Sevgi Nedir?!


Belki de bir Sevgi Bombası? Niçin olmasın!

mustafa_aslan

Mustafa Aslan Aksungur

Bilimin açıklayamadığı son derece kuvvetli bir güç var. love Bu güç herkesi kapsıyor ve yönetiyor , evrenin çalışmasını sağlayan her olgunun arkasında bile o var ve henüz bizim tarafımızdan tanımlanamadı. Bu evrensel güç SEVGİDİR. . Sevgi ışıktır, Sevgi yer çekimidir, Sevgi kuvvettir, Sevgi Tanrıdır. Sevgi için yaşarız ve ölürüz. Bu güç her şeyi açıklar ve yaşama anlam katar. Bu bizim çok uzun süredir göz ardı ettiğimiz bir çelişkidir, çünkü belki insanın evrende kendi özgür iradesiyle kullanamayacağı tek enerji olduğu için sevgiden korkuyoruz. İnsanlığın evrendeki bizim düşmanımız haline gelen diğer güçleri kullanmakta ve kontrol etmekte ki başarısızlığından sonra kendimizi başka çeşit bir enerjiyle beslememiz zorunludur. Hayatta bir anlam bulmamız gerekiyorsa, dünyayı ve içinde yaşayan her duyarlı varlığı kurtarmak istiyorsak, sevgi tek ve biricik cevaptır. – Albert Einstein.

© photocredit

***

 

Albert Einstein’ın Özel Mektubu!

Dün, bir mektup aldım “Albert Einstein”dan. Ahretimi söz konusu edemeyeceğim ama, “Bu dünya tümüyle benim oldu.” diyebilirim Sizlere… Mektup, “SEVGİ ÜSTÜNE” idi. Kimse ile demeyeyim de, “Özellikle okurlarımla” diyeyim, bir gizlimiz, saklımız olamaz biz “Yazarların.” Aldığım bu Mektubu virgülüne, noktasına dokunmadan, olduğu gibi sunuyorum aşağıda Sayın okurlarıma. Buyurun severek, sevinerek okuyun…

 

1980’lerin sonunda ünlü dehanın kızı olan Lieserl, Hayatı Einstein’ın yazdığı 1400 mektubu Yahudi Üniversitesine bağışladı; tek bir şartı vardı: babasının ölümünün üzerinden 20 yıl geçene kadar içerikleri yayınlanmayacaktı. Bu okuyacağınız mektup Lieserl Einstein için olanlardan bir tanesi olup, yirmi yıllık zaman aşımı sonrası ortaya çıkarılmış ve yayınlanabilmiştir.
AK-ŞAKA köşesi olarak bu mektubu ve tabii ki içeriğini dikkatlerinize sunuyorum;

“İzafiyet kuramını açıkladığım zaman çok az kişi beni anladı, şimdi insanlığa ulaşması için yazacaklarım da bu dünyada yanlış anlaşılma ve önyargıyla çarpışmaya mahkum.

Mektupları gerektiği sürece korumanı istiyorum, ta ki toplum şimdi açıklayacaklarımı kabul edecek düzeye gelene kadar.

Bilimin açıklayamadığı son derece kuvvetli bir güç var. Bu güç herkesi kapsıyor ve yönetiyor , evrenin çalışmasını sağlayan her olgunun arkasında bile o var ve henüz bizim tarafımızdan tanımlanamadı.
Bu evrensel güç SEVGİDİR.

Bilim insanları, evren için birleşik bir kuram ararken, görülemeyen en kuvvetli evrensel gücü unuttular.

Sevgi ışıktır, onu alıp verenleri aydınlatan.

Sevgi yer çekimidir, çünkü insanların birbirine çekim hissetmelerini sağlar.

Sevgi kuvvettir, çünkü bizdeki en iyiyi çoğaltır, ve insanlığın kör bencilliklerinde tükenmemesine izin verir.

Sevgi için yaşarız ve ölürüz.

Sevgi Tanrıdır ve Tanrı sevgidir.

Bu güç her şeyi açıklar ve yaşama anlam katar. Bu bizim çok uzun süredir göz ardı ettiğimiz bir çelişkidir, çünkü belki insanın evrende kendi özgür iradesiyle kullanamayacağı tek enerji olduğu için sevgiden korkuyoruz.

Sevgiye görünürlük verebilmek için, en ünlü denklemimde basit bir yer değiştirme yaptım.

Eğer E=mc2 yerine, dünyayı iyileştirecek olan enerjinin ışık hızının karesiyle çarpılacak sevgiyle sağlanabileceğini kabul edersek, şu sonuca varıyoruz: sevgi en kuvvetli güçtür, çünkü sınırı yoktur.

İnsanlığın evrendeki bizim düşmanımız haline gelen diğer güçleri kullanmakta ve kontrol etmekte ki başarısızlığından sonra kendimizi başka çeşit bir enerjiyle beslememiz zorunludur.

Eğer türümüzün hayatta kalmasını istiyorsak, eğer hayatta bir anlam bulmamız gerekiyorsa, eğer dünyayı ve içinde yaşayan her duyarlı varlığı kurtarmak istiyorsak, sevgi tek ve biricik cevaptır.

Belki bir sevgi bombası, gezegenimizi harap eden açgözlülük, nefret ve bencilliği tamamen yok edebilecek kadar güçlü bir cihaz, yapmaya hazır değiliz.
Buna rağmen her bireyin enerjisini açığa çıkartmayı bekleyen küçük ama kuvvetli bir jeneratör var.

Bu evrensel enerjiyi almayı ve vermeyi öğrendiğimiz zaman sevgili Lieserl, sevginin hepsini yendiğini, her şeyin ötesine geçtiğini doğrulayabileceğiz, çünkü sevgi hayatın en özlü kısmıdır.

Bütün hayatım boyunca kalbimin içinde sana dair sessizce atanları ifade edemediğim için çok derin bir pişmanlık duyuyorum. Belki artık özür dilemek için çok geç, ama zaman göreceli olduğu için sana söylemem gerekiyor : Seni seviyorum ve nihai cevabı bulduğum için sana teşekkür ederim.

(Baban Albert Einstein.)

***********

Mektubumuz bu!
Ben, Einstein değilim. Kuşkusuz ki, olamam da.

Gel bil ki, daha bu mektubun varlığından bile haberim yokken, bugün 72.ncisini bitirip, 73.üncüsüne başladığım “GÜNLÜK DEFTERİMDEN – (ONUNCU GÜNLÜK Defterime) 30 Ocak 1986; Perşembe günü: yazdığım:

30 Ocak 1986; Perşembe – Sevgi harikalar yaratır. İnsanoğlunun en güçlü silahlarından biridir sevgisi. Gelgelelim onu yerinde ve zamanında kullanmasını bilmek gerek. Bunu ise,ancak ve yalnızca akıl yolu ile başarabilir insanlar. Duygu yoluyla değil.

Aslında sevginin yeri ve zamanı olmaz! Sevgiyi sunmanın ya da sakınmanın yeri ve zamanı vardır. Bunu bulup, bunu çıkaracak olan da duygularımız değil, aklımızdır…

Sevgi mantık tanımaz. Som duygudur sevgi. Salt bu yüzden bile onu aklın arkadaşlığıyla berkitmek gerek. Akılsız sevgi, sahibine ziyan getirir…

İnsanoğlunun, Tarih boyu atsan atılmaz, satsan satılmaz, en asaletli düşmanı, akıldan boş düşen sevgisi olmuştur. Ve de bu düşmanlık, sevginin şiddet ve derecesiyle orantılı olarak azalıp çoğalmış, sevene de, sevilene de, haklarına düşen kadar yansımıştır.

Kuşaklar boyu bu düşmanlığın türlü-çeşit biçimlerini yaşayan sevecen Halkımız, hem kendi elleriyle hazırladığı, hem de elinde olmaksızın katlandığı o soylu acıları, hem bağışlamak, hem de bağışlatmak için:

“-Sevginin gözü kör,kulağı sağırdır!” Özdeyişini ardıllarına armağan bırakmıştır…

Sevgiye yönelik kalmayan her hepimiz, bu körlüğü ve bu sağırlığı öz-benimizde sık sık yaşamışızdır. Durmaksızın da yaşar dururuz…

Seven kişi, sevgilisinin kusurlarına kör,erdemlerine duyarlı bakar. Sevdiklerinin en doğal davranışları bile, seveninin gözünde kutsallaşır. Olağanüstüleşir. Sevgi, büyüler kişiyi. Seven göz, bencilliğin verdiği miyoplukla, GERÇEKLERE şaşı bakar. Onu duruca görmeye dayanamaz. Kendi eğilimlerinin yörüngesinde sevgilisinin kusurlarını süsler,püsler, duvaklar, gerdek odalarına kadar alır götürür.

“-SEVEN, YARGILAMAZ! BAĞIŞLAR..! Diyelim, geçelim..?!

Sevginin hem biri-birinin aynı olan, hem biri-birinden (gayrı) ayrı olan çok zengin çeşitlemeleri vardır. Bunlardan ilk akla geleni, seksüel dürtülerin doğurduğu, karşıt cinslerin sevgileridir.

“Seviyorum!” sözcüğü, kendine yakışan soyutluğuyla, bir toplulukta ulu-orta ortaya atılsa, kadın cinsinin gözünde yakışıklı bir erkek kudreti, erkeklerde ise güzelliğin yırtıcı çekiciliğiyle incecik bir kadın zarafeti resimlenir. Bu duygular, tüm öteki sevgileri, koyu bir sis perdesinin görünmez tülleri arkasına iteleyiverir.

Sevgi, ne sınıra sığar, ne de sınıflandırmalara boyun eğer. Sınır tanımaz! Ama biz, sınır tanımayan sevgilerimize bir sınır çizmekle yükümlüyüz. Bu sınırı bizlere Toplum Kuralları, ahlak anlayışımız, gelenek-göreneklerimiz dayatır. Gel bil ki dışarıdan gelen zorlamalarla yapılan her iş gibi bu yaptırımlar da, davranışlarımızı kelepçeye vurur. Doyuma ulaşamayan sevgiler,bilinç-altı labirentlerine itilerek, özürlü bir uykuya uğurlanırlar…

Dışarıdan dayatılan tutucu sınırlamalarla tutuklu bulunan sevgiler, yarar yerine, zarar getirirler. Zira bu sınırlamalar salt görünürlüklerde geçerlidirler. Çoğu yerde sevgileri saklamak, gizli buluşmalara iteler kahramanlarını. Kendi adıma konuşayım buracıkta: Ben, kapalı kapılar arkasında kurulan sevgilerde, az-çok bir sahtecilik sezer gibi olurum…

Sevgi dediğimiz kutsallık, sonsuzca özgür olmalıdır. Her can, sevdiği şeylerden hoşlanır; hoşlandığı şeyleri sever. Bazen işkencecileri, cellatları, gardiyanları düşünürüm de, bunların sevebileceklerini aklım almaz. Benim budala aklım, kabul etmese bile, onların da candan-gönülden sevebilecekleri sevgilileri, karıları, kızları, çocukları olduğu, herkeslerin bildiği bir gerçek değil midir? Ama ben böylesi sevgilere sevgi diyemiyorum. Bu sevgi değildir bence, som bencilliktir. Seven insan, değil insanlara, hiçbir cana, hiçbir canlıya işkence yapamaz!.

Ya giyotinleri, darağaçlarını sevenlere ne diyeceğiz?! Onları kuranlara, kurduranlara ne diyeceğiz?

Altın denilen ruhsuz maden parçalarına tapanlarla, som altından kurulu tahtlarda oturan o ruhsuz, tutuklu krallarla dolup boşalmamış mı dünyamız? Bugün de dolup boşalmıyor mu bu geçici dünya?

Böylesi sevgiler, ruhsuzdur. Sevmenin o müzikli, şiirli, incecik zevkini, şiirli güzelliklerini tadamazlar.

“-Sevgi, hem tüm erdemlerin, hem tüm kötülüklerin tohumudur..!” Diyen Dante, bizlere bunu anlatmak istemiş olsa gerek.

Her canlı, hem sever, hem sevilir. Oysa cansızlar, sevilseler de sevemezler. Onlara dökülen sevgiler ise, kendileri kadar kuru ve katı kalır.

Tahtı, tacı, serveti, sâmanı sevenler, bizlerden uzakça dursunlar! Sevebilirlerse, biri-birlerinizi sevsinler yeter…

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: