ABD’nin yeni oyunu…


İran’ı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile bir sıcak «çatışma»ya sokmak mı?

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

Suriye krizinin patlak vermesi ile İran Orta Doğu’da üstün konuma gelme şansını kaybetmişse, turkey_iran_saudiarabiaTürkiye krizi “patlatan” ülkelerden biri olduğu için, bunda Türkiye’nin de payı/rolü olduğu sonucu çıkarılabilecektir ki; bu sonucun çıkarılabilmesi, Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirme çabalarına hizmet edecektir. George Friedman’ın yazısından hareketle akla şu sorular geliyor : İran’ın başına Suudi Arabistan ve Türkiye üzerinden yeni bir “çorap örülmek” mi isteniyor? İran’ın “yay” politikası Suudi Arabistan’ı mı hedef alıyor? Türkiye’nin güçlü, İran güçsüz gösterilerek ve Suriye krizinin İran’ın planlarını alt-üst ettiği ifadeleri kullanılarak, Türkiye, İran’a yönelik tahrik edilmek mi isteniyor? İran Asya’dan uzaklaştırılıp, Batı’ya çekilerek ABD’nin çıkarlarına hizmet edici çatışmalara mı sokulmak isteniyor?

***

GEORGE FRİEDMAN’A GÖRE İRAN’IN ORTADOĞU’DAKİ YERİ VE BİZİM BUNA BAKIŞIMIZ
26 Ekim 2016

I. Yatırım ve mali konular alanında tanınmış bir uzman olan John Mauldin; Forbes Dergisi’nde, istihbarat ve uluslararası politika (jeopolitika) uzmanı, aynı zamanda Stratfor ’un kurucularından olan George Friedman ’ın “4 Maps That Explain Iran’s Place In The Middle East” başlıklı yazısını yayınlıyor. Orijinal yazının başlığından da çıkarılabileceği üzere, George Friedman, dört harita üzerinden, uzak geçmişten yola çıkarak İran’ı ele alıyor ve İran’ın bugünü için bazı tespitlerde bulunuyor.

II. Önce, George Friedman’ın yazısını, kullandığı haritaları çıkış noktası alarak, paragraflar halinde özetleyelim.

Yazının giriş kısmında; eğer insanlığın gelişimini etkileyen medeniyetler bir sıraya dizilmiş olsaydı, İran’ın, listenin tepesine yakın bir yeri olacağı belirtilmiştir. Burada, İran’ın, 1979 Devriminden hemen sonra, Orta Doğu’da belirleyici/üstün bir konuma gelme çabası içine girecek gibi gözüktüğü; ancak 2011 yılında Suriye’de patlak veren sivil savaşın İran’ın bu şansını çökerttiği; İran’ın, yakın gelecek itibarıyla ikincil/orta bir bölgesel güç olacağı ifade edilmiştir.

Yazıda birinci olarak, İran’ın coğrafyasından kaynaklanan sınırlamalar (kısıtlamalar) üzerinde durulmuş ve bunun için de İran’ın fiziki coğrafyasına ilişkin bir harita kullanılmıştır. Yazının bu bölümünde şu hususlara yer vermiştir. [i] Coğrafyası, İran için, iki tarafı keskin bir kılıç gibidir; hem İran’ı ele geçirilmesi zor bir ülke yapmakta, hem de yayılmasını engellemektedir. [ii] İran, nüfus ve coğrafya olarak, Orta Doğu’nun en büyük ülkesidir. [iii] İran’ın büyük şehirleri, dağlar (Elbruz Dağı, Zagros Dağları) ve çöller ( Kebir Çölü, Lut Çölü) ile çevrilidir. Bu durum, bugün de geçerli olan antik Pers stratejisinin bir parçasıdır. [iv] İran’ın gücünü yansıtacağı en uygun yön, batıdır. Diğer yönler, İran’ın gücünü yansıtmasına elverişli değildir. Doğusundaki Afganistan, dağlık bir ülkedir. Kuzeyinde kalan Orta Asya, hem çok uzaktır, hem de İran’ın oradan alabileceği değerli bir şey yoktur. Kafkasya, arazi koşulları nedeniyle askeri işgal açısından uygun olmayan, başarı sansı düşük bir coğrafyadır. Dolayısıyla genişlemek için geriye sadece batı yönü kalmaktadır. [v] İran, Basra Körfezi’nde en uzun kıyı şeridine sahip ülkedir, adeta Basra Körfezi’nin üzerine oturmaktadır, ama güçlü bir donanmaya sahip değildir. [vi] Hürmüz Boğazı çok dardır ve bu, İran için bir engeldir. [vii] Basra Körfezi, İran’ın zayıf yanıdır. İran, Basra Körfezi üzerinden sarılmaya açıktır. [viii] Petrol, İran için, kilit öneme sahip bir kaynaktır. Petrol ve petrol taşımacılığı, Hürmüz Boğazı’nı İran için önemli kılmaktadır. [ix] İran’ın, bir ara Hürmüz Boğazı’na deniz mayınları yerleştirme tehdidinde bulunması, savunma amaçlı bir harekettir. [x] İran, bir kara gücüdür.

Yazıda ikinci olarak, İran’ın nüfusunun gösterdiği çeşitlilik üzerinde durulmuş; bu bağlamda, İran’daki etnik ve dinsel gruplara ve bunların yaşadıkları yerlere işaret eden bir harita kullanılmıştır. Bu bölümde şu hususlara yer verilmiştir. [i] İran, etnik ve dinsel çeşitlilik gösteren bir ülkedir. İran’da etnik ve dinsel birçok grup “gelişmiştir”. Bunda, ülkenin dağlık oluşunun büyük payı vardır. Dağlar, insanları biri birinden ayırmış, ulaşımlarını zorlaştırmış ve kültürel etkileşimi kısıtlamıştır. Bu da izole edilmiş bölgelerin kendi kültürlerini yaşatmalarına neden olmuştur. [ii] Çok genel olarak, İran’ın % 60’ı Farslardır. Farsça, tek resmi dildir. Ancak bölgesel seviyede tanınmış en az yedi dil daha vardır. Bunlardan ayrı olarak, İran’da düzinelerce konuşulan dil bulunmaktadır. Bu dil çeşitliliğine rağmen, etnik olarak İran’ın Fars damarı çok belirgindir. [iii] Farslar dışında, ülke geneline yayılmış başka etnik unsurlar vardır. Bunlar, Araplar, Azeriler, Türkmenler, Kürtler, Beluçlar ve başka unsurlar. (Bu bölümde kullanılan haritada 11 etnik unsur, iki dinsel unsur işaretlidir. Etnik unsurlar; ) [1.] Azeri, [2.] Mazanderani, [3.] Lorish, [4.] Beluç, [5.] Qashqai, [6.] Talysh, [7.] Türkmen, [8.] Kürt, [9.] Gilaki, [10.] Arap, [11.] Fars’dır. Dinsel unsurlar ise, Şiiler ve Sünnilerdir.) [vi] Dinsel açıdan bakıldığında, genel olarak ülke nüfusunun % 90’ı Şii’dir, ancak Sünni yoğunluğun belirgin olduğu küçük yerleşim yerleri de vardır. [v] Bu durum, kim olursa olsun Tahran’ı yönetenleri, bu farklı unsurları tek devlet çatısı altında tutacak bir siyaset izlemeye itmiştir. Bu, tarihsel olarak, merkezi hükümetleri zorlayıcı güçlerini kullanmaya ve kurumsal yeteneklerini geliştirmeye itmiştir ki; bu da, İran halkına baskı olarak yansımıştır.

Yazıda üçüncü olarak, İran’ı sınırlandıran (baskı altına alan) harici unsurlar üzerinde durulmuş ve bununla ilgili olarak, “Pers İmparatorluğunun (MÖ.500)”, “Sasani İmparatorluğunun (MS.621)” ve “Safevi İmparatorluğunun (16. Yüzyıl)” sınırlarının işaretlendiği bir haritaya yer verilmiştir. Haritadaki sınırlara bakıldığında; [i] Pers İmparatorluğunun sınırlarının oldukça geniş olduğu, [ii] Sasani İmparatorluğu döneminde sınırlarda biraz daralma olduğu, [iii] Safevi İmparatorluğu döneminde ise daralmanın devam ettiği, bugünkü İran’ı ve komşularının bir kısım topraklarını içine alan bir ülkenin olduğu görülmektedir. Yazının bu bölümünde şu hususlara yer verilmiştir. [i] Bir kutu gibi İran’ı içine alan Zagros Dağları, İran’ı muhtemel meydan okumalara karşı korumaktadır. [ii] Irak, her zaman İran’ın en büyük rakibi olmuştur. Irak, İran’ın nüfusunun dörtte birine sahip olmasına rağmen, 1980-1988 yılları arasında İran ile çok kanlı bir savaşın içine girmeyi göze alabilmiştir. [iii] Eğer İran etkisini Irak’a yansıtmak isterse, şu iki koşuldan birinin olması gerekir. Ya İran inanılmaz derecede zengin ve askeri açıdan güçlü olmak durumundadır ya da Irak’ın zayıflığından yararlanması gerekmektedir. İran, geçmişte, Irak’ın zayıflığından birkaç kez yararlanmıştır. İran bundan yararlanırken, bölge de, zayıf ve İran’ın ilerlemesini engellemekten aciz bir durumda olmuştur. [iv] ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgali, Irak’ı İran’ın en büyük rakibi olmaktan çıkarmıştır. [v] İran, 2003’den bu yana Orta Doğu’da Şii nüfuzunu içeren bir yay oluşturmuştur. [vi] Suriye’de Beşar Esad’ın Alevi rejimi, İran’ın müttefiki olmuştur. [vii] İran, Hizbullah’ın kontrolündeki Lübnan sayesinde, gücünü Akdeniz’in her tarafına yansıtabilir. [viii] Suriye’deki sivil savaş, İran’ın bu rüyasını (bir yay oluşturma hedefini) alt üst etmiştir. [ix] IŞİD’ın ortaya çıkışı, İran’a tehdit olmuştur. [x] İran, Irak’ı nüfuzu altına almak istemekte ve Irak’taki çeşitli Şii milisleri finansa etmektedir. Bu durum, Bağdat’taki Hükümeti rahatsız etmemektedir. [xi] Suriye’de Esad rejimi zayıflamıştır. İran, artık etkisini Suriye üzerinden Akdeniz’e yansıtabilir. [xii] Arap Dünyası, bir koas/karmaşa içinedir. [xiii] İsrail, “cici” bir şekilde yerinde oturmaktadır. ( [xiv] Türkiye, yükselen bir güçtür. Nüfus olarak İran ile hemen hemen aynı durumdadır, oldukça stratejik topraklara sahiptir, çok gelişmiş bir ekonomisi ve askeri gücü vardır, Orta Doğu’da hâkim güç olma yolunda ilerlemektedir. [xv] ) İran, bölge ülkelerini etkileyecek ama, etkisini daha öteye yansıtamayacaktır.

Yazıda dördüncü olarak, İran genişlemesinin sınırlarına değinilmiş ve bu bağlamda, Sünnilerin ve Şiilerin yaşadığı yerleri gösteren bir Dünya haritasına yer verilmiştir. Haritada, İran dışında, Türkmenistan, Afganistan, Yemen, Lübnan, Suriye, Irak ve Azerbaycan, Şii nüfusun yaşadığı yerler olarak belirtilmiştir. Yazının bu bölümünde de şu hususlara yer verilmiştir. [i] Nüfusunun gösterdiği çeşitliliğe ve meydan okumalar için yansıtılan güce rağmen, büyük imparatorluklar, Dünyanın bu bölgesinden doğmuş/çıkmış ve Orta Doğu’nun çoğuna hakim olmuştur. Bu imparatorlukların sınırları, daima tutarlı/kalıcı olmuştur. [ii] Pers imparatorluğunun sınırları, en çok genişlediği dönemde, doğuda Hindikuş’a, kuzeyde İstanbul’a, güneyde Mısır’a kadar uzanmıştır. Eski Pers Ahameniş İmparatorluğu, Karadeniz kıyılarını da içine almıştır. [iii] O dönemde Perslerin ilerleyişini durduracak bir engel yoktu. Perslerin önündeki tek direnç bugünkü Yunanistan’da yaşayan Grekler olmuştur. Persler, Greklerden daha büyük bir orduya sahip olmalarına rağmen Greklere yenilmiştir. [iv] İran’ın dışarıdaki etkisi, genellikle, boyun eğdirmeden ya da kontrolden ziyade incelikli olmuştur. [v] İran için çok sayıda coğrafi sınırlamalar söz konusudur. İran, bu sınırlamaları aşmak (hükmetmek) için, yerel halk ile işbirliği yapmak zorunda kalmıştır. Bu işbirliği, kültürlerin ve fikirlerin karışmasına/harmanlanmasına yol açmıştır. [vi] İslamiyet’in doğuşundan önce, Perslerde hâkim din Zerdüştlük olmuştur ki; Zerdüştlüğün ilkeleri, bugün Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta yaşamaktadır. [vii] Perslerin İslamiyet’e uyumları, onların farklı kültürleri ve fikirleri harmanlama yeteneğinin bir göstergesidir. Persler, kültürlerinin önemli kısımlarını kaybetmeden İslamiyet’e uyum sağlamışlardır. [viii] İslam, Arap kökenlidir ve Farsçanın Arap harfleriyle yazılışı, İslam’ın Fars kültürüne etkisinin bir örneğidir. Ancak Farslar kendi dillerini korumada da başarılıdırlar. [ix] Farsça, Orta Asya’daki Türk halkları için, Kafkasya’da, Afganistan’da ve Güney Asya’da ortak bir dil haline gelmiştir. Farsça, Urducayı, Hintçeyi, Bengalceyi ve Osmanlı Türkçesini de etkilemiştir. [x] Persler 1501’de Şii bir devlete dönüşmüştür. İran, İslam Dünyasındaki tek üstün Şii güçtür.

Yazının sonuç kısmında yer alan hususlar ise şunlardır. [i] Yazıda yer verilen dört harita, gurur verici tarihi, kültürü ve yaptıkları ile, İran’ın kendi başına etkili bir güç olduğunu gösterir. Ancak İran’ın sınırları dışındaki etkisi, sınırlı olmuştur. [ii] İran, büyük bir bölgesel güç ve Dünyanın en etkili medeniyetlerinden birinin ev sahibidir. [iii] İran, eğer bölgesel güçten daha fazlası olmak istiyorsa, belirli koşulları yerine getirmesi (karşılaması) gerekmektedir. Ancak bunun yakında olacağına dair bir işaret henüz yoktur. [iv] İran müthiş bir jeopolitik güç olmaya devam edecektir. Ama doğal olarak coğrafyası gücünü sınırlayacaktır.

III. George Friedman’ın yazısının içeriği, özetle/genel olarak, bir önceki maddede belirtildiği şekildedir. Peki yazının içeriğine ilişkin biz ne düşünüyoruz? Bizim yazıya ilişkin görüşlerimiz, yorumlarımız, çıkarsamalarımız ve değerlendirmemiz de, müteakip paragraflardadır.

a. 1979’dan 2011’e, aralıksız 32 yıl, Orta Doğu’da üstün bir konuma geleceği beklenen İran, bu şansını, 2011 yılında patlak veren Suriye krizi ile birden bire kaybediyor! Bu, anlaşılır gelmemektedir. Çünkü İran’ın, 1979’dan itibaren uygulanan yaptırımlara, baskıya ve izolasyona rağmen, bugün geldiği nokta aksini söylemektedir. Her şeyden önce İran, yaptırımlar ile yaşamayı öğrenmiştir. Bunu öğrenirken de, sekiz yıl (1980-1988) Irak ile savaşabilmiş, asimetrik mücadeleye yeni boyutlar katmış, sadece Şii Müslümanları değil Sünni Müslümanları da konu edinen mezhepsel bir yayılmacılık politikası güdebilmiş, füze programını geliştirmiş, belki en önemlisi (meşruluğu artık tartışılmayan) ciddi bir nükleer programa sahip olabilmiştir. Friedman’ın belirtilen görüşü, sadece anlaşılır bulunmamakta, aynı zaman maksatlı da gelmektedir. Çünkü eğer Suriye krizinin patlak vermesi ile İran Orta Doğu’da üstün konuma gelme şansını kaybetmişse, Türkiye krizi “patlatan” ülkelerden biri olduğu için, bunda Türkiye’nin de payı/rolü olduğu sonucu çıkarılabilecektir ki; bu sonucun çıkarılabilmesi, Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirme çabalarına hizmet edecektir.

b. İran’ın gücünü yansıtacağı en uygun yönün Batı olduğu ifadesi, tartışmaya açık olduğu kadar, maksatlı olduğu düşünülen bir başka husustur. Çünkü Afganistan üzerinden Tacikistan’a kadar uzanan bölgenin, etnik/dinsel temelli olarak İran’ın ilgi ve çıkar alanına dâhil olduğu bilinmektedir. Eğer Çin’in uluslararası politikada öne çıkması ile İran’dan başlayıp Afganistan üzerinden Tacikistan’a uzanan bölgenin değer kazandığı, Pekin-Tahran yakınlığı ve Çin’in enerjideki dışa bağımlılığı dikkate alınırsa, Afganistan’ın dağlık oluşunun İran’ın açılımları bakımından fazla bir önemi kalmayacaktır. Tabiatıyla bu noktada, gelişen teknoloji nedeniyle, coğrafi engellerin eskisi kadar anlamlı olmadığını da ifade etmek gerekir. Eğer bir coğrafya ekonomik, politik ve/veya askeri açıdan önemli ise, bu coğrafyanın içerdiği fiziki/doğal engeller teknoloji sayesinde bir şekilde aşılabilmektedir. Bu husus hatırlandığında, Batı yönünün İran’ın genişlemesine elverişli tek yön olduğu ifadesi, Türkiye’yi çağrıştırmaktadır. Çünkü İran’ın batısında iki ülke vardır. Bunlar, Irak ve Türkiye’dir. Irak, ABD’nin 2003 yılında bu ülkeyi işgal etmesi ile İran için bir engel olmaktan çıkmıştır; Hâlihazırda Tahran’ın nüfuz alanına girmiş gözükmektedir. Bugün Bağdat’ta Şii ağırlıklı bir yönetim vardır. İran’ın batısında yer alan Irak’ın durumu bu olunca, geriye Türkiye kalmaktadır. Eğer Türkiye’nin doğudan sonra, Irak üzerinden güneyden de Türkiye’ye komşu olduğu/olacağı dikkate alınırsa, yazıdan, İran’ın genişlemesini batıdan yapmaya heveslendirilmek istendiğini çıkarmak yanlış olmayacaktır. Kaldı ki, bölgenin fiziki haritasına bakıldığında, İran’ın doğusu gibi, batısının da dağlık olduğu görülür. Yani Türkiye ile İran arasındaki bölge de dağlıktır. İki ülke arasında, kuzeyden güneye doğru irili-ufaklı birçok dağ vardır. Arasgüneyi Dağları, Tendürek Dağı, Vandoğusu Dağları, Mordağ, Karadağ, bu dağlardan bazılarıdır. Acaba dağlık olduğu için doğusundaki Afganistan İran’ın gücünü yansıtabileceği bir coğrafya olarak görülmez iken, benzer şekilde dağlık olmasına rağmen batısı (Türkiye) İran’ın güç yansıtabileceği bir coğrafya olarak görülmesini nasıl anlamak gerekir?

c. Yazıda geçen, İran Donanmasının güçlü olmadığı, İran’ın Basra Körfezi’nden saldırıya açık olduğu, Hürmüz Boğazı’nın dar ve İran için bir engel olduğu, İran’ın Hürmüz Boğazı’na deniz mayınları yerleştirmesinin savunma amaçlı olduğu ifadeleri, tartışmaya açık olduğu değerlendirilen ifadelerdir. İran’ın Basra Körfezi’nde “asimetrik” çözümler ürettiği ve bu çözümlerin işe yaradığı; keza İran’ın Hazar Denizi’nde de güçlü olduğu bilinmektedir. İran Donanmasının güçsüzlüğü, belki bunlar dışında kalan deniz alanları için söz konusu olabilir ki; bunun da, bugün itibarıyla, İran için fazla bir anlamı olmadığı düşünülmektedir. Basra Körfezi’ndeki ABD uçak gemisi, Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkeler ve bunların ABD ile olan ilişkileri, İran’a bakışları ve İran’dan algıladıkları tehdit çıkış noktası alındığında, bugüne kadar Basra Körfezi üzerinden İran’a saldırılmamış olması, İran’ın buradan saldırıya açık olduğu görüşü ile fazla örtüşmemektedir. İran-Irak Savaşının cereyan ettiği yıllarda bile, Basra Körfezi üzerinden İran’a yönelik çok ciddi bir saldırının olmadığı bilinmektedir. Dar ve İran için bir engel olduğu İfade edilen Hürmüz Boğazı’ndan ciddi büyüklükteki petrol tankerleri ve ABD’nin uçak gemisi geçebilmektedir. Bu noktada şunu hatırlamak uygun olacaktır: İran, Basra Körfezi’nin dışına çıkmada (petrol ve doğal gazını Basra Körfezi dışında çıkarmada), sadece Hürmüz Boğazı’na bağlı değildir. İran’ın, Hürmüz Boğazı çıkıldıktan sonra girilen Umman Denizi’nde kıyıları vardır ve bu kıyılardaki limanları kullanabilmektedir. Pakistan sınırına yakın Çabahar, bu limanlardan biridir. Elbette ki, İran açısından, Hürmüz Boğazı’na deniz mayınları yerleştirmenin belirgin bir savunma boyutu vardır. Ancak mayınların yerleştirilmesine enerji yönünden Basra Körfezi’ne bağımlı olan ülkeler açısından bakılabilir ve bu, saldırı anlamına da alınabilir. Eğer Basra Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin hepsinin bu körfezdeki deniz güçleri ve İran’ın bunlar karşısındaki üstünlüğü dikkate alınır ve mayınlar üzerinden körfeze girişin-çıkışın engellendiği varsayılır ise; bu, Basra Körfezi’nin İran’ın hâkimiyetine girmesi anlamına gelecektir. Yani Hürmüz Boğazı’na mayın yerleştirmesinin, en azından kıyıdaş ülkeleri İran’ın saldırısına açık hale getirme potansiyelini içerdiğini söylemek mümkündür. Belirtilen nedenlerden dolayı, Basra Körfezi bağlamında İran ile ilgili olarak belirtilen hususların, Suudi Arabistan ile İran’ın karşı karşıya getirilmek istendiği izlenimine yol açmaktadır. Belirtilenler ışığında, Suudi Arabistan ile İran’ın bölgede doğrudan sıcak bir çatışmanın içine gireceği varsayımından hareketle, şu soruları sormak ve bunların muhtemel cevapları üzerinde düşünmek, yazının içinde saklı olan asıl amacı anlamak adına uygun olacaktır diye düşünülmektedir. [i] Türkiye, kendisini böyle bir çatışmanın dışında tutabilir mi? [ii] Özellikle Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Babül Mendep Boğazı, bu güzergâh, bundan nasıl etkilenebilir? [iii] Muhtemel bir Suudi Arabistan-İran çatışmasında, söz konusu güzergâh üzerinde yer alan kıyıdaş ülkelerin (Mısır, Sudan, Eritre, Cibuti, Somali, Yemen) yaklaşımları ne olabilir? Kıyıdaş ülkelerin muhtemel yaklaşımları, hangi taraf için anlamlı olur, Suudi Arabistan için mi, İran için mi? [iv] Belirtilen güzergâhın çatışma bölgesi olması, enerji piyasasını etkiler mi? [v] Basra Körfezi’nde başlayıp Kızıldeniz’e sirayet edebilecek böyle bir çatışma, enerji piyasasında satıcı rolü ile artık öne çıkmış olan ABD’nin işine gelir mi? [vi] Böyle bir durumda, İran, enerji satımında zora girer mi? [vii] Girer ise, İran’ın Esad Yönetimine verdiği desteğin arkasında, enerji kaynaklarını Irak ve Suriye üzerinden Doğu Akdeniz kıyılarına ulaştırarak bu riski karşılama düşüncesi olabilir mi? Yazının içeriği, bu ve benzeri soruları akla getiriyor. Bu soruların muhtemel cevapları, bizde, İran’ın başına Suudi Arabistan ve Türkiye üzerinden yeni bir “çorap örülmek” istendiği algısına yol açmaktadır. Ancak çatışmanın “İslam içi” bir çatışma görüntüsü verecek olması ve Orta Doğu’daki güncel durum, konunun biraz daha farklı ve oldukça geniş, bir başka boyutu olabileceğini de akla getiriyor. Bunlar da şunlar: İslam için çatışma üzerinden İslam Dünyasının bir güç olmaktan çıkarılması, “medeniyetler çatışması” tezi bağlamında medeniyet gruplarından biri olan ve Batının karşısında gösterilen “İslam” ın bu suretle saf dışı bırakılması, İslam Dünyasının kontrol ettiği coğrafyanın enerji zenginliğinin ve jeopolitik değerinin güce dönüşmesinin önlenmesi ya da bu zenginliğin ve değerin el değiştirmesi, Orta Doğu’da müstakil bir Kürt devletinin kolayca kurulması, ortaya çıkacak atmosferden istifade ile Dünyanın başka yerlerinde himayeye muhtaç olacak yeni küçük devletlerin ortaya çıkarılması.

d. Yazıda kullanılan ve Pers İmparatorluğunun, Sasani İmparatorluğunun ve Safevi İmparatorluğunun sınırlarının gösteren harita, oldukça anlamlı bulunmaktadır. Nedeni de, haritaların; İran’a, İran halkına bir zamanlar ne kadar büyük bir ülkeye sahip olduklarını hatırlatmak suretiyle, onların yayılmacı eğilimlerini tahrik edeceğinin düşünülmesidir. Irak’ın nükleer programı ve bu programın meşruiyet kazanması ile yaptırımlardan kurtulması, bu düşünceyi beslemektedir.

e. Haritaya bakıldığında, Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen ile Bahreyn’deki ve Suudi Arabistan’daki Şii nüfus, bunların hepsi birlikte, ortaya, merkezinde İran’ın yer aldığı bir “yay” çıkmaktadır. Yazıda, İran’ın bu yayı 2003 yılından bu yana oluşturmaya başladığı belirtilmektedir ki; bu tarih, ABD’nin Irak işgalinin başladığı tarihtir ve dolaylı olarak İran merkezli yayın önünü ABD’nin açtığı anlamına gelir. Çizilen yaya haritada bakılığında, Suudi Arabistan’ın yayın ortasında kaldığı görülür ki; bu da, İran’ın “yay” politikasının Suudi Arabistan’ı hedef aldığı çıkarsamasına yol açar.

f. Yazıda dikkati çeken bir başka husus da, Türkiye ile ilgili olarak belirtilen görüşlerdir. Olumlu olan görüşlerin, özellikle ekonomik ve askeri güç olarak ifade edilen görüşlerin, gerçekçi ve güncel olmadığı düşünülmektedir. Çünkü Türkiye’nin savunma harcamaları sürekli artmaktadır. Ulaşım ve konut dışındaki imalat sektörleri zor durumdadır. Üç milyon civarındaki Suriyeli göçmen için yapılan harcamalar, Türkiye için ciddi bir meblağa ulaşmıştır. İhracat, basit ve belli kalemler ile sınırlı kalmaya devam etmektedir. Özel sektörün, bir kısmı devlet garantili, dış borçları hızla yükselmektedir. Döviz rezervi, yavaş da olsa erimektedir. Lüks tüketim, hız kesmemektedir. İthalatın artma eğilimi sürmektedir. Tasarruf mevduatları, düşük seviyededir. Bunlar karşısında Türk ekonomisinin güçlü olduğundan söz edilmesi ne kadar doğru olacaktır? En azından, Türk ekonomisinin güçlü olup olmadığı tartışmaya açıktır. Yazıda Türkiye’nin coğrafyasının değerli olduğundan da söz edilmektedir. Doğrudur, ancak bu değerli oluş, Türkiye’nin savunma harcamalarına artıran bir etkiye de yol açmaktadır. Yarımada ülkesi olmanın beraberinde getirdiği, ilave potansiyel tehditler ve riskler söz konusudur. Türkiye’nin askeri gücüne bakarken, savunma ihtiyacını, mevcut ve muhtemel askeri angajmanlarını, bir de son dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’nin maruz kaldığı çeşitli “kumpaslar” ve “darbe kalkışması” üzerinden uğradığı “kan kaybını” görmek gerekir. Evet Türkiye askeri açıdan güçlüdür ama, gücün göreceli bir kavram olduğunu da unutmamak gerekir. Yazıda değinilen [i] Türkiye’nin güçlü olduğu, [ii] İran’ın güçsüz olduğu ve [iii] Suriye krizinin İran’ın planlarını alt-üst ettiği ifadelerinden, Türkiye’nin İran’a yönelik olarak tahrik edilmek istendiği izlenimi edinilmektedir.

g. Yazıda, bir taraftan Perslerin, Sasanilerin ve Safevilerin bugünkü İran’dan çıkıp, her yönde, ne kadar geniş sınırlara ulaşmış oldukları belirtiliyor, diğer taraftan İran’ın gücünü yansıtabileceği en uygun yönün sadece batı olduğu belirtiliyor. Prensip olarak, o yıllarda yapılanlar, aynı şeyin bugün de yapılabileceğine işaret etmez mi? Yazıda, bilim ve teknikteki gelişme, İran’ın enerji zenginliği, sahip olduğu füze ve nükleer programları, 1979’dan 2015 yılına kadar uygulanan yaptırımların İran’a kazandırdığı “asimetrik” mücadele yeteneği, fazla önemsenmemiş gözükmektedir.

Sonuç olarak; bir bütün olarak dikkate alındığında, yazıdan, amacın İran’ın yüzünü batıya dönmesini sağlama olabileceği çıkarılabiliyor. Bu çıkarsama, özellikle iki hususu akla getiriyor. Birincisi, yukarıda birçok kez ifade edildiği üzere, İran’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile karşı karşıya getirilmek istendiğidir. İran’ın “yay” politikasını, Suriye krizi üzerinden Türkiye bozmuştur. Suudi Arabistan, İran “yayının” içinde kalan ülkedir. Türkiye ile Suudi Arabistan’ın ortak özelliği, nüfuslarının Sünni ağırlıklı olmasıdır. Yazı ile sınırlı bu tablo nedeniyle, bu iki ülkeden birinin İran ile sıcak bir çatışma içine girmesi, diğerini de bu çatışmanın içine çekme potansiyelini içermektedir ki; bu, mezhepsel (İslam içi) çatışma demektir. İkincisi de, İran’ın doğudan (Asya’dan) uzak tutulmak istendiğidir. İran’ın doğusunda yer alan Çin ve Hindistan, kalabalık ve dinsel açılımlara elverişli nüfusları ile, İran’ın Şii yayılmacılık bağlamında yönelmek isteyebileceği coğrafyalardır. Böyle bir yönelim, kuvvetle muhtemel ABD’nin çıkarına olmayacaktır. Çünkü ABD’nin İran’a yaptırım uyguladığı 1979-2015 yılları arasında Çin İran’a destek vermiş, İran’ın yanında durmuştur. İran’ın doğuya yönelmesi, ABD karşısında Çin’in işine gelebilecektir. İran’ın bu yönelişi ABD karşıtı İslami söylemi (siyasal İslam’ı) doğuda öne çıkarabilecektir ki; bu, ABD’nin Çin’i çevreleme politikasını zora sokacak, bu politikanın maliyetini artıracak ve genel olarak sahayı kontrol etmesini güçleştirecektir. Onun için, İran’ın batıya yönlendirilmek isteniyor diye düşünülmektedir. Bu yönlendirmenin bir işbölümünü içerdiği de düşünülebilir. Yani Batının ABD kanadı Çin ile uğraşırken, İran Batının Avrupa kanadına “havale” edilmiş olabilir.

*

ascmer

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: