Aklî Sevgi; İhtiyarî Sevgi…


Mondros, Sevr ve Lozan!

münir_kebir

© Münir Kebir

Bugün ne haldeyiz? “At iziyle, it izi birbirine karışmış” denildi mi? Artık daha ne halde olduğumuzu uzun uzadıya açıklamaya hacet var mı? lozan_mondros_sevrBizler, Atatürk’ü akli sevgiyle sevmenin önemini idrak ettiğimiz zaman, kimse ne laikliği ne de Lozan’ı kendi emelleri doğrultusunda sevgi ya da nefretine konu edebilir. Hele hele Lozan’ı yutturdular diyemez, cesaret bile edemez! “Bir haftada Muaviye camisinde Cuma namazı kılarız” diyen ardından “hade gel de kıl bakalım” veya ”Eyyyy.. AMERİKA… sen benden yana mısın yoksa PYD’den yana mısın” sorusunu sorup, ” PYD bizim müttefikimizdir..” yanıtlarını alanlar ile; I.Dünya harbini, Mondros Ateşkesini, Sevr’i ve Lozan’ın hangi şartlarda gerçekleştiğini, tesbit ettikten sonra; Lozan’ı gözlerinizden düşürmeye çalışanın söz ve performansını hele bir kıyaslayın bakalım!…

***

Sevgi Bilinci….

Sevginin tarifini; önce kendime, sonra da tanıdıklarıma sormuştum bir zamanlar…

Sorduğum kişilerin sayısı kadar tariflerle karşılaştım. Ben de, beni rahatlatacak bir tarifi açıkçası yapa-ma-mıştım. Beni, sevginin tarifini araştırmaya sevk eden tek neden vardı. O da Hz.Muhammed (SAV)’in yanındaki sahabelere yönelttiği;

* “Hiç birinizin imanı kemâle ermez.Taaaa, ben o kimsenin kalbinde; sevgi cihetiyle: kendi özünden, malından, çocuğundan, babasından ve bütün insanlardan daha fazla yer tutmadıkça..”
Hadis-i Şerifiydi.

Mizacım gereği, bir şeyi kabul edip, et-me-mekte, kendimi samimiyet testine tutarım. Doğrusu, bu Hadis-i Şerife karşı kendimi ortada bulmuştum. Bu da beni ziyadesiyle rahatsız ediyordu. Fakat bir gün, şu açıklamayla karşılaştım.

* Burada anlatılan sevgiden murat: – İhtiyari ve – Akli Sevgidir. Bir hastaya bak, ilacı kötü görür: Yaradılış gereği ondan nefret eder. Böyle olmasına rağmen, aklını kullanarak o ilacı içer. Aklen o ilaçta şifa olduğunu bildiği için, yaradılıştaki özelliğine rağmen, o ilacı isteyerek içer. Kâmil insan anlar ki, Hz.Muhammed (SAV), iman ettiğimiz, bize iki cihan saadetinin yollarını açıkça gösteren Kur’an-ı Kerimin pratiğidir. Öyleyse, onun istediği sevgi Kur’an ve Sünnettir. Bu ikisine katıksız sevgi duymak zorundayız. İhtiyari sevgi ise, subjektif ve akli sevginin, yerine göre fonksiyonu karakterdedir. Siz kendi mesleğinizi seversiniz, bir başkası başka mesleği… siz kendi çocuğunuz üzerine titrersiniz, bir başkası da kendi çocuğunun üzerine titrer. Keza iyi, doğru, yerinde ve adaletli karar alan bir hakimi, bu davranışlarıyla önce akli sevgiyle herkes sever, bir müddet sonra da bu akli sevgi onun şahsına da yönelir.

Çok hoşuma gitmiş ve beni oldukça rahatlatmıştı bu sevgi ayrımından yola çıkarak yapılan izahat….. Çünkü, bu açıklama; bendeki sevgi bilincini ister istemez berraklaştırmıştı. Çocukluğumdan beri, bir tarafta yakasına Atatürk rozeti takarak Atatürk’ü sevenlerle, diğer taraftan, Atatürk’ü sevmeyenler arasında, iki tarafa karşı ister istemez ihtiyari sevgimle duygusallığım beni “Avare Mekanizmaya” mahkum ediyordu. Ama artık bu mekanizma birdenbire yok oldu ve akli sevgimle hem Peygamberimi hem de Atatürk’ü biri birinden ayrı olarak, onların varlıklarının hangi dertlere şifa bulduğumuz fiillerini sevdiğimi, işin doğrusu vefa borcu içinde bilinç düzeyine çıkararak sevdiğimi gördüm.

Atatürk ne yapmıştı?

Osmanlı Devleti, I.Dünya savaşında tarafsızlık ilan etmişti. Dönemin Milli Savunma Bakanı ve aynı zamanda Genel Kurmay Başkanı statüsündeki Enver Paşa, Çanakkale Boğazında yakalanan, Rusya’yla savaşta olan Almanya’nın iki gemisini, -Uluslararası antlaşmaya göre Çanakkale boğazında tutması gerekirken- Türk Bayrağı ile donatması bir yana, birine “Yavuz” diğerine de “Midilli” adını vererek, boğazlardan geçirtip, Rusya’nın Sivastopol Şehrini bombalatınca Rusya Osmanlının tarafsızlığını ihlal ettiğini ve hatta hile yaptığını öne sürerek, ertesi günü boğazları işgal etti.

Napolyon; ”Boğazlara hakim olan dünyaya hakim olur” demişti. Doğru bir tesbit. Hal böyle olunca, İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan derhal biribirleriyle müttefik olup Rusya’ya ; ”Bi Dakka birader”; diyerek, ateşkes ilan ettiler. Yunanistan’ın Limni adasında bir körfez olan Mondros’da demir almış bir gemide, Osmanlı devletini açık bir şekilde tasfiye ettiler. (Ordunun Subay ve Astsubaylarını Osmanlıya emekli ettirdiler, askerleri terhis ettiler. Çanakkale ve İstanbul Boğazını önce kendi emirleri altına, daha sonra da barışta ve savaşta Avrupa Komisyonunun düzenleyeceği özel bayrağı taşıyan tüm dünya gemilerinin serbestçe geçişini kabul ettirdiler…) Yazının uzamaması için herkes internetten bu antlaşmaya ulaşabilir Tarih: 10Ağustos 1920 idi. [Mondros Mütarekesi]

20 ay sonra; -herkesin rahatlıkla internetten ulaşabileceği- Sevr Antlaşmasıyla, Osmanlı devleti ortadan kalktı. [Sevr Antlaşması]

İşte bu 20 aylık dönemde Osmanlı, itilaf devletlerinin isteklerini yerine getirme sürecinde Vahdettin’le birlikte ağlayıp sızlarken, Atatürk; önce Erzurum’da Lazlarla Kürt delegeleri bir araya getirdi; Önce Lazlara: Siz Müslümanmısınız? Sonra da aynı soruyu Kürtlere yöneltti. İki taraf ta; “Evet, Elhamdulillah…” deyince, Atatürk’te onlara; ”sizlerden hanginiz, Ermenilerle bir olup diğerinize kılıç çeker?” diye sorar. İki taraf ta; “Haşaaa…” dediler. Atatürk; ”O zaman sizler artık Sevr’i kabul etmiyorsunuz… !” deyince istiklal mücadelesinde sırayı Sivas aldı. Orada da kahır muhalefete rağmen: “Ya Ölüm Ya İstiklal” dedi ve batıda da “Kuvva-yı Milliye”yi oluşturarak, O itilaf devletlerini analarından doğduğuna pişman ettikten sonra, onları bugünkü sınırlarımızı, İsviçre’nin Lozan kentinde anlaşmaya ve kabul etmeye muktedir oldu. Hatay benim karakterimdir dedi ve Hatayı da ölümünden sonra topraklarımıza kattık. Peki bugün ne haldeyiz? [Lozan Antlaşması]

RTE, kendi ağzıyla, ”At iziyle it izi birbirine karışmış” dedi ya…. Artık daha ne halde olduğumuzu uzun uzadıya açıklamaya hacet var mı? Uzun yazarsam kimse okumuyor. Okuyanlar da, uzun yazıdan şikayet ediyorlar. Ben de yazımı burada azıcık akıl ve idrak sahiplerine bırakarak bitiriyorum. Ancak; şunu belirtmeden geçmiyeceğim. İnternetten çoğu gazeteleri okuyorum. İsimleri pek aklımda kalmıyor. Yandaş gazete olduğunu rahatlıkla söylüyorum. Diyor ki;..(..) ..evet yakında ikinci bir darbe teşebbüsü ihtimal dahilindedir. Ancak bu kez daha ziyade laiklik savunuculuğuyla, öne çıkacaklar. (!)

Laiklik, Hz.Muhammed (SAV)’den sonra kimsenin peygamberlik iddiasında bulunamayacağı, ağlayarak, burnunu silerek güya Hz.Muhammed (SAV)’e sevgi gösterisi izhar ederek, bu milletin temiz duygularını kendi şahsi emellerini gerçekleştirme gayretine giren FETÖ’cülerin bu ülkede at oynatmalarının önüne geçecek, tek başına bir silahlı kuvvetler demektir.

Biz, Atatürk’ü akli sevgiyle sevmenin önemini idrak ettiğimiz zaman, kimse ne laikliği ne de Lozan’ı kendi emelleri doğrultusunda sevgi ya da nefretine konu edebilir. Lozan’ı yutturdular diyen kişi hakkında konuşmayacağım. Sizler; “Bir haftada Muaviye camisinde namazı kılarız” deyip ardından “hade gel de kıl bakalım” diyen Rusya karşısında, sınırında uçak dahi uçurtamayanın halini…., bi tane daha söyleyeyim çünkü içimi rahatlatmam lazım. ”Eyyyy.. AMERİKA… sen benden yana mısın yoksa PYD’den yana mısın” dedikten sonra, ABD Savunma Bakanının;

* ” PYD bizim müttefikimizdir..” sözü karşısında sadece ülkesine dert yanan kişi ile, I.Dünya harbini,Mondros Ateşkesini, Sevr’i –elinizde internet varken- öğrenin ve Lozan’ın hangi şartlarda gerçekleştiğini, tesbit ettikten sonra; Lozan’ı gözlerinizden düşürmeye çalışanın söz ve performansını kıyaslayın.!…

Tabı bu arada, yandaş gazetelerin belirttiği gibi, bir durum olursa ülkemizin, en başta ekonomisinin (bugün dolar kuru 3 lirayı aştı) ve daha sonra demokratik Cumhuriyete sahip bu aziz ülkenin ne durumlara düşüp, bizim de, nelere maruz kalacağımızın hesabı içinde kıyaslayınız ve demokratik anlayış içerisinde tartışınız.

Ama sakın benim aklıma geldiği şekilde bir düşünceye de kapılmayın.

Diyarbakır’da düğünler avlulu evlerde yapılırdı bir zamanlar… adamın biri içiyor içiyor… sonra da var mı uleeenn bana yan bakan!… diyor. İki, üç sefer tekrarlanınca, birkaç akli sevgi sahibi davetli, usulen adamı dışarı çıkarıyorlar ve kendisini nezaketli davranmaya davet ediyorlar. Adam anlamıyor… Derken bi tanesi kolundan tutuyor, diğerlerine siz içeri gidin diyor. Adamı kenara çekiyor… ”Var oğlum sana yan bakan, ben yan bakıyorum… ” deyince, sarhoşun eli ayağı biri birine giriyor: “Abi..ben öyle demedim ki, ben var mı beni si…..n dedim” diyor.

Allah kimseyi akli sevgiden ayırıp, elini ayağını sonradan biri birine dolaştırmasın.

Ümitlerimle, acizane dualarımla….

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: