Tehlikeli Oyunlar…


Türkiye’yi «bitirdiler», sıra AB merkezi Brüksel’de!
[La «terreur» d’Erdogan à Bruxelles]

saint-josse2016

© photocredit

***

18 YIL ÖNCE KÜRT ENSTİTÜSÜ’NÜ NASIL ATEŞE VERMİŞLERDİ?

doğan_özgüden

© Doğan Özgüden

9 Ekim komplosu sadece Öcalan’ın şahsını değil, tüm Kürt ulusal kurtuluş hareketini ve ona destek veren ya da sadece sempati duyan herkesi hedef alıyordu.

Özellikle Öcalan’ın İtalya’da konakladığı günlerde Türk yöneticilerinin saldırgan demeçleri, Türk gazetelerinin ve televizyonlarının kışkırtıcı yayınları yüzünden sadece Türkiye’de değil, Türk göçmenlerinin yoğun bulunduğu Avrupa metropollerinde de vahşi gösterilerin ardı arkası kesilmiyordu.

Kışkırtmalar ilk acı meyvesini 17 Kasım 1998 gecesi Avrupa’nın başkenti Brüksel’de verdi. Akşam televizyonda son haberleri izliyorduk ki Saint-Josse mahallesinden bir arkadaş telefon ederek Rue Bonneels’deki Kürt lokallerinin ateşe verildiğini duyurdu.

Sokakta yakılan iki lokalden biri Brüksel Kürt Enstitüsü’ne, diğeri de Avrupa Kürt Dernekleri Federasyonu üyesi Kürdistan Kültür Derneği’ne aitti. Saldırganlar Rue Verbist’teki bir Asuri işyerini de tahrip etmişlerdi.

Belçika açısından affedilmez olan, günlerdir tahrik edilen gençlerin kilometrelerce uzaktaki bir meydanda toplandıktan sonra ellerinde Türk ve MHP bayraklarıyla Kürt aleyhtarı sloganlar atarak Rue Bonneels’e yürüdükleri görüldüğü halde Brüksel polisinin olayı seyretmekle yetinmesi, iki lokal ateşe verilirken de hiçbir müdahalede bulunmamış olmasıydı.

Olaylara tanık olanların anlattığına göre gözü dönmüş kalabalık Kürt lokallerini yaktıktan sonra yine sloganlar atarak iki sokak ötedeki İnfo-Türk lokaline yönelmiş, ancak bazı Türk gazetecilerinin “orası bir basın kuruluşuna ait, tahrip ederseniz Belçika’nın tepkisi sert olur” şeklindeki uyarıları üzerine vazgeçip dağılmışlardı.

Neyse ki, yakılan iki lokalde de o saatte kimse olmadığı için can kaybı yoktu.

Ertesi sabah tüm Belçika radyo, televizyon ve gazetelerinde Saint-Josse Olayları birinci haberdi. Ama Belçika’nın en büyük Fransızca gazetesi Le Soir, olayları “Brüksel’de Kürtlerin şiddet gösterisi” başlığıyla veriyordu. Oysa günlerden beri tüm Belçika makamlarını ve medyasını Türk aşırı sağcılarının Kürtlere saldırması ihtimaline karşı uyarıyorduk. Aynı mahallede özgürlük yürüyüşü yapan Kürtlere saldırının üzerinden dört yıl bile geçmemişti.

Brüksel Kürt Enstitüsü, Demokrat Ermeniler Derneği, Kürdistan Kültür Merkezi, Mezopotamya Kültür Merkezi ve İnfo-Türk olarak saldırıyı, polisin olaylar karşısındaki tavrını protesto eden bir bildiri yayınladık, Anadolu mikrokosmosunun barış içinde yaşadığı bu belediyede bu saldırıların tekrarlanmaması için Belçika makamlarını gerekli önlemleri almaya çağırdık.

Aynı gün Türk televizyonları bir gece önce yapılan saldırıya ait haberleri ve görüntüleri yine en provokatif yorumlarla tekrar tekrar veriyordu. Ama suçun işlenişini en yakın plandan ve saldıranların teşhisine olanak verecek şekilde yansıtan görüntüler Show TV’deydi. Görüntüleri derhal kayda aldık.

Kürt Enstitüsü yöneticileri yakılıp yıkılmış lokallerinin enkazı içerisinde bir basın toplantısı yaparak tahribatı Belçikalı gazetecilere gösterdiler. Toplantıda ben de söz alarak Belçika medyasının bu olayları yansıtmadaki tavrını sert şekilde eleştirdim. RTL Televizyonu’nun büyük röportajcısı Marie-Rose Armesto,

– Ben bu işin üstüne gideceğim, ama elinizde yeterince kanıt var mı, diye sordu.

– Hem de nasıl! Hemen bizim eve gel, dedim.

Show TV’nin görüntülerinde Kürt lokallerine saldıranların sırtlarında üç hilalli bayraklar, slogan atanların parmaklarıyla yaptığı Bozkurt işaretleri ve de birçok saldırganın suratı net şekilde görülüyordu.

Görüntülerden şoke olan Marie-Rose,

– Telif hakkı sorunundan ben video kaydını aynen geçemem, en iyisi sen televizyonda bu görüntüleri seyrederken yakın plandan çekim yapalım, hem de senin yorumlarını eşzamanlı kaydedelim, dedi.

Röportaj yarım saat içinde tamamlandı. Marie-Rose, programı sadece RTL’de yayınlamakla kalmadı, Belçika kamuoyu gerçeği tanısın diye Fransızca ve Flamanca yayın yapan tüm televizyon kanallarına da dağıtarak onların seyircilerinin de gerçeği tanımasını sağladı.

Artık kimsenin saldırıyı örtbas edecek hali yoktu. Çaresiz, TV kayıtlarında kimliği tesbit edilebilen bazı gençler hakkında dava açıldı, ama bu gençleri tahrik eden Türk diplomatları, onların güdümündeki Türk dernekleri ve medyası hakkında herhangi bir işlem yapılmadı. Üstelik, birkaç yıl süren duruşmalardan sonra sabotajcıların hiçbir mahkum edilmedi, sadece tahrikçi sayılan bir gence “ıslah olması için bir dernekte birkaç ay kamu hizmeti yapma” cezası vermekle yetinildi!
[Doğan Özgüden, «Vatansız» Gazeteci, Sürgün yılları, Belge Yayınları, İstanbul 2011]

*

info_turk

facebook

twitter

linkedin

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: