Kalburda su saklamak…


… ve yüreğimizi kaplayan duygu keşmekeşini dışa yansıtmak!

maa

Mustafa Aslan Aksungur

”Büyük Makamların Küçük Adamcıkları”, kapılarında insanları bekletmeye bayılırlar… Sadistik zevkler, çıngıraklı keyifler alırlar insanları bekletmekten… Hiç yılmamalıyız bu özel tuzaklardan. Takmamalıyız kılımıza o çalımlı çamurlaşmaları… Ben hiç yılmamaya çalışırım… Yılmam da. Çalışan, başarır. Hayal kırıklıkları yaşadığınız karamsar bir zamanınızda:linges Moraran elleriyle, kışın dondurucu ayazında çamaşır asmaya çalışan, kor-pembesi yanaklı bir taze geline takılınca gözleriniz: Onu sevmek mi, ona acımak mı, yoksa yapamayacağınız bir yardıma koşamamanın sancısı mı kaplar yüreğimizi, bilemeyiz. İşte kendinizi tartmanın okkası, terazisi buradadır.

© photocredit

***

BÜYÜK MAKAMLARIN KÜÇÜK ADAMCIKLARI

Saygıdeğer Okurlarım;

Sivri akıllılık saymazsanız, burada bir parantez açıp, iki çitlem laf edeceğim sizlerle…

Gezerken, yürürken, trene binerken, otobüs yolculuklarında, bir resmi daire kapısında beklerken, vd.. vd.. vd… hep kendimiz olmalıyız..!

Ben hep öyle yaparım, hep kendim olurum…

Bilirsiniz: ”Büyük Makamların Küçük Adamcıkları”, kapılarında insanları bekletmeye bayılırlar… Sadistik zevkler, çıngıraklı keyifler alırlar insanları bekletmekten… Hiç yılmamalıyız bu özel tuzaklardan. Takmamalıyız kılımıza o çalımlı çamurlaşmaları…

Ben hiç yılmamaya çalışırım…
Yılmam da.
Çalışan, başarır.

Hayal kırıklıkları yaşadığınız karamsar bir zamanınızda: Moraran elleriyle, kışın dondurucu ayazında çamaşır asmaya çalışan, kor-pembesi yanaklı bir taze geline takılınca gözleriniz: Onu sevmek mi, ona acımak mı, yoksa yapamayacağınız bir yardıma koşamamanın sancısı mı kaplar yüreğimizi, bilemeyiz.

Yoklayın kendi aklınızla, kendi yüreğinizi. Yoklayın kendinize özgün kendinizle o anki içinizde uç veren duygularınızın dürtülerini.

İşte kendinizi tartmanın okkası, terazisi buradadır. Bende, hep böyle olur: Tüm bu saydığımız ve de sayamadığımız bir yığın duygu keşmekeşi kaplar yüreğimi…

Bir gök keçi, bir ala dana, bir sümüklü çocuk, bir kavruk adam, bir kırılmış kamış görsem yolumun üstünde, öyküler üşüşür beyin algaçlarma… Durduk yerde, edebiyat şaheseri sayılacak üstünlükte, güzel güzel tümcecikler örülür beynimde. Kendimin bile beğendiğim, üst öykücükler gözüyle bakarım bu kurgularıma hep…

“Ahhh!” derim, şu mırıldandıklarımı tutuklayarak, istediğim vakit, istediğim yerde yeniden dinlemek için, her zaman elimin altında bulundurabileceğim bir teyp bandına alabilsem. Üzerinde hiç düzeltme yapmadan yazıya dökebilsem… İnanın bana, dünya, eşi benzeri görülmedik bir edebiyat ”Şah-Eser”i daha kazanırdı os’saat.”

Birazcık erken doğuşum,(1928) bugünkü teknolojik gelişmelerin çok çok gerisinde bıraktı beni. Ne son model telefonlar edinebilme olanağım var, ne de, telefonu edinsem bile, onu kullana-bilme yeteneğim. Hal böyle olunca: ”eşi benzeri görülmedik o Edebiyat“Şah-Eserleri” telef olup gidiyor. Varın sizler bunu atmasyon sayarsanız sayın, ben yine de söyleyeceğim: Dünya onlarca şah-eser yitiriyor.

Der, kendini beğenmişlerin böbürlenmeleriyle, böbürlenirim kendi kendime… Sonra da döner, utanırım kendimden. Yerin dibine geçerim bu kendimi beğenmişliğimden ötürü..! Yine dee içimde, çapraşık bir iç-düğümü, bir dolaşık “Acabaa?!”cık kalır ves-selâm…

Döner, bir kez daha:

“-Acaba… –Derim- bu düşündüklerimi gerçekleştirsem, utanılacak, tutarsız, ipe-sapa gelmez, ne olduğu bilinmez, kendimin bile anlayamayacağım bir yığın saçmalıklar, bir yığın çıkmaz sokaklar mı dökülür dudaklarımdan, kalemimden ortalığa.. ! Öykü diye öykündüğüm o saçmalıklarla övünmem mi gerekiiir, yerinmem mi, gerekir.. ?” Der, hangisinde karar kıla-bileceğimi bilemez olurum…

“Boş ver Aslan Bey bu ikirciklenmelere..! Bu acabalara..! Bu “İki arada, bir derede kalıp ta, “Kararsız Kasım olmalaraaa..!” Der, rahatlarım…

Beynime, düven öküzüne dürtülen embelden daha sivri bir embel dürter, uyarırım kendimi, kendim…

Ama yine de bu bocalamalarımın arasında, ayak-üstü öyküler düzme tutkusundan kurtaramam beynimin üç bölü dördünü..! Ne’eyleyelim; bir tür tiryakilik olmalı demek ki bu çetrefilli iş de böylece bana.

Gelelim şimdi teypsiz, bantsız, aklımda kalanı, kalburda su saklar gibi saklaya-bildiklerimi çala-kalem yazmaya…

Hazır mısınız..?

Ben hazırım!

Başlıyorum!

Baş-la-dııım..!

Öykümün başlığını bile koydum sayın okurlarım:
Kütüphane!

Arkası Yarın…

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: