Ne Mutlu «Mutluluk Çubuğu» olana…


Andımız, Handan’ımız; el birliğiyle Cumhuriyet’i yaktınız!

«Ata’mızın İzindeyiz!» diye diye bağırdınız; «Puştların izi»yle bulandırdılar, «Puştluğu» öğrendiniz, benimsediniz… oath «Türk»üz dediniz; «Türkçü» partiler kafatasınızı ölçmekle işe başladılar. Milliyetçiyim, diyemez olduk. Kanlar toplandı, ABD’ye gönderildi, «DNA» testlerine tabi tutuldu, «Türk» dediklerinizin bilmem kaç milletin soyundan geldiği ortaya çıktı. «Doğru»yuz demekten dillerinizde tüy bitti, eğrilik, omurgasızlık zirve yaptı. Yükselmek, ilerlemek için kıl yalamak, sırt sıvazlamak, el etek öpmek, hamili ‘adamımdır’ kartvizitleri ile iş aramak, cemaatlerin kapısını çalmak zorunda bıraktırdı insanları. İyi de bugünlere gelinmesinde senin suçun, sorumluluğun hiç mi yok canım kardeşim?!

© photocredit

***

«Ata’mızın İzindeyiz!» diye diye bağırdınız; «Puştların izi»yle bulandırdılar, «Puştluğu» öğrendiniz, benimsediniz…

«Türk»üz dediniz; «Türkçü» partiler kafatasınızı ölçmekle işe başladılar. Milliyetçiyim, diyemez durumlara düştük.. Kanlar toplandı, ABD’ye gönderildi, «DNA» testlerine tabi tutuldu, «Türk» dediklerinizin bilmem kaç milletin soyundan geldiği ortaya çıktı. Oysa O, «Safkan Türk» değil, Anadolu ve Trakya topraklarında yaşayan dini, ırkı, dili, cinsi, rengi ne kadar farklı olursa olsun, herkesin üst kimlik olarak kendisini Türk olarak kabul etmesi gerektiğini söylemek istemişti. Amerikalı gibi… Fransız gibi… Alman gibi… Belçikalı gibi…

cumhuriyet-oynanmis

‘Cumhuriyet’i işte böyle kurduk’ teması altında aile fotoğrafında, başörtülüsü de, kürdü de, çiftçisi de, varlıklısı, aydını, bürokratı, müslümanı, isevisi bir aradaydı; her birini istismar aracı olarak kullandılar, paramparça ettiler.

«Doğru»yuz demekten dillerinizde tüy bitti, eğrilik, omurgasızlık zirve yaptı. Doğruya doğru demekten bile korkar hâle döndük.

«Çalışkanız» diye ortalıklarda boy gösterdiniz; siyasiler desteğiyle «kurtulma savaşı» verdiklerimizin buralardaki madenlerine, gurbet ellerine sepetlediler. Veya tuttular tembelliği zerkettiler, damarlarımızdan kanımıza virüs gibi bulaştırdılar. Çamura yatmış manda gibi dinlenmeye bıraktılar.

İlke(m) diye saydırdılar; ilkesizlik aldı başını gitti.

Küçüklerimizi «koruma altına alma»yı, sübyancılık sandılar tarikat kapılarından girdiler, hamamlara dönüştürdükleri vakıflara kadar uzanıp, aklar, paklar iktidarlarının himayesinde yerleştirdiler.

Büyüklerimizi «saymak», gide gide «biat» kültürüne dönüştürüldü. Saymayanı, pardon biat etmeyeni ölmüşten beter ettiler.

Yurdumu, milletimi özümden çok severim diye haykırdık; yurt, mozayik tarlasına; millet, ümmete dönüşünce özümüzü şaşırdık.

Ülkü(m)ü ülkücüler sahiplendiler, çocuklara ad olarak konulmasını bile evebeynlere âdeta yasaklattılar.

Yükselmek, ilerlemek için kıl yalamak, sırt sıvazlamak, el etek öpmek, ‘adamımdır’ kartvizitleri ile iş aramak, cemaatlerin kapısını çalmak zorunda bıraktırdı insanları.

Varlığımıza gelince; bırakın Türk’ün varlığına armağan edilmesini, varlıklı olabilmenin yolu Türk’ü söğüşlemekten geçmeye başladı. Organ bağışında bulunanlar bile ön plâna çıktılar.

Mutluluğu (!) Türk olmakta aramak mı?

Hadi cânım sende, yandan yandan, oynasın Handan eşliğinde, ya mutluluk çubuğu taktırttı, ya da partuz partilerinde aramaya başlattı.

Anlayacağınız; Türk’üm, Doğruyum, Çalışkanım, andımız İzel’in şarkılarında kalacağa benziyor.

Niye mi yazdım yukarıdakileri?!

İzmir’imin Karşıyaka’sında sahneye konulan «Show» yüzünden…

Birisinin çıkıp And’ımızı haykıran o çocukların karnelerini birer birer incelemesi, yaşam tarzlarını, zihniyetlerini pertavsız/mercek altına almasını isterdim. Ne kadar çalışkan olduklarını anlamak için bir; bir de gerçekten And’ımızdaki ilke ve ülkülere anneleriyle, babalarıyla birlikte A’dan Z’ye eksiksiz uyduklarını kanıtlatmak için, iki…

«Cumhuriyet Yürüyüşleri»nin kimin işine yaradığını görmemiş gibi…

O’nun dogma olarak bile reddettiklerini, evirip çevirip olmayan bir ideolojiye, diğer deyişi ile Kemalizm’e dönüştürüp, askerî vesayet sosuyla da bezeyip, tepesine Laiklik çileğini de kondurduktan sonra, servise koyduğunuz Cumhuriyet Pastası’nın kimler tarafından avuç avuç yenildiğine de tanıklık etmemiş gibi…

Sözde, showda değil, meselenin çözümü özdedir. Gordion’un Kör Düğümü’nü çözmesi için bir «İskender» gerek!

«Yeni Atatürk»lerin; yönünden, hedefinden, ilkelerinden, ülküsünden, yolundan sapmış bir toplumda artık çıkmayacağı gerçeğini bile bile, çıpa atacak dış destekli «İskender»ler aranıyor!

Şimdilik gidin Yeşil Bursa’de bir İskender yemekle yetinin…

Nusret Özgül

Brüksel – 2 Ekim 2016

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: