Türkçeye çevirenlerin «kurbanları…»


Hz. Muhammed (SAV) ve Yunus Emre !

maa

Mustafa Aslan Aksungur

“Anan yoksa, aynan da mı yoktu?” Kime diyor bu eleştiri kokan taşlamalı deyim? Üstüne, başına, kılığına, kıyafetine gerekli özeni göstermeden sokağa çıkan, toplum içine karışan, pejmürde, kılıksız, dağınık, bakımsız, beceriksiz, pantolonunun fermuarını çekemeyen, donunun uçkurunu bağlayamayan insanlara… Ümmi sözcüğü de dilimize Arapçadan geçme bir sözcüktür. Ana anlamı: “Anasından doğduğu gibi kalmış, bozulmamış, hiç bir dış etkilenmelerle çandırlaşmamış olan; özgün, orijinal, kendine özgü erdemlerle donangılı… Dupduru…” Tıpkı Hz. Muhammed’e sunulan “Ümmilik” sıfatı gibi. Gel gör ki, ‘Vur! deyince, öldürürüz’ deyimini anımsatırcasına; “Büyük Türkçe Sözlük” “Ümmi: Okuyup yazması olmayan diyor. Bu durumda oturun ve düşünün Hz. Muhammed’i. Yetmedi, aynı unvanı taşıyan ve ”Yunus Emre Ümmi idi” denilen büyük Bilgeyi! Cahil, okuyup yazma bilmez” . Biz sev dük aşık olduk. Sevil dük maşuk olduk. Her dem yeni toğaruz Bizden kim usanası..! diye yakınmaya başlamaz mı sizce?!

***

YUNUS EMRE VE ÜMMİLİK ÜSTÜNE

Arapçadaki “Umm” sözcüğü ile Türkçemizdeki “Ana” sözcüğü, anlam bakımından birbirlerinin tıpa tıp aynısı olan iki ayrı dilde oluşmuş iki ayrı sözcüktür.

Her ikisi de üç harften oluşmuştur. Her iki sözcük te, çok çeşitli “Anlam zenginlikleriyle” yüklüdür. Bu zenginlikler, paranın o soğuk, üşüten zenginlikleri değil, “Ana” ya yakışacak kadar yakın, sıcacık, renkli ve kutsal zenginlikler sarmalıdır…

Aklımıza geliveren karşılıklarını sıralayarak, buyurun bu “Ana Kutsallığı”na girebildiğimiz ölçülerde beraberce girmeye çalışalım:

ANA sözcüğü, salt canlılar için söylenmiş bir sözcük de değildir. Cansızları da kapsar. Canlıları da Kucaklar. Canlı-cansız, her iki varlığı da Kolları arasına alır, bağrına basar…

Şimdi burada, Cansız varlıklar için “ANA” sözcüğünün kullanıldığı yerlere şööyle bir bakalım:

Cansız varlıkları tam kıvamında anlatabilmemiz için: “Asıl + temel + esas + kök” gibi belirleyici “ANA yapılar” ı kullanırız. Ana sözcüğü, yardımcı sözcüklerle kullanıldıkları zaman çok daha renkli, çok daha geniş anlamlı zenginlikler sunarlar ulaştıkları beyinlere…

Bakınız, buracıkta bile “ANA yapı = yapının anası” sözcüğünü kullanma gereksinimini duyuverdik işte.

Ana-yasa, ana dil, ana konu, ana metin, ana adı, ana niteliği, anapara, ana gedevet, ana yatak, ana kanal, ana aşı, ana yol, ana kerpiç… Vd. vd.. vd… ciltlere sığmaz zenginlikler sunar bu “Ana”lar beynimize…

Buracıkta Halkımızın “Ana”ya duyduğu saygıyı somutça göstermesi bakımından “Ana Kerpiç – Kuzu kerpiç” deyimleri üzerinde azıcık duralım isterseniz. Ne dersiniz..?

Bizim Anadolu’da evler-binalar, dağlık bölgelerimizde genellikle taştan yapılırlar. Taşları kıt olan ova köylerimizde ise, kerpiçlerle örülür. Kerpiç, toprakla saman karışımı kokuşmuş balçığın kalıplara dökülerek güneş sıcağında kurutulmalarıyla elde edilir. Bu kalıplar genellikle üç gözlü olurlar. Bu Gözlerden birisi büyük ikisi küçük olur. Büyük göz kerpicini “Ana kerpiç” öteki iki küçük göz kerpiçlerini de ”Kuzu kerpiç” diye adlandırmış Halkımız.

Ölçülü ve uyumludur bu ana kerpiçlerle kuzu kerpiçler birbirleriyle:

İki kuzu kerpicin büyüklüğü, bir ana kerpiç kadardır. Kuzu kerpiçlerin boyları ile yükseklikleri ana kerpiçle aynı boyda, aynı boyutta olup, sadece enleri ana kerpicin yarı hacmindedir.

Bir Ana Kerpici, iki kuzu kerpice bedel tutmuş Halkımız. Bu çok basit adlandırma bile, Halkımızın “Ana”ya karşı duyduğu yüce duygularını apaçık anlatmıyor mu bizlere?

Halkımızın, Ana sözcüğüne duyduğu saygısının, sevgisinin, tutkusunun ve ”Ananın ululanışının” Halk dilinde onaylanmış, mühürlü bir belgesi sayılmaz mı bu deyimlendirme?

Ben böyle görüyor, böyle sayıyorum. Onayımı veriyor, mührümü basıyorum!

Canlı varlıklar için “ ANA” sözcüğünün kullanılış yerleri ve biçimleri:

İstanbul ağzıyla konuşursak ana sözcüğü “Anne” anlamının eşdeşidir.

“Doğuran, üreten, emziren, besleyen, büyüten, koruyan, kollayan, yarılgayan, yemeyip yediren, içmeyip içiren, kendi yaşamını ve özünü çocuklarına adayan, evi ve ailesi için saçını süpürge eden, vd. vd.. vd… “Kutsal CAN,” anlamlarını içerir “Ana” sözcüğü. Saygınlık, kutsallık, koruyuculuk, tertemizlik anlamlarıyla da donangılıdırlar. “Meryem Ana, Hatice Anamız, Ayşe Anamız, Fatma Anamız…” Sanlarında görüldüğü gibi…

Karşılaştığımız tüm tehlikeli durumlarda da, içgüdüsel olarak ilk sığınağımız “ANA” kucağı olmaktadır. Ayağımız kaysa, bir yerlerden düşsek, bir yerimiz incinse ağzımızdan ilk dökülen sözcükler: “Vay Anaam..! Ah Anacığııım..!” Çığlıkları olur…

İşte ana: Bu kertede kapsamlı, bu kertede koruyucu, kollayıcı, kucaklayıcı, güvenli, bu kertede kutsal, sım-sıcak, bir ulu sığınaktır…

Atasözlerimizde Ana:

Son, 2011 yılında yayımlanan “Türk dilinin en kapsamlı, (içinde [21 533] Atasözü bulunmaktadır. ) en dolgun derleme yapıtı olan “Atasözleri ve Atasözü Nitelikli Deyimler” kitabımızdaki “Ana” ile ilgili sözcükleri saydım. Tam [162]Atasözü buldum kitapta. Bu Atasözlerinin her biri, ana sözcüğüne sığınan erdemleri sayıp döküyor biiir… Bir. İlgi duyanlar, bu “ANA KİTAP”a başvurabilirler… [*]

Ben bu kitabı derlediğim, bu yapıtı oluşturduğum 60 yıl boyunca, “ANA” sözü üzerine söylenmiş olan, ama o zamanlar benim ulaşamadığım bir Atasözümüze daha ulaştım. Şimdi burada, bu (163) üncü Atasözümüzü ele alıp, açıklayacağım. Böylece hem bir Atasözü daha kazandırmış olacağım o büyük yapıtıma, hem de bu Atasözümüzün bir açımlamasını yaparak ANALIK ERDEMİNİN akla pek gelmeyen, ama en çok gereksinim duyduğumuz “Ana Sevecenliği” üzerindeki bir Ana konuya değinmeye çalışacağım.

Kitap yayınlandıktan sonra bulunan o Ana ile ilgili son Atasözü: “Anan yoksa, aynan da mı yoktu?” Diyen Atasözümüzdür.

Kime diyor bu eleştiri kokan taşlamalı deyimi?

Üstüne, başına, kılığına, kıyafetine gerekli özeni göstermeden sokağa çıkan, toplum içine karışan, pejmürde, kılıksız, dağınık, bakımsız, beceriksiz, pantolonunun fermuarını çekemeyen, donunun uçkurunu bağlayamayan insanlara söylüyor…

Bu uyarıda, ANANIN özenini, kıymetini, yavrularına eğilişini, çocuklarını gözetişini, fedakârlığını vbg. vbg… Aklımıza gelen, gelmeyen pek çok erdemlerini, 7 renkli gökkuşağı güzelliğiyle, renklice gözümüzün önüne seren bir ‘Büyülü Gerçeklik’ görülmüyor mu?

Konuyu birazcık dağıttık galiba. Ana konumuz, “Yunus Emre’nin Ümmiliği” idi. Ama söz anadan açılınca ne denli dağıtırsak dağıtalım, her dağılışta “Ananın” aklımıza bile getiremediğimiz bir erdemi, gönlümüzü ana sıcaklığıyla hem ısıtıyor, hem de ışıklandırıyor; kalaylı tasa çeviriyor. O yüzden, böylesi dağılışlara, o Büyük Yunus Emre’mizin “Hoş-görüsü” ile bakacağız kuşkusuz…

Şu benim çorak gönlüm de, “ANA” konusu üzerindeki bütün dağılışlara can feda deyip, bunların daha da çoğalmalarını, artmalarını, zenginleşmelerini ister… Hoş görsünler bu yüzden okurlarımız, benim bu ışıklı dağınıklığımı…

Ümmi sözcüğüne gelince:

Ümmi sözcüğü de dilimize Arapçadan geçme bir sözcüktür. Ana anlamı:

“Anasından doğduğu gibi kalmış, bozulmamış, hiç bir dış etkilenmelerle çandırlaşmamış olan; özgün, orijinal, kendine özgü erdemlerle donangılı… Dupduru…”

Gibi anlamlar taşır. Tıpkı Hz. Muhammed’e sunulan “Ümmilik” sıfatı gibi.

Ümmilik, anasından doğduğu gibi kalmış, hiç bozulmamış, süt bebeği temizliğiyle yaşını başını almış o tertemiz insanlar için söylenen bir sıfat iken, Osmanlıcadaki, “ümmi” sözcüğüne sonradan:

“Cahil, okuyup yazma bilmez” anlamları da yükletilmiş. İşe bakın ki siz, bu sözcük, genellikle demesek bile, çoğunlukla bu anlamlarda kullanılır olmuş.

TDK.’nun “Büyük Türkçe Sözlük” yapıtında bile:[ “Ümmi: Ar. Umm. Sf.(Ümmi:)esk. Okuyup yazması olmayan:] Diye verilmiş.

Öyle olur zaten: ”-Vur! Deyince, öldürürüz!”

Bir dilden bir başka dile geçen her sözcük, hemen hemen, az-çok aykırıca anlamlarla özürlenir. Alınış amacından sapıtılır, şifşiti anlamlarla nakışlanır. İşte şu bizim büyük Yunus Emremiz ile O’na takılan ümmilik sıfatı arasına, bu anlamda şifşiti bir nakışlı yakıştırma konmuş:

”Yunus Emre Ümmi idi” denmiş.

Evet! Yunus Emre’miz gerçek bir ümmi idi. Gel bil ki o büyük Dünya Ozanımızın “ÜMMÎLİĞİ”, tamamen birinci anlamlardaki gerçek ümmilik idi: Tertemizlik ümmiliği idi…

Anasından doğduğu gibi tertemiz kalma. + Yaşamın hiçbir pisliğine bulaşmamış olma. Günahsızca ölme nitelikleriyle donangılı olan ümmilik idi.

“Okuyup yazması olmayan.” üç çelimsiz sözcüğün anlattığı anlamda “Ümmi” değildi ol Dünya Ozanı Büyük Yunus Emremiz.

En az, zamanının medreselerini, fakültelerini, üniversitelerini bitirmiş olan müderrisleri, prof. ları, en büyük bilginleri kadar dünya ve ahret bilimlerini özümlemiş bir büyük “Bilge” idi.

“Biz sev dük aşık olduk
Sevil dük maşuk olduk
Her dem yeni toğaruz
Bizden kim usanası..!”
[*]

Diyen büyük Yunusumuz her dem yeniden doğmuş, her dem tazelenmiş, her dem Hz. Muhammed Ümmiliği ile onurlandırılmış, donangılı, “Divan Sahibi” bir “Ümmi” ozanımız idi. Dünyamızı nurlandırdı…

Nurlu Divanlar bıraktı ardıllarına; dünya insanlarına… Nur içinde yatsın..!

[*] Kitap isteme adresi:
Mustafa Aslan Aksungur.
Memurevleri Mah. Tonguç Cad.205 Sok. Göksoy Apt. Kat: 7 No: 2/44 ANTALYA

1) Yunus Emre’nin Doğuşu. [8.00Tl.]

2) Atasözleri ve Atasözü Nitelikli Deyimler. [12.00 Tl.]

3) Atasözleri Açılımı… [8.00 Tl.]

4) Dantelli Kutu. Küfürlü Atasözleri. [8.00Tl.]

5) Özdeyişler+ Özel-deyişler+Özlü-Deyişler. [9.00 Tl.]

6) Köroğlu-Anadolu.

7) Köroğlu-Azerbaycan._(İk kitap bir kapak altında: [6.00 Tl.] )

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: