Düşünce «Suçu ve Cezası…»


Kişinin zorlandığı en çetin işlerden birisi, herkesin düşünmeden söylediği şeyleri düşünerek söyleyebilme sanatıdır!
Alain.

dusunce

Düşünce bir Tanrı eylemidir. Düşünceyi suç saymak, insanları cezalandırmak, doğrudan doğruya Tanrıyı cezalandırmaktır. Çıkarcının Tanrısı: Kendi işine geldiği sürece ve de kendi çıkarına yaradığı ölçülerde kutsal Tanrı olur. Tarikatlar, Şeyhler, Müslimler, Kalkancılar, FETÖcüler ve ötekiler.. ve berikiler.. toptan düşüncenin üstünde uzmanlaşarak azmanlaşıp, azgınlaşmıyorlar mı..? Binlerce, on binlerce, milyonlarca müritlerini, düşünce eyleminden uzaklaştırıp, düşünce eyleminden yoksun kılarak köleleştirmiyorlar mı..? . En acı olanı; “DÜŞÜNCE” yokluğu, ile “DÜŞÜNCE” yoksulluğu, kısacası, akıl kıtlığıdır…

***

DÜŞÜNCE VE TANRI:
Düşünen başı Cehenneme atmışlar, yaş diye kabul etmemiş!

maa2

©Mustafa Aslan AKSUNGUR

Eveet, doğru söylemiş Alain; çok doğru söylemiş.

Hemen hepimiz pek çok konuda hiç düşünmeden konuşur, hiç zorlanmadan ağzımıza gelen lafı salar atarız. İşte o yüzden konuşmalarımız hep, evinsiz ekin gibi tanesiz kalır; ürüne duramaz; saman bile veremez olur.

Oysa: Selâm alır, selâm verirken bile, düşünerek almalı, düşünerek vermeliyiz. Buna “Akıl Selamı” adını versek yakışır.

Akıl selamları hem daha ağır-başlı, daha sevimli olur; hem sahibini daha sağlıklı, daha ürünlü sonuçlara götürür. Toplum içinde aranılır kılar…

Sevdiğim bir özdeyişim var benim kendimin:

“-Ağzımızdan çıkmadan önce biz sözümüze egemenizdir; ağzımızdan çıktı mı biyol, artık sözümüz bize egemen olur!” Diyorum bu öz-deyişimde ben. Konuşmadan önce hepimize düşünmeyi sağlık verir, düşünmeyi önerir bu akılcıl özdeyişimiz…

Atalarımız bu kadarla da yetinmemişler. Daha açık-seçik, daha dupduruca deyimlerle, dört-köşe DÜŞÜNMEYİ sağlık vermişler tüm ardıllarına, tüm insanlığa:

“Ümük dokuz boğumdur; sekiz düşünüp bir söyleyesiniz diye..!” Demişler…

Bugünkü Hürriyet’in: (Hürriyet. 20 Ocak 1997 s. 12/ Düşünce) sütunundaki: “Yeni Düşünce Modeli” başlıklı yazı anımsattı tüm bunları bana.

Yazıda:

“Düşünce, en yüksek frekanslı enerjidir. Evrende her şey değişik frekansta titreşimlerden oluşur! (…) En düşük titreşimli renk olan kırmızı, saniyede 451 milyon kere milyon sayıda titreşir ve dalga uzunluğu 2 buçuk santimetrenin 36 bin 918’de biridir. En yüksek titreşimli mordan sonra artık renk, gözle algılanamaz hale gelir. “Morötesi ışınları” ve “röntgen ışınları” adını alır. Bunlardan daha üst sırada da, manyetik titreşimler gelir. İşte “düşünce” burada başlar. Her düşünce dalga boyu olan bir titreşimdir.”

Denilmektedir…

İşte düşünme yüce eylemi budur.

Birazcık daha somutlaştıralım istersek: 451.000.000 x 451.000.000 x 2 = 406.802.000.000.000.000 titreşim buluruz düşüncede en az.

Demek oluyor ki: Görünemeyecek kertede sonsuz titreşimli, düşünülemeyecek kertede sonsuz frekanslı bir cevherdir düşünce denilen kutsallık…

Tanrısıyla söyleşen Hz. Musa’nın Tur Dağındaki Tanrıyı göremeyişi:

“Tanrının morötesi titreşimlerinden, röntgen ışınlarının titreşimlerinden milyon kere milyon sayıdan daha çok bir titreşim ürünü oluşu yüzündendir!” Diyemez miyiz şimdi gayrı ya buna biz..?

Bir adım daha atalım isterseniz:

“Tanrı, DÜŞÜNCENİN taa kendisi oluşu yüzünden göremedi Tanrıyı Hz. Musa!” Deyip, doğruyu bir başka yönünden de deşeleyemez miyiz?

Kısacası: Düşünce bir Tanrı eylemidir; Tanrı da bir Düşünce yoğunluğudur. Yaratandır her ikisi de; yaşatandır. Yaratırlar… Yaşatırlar… Evreni evren yapar; onur verirler Evrene…

Düşünceyi suç saymak, düşüncelerini söylediği, yazdığı, yaydığı için insanları cezalandırmak, doğrudan doğruya Tanrıyı cezalandırmaktır diyorum ben. Ne acıdır ki günümüzde bu yönüyle bol bol cezalandırıyoruz Yüce Tanrımızı…

Tanrıyı açıkladığı için “insanı” cezalandırmak ise, aklın kabul edebileceği eylemlerden olamaz! Olsa olsa, çıkarcı akılın, bencillik körü aklın, kendi gücü ölçüsündeki yamuk işlerinden birisi olabilir ancak…

Çıkarcının Tanrısı: Kendi işine geldiği sürece ve de kendi çıkarına yaradığı ölçülerde kutsal Tanrı olur. Kutsal Düşünce, kutsal “Vatan.. Millet.. Sakarya” olur. İşine yaramadığı ve hele hele çıkarına ket vurduğu yerlerde ise insanlar, Tanrı’ya bile “Tüü kaka” gözüyle bakarlar, Düşünceyi, Vatanı, Milleti, Sakarya’yı da “Tüü kaka” olarak görürler ve de, özellikle de göstermeye çalışırlar…

Bu acı gerçek, bugünkü medeniyet insanının düşüncesini, davranışını, eğilimlerini, kısacası: Ciğerinin özünü-yüreğini veri-vermiyor mu bizlere.

Düşünün biyol: Tarikatlar, Şeyhler, Müslimler, Kalkancılar, Fetocular ve ötekiler.. ve berikiler.. ve diğerleri hepten, toptan düşüncenin üstünde uzmanlaşarak azmanlaşıp, azgınlaşmıyorlar mı..?

Binlerce, on binlerce, milyonlarca müritlerini, düşünce eyleminden uzaklaştırarak, düşünce eyleminden yoksun kılarak müritleşip, köleleşmiyorlar mı..?

En acı YIKIM, Yokluğun, yoksulluğun yarattığı yıkımdır. En acı yokluk ise, “DÜŞÜNCE” yokluğu, “DÜŞÜNCE” yoksulluğu, akıl kıtlığıdır…

“Düşünmek, başarmanın yarısıdır..!” demiş atalarımız. Biz de burada bir adım daha atalım: “Düşünmek; başarmanın baş koşuludur..!” Diye bağlayalım Yazımızı…

Düşünmeyen başı, ateşimi söndürür diye CEHENNEMLER bile kabul etmemiş!

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: