiye’de temel özgürlükler ve hukuk alanındaki gerilemeye dikkat çekti ve 6 alanda gerileme olduğunu işaret etti: Kamu yönetimi ve insan kaynakları, yargının bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, işkence ve kötü muamele ile mücadele, ekonomi ve iş ortamı, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü. Son olarak, AP’nin müzakere sürecinin geçici olarak askıya alınması yönündeki tavsiye kararı, Türkiye liderliğince tepkiyle karşılandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB’yi daha ileri gitmemesi yönünde uyardı ve Türkiye’nin elindeki mülteci kozunu gündeme taşıdı. 15-16 Aralık’taki AB Konseyi Zirve Toplantısı’nda Türkiye konusu da ele alınacak ancak müzakerelerin askıya alınması yönünde bir karar beklenmiyor. Zirvenin resmi gündeminde, Türkiye-AB mülteci uzlaşısının gözden geçirileceği belirtiliyor. Müzakerelerin resmi olarak askıya alınması uzak bir ihtimal dahi olsa, AP’nin almış olduğu bu tavsiye kararı ile cin şişeden çıkmış oldu. Bir süredir Türkiye’nin artık Kopenhag siyasi kriterlerini karşılamadığı yönündeki fısıltılar, ilk kez bir AB kurumunun aldığı karar ile yüksek sesle ifade edilmiş oldu.

Müzakere sürecinin askıya alınması ihtimalinin yüksek sesle ifade edilmesi ve AP tarafından önerilmesi, AB kamuoyunun genel yaklaşımını ifade etmişti ve Türkiye’ye yönelik uluslararası güvenin daha da sarsılmasında etkisi olmuştu ama Türkiye’ye baskı uygulamak açısından yeterince etkili olmadı. Bunun en önemli nedeni, müzakerelerin 10 yıldır devam etmesine rağmen süreçte sona gelinememesi ve aslında filli olarak durma noktasında olmasıydı. İlerlemeyen ve yakın gelecekte tamamlanacağına dair görünür bir emare olmayan bir müzakere sürecinin kesilme ihtimali beklenen etkiyi de yaratamıyordu. Ancak Türkiye açısından yine de dikkate alınması gereken bir karardı. Çünkü 2000’li yılların başından itibaren Türkiye’nin arkasından esen rüzgârın sona erdiğini de haber veriyordu. Türkiye’ye yönelen yabancı yatırımların 1999 ile 2006 yılları arasında 25 kat artmasına yol açan, Türkiye’de 2000-2004 döneminde art arda reformların geçirilmesine imkân tanıyan ve Türkiye’nin yakın coğrafyası için bir yükselen yıldız olarak gösterilmesinin koşullarını hazırlayan AB çıpası, giderek zayıflamıştı ve Türkiye’nin AB kriterlerinden uzaklaşması, AB’nin Türkiye’ye yönelik ikircikli politikası ve son dönemdeki restleşme ile yok olmak üzereydi.

Türkiye-AB İlişkilerinde Deniz Bitti mi?

Tüm bu olumsuz tabloya rağmen her şey bitmiş değil. AB tarafı, Avusturya’nın çıkışlarına rağmen, ilişkilerin kesilmesini istemiyor. Juncker ve Merkel’in son açıklamaları, özelikle mülteci konusundaki işbirliğini devam ettirmek isteyen AB’nin, müzakerelerin kesilmesi yoluyla Türkiye’nin daha da zorlanmasına razı olmadığını gösteriyor. Zaten ilerlemeyen bir müzakere sürecinin kesilmesi yeterince etkili bir yöntem olamaz, olsa olsa hedef ülkenin daha da tepkili hareket etmesini ve AB hedefinden uzaklaşmasını getirir.

Türkiye açısından baktığımızda da, her ne kadar siyasi retorik müzakerelerin kesilmesinin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini söylese de, Türkiye’nin içinde bulunduğu zor şartlar, var olan ittifakların korunması, AB ile ilişkilerden maksimum fayda sağlanması ve uluslararası sistemde Türkiye’ye duyulan güvenin yeniden kazanılmasını gerektirmektedir. Yukarıda söz edildiği gibi, artık iyice zayıflayıp yok olma noktasına gelen AB çıpasının, bir model ve dönüştürücü güç olarak Türkiye’de reformları tetiklemesine ihtiyaç bulunmaktadır.

Türkiye-AB İlişkileri Nasıl Yeniden Canlandırılabilir?

Türkiye’nin AB sürecinin yeniden canlandırılması için geçtiğimiz sene mülteci krizinin çözümlenmesi bağlamında hız kazanan ve önce 29 Kasım 2015 tarihinde kabul edilen eylem planı ile başlayarak, 18 Mart Türkiye-AB Bildirisi’ne yol açan bazı adımlar atılmıştı. Ancak son dönemde bozulan ilişkiler ve bu uzlaşının en önemli parçasını oluşturan vize serbestliğinin gerçekleşmemesi, bu canlanma sürecinin tam tersi gelişmeleri gündeme getirdi. Şimdi ilişkilerde varılan çıkmazdan çıkabilmek için yeniden bir canlanmaya ihtiyaç var. İdeal olan müzakere sürecindeki blokajların kaldırılması ve hedefe yönelik olarak hızlandırılmasıdır. Ancak Türkiye’de devam eden olağanüstü hal, Kıbrıs müzakerelerinde henüz başarıya ulaşılamamış olması ve AB’de Türkiye’nin üyeliğine yönelik karşıtlığın, siyasi iklimin de etkisiyle giderek artması bunu mümkün kılmıyor.

Buna rağmen, ilerde koşulların olgunlaşması ihtimalini akılda bulundurarak, tam üyelik hedefinden vazgeçilmemesi ve yakın gelecekte gerçekleşmeyecek olsa da bir hedef olarak saklanması, stratejik olarak yerinde olacaktır. Müzakere sürecinin var olan çerçeve içinde tamamlanamayacağı ortaya çıkmıştır. Bunun yerine koşullar izin verdiğinde, hedef tarih belirlenerek, Türkiye’nin hızla uyum çalışmalarını gerçekleştirebileceği ve iki tarafın kararlılığına dayanacak yeni bir müzakere çerçevesine ihtiyaç olacağı açıktır. Bundan sonra atılacak adımlarda, Türkiye’nin konumu, büyüklüğü ve Avrupa ile tarihi ilişkileri nedeniyle, örneğin Hırvatistan gibi bir ülke ile aynı koşullarda bir müzakere sürecini yürütmesinin gerçekçi bir beklenti olmadığı, AB ile ilişkilerinin geriye gitmesi ve üyeliğin ilişkilerin başlangıcından bugüne kadar geçen zaman içinde bir türlü gerçekleşememiş olmasının yarattığı bıkkınlık da hesaba katılmalıdır. Kuşkusuz ki Türkiye’nin AB üyesi olamamasında iki tarafın da rolü vardır ancak Türkiye kamuoyunda “AB kapısında geçen 53 yıl” AB ile müzakerelerin devam ettirilmesi karşısında olumsuz bir argüman olarak geçerlik kazanmıştır.

İlişkilerin belirsizlikten ve karşılıklı artan güvensizlik ortamından çıkarılabilmesi için AB ile ilişkilerin işlemeyen bir müzakere sürecine hapsedilmemesi ve güçlendirilmiş bir strateji kapsamında yeniden canlandırılması mümkün olabilir. Bunu yapabilmek için elimizdeki verilere baktığımızda şu unsurlar öne çıkmaktadır:

§ Vize serbestliği sürecinin yeniden canlandırılması, Türkiye’nin kalan kriterleri yerine getirmeye yönelik adım atması; bunun karşılığında AB’nin onay sürecini gündeme alması. Vizelerin kaldırılma hedefinin Türkiye’de nasıl yeni bir reform isteği yarattığı ve geçtiğimiz Nisan ayında Türkiye’nin süreçte önemli ilerleme kaydettiğini unutmamalıyız. Benzer şekilde kalan kriterlerin karşılanması da Türkiye’yi zayıflatmayacak; bilakis yönetişim ve ifade özgürlüğü açısından güçlendirecektir.

§ 2017’de başlaması öngörülen Gümrük Birliği güncelleme ve modernizasyon müzakerelerinin başlatılması ve sürecin Gümrük Birliği’nin işleyişindeki sorunları da çözecek şekilde ilerletilmesi ile yapısal reformları da tetikleyecek yeni bir ivmenin yaratılması;

§ Türkiye’nin bundan sonra gerek olağanüstü hal kapsamında gerekse anayasal değişiklik bağlamında atacağı adımlarda AB’ye sürekli bilgi akışının sağlanması ve iki tarafın yetkilileri arasında işleyen bir işbirliği platformunun tesisi;

§ Sivil toplum ve iş dünyasının sürece dâhil edilmesi;

§ Türkiye’nin olağanüstü halden çıkış ve yeni bir anayasa oluşturma sürecinde ifade özgürlüğü, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı gibi AB kriterlerini referans noktası olarak alması ve bu durumun AB tarafına sürekli bir iletişim mekanizması ile anlatılması.

***

 

Mülteci Krizi Ekseninde Türkiye – AB İşbirliği

Ahmet_Ceran

©Ahmet Ceran

Türkiye-AB ilişkilerinin ve küresel gündemin en kritik meselelerinden biri haline gelen mülteci krizine alternatif ve çizgi ötesinde yaklaşımlar ortaya koymayı amaçlayan bu çalışma; Türkiye-AB Mülteci Uzlaşısı ve Vize Serbestliği Diyalogunun güncel durumu, Türkiye ve AB’de mültecilerin uyumuna ilişkin yaklaşımlar, Türkiye’de mültecilerin sosyo-ekonomik yapıya ve işgücü piyasasına entegrasyonu, kültürel ve tarihsel etkileşimler ile Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğine ilişkin derin, ufuk açıcı değerlendirmeler içeriyor. Nihayetinde ise etkin ve kapsamlı bir göç politikasının tesisinin giderek artan gerekliliğinin altı çiziliyor.

ikv

İÇİNDEKİLER

1. TÜRKİYE’DEKİ ENTEGRASYON RETORİĞİNİN KÖKLERİ

1.1. Göçmen Kurgusunun Kavramsal Yapı Bozumu

1.2. Değişen Söylem ve Sivil Toplum

1.3. Vize Serbestliği Tartışmalarına Foucault Düzleminden Kısa Bir Bakış

2. İLKELER-ÇIKARLAR İKİLEMİNDE TÜRKİYE-AB MÜLTECİ UZLAŞISI

2.1. Mülteci Krizini Uzun Vadeli Etkileriyle Düşünmek

2.2. Etkin Bir Göç Politikasının Yapı Taşları

3. MÜLTECİ KRİZİNİN YÖNETİMİNDE ULUSLARARASI
AKTÖRLERİN ROLÜ: BMMYK ÖRNEĞİ

3.1. Suriyeli Mültecilerin Türkiye’de Temel İhtiyaçlara Erişimi

3.2. Mültecilerin İşgücü Piyasasına Erişim Anahtarı:
Çalışma İzni Yönetmeliği

4. TÜRKİYE-AB VİZE SERBESTLİĞİ DİYALOĞUNUN
ÜYELİKLE PARALEL HİKAYESİ

4.1. Tarafları Mülteci Uzlaşısına Getiren Siyasi İklimin Anatomisi

4.2. Türkiye-AB İlişkileri için Alternatif Dönüşüm Stratejileri

5. NİTELİK SORUNU VE SURİYELİ MÜLTECİLERİN ENTEGRASYONUNA İLİŞKİN GELECEK PROJEKSİYONLARI

§ SONUÇ YERİNE: ORTAK MODERNLEŞME SÜREÇLERİNİ HATIRLAMAK

§ MÜLTECİ KRİZİ EKSENİNDE TÜRKİYE-AB İŞBİRLİĞİNİN İÇERİK ANALİZİ [İKV Yayını’nın PDF Dosyası.]

 

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: