IŞİD’in Kerkük Saldırısı Türkiye’nin mi «Marifeti» ?


Peki niçin?!

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

IŞİD’ın Kerkük’e saldırmasına anlam yüklemesi yapabilmek için, her şeyden önce, saldırının nasıl bir ortamda yapıldığına bakmak ve bölge dışı faktörleri de ihmâl etmemek gerekiyor. Peki bölgenin bugün içinde bulunduğu durum nedir? Ya da IŞİD, hangi koşullarda ortaya çıkmıştır, hangi koşulların ürünüdür? IŞİD’e yüklenen işlev(ler) nedir? IŞİD’ın Kürt hareketini nasıl etkilediğine ya da Kürt hareketinin IŞİD’dan nasıl etkilendiğinde bakılırsa, konu, daha anlaşılır hâle gelir. parcalanmis_irak1IŞİD ile mücadeleye Peşmergenin katılmasının önünün açıldığı unutulmamalıdır. Bu bağlamda; IŞİD ile mücadele ediyor diye, Peşmergenin Irak Kürt Özel Bölgesinin sınırları dışına çıkmasına da hoş görü ile yaklaşılmış, gerektirdiği eğitimi almasına ve silahlandırılmasına da itiraz olmamıştır. Ayrıca, Kürt hareketinin Batı kamuoyu nezdindeki itibarı ve imajı da beslemiştir. IŞİD Musulu, bir Türkmen şehri olarak bilinen Kerkük te kürtler tarafından almıştır. Kerkük, Batı destekli kürtlere direnmemiş, ölüme karşılık sıtmaya âdeta razı olmak zorunda bırakılmıştır. Bugün gelinen noktada Kürt Özel Bölgesi sınırlarını hem batı hem de güneye genişletmekle kalmamış, belirgin bir güce de sahip olmuştur. Gelinen noktada, Irak’ın üçe bölünmesi daha sık konuşulmaya başlanmış, Erbil’in Bağdat’tan kopma eğilimi güçlenmiştir. Erbil’in Türkiye destekli hareket ettiği varsayımından hareketle, Ankara’nın etnik ve dinsel temelli parçalanmaya ortak olması ihtimali belli merkezleri telâşlandırmaktadır. Bütün unsurlar bir araya toplandığında; Zamanlama olarak, IŞİD’ın Kerkük’e saldırmasının arkasında Türkiye’nin olabileceği ihtimaline güç kazandırmaktadır.

***

IŞİD’IN KERKÜK’E SALDIRMASI: ANLAMI VE ÇAĞRIŞIMLARI ÜZERİNE
24 Ekim 2016.

I. IŞİD’ın Kerkük’e saldırmasına anlam yüklemesi yapabilmek için, her şeyden önce, saldırının nasıl bir ortamda yapıldığına bakmak gerekir. [i] Musul operasyonu başlamış, devam etmektedir. [ii] IŞİD, Musul’da, güneyden, doğudan ve kuzeyden kuşatılmıştır, bu üç yönden saldırı altındadır. [iii] Irak Başbakanı Abadi, Musul operasyonunun öngörülenden hızlı ilerlediğini açıklamıştır. [iv] Irak Kürt Özel Yönetimi Başkanı Barzani, IŞİD karşısındaki “hızlı” ilerleyişin etkisinde, çatışma bölgesine giderek, IŞİD’dan 200 km² büyüklüğünde bir arazinin geri alındığını beyan etmiştir. [v] Uzun süre İran’ın Dışişleri Bakanlığını yapmış hâlihazırda Rehber Hamaney’in dış ilişkiler danışmanı olarak mevcut Dışişleri Bakanının üzerinde bir konuma sahip olduğu kabul edilen Ali Ekber Velayeti, Musul operasyonuna Irak’tan başka hiç bir ülkenin katılmayacağını açıklamış ve bu açıklama medyada muhatabın Türkiye olduğu yorumlarına neden olmuştur. [vi] Suriye’den, Fırat Kalkanı Operasyonunun “toprak işgal” olduğunu ve buna karşı çıkılacağını içeren bir açıklama gelmiştir ki; bu açıklama, bir taraftan Irak’ın (ve İran’ın) Türkiye ile ilgili açıklamaları ile “örtüşmekte”, diğer taraftan da Bağdat’ın ve Şam’ın İran ile olan ilişkilerini çağrıştırmaktadır. [vii] Türk tanklarının Fırat Kalkanı Operasyonu bağlamında Suriye topraklarına girdiği ifade edilmiştir.

IŞİD’ın Kerkük’e yönelik saldırısının gerçekleştiği ortama bakarken, bölge dışı faktörleri de ihmal etmemek gerekir. Bu faktörlerden en dikkat çekici olanı, [i] ABD’de Başkanlık seçimine sayılı günler kalması, [ii] Cumhuriyetçi Donald Trump’ın rakibi Demokrat Hillary Clinton’ı Suriye krizi, Irak ve IŞİD üzerinden eleştirmesi ve [iii] bu eleştirinin seçmen nezdinde etkili olduğunun ve Trump’ın lehine karşılık bulduğunun görülmesidir.

II. Peki bölgenin bugün içinde bulunduğu durum nedir? Ya da IŞİD, hangi koşullarda ortaya çıkmıştır, hangi koşulların ürünüdür? Görünür tablodan IŞİD’ın işlevi konusunda ne gibi çıkarsamalarda bulunulabilir? [i] IŞİD, geçmişi biraz daha geriye gitse de, özellikle ABD’nin 2011 yılı sonunda Irak’tan çekilmesi sonrasında adına duyurmuş, belirgin Sünni kimliği ile bilinen bir örgüttür. Geçmişi, terör örgütü olduğunu söylese de; bugün geldiği nokta, IŞİD’ın terör örgütü olmanın ilerisinde bir yapılanma olduğudur. Ya da, IŞİD üzerinden, günümüz terör örgütlerinin bilinen yapılarının dışına taştıklarını kabul etmek gerekecektir. [ii] Şii İran’ın ilk nükleer santralinin (Buşehr-I’in) 2008’de devreye girecek olmasının etkisinde Batının İran ile müzakerelere başlaması ve müzakerelere rağmen bu nükleer santralin 2011 yılında devreye girmesi, bir taraftan bölgesel dengelerde, diğer taraftan da İslam içi mezhepsel rekabette İran lehine bir değişim sürecine yol açmıştır. [iii] ABD’nin 2011 yılında çekilmesi, Irak’ta Şii (ve Kürt) ağırlıklı bir yönetimi ortaya çıkarmıştır. [iv] 2011 yılında, beklenmedik bir şekilde, Tahran Yönetiminin desteğine sahip Esad Yönetimini hedef alan Suriye krizi patlak vermiş ve İran, bu krizde, Devrim Muhafızları ve Şii milisler üzerinden Esad Yönetiminin yanında yer almıştır. [v] Suriye krizinin ortaya çıkması, İran’ın ilk nükleer santraline kavuşması, Batının İran ile nükleeri müzakeresi ve Sünni İslam kimliğine sahip IŞİD’ın Irak’ta ve Suriye’de kendisini belli etmesi, “kabaca” aynı döneme rastlamıştır. [vi] Geçmişi ABD’nin Irak işgal etmesinden hemen sonraki yıllara götürülebilen IŞİD, 2011 sonrasında, özellikle 2014 yılı içinde, Irak’ta ve Suriye’de ciddi büyüklükteki toprakları kontrolü altına almıştır. Bağdat yakınlarına kadar gelebilmiş, Bağdat’ı tehdit edebilmiştir. Kontrolü altına aldığı toprakların politik ve stratejik açıdan kritik önemi haiz olması, petrol kuyularını ve rafineri içermesi dikkat çekicidir. IŞİD, birkaç yıl içinde, politik, ekonomik ve güvenlik açılarından Irak ve Suriye coğrafyasında ciddi bir güç haline gelmiştir. [vii] IŞİD’ın söylemleri, yabancı savaşçıları kendisine çekmiştir. Bunda, Afganistan’da 1979-1989 arasında Sovyetlere ve 2001 yılından bu yana da ABD’ye karşı mücadele eden İslami direnişçilerin, Sünni kimliğinin, elde ettikleri başarının ve bu mücadele üzerinden kazandıkları öz güvenin ürünü olan atmosferin payı büyük olmuştur. IŞİD, bu atmosfer üzerinden, sadece yabacı savaşçıları kendisine çekmekle kalmamış, yabancı savaşçılar, IŞİD’ın gücünü bölge dışına, bölgenin çok uzağına yansıtabilmesine de imkân ve fırsat sağlamıştır. [viii] Irak’ın coğrafi konumuna bakılırsa, Bağdat üzerinde artan İran (Şii) nüfuzu, (Sünni) Suudi Arabistan’ı nükleer güç sahibi “İran’a komşu” olmak durumu ile karşı karşıya bırakmıştır. Türkiye için de, sadece doğudan değil, Irak ve Suriye üzerinden, güneyden de İran ile komşu olma ihtimali belirmiştir. Keza Ürdün’ün de, yine Irak üzerinden İran ile komşuluğu gündeme gelmiştir. [ix] Sünnilik bu üç ülkenin (Suudi Arabistan, Türkiye ve Ürdün’ün) ortak özelliğidir ve Suudi Arabistan’ın ekonomik/finansal desteği, bu üç ülkeyi, İran (Şii) yayılmacılığı karşısında birlikte hareket etmeye itmiştir. [x] Ancak bölgedeki değişim İran ile ilişkilendirilerek ele alındığında, Suudi Arabistan için ortaya çıkan tablo, Türkiye’ye ve Ürdün’e göre çok daha “hassas”, hatta “vahim” dir. Çünkü Suudi Arabistan için sorun, sadece Irak üzerinden İran ile komşu olmak değildir; sorun, Körfez ülkeleri üzerindeki İran baskısının artması, Basra Körfezi’nin giderek İran’ın kontrolüne girmesi, enerji piyasasında dengelerin İran’ın lehine Suudi Arabistan’ın aleyhine olarak değişmesi ve İran lehine bu gelişmelerin İslam Dünyasında Şii mezhebinin önünü açmasıdır. [xi] Böyle bakınca ve bugün ABD’nin enerji piyasasında “satıcı” rolü ile en önde gelen ülkelerinden biri haline geldiği hatırlanınca, İran’ın Irak ve Suriye üzerinden nüfuzunun güçlenmesi ve bu güçlenmenin hem Doğu Akdeniz kıyılarında hem de Basra Körfezi’nde İran lehine ifadesini bulabilecek olması, ABD’nin de işine gelmeyen bir durum olmaktadır. Çünkü güçlenen İran, hem 1979’dan Ocak 2016’ya kadar gelen ABD kaynaklı yaptırımları ve bu yaptırımların halkına çektirdiklerini hatırlayacaktır, hem de enerji piyasasındaki konumunu sağlamlaştırarak ABD’ye güçlü bir rakip olacaktır. [xii] İran’ın nükleer güç sahibi olması, yaptırımlardan kurtulması ve Irak ile Suriye’de nüfuzunu artırması, İsrail’in de işine gelmemektedir. Bu, İsrail’i, İran’ın karşısında gözüken ülkelerin yanında yer almaya ve onlarla birlikte hareket etmeye itmektedir.

Hiç şüphesiz yukarıda sıralanan hususlara, başka hususlar da eklenebilir ve bunlar, IŞİD’ın hangi koşulların ürünü olduğu ya da IŞİD’a yüklenmiş işlev (işlevler) konusunda çıkarımlarda bulunmak bakımından anlamlı olan hususlardır. Eğer IŞİD’ın Kürt hareketini nasıl etkilediğine ya da Kürt hareketinin IŞİD’dan nasıl etkilendiğinde bakılırsa, konu, biraz daha anlaşılır olacaktır. [i] Bu bağlamda ilk hatırlanması gereken husus, başta ABD olmak üzere birçok Batılı ülkenin ve İsrail’in, uzun bir süredir, Orta Doğu’da, bölge ülkeleri ile oynamada kullanabilecekleri bir “Kürt kartına” sahip olmak istedikleri ve kendi himayelerinde olacak müstakil bir Kürt devleti için çaba sarf ettikleridir. [ii] IŞİD’ın ortaya çıkışı, önce bir “öteki” yaratma sonra da bu öteki ile mücadeleye girişme stratejisini çağrıştırdığı gibi, sahaya yeni bir “proxy” unsurun sürülmesi olarak da görülebilir. [iii] IŞİD’ın özellikle 2014’e doğru Suriye’de ve Irak’ta hızlı ilerleyişi, önce 2014 yılında BM Güvenlik Konseyi’nin üye ülkeleri IŞİD ile mücadele etmeye ve bu mücadelede işbirliği yapmaya çağırmasına yol açmış, sonra da ABD liderliğindeki Koalisyon Güçleri Irak’ta sahaya inmiştir. Bu noktada akla, geçmişte yaşanmış iki olay geliyor. Bunlardan birincisi, Irak’ın 1990 yılında Kuveyt’e saldırması üzerine, BMG Güvenlik Konseyi’nin, önce üye ülkeleri Irak’ı Kuveyt’ten çıkarmaya, sonra da Kürtleri ve Şiileri Bağdat Yönetiminden korumak için Irak’ın kuzeyinde güneyinde oluşturulan “güvenli bölge” uygulamasına katılmaya çağırmasıdır. İkincisi de, 2001’deki 11 Eylül saldırıları, bu saldırı sonrasında BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı çağrı kararları ve ABD’nin terörizmle mücadele adına gidip Afganistan’a yerleşmesidir. [iii] IŞİD ile mücadelenin bu zeminde gündeme getirilmesi, Peşmergenin bu mücadeleye katılmasının önünü açmıştır. [iv] Peşmergeye IŞİD ile mücadelede yer açılması, uygulamada dikkat çekici/önemli gelişmelere neden olmuştur. IŞİD ile mücadele ediyor diye, Peşmergenin Irak Kürt Özel Bölgesinin sınırları dışına çıkmasına hoş görü ile yaklaşılmış, buna kimse itiraz etmemiştir. Peşmergenin IŞİD ile mücadelenin gerektirdiği eğitimi almasına ve silahlandırılmasına da kimse bir şey dememiştir. Belki en önemlisi, IŞİD ile mücadele etmesinin, Peşmergenin (ve Kürt hareketinin) Batı kamuoyu nezdindeki itibarını ve imajını beslemiş, destekçilerini artmış olmasıdır. [v] Haziran 2014’de IŞİD’ın Musul’u alış şekli, aynı ay içinde (5-10 gün sonra) Peşmergenin (Kürtlerin) bir Türkmen şehri olarak bilinen Kerkük’ü kolayca almasına hizmet etmesi, IŞİD’ın işlevi ve Kürt hareketi için ifade ettiği anlam bakımından oldukça dikkat çekicidir. Kerkük halkı, IŞİD’ın Musul’u alırken yaptıklarına bakarak, Batının desteğine sahip olduğunu gördüğü Peşmergeye direnmemiş; adeta IŞİD üzerinden “ölüm” gösterilince, Peşmerge üzerinden “sıtmaya” razı olmuştur. [vi] Bugüne bakıldığında, IŞİD üzerinden Irak Kürt Özel Bölgesinin, hem sınırlarının batı ve güney istikametlerinde “fiilen” genişlemiş olduğu, hem askeri açıdan belirgin bir güce kavuşmuş olduğu, hem de uluslararası kamuoyu nezdinde olumlu bir imaja sahip olduğu görülür. Bu üç hususun birlikte ne anlama geleceği, Erbil’in Bağdat’tan kopması konuşulduğunda anlaşılacaktır. Çünkü belirtilen hususlar, Bağdat ile Erbil arasındaki bağların iyice incelmiş olduğuna ve Erbil merkezli müstakil Kürt Devletinin çok uzak olmadığına işaret etmektedir.

Yukarıda belirtilenler, İran’ın IŞİD için, IŞİD’ın da müstakil Kürt devleti için istismar edildiği gibi, iç içe geçmiş iki “oyundan/senaryodan” söz edilmesine imkân ve fırsat vermektedir. Belirtilen oyunun başlangıcında ise, Batının, önce P5+1 müzakereleri üzerinden İran’ın nükleer programına dolaylı yoldan meşruiyet kazandırmasının, müteakiben de İran’a uygulanan yaptırımları kaldırmasının yer aldığını belirtmek uygun olacaktır.

Bu noktada dikkati çeken bir başka husus da, Irak’taki IŞİD ile mücadelede Şii milisler üzerinden ABD ile birlikte hareket eden İran’ın, Suriye’deki IŞİD ile mücadelede ABD ile birlikte hareket etmemesi ya da birlikte hareket ettiği görüntüsü vermemesidir. Demek ki, İran, çıkarı söz konusun olduğunda, “büyük şeytan” nitelemesini unutabilmektedir.

III. Sonuç olarak; yukarıdaki belirtilenler ışığında, Bağdat Yönetiminden gelen Türkiye ile ilgili açıklamalar ve IŞİD’ın Kerkük’e saldırması konularında şunları söylemek mümkündür.

a. Merkezi idarenin kontrolünde olması gereken yerlerin Erbil’in fiili denetimi altında olmasına, Erbil’in Bağdat’tan kopma ihtimali güçlenmiş bulunmasına, ABD ve Koalisyon Güçleri Irak’ta IŞİD ile mücadele etmesine ve bütün bunlar Bağdat Yönetiminin ülkesine hakim olamadığına, kontrolü kaybettiğine ve ülkede güvenliği sağlayamadığına işaret etmesine rağmen (Şii karakteri belirgin) Bağdat Yönetiminin Türkiye’nin Irak’ın kuzeyindeki varlığından rahatsızlık duyması ile, Washington’un, Tahran’ın ve Erbil’in Bağdat’ın bu rahatsızlığını bir şekilde paylaşması, bunların arasında Irak’ın parçalara ayrılması konusunda gizli/örtülü bir mutabakatın bulunduğunu ve Musul operasyonunun da bu mutabakat ile ilgili olduğunu akla getirmektedir. Herhalde Ankara, muhtemel mutabakatın ya da mutabakattaki paylaşımın önünde bir engel olarak görülmekte; Türkiye’nin bu mutabakatı bozması ya da Irak’ın parçalanmasına “ortak” olması istenmemektedir. Çünkü Irak’ın parçalanması konusunda medyada, Şii, Kürt ve Sünni Arap şeklinde, etnik ve dinsel temelli olarak, Irak’ın üçe bölünmesi senaryoları konuşulmaktadır. Ne Türkmenler, ne Türkiye’nin tarihten ve hukuktan gelen (gelecek) hak ve menfaatleri, ne de Türkiye için ortaya çıkacak ciddi tehditten/riskten söz edilmekte ya da bunlar dikkate alınmaktadır(-).

b. Rus uçağının düşürülmesinden sonraki kısa bir dönem hariç, Türkiye’nin hava ve kara unsurları bir şekilde Suriye’nin ülkesine girip çıkarken ve Şam’dan buna fazla itiraz gelmemiş iken, Musul operasyonunun başladığı ve Kerkük’e saldırının konuşulduğu bir sırada, Şam Yönetiminden buna izin verilmeyeceği açıklaması gelmesi dikkat çekici bulunmuştur. Şam ile Tahran ve Bağdat arasındaki bağ ve açıklamanın zamanlaması dikkate alındığında, Suriye’nin açıklaması, iki açıdan görülebilmektedir. Bunlardan birincisi, yukarıda değinilen mutabakat bağlamında görülebilir. İkincisi de, Şam Yönetiminin; Irak’ın Musul operasyonu üzerinden parçalara ayrılmasının ya da ilgi ve eylem olarak Musul’a (Kerkük’e) odaklanılmasının, bu suretle ortaya çıkacak atmosferin, Esad Yönetimi üzerindeki baskıyı hafifleteceğinin, Şam’ı rahatlatacağını ve pozisyonunu güçlendirmesine fırsat vereceğini görmesidir. Bu son husus, kısmen Rusya açısından da düşünülebilir; yani Irak’ın parçalanması ve Musul’a (Kerkük’e) odaklanılması, sahaya inmiş Rusya’yı Suriye’de rahatlatabilir. Moskova’dan gelen ve Türkiye’nin Musul konusundaki yaklaşımına ilişkin olarak Moskova’nın endişelerini içeren son açıklama bu bağlamda görülebilir. Ancak Rusya açısından, konuya sadece böyle bakılamaz. Irak’ın parçalanması, Rusya için, [i] bazı riskleri doğurma, [ii] bazı dengeleri/ilişkilerini olumsuz etkileme ve [iii] bazı avantajlarını kaybetme potansiyelini içermektedir. Acaba, Türkiye, bu potansiyeli boşa çıkarmada (göğüslemede) Rusya için ne kadar anlamlı olabilir?

c. Cumhuriyetçilerin adayı Donald Trump’ın Hillary Clinton’a (dolayısıyla mevcut Obama Yönetimine) tevcih ettiği Irak, Suriye ve IŞİD ile ilgili eleştiriler dikkate alındığında; bu eleştirilerin anketlerde (bir ara) Trump’ı öne çıkarmasının Musul operasyonunu tetiklediği düşünülse (yani Musul operasyonu münhasıran oy kaygısı ile ilişkilendirilse) bile, gerçekte eleştirilerin Obama Yönetimine Musul operasyonun önünü açma imkanı verdiğini ileri sürmek de mümkündür. Çünkü Irak’ın parçalara ayrılması, yeni konuşulan bir konu da değildir. Irak’ın parçalara ayrılması, Körfez savaşı sonrasında, 1991’de başlayan, Irak’ın kuzeyindeki ve güneyindeki (merkezinde ABD’nin yer aldığı) “uçuşa yasak bölge” uygulamaları ile başlamış ve bugüne kadar gelmiş bir süreçtir. ABD’deki karar vericiler arasında yaşanan görüş ayrılığı, bu sürecin hızlı gitmemesinin ya da zaman zaman duraklamasının arkasındaki ciddi faktörlerden biri olduğu pekâlâ düşünülebilir. Eğer ABD’de Dışişleri Bakanlığının, Savunma Bakanlığının ve CIA’nin Irak, Suriye ve IŞİD konularında izlenecek politikaya ilişkin olarak görüş ayrılığı içinde olduğu ve bunun sahaya yansıdığı dikkate alınırsa, bu düşünce anlaşılır gelecektir. Keza, Afganistan’ın Sovyet işgali altında olduğu yıllarda (özellikle işgalin son yıllarında) da, benzeri bir durumun yaşandığı, bu kurumların ABD’nin Afganistan konusunda izleyeceği politikada anlaşmazlığa düştüğü bilinmektedir. Buradan gelinmek istenen nokta, ABD’nin Irak, Suriye ve IŞİD konularında sahaya inmemesinin (inememesinin) arkasında, temelde, kurumlararası görüş ayrılığı olduğudur. Uluslararası politikada Çin’in öne çıkmasının ve Çin’e (Asya’ya) odaklanılmasının, söz konusu görüş ayrılığını ayrıca beslediği varsayılabilir. Böyle bir tabloda, Cumhuriyetçilerin adayı Donald Trump’tan gelen Irak, Suriye ve IŞİD eleştirileri, Obama Yönetiminin söz konusu görüş ayrılıklarını aşmasına ve Musul operasyonu üzerinden Irak’ın parçalara ayrılması projesine hız vermesine yol açtığı kabul edilebilir. Bu noktada, Irak’ın parçalara ayrılmasının İran’ın işine gelecek olması ile de ilişkilendirilebilecek endişenin, ABD’nin yıllardır peşinde koştuğu müstakil Kürt devletinin ortaya çıkarılması ile dengelenebileceğinin gündeme gelmiş olabileceğini de varsaymak gerekecektir.

d. Belirtilen hususlar ve uluslararası ilişkilerin “çıkar” temelli bir ilişki olması nedeniyle, herhalde, Rusya’yı ve İran’ı dışarıda bırakarak, Türkiye de dahil isimleri geçen diğer bütün ülkeleri bir şekilde IŞİD ile ilişkilendirmek herkese anlaşılabilir gelecektir. Bu değerlendirmeden hareketle, özellikle ABD ve Türkiye açısından şu hususların ileri sürülebileceği düşünülmektedir.

Irak’ın parçalara ayrılmasının müstakil bir Kürt devletini ortaya çıkarması, ABD’nin ihtiyaçlarını tam olarak karşılamaya yetmeyecektir. Çünkü bu kez de, hem İran’ın dengelenmesi ve dizginlenmesi, hem de müstakil Kürt devletinin himayesi gerekecektir. IŞİD, ABD’nin belirtilen bu ihtiyaçlarının karşılanmasına aracılık edebilir. Musul Operasyonu öncesinde IŞİD’ın bir kısım unsurlarının Suudi Arabistan ile birlikte Suriye’ye intikal ettirildiği yolundaki iddialar, eğer doğru ise, bu bağlamda görülebilir.

Bağdat’ın Türkiye’yi Irak’ta istememesi ve bunun yukarıda sözü edilen muhtemel parçalanma mutabakatı ile ilgili olma ihtimali karşısında, Türkiye’nin buna ses çıkarmayacağı doğal olarak beklenemeyecektir. Çünkü bu konu, bugün ve görünür gelecek itibarıyla, Türkiye’nin doğrudan milli ve coğrafi bütünlüğünü koruması ile ilgili bir konudur. Nitekim en yetkili ağızlardan, tekrar tekrar Türkiye’nin Musul konusundaki kararlığı ifade edilmiştir. Zamanlama olarak, IŞİD’ın Kerkük’e saldırması, Ankara’nın bu ifadeleri kamuoyuyla paylaşması ile örtüşmüştür ki; bu örtüşme, IŞİD’ın Kerkük’e saldırmasının arkasında Türkiye’nin olabileceğini akla getirmiştir. Buna bağlı olarak, ayrıca şunlar da akla gelmektedir. [i] Kerkük saldırısı üzerinden, Türkiye ile ilişkilendirilmiş olarak, IŞİD’ın Irak’taki varlığının “derinliği”, Bağdat da dâhil Türkiye’yi Irak’ta istemeyen diğer bütün aktörlere hatırlatılmış ya da bu aktörlere uyarıda bulunulmuştur. [ii] Kerkük saldırısı; bir taraftan Bağdat Yönetimine Musul operasyonunda “cephe gerisinin” sağlam olmadığını ve buna Bağdat’ın da dâhil olduğunu, diğer taraftan da söz konusu muhtemel mutabakata dâhil aktörlere işlerinin o kadar kolay olmadığını, ihsas etmiştir. Eğer IŞİD’ın Kerkük saldırısının Türkiye’yi çağrıştırdığı kabul edilir ve Türkiye’nin Suriye’de PYD/YPG mevzilerine yaptığı hava saldırısının Musul operasyonu (Kerkük saldırısı) ile eş zamanlı olduğu dikkate alınırsa, bunlar niçin düşünülmesin?

*

ascmer

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: