Cumhurbaşkanı «K O R K A K» mı?


Aynasının karşısına geçip yanıtını aramalıdır!

Her can korkar. Ama korkunun, insanoğlunda, öteki canlardan apayrı ayrıcalıkları var. Kişi hırsı; Diktatör hırsı ekseriyetle zamanı gelince örtülü korku dürtüsünü tetikler. Çünkü iktidardan düşme korkusurte basar, hastalıklı sıkıntıların emareleri fışkırmaya başlar. Davranışlar normali aşar; irade dışı, akıl dışı, düzgüsüz, dengesiz, korkunun dayattığı bir telâşa dönüşür. Devlet, Toplumun Devletidir. Ne Başbakanın, ne Cumhurbaşkanının ve ne de Bakanların, Meclisin Devletidir. Toplumun çektiği sıkıntılar «diktatör taslakları»ndan değil, emir kulluğu yapanlardan kaynaklanır. Gelir, yasal davranışlar dışına çıkar kişi tapıncı ve makam hesabı, çıkar çirkefi gibi insanoğlunun zaaflarına hükmetmeye başlar ve onu, gerçek insanlık çizgisinden çıkarır. Korku aynı zamanda, kişinin kendine olan güvensizliğinin dışavurumudur, «özgüveni»ni yitirişidir! Kişilik, kişinin kendi yapısını en gerçekçi biçimde tanımasıyla oluşur. Ne horozlanmalarla ne de horozlandıklarını tavukluk yapma zorlamakla gerçek kişiliğe ulaşılabilir. Peki çözüm mü?

***

K O R K U!

maa

Mustafa Aslan Aksungur

Korku, can taşıyan türlerin tümünde vardır. Korktukları an, korku şu veya bu biçimde hem ruh yapılarını etkiler, hem de o etki, karınca kaderince beden yapılarına da yansır.

Her can korkar. Ama gel bil ki korku konusunda da İnsanların, öteki canlardan apayrı bir ayrıcalıkları vardır.

“Nedir o ayrıcalıklar!”
Mı diyorsunuz?

Öteki canlardan ayrı ve üstün olan İnsanların bu ayrıcalıkları: Salt insanlara özgü olan AKIL ile donatılmış olmalarıdır!” Diyebiliriz belki buna da…

Kişi HIRSI, kişilerde her zaman yaratıcı bir dürtü olur. Bir enerji kaynağıdır hırs. Gel bil ki bu enerji akılla yönetilmeyip, iç-dürtülerle bencilleştirildiği zaman: Dışlarında kalan kişilere de, öz kendilerine de, sorumluluklarını yüklendikleri Toplumlara da, kendilerinin dahi bilip, erişip önleyemeyecekleri boyutlarda büyük yıkımların yaratıcıları olurlar…

Tarihteki gördüğümüz hemen hemen tüm diktatörlerin, hırsları, akıllarından bir karış yukarıda oldukları için, kendi elleriyle, askerleriyle, atomlarıyla ve akla gelen, gelmeyen aşırılıklarıyla, aykırılıklarıyla.. kendi doğal sonuçlarını sor-somut, kendi hırsları yaratmamış mıdırlar..?

Diktatör hırsı, salt kendine ettiğiyle kalmaz, ilgili-ilgisiz tüm dünya İNSANLARINA, (hiç ilgisi-ilişiği bulunmayan taa Kızılderili İNSANLARA değin tüm İnsanlığa) kendi yıkımının karesi kadar yıkımlar götürür..!

En yakınımızdan, elle tutulur, gözle görülür bir örnekle somutlaştırarak düşünelim bu tezimizi:

Türkiye’mizin bugünkü konumunda en yetkili makamı dolduran, Başbakanlık koltuğunda tedirgin tedirgin oturan Sayın Erdoğan’ın:

“Biber gazı sıkmak polisin en doğal hakkıdır, sıkar.

Kalkıp da kurşun attı mı, silah kullandı mı?

Yok..!”

Diyerek suçunu ele veren savunuşu, bir tür örtülü korku dürtüsünün ürünü değil midir?

Bu sözleriyle, Demokratik yöntemlerle Kamu Haklarını savunan Topluluğa “Biber gazı” sıkılmasını, bir başbakanlık hakkı sayıyor, sayabiliyor sayın başbakan. Oncağızla da yetinmiyor:

“Kurşun attı mı? Silah kullandı mı?” Diye de soruyor.

Tüm bunlar, açık-gizli, iktidardan düşme korkusunun hastalıklı sıkıntıları, belirtileri değil midir?

“-Meydanı ya boşaltırlar… Ya boşaltırlar..!

Boşaltmazlarsa biz boşaltmasını biliriz..!”

Demesi, nenin nesi oluyor Allah aşkına..?

Normal bir davranışın dayattığı bir gözdağı korkutması değildir bunlar…

Bunlar, irade dışı, akıl dışı, düzgüsüz, dengesiz, korkunun dayattığı bir telaşın ürünüdür bu inciler..!

Bütün Toplumlar, kendi kurallarıyla kurulur, işler, kendi kurallarıyla çalışırlar. Şu veya bu nedenlerle bu oluşumun kurallarını hiçe saymak, o oluşumu en kısa sürerde yerle bir eder…

Devlet, Toplumun Devletidir. Ne Başbakanın, ne Cumhurbaşkanının ve ne de Bakanların, Meclisin Devletidir.

Halkın devletidir, Toplumun Devletidir…

Yukarıda andığımız makam sahipleri de bu toplumun birer üyesidirler… Hem de senin, benim kadar, seninin benim derecemde birer üyesidirler. Hiç birisi, senden, benden tek parmak üstün olamazlar, sayılamazlar, değildirler..!

Eğer kendi yetki sınırlarını tanımıyor, yetki aşımına gidiyorlarsa, sen, ben, bizim oğlan, sizin kız, konu komşu tüm Halkımız bu aykırı hevesin önüne kararlıca bir “İrade duvarı” olarak dikilmek zorundayız.

Eğer bu görevimizi yapmıyor, yapamıyor, şu veya bu nedenlerle savsaklıyorsak, bilelim ki o yetki aşımını hiçleyen “hiç”lerden”, hiç de aşağı kalmayan birer “HİÇ” oluruz bizler de..!

Bundan 300 Yıl kadar önce: “-Berlin’de de hakimler var..!” (*) Diyebilen o Alman Değirmenci dayı, örnek olsun, yol göstersin bizlere, 2013 yılı Türkiye’sinin Türklerine..!

Türk Halkının çektiği sıkıntının nedenleri, baştaki üç, beş diktatör taslaklarından değildir aslında. O yetkiyi verdiğimiz diktatör taslaklarına, kayıtsız şartsız emir kulluğu yapan kulların, yasalara aykırı kölelikleridir…!

İnsan olarak her hepimiz, “Kişi köleleşmelerini” yıkmakla yükümlüyüzdür. Yasal davranışlar dışında kişi tapıncı, makam hesabı, çıkar çirkefi v.d.. v.d.. v.d.. ile kuşatılmış güruhu da, gerçek insanlık çizgisine çekmek zorundayızdır. Onlara bu bilinci veremediğimiz sürece, Halkımızın ezilişi, bizleri de ezecek boyutlarda sürüp gidecektir…

Köy bekçisinden, polisine, amirinden memuruna, hâkimine, doktoruna, asker, sivil, atanmış ve seçilmiş bütün maaşlı görevlilerin tümüne, gerçek görevlerinin yasalarla sınırlı olduğu, bu sınırdan bir milim bile dışarı çıkamayacakları bilincini vermek, kafalarına sokmak zorundayız!

Onlara, bunun hem yasal ve hem de namus borçları olduğunu kavratamadığımız sürece, onlara bu bilinci veremediğimiz sürece, Demokratik Yönetimin kökleşmesini ve de Halkın Kurtuluşunu beklemek bir hayal olur! Günümüzün çözülmesi gereken, kanserleşmiş kördüğümlerinden birisi, hatta birincisi budur işte.

Şu da bir gerçekliktir ki: Kendilerini büyük gören tüm zavallı yetkililerden daha küçük insanı ve hatta “Can” ı bugüne değin yaratamadı henüz, Hak Teâlâ Hazretleri…

“Berlin’de de hakimler var..!” (*)

Prusya Kralı Büyük Frederik, Almanya’da bir değirmencinin değirmenini “zor-alım “ yolu ile almak ister. Değerinden büyük paralar önerir değirmene. Ama değirmenci, öneriyi kabul etmez.

“Satmam.!” Der.

Bunun üzerine öfkelenen Frederik:

“-Sen benim kim olduğumu biliyor musun..!? Ben, Prusya’nın kralı Büyük Frederik’im! Vereceksin!” Der.

Değirmenci dayı da ona:

“-Biliyorum! Sen kralsın! Frederiksin! Ama sen de şunu iyi bil ki, sen kralsan, Berlin’de de hakimler var..!” Diye karşılık verir.

Böylece, Adaletin krallardan çok daha üstün olduğu gerçeğini, tüm insanlığa ilan etmiş olur.

Korku, kişinin kendine olan güvensizliğinin Dışa-vurumudur. Özüne olan “özgüveni”ni yitirişidir!” İçgüdülerimizin, bizleri irade dışı uyarması, kışkırtması, ürkütmesi, yönetmesi ile doğar.

Aşırı korku, tebelleş olduğu iradeyi petendesi altına alır, elsiz-ayaksız tutsak eder; köleleştirir… Salt köleleştirmekle de kalmaz, Kölesini, kendiliğinden, bilinçsizce davranışlara ve davarlıklara dek sürükler…

Kahramanımız, iradesini dürtükleyip, özünü kontrol edecek yerde, korkunun güdümüne girer; korunma güdüsünün kendini alıp götürdüğü karanlık uçlarda bulur kendisini. Bu aşamadan sonra artık kişi-gücü, bilinçsiz davranışlar sağanağına emir uşaklığı yapma alçalışına kanatlanmaktan yeğnik yol bulamaz olur…

Uşaklar: Bilirsiniz ki, kendi iradelerinin sahibi, efendileri olamazlar; köleleşirler. Kölelerse, salt efendilerinin buyruklarını uygulayan birer robot (özdevinir) olmaktan, bir ömür boyu kurtulamazlar…

Eyy kahraman insan! Korkuyu yen! Şu daracık dünyada korkusuzca yaşamaya bak! Daha dünyadayken cennetini yaratmaya bak…! Eğer o cenneti dünyada yaşarken yaratamazsan, hiç bir zaman toprağın altındaki cennetlerden pay umamazsın..!

Şimdi de, aynı gazetenin aynı sayfasına düştüğüm notlarıma geçiyorum. Buyurun birlikte okuyalım:

Duygu, görünmeyen bir iç enerjisidir! O iç-enerji davranışa geçmeden kişi duygulanamaz! Sevinemez, korkamaz, tasalanamaz, üzülemez, horozlanamaz..! vd.. vd…

Sır diye bir bilinmezlik yoktur bence. Sır demek, bastırılmış, uyutulmuş sözcüklerin işkencesine bir süre daha katlanmak demektir!

Tanrı denilen kutsallık, içimizde unuttuğumuz, ya da bile bile, bilinçlice uyuttuğumuz “Ben” imiz olmalıdır. Ben nerdeysem Tanrı oradadır, Tanrı nerdeyse ben oradayım…! Hani yüce Peygamberimiz, ulu insan Hz. Muhammed de: “Nerede anarsan Tanrı oradadır…!” Dememiş mi..?

Dil, söz, konuşmalar… Üstü örtülü, ya da üstü açık seçik “Yalanlar” la, sahte davranışlarla özürlü ve yaralı olabilirler. Gel bil ki “Duygular” öyle değildir. Duygular kesinlikle yalan bilmez, sahtelik tanımazlar.

Yalan söyleyemezler..! (Kendi yanılmaları dışında duygularınıza yalan söyletemezsiniz..! )

Hazlar ve Mutluluklar: Birbirlerinden doğan, birbirlerini var eden, yaratan ve yaşatan eşdeş insan duygularıdırlar..!

Hırs, yapıcı yolda kullanıldığı zaman ulaşılamaz yüceltilere yükseltir ulu kahramanını. Yıkıcı hırslar ise, insanlığın ulaşabildiği kesimini yakar, yıkar, yok eder; analarından doğduklarına pişman ederler tüm insanları…

Duygular, her canda kesinkes bulunan kıpırtılı, ya da uyku içinde uyuyan enerji atomlarıdırlar. İnsanlarda, özellikle bayan insanlarda bu atomların biraz daha aşkın biçimleriyle ortaya çıktığını her zaman görmüşüzdür ve açıkça görebiliriz. (Yeter ki görmek istemeyen göz kertesinde kör olmayalım..! )

Utanmak, insanlara özgü bir duygudur. Utanç duyulacak işleri yapmak ise, yine insanlara özgü davranışlardandır. Gel bil ki bu ikisi arasında: 10.994 metre derinliğindeki Mariana çukuru ile, 8848 metre yükseltideki Everest Tepesi arasındaki çelişkili yükseltiler kadar ayırımlı farklar vardır… (Bu ayırımı yapanlar da yine biz insanlarız..! ).

İnsanız! İstemediğimiz olayları istediğimiz kılıklarda sunma alçalışının ustalarıyız. Onları ortadan kaldıramasak bile, değişik kılıklara sokarak soysuzlaştırır, insan oluşumuzu yine kanıtlarız.

Bastırılan her duygu, bir süreliğine uyutulup saklanabilir. Ama hiç bir zaman kesinkes yok edilemezler. Yerini, zamanını, iklimini bulduğu an, irademizden izinsiz yine çıkar ortaya. Hem de olduğundan daha gür, daha güçlü çıkar bu sefer…

Duygu bir diri enerjidir. Hiç bir insanın duygularından boş düşmesini bekleyemeyiz! Bu beklenti, o insanı hayvanlaştırmaktan da öte, öldürmek olur. Çünkü hayvanlarda da vardır duygu denen kutsallık. Yalnızca “Ölüler” kurtulabilirler duygularından…

Şu “Çıkar denen Çirkefi” insan yaşamından çıkarıp yok etmedikçe, İNSANLIK hiçbir zaman gerçek insanlığına ulaşamaz..! İnsanlar, gerçek mutluluğu ne sömürmelerde bulabilirler, ne de sömürülmelerde… Bir adım daha atıp: Sömüren insanlar, sömürülenlerden daha az mutsuz değildirler..! Bile diyebiliriz..!

Duygularımızı bastırmak, sorunlarımızı çözmek demek değildir. Sorunlar, duygularla değil, akılla çözülürler..!

Yaşamımız, var oluşlarımızın bize yansıyan yanlarıdır. Yaşamın, bir tür bizlere armağanıdır var-oluşlarımız… Var olmanın hakkını verelim; var-olmayı bilelim…!

Kişilik, kişinin kendi yapısını en gerçekçi biçimde tanımasıyla oluşur. Ne horozlanmalarla ve ne de horozlananlara tavukluk yapmalarla gerçek kişiliğe ulaşmak, hiç bir Cana nasip olamaz!

Kişi, kendini iyi tanımalı, doğru değerlendirmelidir. Kişinin gerçek kişiliğini kazanmasının en sağlam, en sağlıklı yolu da budur…

Kendisine saygısı olan her insan, başkalarına saygı duymakla yükümlüdür…

Başarının üç temel koşulu var: Birisi, kendine olan güveni; ötekisi yeterli bilgilerle donangılı olması; üçüncüsü de, bilene de, bilmeyene de “Saygılı” olması…

Sezgi, en gerçekçi enerji kayağıdır; değerlendirmesini bildik mi, ulaşılması zor keşiflere götürür, araştırıcı kahramanlarını…

Yaşamda başarılı olabilmekse, kişilerin kendi ellerindedir. Mutlu olabilmek ise, kişilerin Mutluluğu gerçekten isteyip istememelerine bağlıdır…

İki Bölüm’den oluşan K O R K U makalem 2013 yılında yazılmıştır!

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: