Kitap Yasaklatan, Toplattıran, Yakan Zihniyetler…


Öğretmenler Günü’nü Kutlamıyorlar mı!

Kimileri ürküyor kitaptan. Bu «fobi» ne Tanrının hoşuna gider, ne de ‘insanım’ diyenlerin… «Şeytan» ruhluları sevindirir sadece! Zalimler korkak olur. book_burning Korkarlar kitaptan, insanların aydınlanmasından… Yakın ve uzak tarihin « “Neron Keyfi” » yaşayanlara bakın, anlarsınız! İngiliz Düşünürü Herber Spencer der ki; “Bir insanın değeri, okuduğu kitaplarla ölçülür!” Gelin şimdi bunu kitaptan korkanların ülkelerine uyarlayalım; ‘Bir insanın değeri, okuduğu kitaplarla değil; ateşe attırıp, yaktırttığı kitaplarla ölçülüyor!’ İyi de yılda bir kere Öğretmenler Günü’nde veya konumuzla ilgili kutlamalarda podyumlarda boy gösterenler insanlığı, kitabı, okumayı, dini, imanı, günahı, sevabı, sevgiyi, güzel ahlâkı, Müslümanlığı nasıl anlatabilirler, dinleyenlerini iknâ edebilirlerki?

***

24 KASIM / ÖĞRETMENLER GÜNÜ VESİLESİYLE
O K U M A K VE K İ T A P Ü S T Ü N E

maa

Mustafa Aslan Aksungur

Tanrının ilk buyruğu: “Oku!” emriyle başlar…

Gel bil ki bizler; şu yirmi birinci yüzyılın “Atom Çağı İnsanları” olarak biz Türkler, bu yüce emirden, “Okuma Yüce Eylemi”nden, Müslümanın sevaptan kaçtığı gibi kaçıyoruz hep… Hem de, şeytandan ürken Sofunun, kaçış hızıyla, dört-nala kaçıyoruz.

Salt kaçmakla da kalmıyoruz; ürküyoruz kitaptan… Bu ürkü, ne Tanrının hoşuna gider dostlarııım, ne de insanım diyen insanların hoşuna gider. Gitse gitse, “İnsanları azdırmak için Tanrıdan izin koparan Şeytanın” hoşuna gider ancak.! Hay deyin öyleyse, gelin okuyalım! Şeytanı sevindirmeyelim…

Kitabı sevelim; okumayı, düşünmeyi, çözmeyi, üretmeyi sevelim.

İnsanı sevelim, İnsanı..! Sevmeyi, sevilmeyi iş edinelim..!

Kitap kutsaldır. Bizler, “Kitap okuma alışkanlığını verememiş de olsak Halkımıza”, Halkımız kitabı sever, sayar. Üç öğününde yediği ekmeğiyle bir-ayar tutar kitabı yüce Halkımız…

Bilirsiniz: Halk İnsanlarımız hemen tümü, yerde gördüğü bir ekmek tıkımını yerden alır; öper, başına götürür; sonra da kimselerin çiğneyemeyeceği yüksekçe, tertemiz bir duvar kovuğuna koyar. Koyarken de, “Bismillah çekmeyi unutmaz.”

Tanrısının koruyucu ellerine yerleştirmiştir artık o kutsal emaneti. Huzur içinde işine-gücüne bakar…

Tıpkı öyle: Yerde gördüğü bir kitap sayfasına da aynı saygıyı gösterir Halkımız. Aynı eylemi uygular: Onu da yerden alır, saygıyla öper, ayaklar altında çiğnenemeyecek kadar yüksekçe bir duvar kovuğuna yerleştirir… Ohhh..! Rahatlayıverir hemen içi, dışı, canı, ruhu o insanımızın…

Zalimler korkak olur.

Haksızlar, Hırsızlar, Zalimler korkar kitaptan. Zorbalar korkar…

İlhanlı Devletinin kurucusu, Moğol Kağanı Hülagû Han: (d.1217– ö.1265) İslamı yok etmek üzere 1258’de Bağdat’a girdiği gün, Abbasi Halifesi Mustasım-Billah’ı akıl almaz işkencelerle öldürttü. Çuvala koydurtup askerlerine çiğnettirdi. Yüz binlerce Müslümanı kılıçtan geçirtti. Tarihçiler, öldürttüğü Müslüman sayısının, (abartılı mı bilmem ama ) yedi, sekiz yüz bini bulduğunu yazarlar…

Salt bu kadarla da yetinmedi Hülagû. Asıl baş düşmanı saydığı Bilimin ve Kitabın da köküne kibrit ateşi çaktırttı. Yüz binlerce kitabıyla birlikte Bağdat Kütüphanesini ateşe verdirtti, cayır cayır yaktırttı. Göklere direklenen kızıl alevleri seyrederek bundan sapık bir “Neron Keyfi” yaşadı…

Kütüphane yakma cinayetleri olmasa bile, Kitap Yakma cinayetini Avrupa devletlerinde de bol bol görürüz; okuruz…

6076897

Büyük bir Fransız düşünürü olan Francisco Saurez de Mariana, yazdığı “Direnme Hakkı” adlı kitabında:

“İktidarı zorla ele geçirenleri, yahut zorbalığa sapan iktidar sahiplerini, yahut krallarını öldürmek bir “Direnme Hakkıdır!”

Diye yazdığı için, İngiltere kralı bu kitabı 1613 yılında St. Paul’s Gross önünde ateşe attırıp yaktırtmıştır…

İşe bakın siz:

Bir yıl sonra, 1614 yılında, Fransa’da da aynı yol izlendi:

Fransa Parlamentosu da, kendi ülkesinin yazarı olan Saurez’in “Direnme Hakkı” kitabını:

“Kralların öldürülmesine övgü düzüyor!” gerekçesiyle yaktırttı.

Kitabının İngiltere’de yaktırıldığını gören, Fransa Parlamentosunca da yaktırma kararının alındığını öğrenen Saurez:

“Tanrıdan dileğim odur ki, bu zalimler, salt kitabımı yakmakla yetinmesinler. Beni de yaksınlar…

İşte o zaman, kalemimle savunduğum doğruları kanımla, canımla, bedenimle de savunarak İnsanlığa daha etkili bir Örnek-Eylem-Bilim sunmuş olurum..!”

Der. Bu örnek tepkisini, insanlığa armağan bırakır.

Bir de, dünyayı ateşe veren “Nazi Almanya”sına bakalım:

books-thrown

Yıl: 1933. Mayıs ayının 10’uncu günü… (Nazi book burnings Nazi book burnings Nazi book burnings)

O gün, “Berlin Meydanları”nda yaktırılan kitapların utancı, bugün bile her Almanın, (Daha doğru deyimiyle: Her insanın) yüzünü kızartacak kertede bir “Utanç Karası +Utanç isi+ Utanç işi” değil midir..?

Nazi Almanya’sında da, Musssolini İtalya’sında da, tonlarca kitabın yakıldığını dehşetle ve utanç içinde görmedi mi insanlık.

«»

O kadar uzaklara bile gitmeye gerek yok.

Darbe günlerinin 12 Martlarına, 12 Eylüllerine bakıverelim yeter: 12 Mart Faşizmi, Ankara’da Saymakadın Bahçeler-üstü, Konyalılar Sokak’ta, ellerime kelepçe, gözlerime göz-bağı takıp beni bilemediğim bir Askeri Zindana götürdükleri gece-yarısı, evimdeki 7 – 8.000 kitaplık kütüphanemle birlikte, taa 1962 yılından 1971 yılı martına kadar tuttuğum (18 GÜNLÜK DEFTER’imi de, 3.600 sayfa tutarında idi.) almış götürmüşler. Askeri Korganlarda yakmışlardı. Bugün hala kitaplarıma değil de o “GÜNLÜK DEFTER”lerimdeki dokuz yıllık emeklerime, yazılarıma yanıyor, yazıklanıyorum

Öz kendi ülkemizde, öz kendi kitaplarımızın, taşlaştırılmış beyinlerce, nasıl kızgın Korganlarda yaktırttırıldıklarını anımsayalım da… “Seka’ya gönderilme” Hafif-Cezasıyla, cezalandırılanlardan avuntu arayalım…

Evlerimizdeki Özel Kütüphanelerimizin, “Askeri cemseler” e yüklettirildiğini, yükleten “Mehmetler”in bile bilmedikleri hangi cehennem ateşine götürülüp atıldıklarını, acı duya duya, beyin kıvrımlarımızda bir kez daha yaşayalım…

Ünlü İngiliz Filozofu Herber Spencer:

“Bir insanın değeri, okuduğu kitaplarla ölçülür!” Demiş. İngiltere’ye göre değerlendirip, deyimlendirmiş.

Ben bunu, Türkiye gerçeklerine vurunca, biraz eksikçe buluyorum…

Utana utana:

“Türkiye’de bir insanın değeri, okuduğu kitaplarla ölçülmüyor; ateşe attırıp, yaktırttığı kitaplarla ölçülüyor!” Diyerek, Türkiye’ye uyarlıyor, eksiğini tamamlıyorum… Gerçeği söylemeden edemiyor insan aklım…

Şimdi de, yürekler yakan bir başka yangın cinayetine değineceğim:

2 Temmuz 1993 günü 37 seçkin insanımızın yakıldığı Sivas- Madımak Oteli cinayetinden söz açacağım. Şu bizim Madımak şehidimiz Metin Altıok’un “SARIL BANA”sını sunacağım sizlere, önce:

Sarıl Bana:

Bu yaşa geldim içimde bir çocuk hâlâ

Sevgiler bekliyor sürekli senden

İnsanın bir yanı nedense hep eksik

Ve o eksiği tamamlayayım derken

Var olan aşınıyor azar azar zamanda

Anamın bıraktığı yerden sarıl bana!

Şuna inanmak istiyorum ben: Eğer o isli, dumanlı katiller, eylemlerine girişmeden önce şairimizin bu dizelerini okuma erdemine erişmiş olsalardı, o benzinli paçavralarla tutuşturdukları yangına elleri varmaz, gönülleri kayıl olmaz, akılları buna izin vermezdi…

Hep böyleyim ben: 88 yıllık saf bir çocuğum. Bön bir yanım var.

Dostlarım, bilenlerim, bilmeyenlerim; bağışlasınlar benim bu bön yanımı!

Hiç, okumayan, kitabı düşman sayan insan: İnsanlığı, kitabı, okumayı, dini, imanı, günahı, sevabı, sevgiyi, güzel ahlâkı, Müslümanlığı vd. vd..vd… anlayabilir, kavrayabilir mi..?

Lütfen birileri uyarsın beni..!

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: