«Klasikleşen» bir Asya geriliminin düşündürdükleri…


Kaşıntıları kaşıdıkça kazanırsın!

Ülkelerin stratejik silâh programlara ve nükleer programlara sahip olmaları, kimi vakit gerilimlere «bölgesel özellik» kazandırıyor görünse de, savas_hukukuçoğu kez «küresel rekabet»ile yakından ilgili oluyor. Günümüzün Uluslararası Politikasının düzensizliği, ciddi bir kontrol sorununun bulunması, asimetrik mücadele olgusunun bilinen/klasik konseptten farklı, daha yoğun ve güçlü olarak kendisini hissettirmesi nedenleriyle, gerginliğin; nükleer risk de dâhil, her türlü riski öne çıkardığı da unutulmuyor. Elbette bu arada karşısındakinden üstün konuma geçebilmek ve caydırıcılık gücüne sahip olmak için ülkelerin silâhlanmalarından, üreticiler kazançlı çıkarlarken, milli bütçeler üzerindeki harcama yükünün altında ezilen yine sade vatandaşlar oluyor. Suriye gibi âdeta kan gölüne dönüşen ülkelerde faturaların ağır bedelleri insan canı ile ödeniyor.

***

PAKİSTAN-HİNDİSTAN GERGİNLİĞİ VE MUHTEMEL RİSKLER

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk – Gerginlik, geçtiğimiz Eylül (2016) ayında, Keşmir’in Hindistan kontrolündeki bölgesinde, Hindistan’dan ayrılmak isteyen Müslüman direnişçilerin bir askeri üsse saldırıp 18 Hindistan askerini öldürmesi ile baş göstermiştir. Hindistan, direnişçiler Pakistan’da konuşlu olduğu için, saldırıdan dolayı Pakistan’ı suçlamış ve “Kontrol Hattı” nın Pakistan tarafında kalan direnişçi üslerine saldırlar başlatmış; Pakistan ise, bunların her ikisini de yalanlamakla yetinmiştir. ABD ve Çin de, gelişmelerden duydukları rahatsızlığı açıklamışlardır. Hâlihazırda bölgeden, tarafların sınır bölgesindeki güçlerini takviye etmekte oldukları haberleri gelmektedir.

Tırmanma eğilimi gösteren Keşmir konusundaki gerginlik, bir yönüyle nükleer risk de dâhil ciddi riskleri içermekte, diğer yönüyle de bölgesel olduğu kadar küresel bir mahiyet arz etmektedir. Tarafların nükleer güç sahibi olması, ciddi çatışma riskini aşağıya çekiyor gibi düşünülse bile, bu risk tamamen dışlanamamaktadır.

Gerginliğin tırmanması, Çin’in Pakistan’a verdiği desteği artırmasına ve ABD’nin Hindistan’a daha çok yaklaşmasına yol açacağı; bu durumun da, hem bölgedeki kutuplaşmayı besleyeceği, hem de nükleer tehdidi artıracağı kabul edilmektedir. [How India-Pakistan tensions (and US-China rivalry) are raising nuclear stakes] by [Tom Hussain] Hindistan karşısında hep Çin’in desteğine ihtiyaç duymuş Pakistan’ın, Çin nedeniyle ABD’nin giderek Hindistan’a yönelmesinin de etkisinde, Pakistan ile savunma işbirliğini daha da yoğunlaştırması ve Çin’den Pakistan’a yeni stratejik silah teknolojisi transferlerinin başlaması söz konusudur. Bu noktada, şu iki hususun hatırlanması anlamlı olacaktır diye düşünülmektedir. Bunlardan birincisi, yakın zamana kadar Pakistan’ın ABD’ye oldukça yakın olduğu, bu çerçevede elinde ABD orijinli savunma malzemesi bulunduğu ve Çin’in Pakistan’ın elindeki bu malzeme üzerinden sınırlı bile olsa ABD orijinli teknolojiye ulaşabileceğidir. İkinci husus ise, Mayıs 2011’de, ABD özel birliklerinin, Pakistan’ın başkenti İslamabad’ın 50 km. kuzeyindeki (Keşmir bölgesine batıdan bitişik) Abbottabad’da, Pakistan makamlarına haber veremden Usame bin Laden’e operasyon düzenlemesi ile ilgilidir. Bu operasyon sırasında Laden’in adamları ABD’ye ait “özel” bir helikopteri düşürmüş ve düşürülen “özel” helikopterin enkazı bir süre Pakistan tarafından ABD’ye verilmemiştir. Helikopterin enkazının ABD’ye verilmediği süre içinde, enkaz Çinli uzmanlar tarafından incelenmiş ve bu durum operasyonun Pakistan’dan habersiz yapılmasına duyulan tepki ile açıklanmıştır. Bu iki husus, Pakistan’ın ABD ve Çin ile olan güncel ilişkilerinin anlaşılması bakımından dikkat çekici bulunmaktadır. Pakistan ile ABD arasındaki güncel ilişkiler bağlamında, belki Afganistan faktörü de, üçüncü bir husus olarak hatırlanabilir.

Tabiatıyla, Hindistan karşısında Pakistan’ın Çin’in desteğine ihtiyacı olmakla birlikte, güncel bölgesel ve küresel koşullar nedeniyle Çin’in de Pakistan’a ihtiyacı vardır ve bu ihtiyaç oldukça ciddi bir ihtiyaçtır. Pakistan, Çin’in “Yeni İpek Yolu Projesi”nde (ya da “Bir Yol Bir Kuşak Projesi” nde) oldukça önemli bir yere sahiptir. Pakistan’ın Umman Denizi kıyısındaki (Umman Körfezi’nin hemen girişindeki) Gwadar Limanını Çin’in Sincan-Uygur Özerk Bölgesi’ne bağlayan kara ve demiryolu hattı, söz konusu projenin önemli bir parçasını teşkil eder ve Çin’in dış ticaretinin 46 milyar dolarlık kısmı bu hat üzerinden gerçekleşir. Üstelik bu hat, ekonomik açıdan olduğu kadar, politik açıdan da Çin için önemlidir. Pakistan’ın Sünni kimliğinin, Çin’in sorunlu Sincan-Uygur Özerk Bölgesindeki sıkıntıları bağlamında Pekin için oldukça değerli olduğu da bu bağlamda ileri sürülebilir.. Pakistan’ın Çin için taşıdığı bu değer dikkate alındığında, Pekin’in; Pakistan ile Hindistan arasında tırmanan gerginliğe, Çin’in Pakistan’a “bağlılığını” yenileme ve İslamabad ile arasındaki yakınlaşmayı besleme işlevi yüklemesi beklenecektir ki; bu, Hindistan karşısında Pakistan’a verdiği desteği daha ileriye taşıması anlamına gelecektir.

ABD, Asya’da Çin’i çevreleme politikası izlemektedir. Doğu Çin Denizi anlaşmazlığında Çin karşısında Japonya’ya ve Güney Çin Denizi anlaşmazlığında da yine Çin’in karşısındaki diğer kıyıdaş ülkelere destek vermektedir. Tayvan’ın Çin’e gösterdiği direncin arkasında da yine ABD vardır. Bunlar, Keşmir konusunda Pakistan ile Hindistan arasındaki gerginliğin tırmanmasını ve Çin’i içine çekmesini önemli kılmaktadır. Eğer ABD ile Hindistan’ın ve Japonya’nın, 2015 yılının sonlarından bu yana, Bengal Körfezi’nde ortak deniz tatbikatları yaptığı hatırlanırsa, Keşmir konusundaki gerginliğin sadece Pakistan ve Hindistan ile sınırlı olarak görülemeyeceği, niçin aynı zamanda küresel bir mahiyet arz ettiği daha iyi anlaşılacaktır.

Ancak bu durumu daha anlaşılır kılan çok somut başka hususlar da vardır. Bunlardan bir tanesi, ABD’nin, geçtiğimiz Haziran (2016) ayında Hindistan’ı “önemli savunma ortağı” kabul etmesi ve bunun ABD’ye Hindistan’a Amerikan askeri göndermenin ve “çift kullanımlı” teknolojileri transfer etmenin önünü açmasıdır. Bir diğer husus da, geçtiğimiz Ağustos (2016) ayında, Hindistan ile ABD arasında, tarafların karşılıklı olarak biri birlerinin üslerini/tesislerini kullanmalarına imkân veren bir anlaşmanın imzalanmış olmasıdır. Bu anlaşmanın, ABD’nin Hindistan’ın uzak güneyi ile Afrika kıtasının uzak doğusunun kesiştiği bir noktada (Hint Okyanusu’nun ortasında) yer alan Diego Garcia Üssünü Hindistan’ın kullanımına açması, Hindistan için son derece önemlidir. Çünkü bu Amerikan Üssünü kullanmak, Hindistan’a, hem Çin’in doğudan Afrika’ya girişini-çıkışını kontrol etme, hem de Çin denizaltılarının Sri Lanka’daki bağlanma limanını kullanarak Hint Okyanusu’nda icra ettiği devriye görevlerini dengeleme imkânı vermektedir. Uzmanlar, ABD’nin son üç-dört ay içinde Hindistan ile yakınlaşma yolunda attığı bu adımların Çin’i oldukça rahatsız ettiği ve buna tepki vermeye ittiği, Keşmir konusundaki söz konusu gerginliğin de bu beklentinin bir tezahürü olduğu yolunda yorumlarda bulunmuşlardır.

Pakistan ile Hindistan arasında, Keşmir konusunda, bugüne kadar dört sıcak çatışma yaşanmıştır. 1947, 1965, 1971 ve 1999 yıllarında yaşanan bu çatışmalar, sınır sorununu ortadan kaldırmamıştır. Bugün, 1971’deki çatışma sonrasında 1972 yılında imzalanan Simla Antlaşması ile ihdas edilen ve “Kontrol Hattı” olarak anılan, bir hat fiili sınır olarak kabul edilmektedir ki; bu, gerçekte “ateşkes hattı” dır. Çin ile Hindistan ise, Tibet sorunu üzerinden, 1962 yılında, bir ay süren (20 Ekim-21 Kasım) sıcak bir çatışmayı yaşamışlardır. Çin, bu çatışmada, Keşmir’in “Aksai Çin” olarak anılan bölgesini ülkesine katmıştır. Bundan bir yıl sonra, 1963 yılında, Pakistan, Keşmir’in kendi kontrolündeki bölgesinden, Çin’e küçük bir toprak devretmiştir. Pakistan’ın Çin’e devrettiği toprak Hindistan’ın hak iddia ettiği topraklardan olduğu için, devir işi, Pakistan’ı ve Çin’i ayrıca Hindistan ile karşı karşıya getirmiştir. Çin’in ele geçirdiği toprak ile Pakistan’ın Çin’e devrettiği toprak, stratejik açıdan oldukça önemlidir ve Çin, bu suretle Hindistan karşısında çok ciddi avantaj elde etmiştir. Bugünkü gerginliğin arka planına ilişkin bu tablo, hem Pakistan-Çin yakınlaşmasının, hem de Pakistan’ın ve Çin’in sıcak bir çatışmayı göze alacak derecede Hindistan ile anlaşmazlığa düşmüş olmalarının, yeni bir durum olmadığına işaret eder. Bu durumun, bir yönüyle, bugün artmakta olan gerilime ciddiyet kattığı düşünülebilir. Bu tablonun işaret ettiği bir başka husus da, hem Pakistan-Çin yakınlaşmasının, hem de Hindistan-ABD yakınlaşmasının stratejik bir mahiyet arz ettiğidir. Ancak Pakistan’ın ABD ile yakın olduğu yıllarda bile Çin ile yakın ilişki içinde olduğu hatırlanırsa, Pakistan ile Çin arasındaki stratejik ilişkinin “tarih” ve “derinlik” olarak daha güçlü ve güvenilir olduğu ileri sürülebilir diye düşünülmektedir.

Çin’in Pakistan’a yaptığı savunma alanındaki teknoloji transferleri, Pakistan’ın füze sistemini beslemiştir. Pakistan’ın sahip olduğu, Aralık 2015’de test atışlarını yaptığı, Hindistan’ın her yerine erişebilen, orta menzilli Shaheen-3 balistik füzeleri bu transferin ürünüdür. Çin’in Pakistan’a yaptığı Shaheen-3 balistik füzeleri ile bağlantılı teknoloji transferlerinin, Hindistan’ın elindeki nükleer başlık taşıyabilen Agni-V ve Agni-VI kıtalararası balistik füzeleri dengeleme amaçlı olduğu ileri sürülmüştür. Uzmanlar, Pakistan’ın teknoloji transferlerinin, Hindistan’ın aksine, “ilk vuruşu yapan olma” amacını taşımadığına dikkat çekmektedirler. Pakistan’ın, özellikle Hindistan’ın ikinci vuruş imkân ve yeteneğini dengelemeyi amaçladığı ve bu kapsamdaki bir girişiminin de, 2014 yılında, Çin’den balistik füze taşıyabilen denizaltılar inşa etmek üzere teknoloji transferi talep etmesi olduğu ifade edilmiştir. Pakistan’ın bu talebi Çin tarafından kabul edilmiş ve taraflar arasında, geçtiğimiz Ekim (2015) ayında, nükleer kabiliyete sahip sekiz adet dizel motorlu saldırı denizaltısının inşası konusunda bir anlaşma imzalanmıştır. Bu noktada, Pakistan’a teknoloji transferi konusunda Çin’in bu kadar “cömert” davranmasının arkasında, bunlar üzerinden elde ettiği ciddi kazanımları da görmek gerekir. Bu kazanımlar konusunda ilk akla gelen husus; Pakistan’ın savunma malzemesi/teçhizatı yönünden Çin’e olan bağımlılığının artmasıdır ki; bu, salt ekonomik bir konu olmayıp, Çin lehine politik ve güvenlik boyutları da olan bir durumdur. Çin Pakistan’a sağladıkları üzerinden Pakistan’ı daha çok etkisine açma imkânını elde ettiği gibi, verdiklerinin Hindistan’a karşı kullanılma ihtimali nedeniyle kendisi açısından Hindistan’ı doğudan ve batıdan “çifte kıskaç” altına alma imkanını da elde etmiş olmaktadır.

Yukarıda, bugün Pakistan ile Hindistan arasında Keşmir konusunda yaşanan gerilimin arkasında Çin olabileceği ifade edilmiştir. Bu mümkündür. Ancak gerginliğin arkasında ABD’nin olabileceği de akla gelmekte ve bu ihtimal bize daha anlaşılır gelmektedir. Çünkü Çin’in ABD karşısında yeni bir “kutup” olması süreci, her şeye rağmen işlemekte ve ABD bu süreci durdurma peşindedir. Yani mevcut koşullar, gerginliğin ile ABD ile daha kolay ilişkilendirilmesine neden olmaktadır. Eğer amacı Çin’i kontrol etmek ya da “önünü kesmek” ise, ABD’nin Hindistan’a ihtiyacı olduğu çok açıktır. Keşmir konusunda yaşanan gerginlikte Hindistan’ın muhatabı Pakistan olarak gözükse de, herkes bilmektedir ki Pakistan’ın arkasında Çin vardır ve bir bakıma asıl muhatap Çin’dir. Bunun, gerginliğin Hindistan’ı ABD’ye daha çok itecek olması bağlamında çok anlamlı olduğu değerlendirilmektedir. Ayrıca yukarıda değinildiği üzere, kamuoyunda fazla bilinmeyen, Keşmir’ sorununun Çin ile ilgili boyutu hatırlandığında, mevcut gerginliğin bu boyutu öne çıkarması söz konusu olacaktır ki; bu, ABD’nin oldukça işine gelecek bir durumdur. Çünkü bu suretle Çin; Tibet’ten, Sincan-Uygur Özerk Bölgesinden, İç Moğolistan’dan sonra yeni bir sorun ile karşı karşıya bırakılmış olunacaktır. ABD’nin Afganistan’daki Sovyet işgal döneminden başlayıp bugünlere gelen İslami direnişçiler ile olan bağlantısının bu ihtimali beslediği değerlendirilmektedir. Belirtilen bu hususların çağrıştırdığı bir diğer husus da, ABD ile Hindistan arasındaki yakınlaşmanın, Hindistan’ı Çin karşısında ABD’nin adeta “proxy unsuru” pozisyonunda gösterip göstermeyeceği ile ilgilidir. Bu çağrışım, Pakistan-Çin ilişkileri bağlamında, Pakistan için bu kadar güçlü hissedilememektedir. Ancak bu noktada hemen ifade etmek gerekir ki; [i] teknik/teorik olarak mevcut görüntünün “proxy” bir görüntü olarak alınması ciddi güçlükler içerir, [ii] Yeni Delhi böyle bir algıdan ciddi rahatsızlık duyacaktır, [iii] esasen Hindistan’ın Fransa, Avustralya, Kanada ve Rusya ile olan güncel ilişkileri (Rusya’dan, en son, S-400 füze savunma sistemlerine talip olmuştur. ) bu tür bir çağrışımı anlamsız kılmaktadır.

Sonuç olarak; [i] Çin’in, Hindistan’ın ve Pakistan’ın stratejik silah programlarına ve nükleer programlara sahip olmaları, [ii] söz konusu gerilimin bölgesel gibi gözükse de gerçekte küresel rekabet ile çok yakından ilgili olması, [iii] güncel uluslararası politikanın düzensizliği içermesi ve ciddi bir kontrol sorununun bulunması, [iv] asimetrik mücadele olgusunun bilinen/klasik konseptten farklı, daha yoğun ve güçlü olarak kendisini hissettirmesi nedenleriyle, gerginliğin; nükleer risk de dâhil, her türlü riski öne taşıdığı düşünülmektedir.
14 Ekim 2016.

*

ascmer

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: