Bir Lideri Anlamak…


…ve de haksız yere suçlamamak!

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

İktidar partisi aralıksız 14 yıl iktidar olmanın yorgunluğu içinde. Ayrıca, Türk siyasal hayatına kazandırılmasında ve bugünlere getirilmesinde pay olan sahibi aktörler ile giderek tırmanan bir anlaşmazlık yaşıyor. strateji “Atatürk”, “Cumhuriyet” ve “laiklik” konularında hassas olan kesimleri ; “Şii/Alevi” kesimi ; kucaklayamadığı gibi, inciten, endişeye sevk eden ve üzen tutum ve tasarruflar içinde oldu. Kin ve nefret duygusuna yol açan icraatlarda bulundu. İçeride birlik ve beraberliği ciddi şekilde hırpaladı. Son olarak, mağduriyetler sonucu, başka toplumsal kesimler ile karşı karşıya kaldı. İç politikanın münhasıran dış politika üzerinden yürütülür hale geldiği günümüzde, AKP İktidarınındış politikadaki “yalnızlığı” da eklenince tablonun rahatlatıcı olduğunu söylemek zor! Peki böyle bir ortamda bir siyasî parti liderinin hareket tarzı nasıl olmalıdır? Hele bu lider muhalefette ise!

***

DEVLET BAHÇELİ’Yİ ANLAMAK ÜZERİNE…

I. MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli’nin geçtiğimiz Salı [11 Ekim 2016]günü partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada geçen “yeni anayasa” konusundaki ifadeleri, iktidar partisi tarafından alkışlanırken, muhalefet partileri tarafından eleştiri konusu yapılmıştır. Bir kısım medya da, çoğu zaman olduğu gibi, eleştiri alışkanlığını yansıtma fırsatını kaçırmamıştır.

Acaba, alkışlayan iktidar partisi, eleştiren muhalefet partileri ve medya, gerçekten Devlet Bahçeli’nin söylediklerini anlamışlar mıdır? Anladıklarından emin değilim. Niçin emin olmadığımı müteakip paragraflardaki açıklamalarımla ortaya koymaya çalışacağım.

II. Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında “yeni anayasa” konusunda neler söyledi? Önce buna bakmak gerekir. Devlet Bahçeli, şunları söylemişti: “Bizim Anayasa’ya bakışımızda herhangi bir değişiklik, bir sapma veya farklı bir anlayışa savrulma yoktur. Anayasa’nın ilk dört maddesinin değişmemesi, değiştirilmesinin dahi teklif edilmemesi hususundaki ısrarımızı kayıtsız-şartsız muhafaza ediyoruz. Başkanlık sistemine yönelik kuşku, eleştiri, çekincelerimiz bilinmektedir. Tercihimiz, her zaman olduğu gibi, parlamenter sistemin devamı, güçlendirilmesi, reforma tabi tutulmasıdır.” Devlet Bahçeli sadece bunu söylememiş; aynı zamanda, Cumhurbaşkanı’nın söz, fiil ve uygulamaları nedeniyle, herkesin gözü önünde bir “Anayasa suçu işlendiğine” ve bu hukuksuzluğun “meşru görülemeyeceğine” de işaret etmişti.

III. Anayasanın nasıl değiştirileceği, yürürlükteki anayasanın 175. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeden iki durum çıkmaktadır. Birinci durum, TBMM’deki oylamada “evet” oylarının sayısının 330-366 arasında çıkması durumudur. Bu durumda, değişiklik hakkındaki kanun, Cumhurbaşkanı tarafından TBMM’ye iade edilecektir, eğer iade edilmez ise (zorunlu olarak) halkoyuna sunulacaktır ve anayasa değişikliğinin kabulü halkoylamasının sonucuna bağlı olacaktır. İkinci durum ise, TBMM’deki oylamada evet oylarının sayısının 367 ve daha fazla çıkması durumudur. Bu takdirde, eğer Cumhurbaşkanı “isterse” halkoylamasına gidilecektir, yoksa Cumhurbaşkanı değişikliği onaylamak durumunda kalacaktır.

TBMM’deki sandalye dağılımı, bugün itibarıyla şu şekildedir: AKP 317, CHP 133, HDP 59, MHP 40, Bağımsız 1. (Tek bağımsız milletvekili Aylin Nazlıaka’nın CHP ile birlikte hareket edileceği varsayılır ise, CHP’nin sandalye sayısı 134 olarak alınabilir. )

Yukarıda belirtilen anayasa hükmünden ve verilen sandalye sayısından hareket edildiğinde, MHP’nin iktidar partisine vereceği ileri sürülen destek, (eğer verirse), anayasa değişikliğinin halkoyuna sunulmasının yolunu açabilecek bir destek olacaktır. MHP’nin sandalye sayısı, iktidar partisinin 367 sayısını yakalamasına yetmemektedir.

IV. “15 Temmuz kalkışması” ve o tarihten bu yana cereyan eden gelişmeler, yaşananlar, bunlara bağlı olarak medyada karşılaşılan yorumlar ve değerlendirmeler, bunların hepsi muhtemel bir seçim ve/veya referandum bağlamında anlamlı olan hususlardır. Medyaya yansıyan “erken seçim” söylemleri durduk yere ortaya çıkmamıştır. Bu noktadan hareketle, muhtemel bir seçim ve/veya referandum açısından anlamlı bulunan, bu açıdan Türkiye’nin mevcut durumuna işaret ettiği düşünülen bazı tespitlerde bulunmak mümkündür.

a. Her şeyden önce İktidar partisi aralıksız 14 yıl iktidar olmanın yorgunluğu içindedir.

b. İktidar partisi, kendisinin Türk siyasal hayatına kazandırılmasında ve bugünlere getirilmesinde rol/pay olan sahibi aktör/aktörler ile giderek tırmanan bir anlaşmazlığı yaşamaktadır.

c. Siyasal iktidar, göreve geldiği günden bugüne kadar geçen süre içerisinde, “Atatürk”, “Cumhuriyet” ve “laiklik” konularında hassas olan kesimleri kucaklayamadığı gibi, bu kesimleri ciddi şekilde inciten, endişeye sevk eden ve üzen tutum ve tasarruflar içinde olmuştur.

d. Keza siyasal iktidarın bugüne kadar olan icraatları, “Şii/Alevi” kesimi de, genelde, kucaklamak bir yana, üzmüş ve endişeye sevk etmiştir.

e. Uzunca bir süre devam etmiş “mozaik” konuşmaları, bir dönem uygulanan “açılım süreci” ve bugün yaşananlar, bir yönüyle seçmen gözünde bir güvensizliğe ve kin/nefret duygusuna yol açarken, diğer yönüyle de içeride birlik ve beraberliği ciddi şekilde hırpalamıştır.

f. “15 Temmuz” a gelindiğinde, “kalkışma” ile birlikte, bu kez siyasal iktidarın “Fethullah Gülenciler” ile amansız mücadelesi ortaya çıkmıştır, başlamıştır.

g. İktidar partisinin “Fethullah Gülenciler” ile giriştiği mücadele, kendi partisini de etkilemiştir ve bu etkilemenin sanılanın ilerisinde olduğu izlenimi edinilmektedir.

h. “15 Temmuz kalkışması” sonrasındaki tasarrufları ise, (hukuka/adalete aykırı bir şekilde yaratılan) mağduriyetler üzerinden, siyasal iktidarı başka toplumsal kesimler ile karşı karşıya getirmiştir.

i. Ülke ekonomisi, medyada görülenin/gösterilenin ve konuşmalara/beyanlara yansıyanın aksine, iyi işaretler vermemektedir. Görünenin aksine, siyasal iktidarın içerideki ve dışarıdaki yalnızlığı, azalmak yerine artmaktadır. Bu, öncelikle “dış kaynak” ya da “dışarıdan para girişleri” bağlamında anlamlı bulunan bir husustur. Görünen bir başka husus da, savunma ve güvenlik harcamalarının her gün biraz daha artmakta olduğudur. İnşaat sektörü dışında kalan sektörler, ya ciddi sıkıntı içindedirler ya da ciddi sıkıntılar ile karşı karşıyadırlar. Yeni bir küresel ekonomik/finansal krizden söz edilmektedir. Bunlar, mevcut haliyle ülke ekonomisinin sürdürülebilirliğini ciddi şekilde zora sokmaktadır ve bu zorluğun, geçen her gün, kendisini biraz daha fazla halka hissettireceği düşünülmektedir.

j. Türkiye’de (genelde Dünyada), uzunca bir süredir iç politika ile dış politika arasındaki karşılıklı bağımlı ilişkinin dış politika lehine değiştiği ve iç politikanın münhasıran dış politika üzerinden yürütülür hale geldiği bilinen bir husustur. Bu husus, dış politikadaki “yalnızlığı” ile birlikte mütalaa edildiğinde, Türkiye için oldukça anlamlı bulunmaktadır.

Acaba yukarıda sırlanan hususlara, muhtemel bir erken seçim ve/veya referandum bağlamında, nasıl bir anlam yüklemesi yapılabilir? Bana göre, iktidar partisi, mevcut koşullarda, ne bir erken seçimi, ne de bir referandumu göze alabilecek durumdadır. Bu noktada, geçmişte kalmış referandum sonucunun, siyasal iktidar tarafından kendilerini verilmiş yeni bir destek olarak yorumlandığını hatırlamak uygun olacaktır

V. İktidar partisinin “bugünkü” söylem ve uygulamaları, seçmen temelinde, milliyetçi kesimi kendisine çeken bir mahiyet arz etmektedir.

Bana göre, MHP, hem bunun farkındadır, hem de tutum ve söylemi ile iktidar partisinin bu yaklaşımını boşa çıkarma çabası içindedir. Acaba güncel tutum ve söylemine bakılırken, MHP’nin, seçmen tabanının iktidar partisine kayışını önleme saiki ile hareket edildiği de görülebiliyor mudur?

Ancak MHP’nin son dönem tutum ve söylemini, münhasıran seçmen tabanındaki söz konusu kayış ile ilişkilendirmek eksik bir yaklaşım olacaktır. Çünkü MHP’nin bu tutum ve söyleminde, temelde “Dokuz Işık” şapkası altında, toplumun her kesimini kucaklamak ve kendisine çekmek vardır. MHP’den gelen son dönem açıklamalara bakıldığında, her türlü etnik ve dinsel ayrımcılığın şiddetle ret edildiği, özellikle Atatürk’e ve nitelikleri Anayasanın ilk dört maddesinde ifadesinde bulmuş Cumhuriyet’e sahip çıkıldığı, milli tarihe vurgu yapıldığı, temel insan haklarına saygının ve hukukun üstünlüğünün işlendiği görülür. MHP yıllardır bunları söyle gelmesine rağmen, kendisi hakkındaki önyargıdan kurtulamamış olduğu ya da MHP’ye hala geçmişin düşünce kalıpları ile bakılmaya devam edildiği için bunlar fazla görülememektedir diye düşünülmektedir.

Sonuç olarak, bana göre; Devlet Bahçeli, son gurup toplantısında yaptığı açıklamalar ile, iktidar partisini, anayasa değişikliği üzerinden, hızlı bir şekilde “referanduma” taşımayı amaçlamıştır. Beklentisinin de, yukarıda genel bir tasviri yapılmaya çalışılan ülkenin içinde bulunduğu durumun etkisinde, referandumdan “hayır” sonucunun çıkması ve gerisinin “çorap söküğü” gibi gelmesi olduğu düşünülmektedir.

Yazılı ve görsel medyaya daha çok iktidar partisi ile olan ilişkileri üzerinden konu olan MHP, gerçekten iyi bir yola girmiş gözükmektedir. Artık ülkenin sorunlarına çözüm yolunda üretmiş olduğu projeleri kamuoyu ile paylaşan; Türk siyasetinde “edilgen” konumdan çıkıp “etken” bir konuma geçme görüntüsü veren; bu suretle politika ve strateji üretme imkân ve kabiliyetini dışa vuran bir MHP görüntüsü söz konusudur. MHP, son dönem tutumu ve söylemi ile, iktidar partisi karşısındaki muhalefet boşluğunu doldurmaya başlamış ve bu suretle iktidara talip olma konusundaki samimiyetini/ciddiyetini ortaya koymuştur.
Ankara, 13 Ekim 2016.

*

ascmer

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: