Özbekistan Seçimleri…


…ve olası yansımaları!

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

04 Aralık 2016 tarihinde yapılacak seçime ilişkin kampanyalar sürerken, seçime katılacak adaylar da belli oldu. Milli Şahlanış Demokrat Partisi’nden Sarvar Atamuradov, “Adalet” Sosyal Demokrat Partisi’nden Nariman Umarov, Halk Demokrat Partisi’nden Hotamjon Ketmonov , Liberal Demokrat Parti’den Şavkat Mirziyoyev Cumhurbaşkanı olmak için yarışacaklar. ozbekistan Ancak bu partilerin dışında, örgütlenmelerine ve faaliyetlerine izin verilmediği için Özbekistan dışına çıkmak durumunda kalmış bir siyasal muhalefet de var. “siyasal İslamcı” kimliğine sahip bu muhalefet, yasadışı kabul edildikleri için, seçime katılamamakta ve aday gösterememekte. Bu kesimin, seçime dolaylı yollardan müdahil olmak isteyebileceği, seçimi boykot edebileceği ve hatta seçimi sabote etmeye çalışabileceği de varsayılabilir. Asıl önemli olanı, “siyasal İslamcı” kimliğine sahip, bir yönüyle de “militan İslami aşırıcılık” ile ilişkilendirilebilecek yasadışı muhalefetin istismara açık olması ve buna bağlı potansiyel risklerdir. Bu da, Özbekistan’ın sorun ve kaos üreten bir bölgenin parçası olmasından ileri gelen bir durumdur. Peki Aralık seçimleri en çok hangi bölgesel ve uluslararası güçleri yakından ilgilendiriyor ve neden?

***

SEÇİM SÜRECİNDEKİ ÖZBEKİSTAN

I. İslam Kerimov’un 02 Eylül 2016 tarihinde vefatı üzerine, Anayasa uyarınca, Özbekistan Merkez Seçim Komisyonu tarafından, yeni Cumhurbaşkanı’nı belirlemek üzere, bir seçim süreci başlatılmıştı. Uluslararası politikanın giderek daha çok Asya ile ilgili olması ve Özbekistan’ın güncel jeopolitik değeri nedeniyle, devam eden bu sürecin, sadece Özbekistan açısından görülemeyeceği, bölgesel ve süper güçlerin de sürece ilgi duyacakları açıktır. Siyasetin doğası gereği, ülke içi aktörler, bölgesel güçler ve süper güçler, seçim sürecini, bir fırsat ya da risk olarak görebileceklerdir. Bu da, doğal olarak, Özbekistan’daki seçim sürecinin; uluslararası politikadaki mevcut (bilinen) gelişmeler ile, eş zamanlı yeni gelişmeler ile, ve seçim süreci içerisinde ileriki günlerde ortaya çıkabilecek diğer gelişmeler ile, ilişkilendirilmesine yol açacaktır. Bu çalışmada münhasıran bu konu ele alınmıştır.

II. Seçim süreci devam ediyor, işliyor. 04 Aralık 2016 tarihinde yapılacak seçime ilişkin kampanyalar sürerken, seçime katılacak adaylar da belli oldu. [i]Milli Şahlanış Demokrat Partisi’nden Sarvar Atamuradov, [ii] “Adalet” Sosyal Demokrat Partisi’nden Nariman Umarov, [iii]Halk Demokrat Partisi’nden Hotamjon Ketmonov ve [iv]Liberal Demokrat Parti’den Şavkat Mirziyoyev Cumhurbaşkanı olmak için yarışacaklar. Bunlar, Özbekistan’da faaliyetine izin verilmiş siyasal partilerin adaylarıdır.

Ancak bu partilerin dışında, örgütlenmelerine ve faaliyetlerine izin verilmediği için Özbekistan dışına çıkmak durumunda kalmış bir siyasal muhalefet de vardır. Genel olarak “siyasal İslamcı” kimliğine sahip bu muhalefet, yasadışı kabul edildikleri için, seçime katılamamakta ve aday gösterememektedir. Bunların, İslam Kerimov’un vefatını, ülkeye dönme ve ülkenin olağan siyasal sürecine dâhil olma açılarından bir fırsat olarak görmeleri ve bu fırsatı değerlendirmek istemeleri beklenir. Ancak adaylıkları resmiyet kazanmış isimlerden Şavkat Mirziyoyev’in Aralık 2003’ten bu yana İslam Kerimov’un yanında Başbakan olarak görev yapan ve İslam Kerimov’un 02 Eylül (2016)’de vefatından sonra da 07 Eylül (2016)’da Parlamento tarafından “geçici” olarak Cumhurbaşkanlığına getirilmiş bir isim olması, yasa dışı muhalefetin söz konusu fırsatı değerlendirmesinin mümkün olamayacağına işaret etmektedir. İslam Kerimov vefat etmiştir ama, O’nun işbaşına getirmiş olduğu kadro ülkeyi yönetmeye devam etmektedir. Ve Cumhurbaşkanı seçilmesi kuvvetle muhtemel gözüken Şavkat Mirziyoyev ile birlikte, bu durum sürecek gözükmektedir. Ancak bu tablo, söz konusu yasadışı muhalefetin, seçime dolaylı yollardan müdahil olmak isteyebileceği, seçimi boykot edebileceği, seçimi sabote etmeye çalışabileceği, seçimin sonucunu tanımayacağı ihtimallerini ve benzeri diğer ihtimalleri tamamıyla ortadan kaldırmamaktadır. Önceki seçimlerde karşılaşılmış, normal olarak beklenen hususlar olduğu için, bu ihtimallerin çok da önemli olmadığı düşünülmektedir.

Asıl önemli olanı, “siyasal İslamcı” kimliğine sahip, bir yönüyle de “militan İslami aşırıcılık” ile ilişkilendirilebilecek yasadışı muhalefetin istismara açık olması ve buna bağlı potansiyel risklerdir. Bu da, daha önce de ifade edildiği üzere, Özbekistan’ın sorunlu ve kaotik bir bölgenin, sorun ve kaos üreten bir bölgenin parçası olmasından ileri gelen bir durumdur. Özbekistan, Afganistan’a ve Tacikistan’a komşudur. Fergana Vadisinin bir kısmı, Özbekistan’ın ülkesine dâhildir. Belirtilen ülkeler ve vadi, genelde “militan İslami aşırıcılık” ile anılan yerlerdir ve Özbekistan’ın söz konusu siyasal muhalifleri genelde bu yerlerde yaşamlarını sürdürmektedirler. Bu noktada Tacikistan’ın mevcut yönetiminin de benzeri bir yasadışı siyasal muhalefet ile karşı karşıya olduğu dikkate alınırsa, İslam Kerimov’un vefatı ile birlikte, sadece Özbekistan’ın değil, Tacikistan’ın da, bu potansiyel risk ile karşı karşıya bulunduğu düşünülebilmektedir. Hatta bu düşünceye bağlı olarak, iki ülkede eş zamanlı olarak siyasal değişimi öngören, militan İslami aşırıcılık “motifli” bir siyasal İslami hareketten (kalkışmadan) bile söz edilebilir. Acaba zaten sorunlu ve kaotik olan bölgenin mevcut koşulları bunu kaldırabilir mi ya da özellikle kıta içi büyük güçler buna izin verirler mi?

Bu sorunun cevabı az çok bellidir. “Militan İslami aşırıcılık”, genel olarak, Özbekistan’ın komşuları için de bir sorun ve istikrarsızlık unsurudur. Onun içindir ki, “militan İslami aşırıcılığın” Özbekistan’ın olağan siyasal yaşamında kendisine yer bulmasına komşularının seyirci kalması beklenmeyecektir. Ancak burada, söz konusu potansiyelin, “militan İslami aşırıcılığın” istismara açık olmasından ileri gelebileceğini düşünmemek gerekir. Hem “militan İslami aşırıcılığın” 1979’dan bu yana gösterdiği gelişimi, kazandığı özgüveni ve gücü görmek, hem de bu güç nedeniyle komşu ülkelerin “militan İslami aşırıcılık” ile mücadeleye dair pozisyonlarının o kadar güvenilir olmadığını dikkate almak gerekir. Afganistan’da devam eden sorun, Pakistan’ın bu sorununun adeta bir parçası haline gelmiş olması (artı ve eksi yönleri ile), Irak’ta ve Suriye’de IŞİD ile devam eden mücadele, Suudi Arabistan’ın ve İran’ın içinde bulunduğu durumlar, her şeye rağmen, “militan İslami aşırıcılığın” Özbekistan (ve Tacikistan) ilgisini aşağıya doğru baskı altında tutacaktır. Geçtiğimiz günlerde Keşmir’in Hindistan’ın kontrolündeki bölgesinde bir askeri üsse yapılan ve 17 Hindistan askerinin ölümü ile sonuçlanan olayın “militan İslami aşırıcılık” ile ilişkilendirilmesi, “militan İslami aşırıcılık” riskini (tehdidini) ayrıca ve biraz daha baskı/kontrol altında tutulması bağlamında da anlamlı bulunan çok güncel bir gelişmedir. Özbekistan’da devam eden seçim süreci ile “eş zamanlı” bu tür güncel/yeni gelişmelerin, yasadışı muhalefete yönelik ilgi ve desteği aşağıya çekeceği düşünülmektedir.

III. Bu çalışmanın konusu itibarıyla, Cumhurbaşkanlığı seçimine dair devam eden kampanya da önemlidir. Doğal olarak, bir seçim kampanyasında öne çıkan/çıkacak konular, bir yönü ile, adaylara bağlıdır. Özbekistan’daki Cumhurbaşkanlığı seçimine katılacak adaylara bakıldığında, bunların faaliyetlerine izin verilen siyasal partilerin adayları olduğu görülür. Bu partiler, ülkenin (ve bölgenin) istikrarsızlığa ve risklere açık durumunun farkında olarak siyaset yapan partilerdir ve bu siyasetleri İslam Kerimov döneminde ifadesini bulmuştur. Bu, mevcut adayların yürütecekleri kampanyalarda, hem İslam Kerimov dönemi uygulamalarının dışına çıkma anlamına gelebilecek ciddi vaatlerde bulunmayacakları, hem de istikrarsızlık, risk ve tehdit gibi unsurları üzerinden seçmene yaklaşmayacakları varsayımına yol açmaktadır. Bütün adaylar için kampanya konusu olarak, geriye, ekonomik konular kalmaktadır. Adayların, seçmenin karşısına, daha çok ekonomik vaatler ile çıkmaları, onların refah düzeylerinin iyileştirilmesini öngören konuları kampanyalarında işlemeleri beklenecektir.

Yürütülecek seçim kampanyalarının ekonomik ağırlıklı olacağının değerlendirilmesi, Rusya’yı ve Çin’i çağrıştıracaktır. ABD’yi çağrıştırdığından da söz edilebilir ancak, gerek ABD’nin içinde bulunduğu siyasal ve ekonomik koşullar, gerekse Andican olaylarına ilişkin yaklaşımı yüzünden ABD unsurlarının ülke dışına çıkarılması ile sonuçlanan olumsuz deneyim nedeniyle, ABD çağrışımının fazla gerçekçi olmayacağı düşünülmektedir. Bununla beraber, şu iki hususu da göz ardı etmemek gerekir. Birincisi, Kuzey Afrika’da başlayıp oradan Orta Doğu’ya sirayet eden ve bugün Orta Doğu’yu oldukça kanlı ve karmaşık bir ortama sürüklemiş gözüken “Arap Baharı” ile 2005 öncesi yıllarda görülen “renkli devrimlerin” ABD orijinli olduğu, ABD’nin bu projelere konu Müslümanların yaşadığı coğrafyalarda “ılımlı İslamı” hâkim kılmayı öngördüğü ve yine ABD’nin terör örgütleri ile olan aleni bağlarıdır. İkincisi de, uluslararası ilişkilerin doğası gereği, koşullar ne olursa olsun, ABD’nin meydanı diğer büyük güçlere bırakmak istemeyeceği, en azından bunlar için maliyeti artıracak örtülü çabalar içinde olabileceğindir. Bu noktada, ABD’yi bölgeye çektiği ve bölgede yapmak istediklerinin (özellikle “Asya Hava Savunma Sistemi”nin) kabul edilebilirliğini beslediği için, Çin’i endişeye sevk eden (meşgul eden), Kuzey Kore’nin nükleer denemeleri akla gelmektedir. ABD’yi bölgeye çektiği ve ABD’nin Çin’i yakından çevrelemesine imkân verdiği için ABD ile de ilişkilendirilebilen Kuzey Kore’nin nükleer denemelerinin aynı zamanda Çin’in Özbekistan ile daha az ilgilenmesine yol açmak gibi bir başka işlevi de yerine getirmiş olabileceği pekâlâ düşünülebilir. Kuzey Kore, aynı mülahaza ile, Rusya açısından da görülebilir. Rusya için ilave olarak, İsrail’in son dönemde Suriye’ye yönelik artan saldırılarına ve ABD’nin (yanlışlıkla olduğu ileri sürülse bile) Suriye Ordusunu hedef almasına da, yine aynı gözle bakılabileceği düşünülmektedir. Çünkü Rusya Suriye’de Şam Yönetiminin yanında bir pozisyon almıştır ve bu da, söz konusu güncel/yeni olayların Rusya’yı da ilgilendireceği (meşgul edeceği) anlamına gelmektedir. Bu durumda, Suriye ile ilgili güncel/yeni gelişmelerin, Rusya’nın Özbekistan ile daha az ilgilenmesine yol açmak gibi bir başka işlevi daha yerine getirmiş olabileceği düşünülemez mi? ABD’nin doğrudan ya da dolaylı olarak attığı bu ve benzeri adımların, Özbekistan öngörülü olsun-olmasın, Rusya’nın ve Çin’in politik, askeri ve ekonomik açılardan gerektiği gibi Özbekistan’a odaklanmasını önleyeceğinden şüphe duyulmamaktadır.

Rusya’nın Özbekistan ile olan ilişkileri, Sovyetler döneminden kalma, ancak yakın ilişkilerdir. Ancak [i]enerji kaynakları yönünden zengin oluşu, [ii]Avrupa’nı doğusundan başlayıp Asya’nın doğu kıyılarına (Büyük Okyanusun batı kıyılarına) kadar uzanan geniş ülkesinin kendisine enerji ulaşımında ve pazarlamasında sağladığı çok ciddi avantaj ve [iii] uluslararası enerji piyasasında Avrupa pazarı durağanlaşma ve daralma eğilimi gösterirken Asya pazarının her gün biraz daha büyümesi, bunlar özellikle enerji bağlamında, Rusya’yı Özbekistan’a daha yakın olmaya itmektedir. Biraz daha somutlaştırılırsa, Asya enerji pazarının kontrol edilmesinde Rusya’nın Özbekistan’a ihtiyacı olduğundan şüphe duyulmamaktadır. Rusya Özbekistan’ı ne kadar çok kontrol ederse, o oranda daha fazla Rus petrol ve doğalgazını Asya’ya pazarlama imkânına sahip olmuş olacaktır. Aralarındaki “konjonktürel” yakın ilişkiye rağmen, Rusya’nın enerji piyasasında Çin pazarını ele geçirebilmesi ve elinde tutabilmesi için Özbekistan önemli bir ülkedir. Enerjinin politik ve askeri (güvenlik) işlevleri dikkate alındığında, Özbekistan’ın Rusya için taşıdığı değer daha iyi anlaşılacaktır.

Rusya’nın Özbekistan olan ilişkileri “kadim” ve yakın olmakla birlikte, bunların Özbekistan’ın ekonomisinde ve dış ticaretinde fazla ifadesini bulmamış olduğu görülmektedir; Çin öndedir. Çin, Özbekistan’ın dış ticaretinde en önde gelen ülkedir. Rusya’nın Özbekistan ile olan dış ticaretinin büyüklüğü 2015 yılı rakamları ile yaklaşık 3.9 milyar dolar seviyesindedir ve bu rakam, büyük ölçüde enerji ithalatından ileri gelen bir rakamdır. Oysa Çin’in Özbekistan ile olan dış ticaretinin büyüklüğü aynı yılın rakamları ile 5.2 milyar dolar seviyesindedir; üstelik hem çeşitlilik gösterir, hem de ithalat-ihracat dengesini içerir. Üstelik Çin’in Özbekistan’daki yatırımları, özellikle son beş yıl içinde ciddi bir artış göstererek bugün 8 milyar civarında bir rakama ulaşmıştır. Ayrıca toplam uzunluğu 7 bin km. olan Türkmenistan-Çin doğalgaz boru hattının 530 km. uzunluğundaki kısmı da Özbekistan’dan geçmektedir. Son yıllarda Özbekistan-Çin ilişkilerinin ekonomi odaklı olarak hızla gelişmesine bakarken, küresel gelişmelerin Asya’yı (dolayısıyla Çin’i) uluslararası politikada öne çıkardığını, Asya’nın uluslararası enerji piyasasında da öne çıktığını ve bu koşulların Çin’i politik, ekonomik ve güvenlik politikalarının hedefi haline getirdiğini de görmek gerekir. Özbekistan örneğinde görülen Çin ile ilgili yukarıdaki tablo, Çin’in, ihracata dayalı ekonomisine ve sermaye ihracına, Pekin’i hedef alan söz konusu politikaları dengeleme işlevini yüklemiş olduğu anlamına da alınabilir. Çin’in “Yeni İpek Yolu Projesi” ya da “Bir Yol Bir Kuşak Projesi” de yine bu bağlamda görülebilir ve Özbekistan, bu projenin uygulama alanına dâhil bir coğrafyadır. Bu belirtilenler, Özbekistan’ın Çin için taşıdığı değere işaret eder. Daha açık bir ifade ile; Özbekistan, Çin’in çevrelenmesini önlemede, bu çevrelenmeyi dengelemede ve Çin’i hedef alan politik, ekonomik ve askeri politikaları boşa çıkarmada önemli bir ülkedir. Çin’in Özbekistan ile olan dış ticaretindeki hızlı büyüme ve Özbekistan’da artan yatırımları, bu öneme işaret eder. Bu durumda, adayların Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyalarındaki ekonomik vaatlerinin münhasıran Çin ile bağlantılı olacağını ya da Çin ile “bir şekilde” bağlantısı kurulabilecek ekonomik vaatlerin seçmene gerçekçi ve çekici geleceğini, seçmeni etkileyeceğini söylemek yanlış olmayacaktır diye düşünülmektedir.

IV. Seçim sürecindeki Özbekistan’a bakarken görülmesi gereken bir diğer husus da, Özbekistan’ın Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) üyesi olduğudur. Hem BDT’ye hem de ŞİÖ’ne üye olmasının, Çin’e göre, Rusya’ya Özbekistan konusunda daha çok hareket serbestîsi sağladığı ve bunun Cumhurbaşkanlığı seçimine yansıyacağı düşünülebilir. Ancak Pekin’in gücü ve Pekin nezdinde Özbekistan’ın taşıdığı değer, Rusya’nın bu avantajını anlamlı olmaktan çıkarmaktadır. Rusya’nın Çin’den bağımsız olarak Özbekistan’daki seçimlere müdahil olması, zayıf bir ihtimal olarak görülmektedir. Nedeni de bunun, Pekin-Moskova ilişkilerini derinden olumsuz olarak etkileme potansiyelini içermesidir. Pekin ile Moskova arasındaki ilişkilerin mevcut durumu, bu ihtimali oldukça zayıflatmaktadır. ABD’nin dolaylı olarak Çin’in karşısında yer aldığı, anlaşmazlık konusu Güney Çin Denizi’nde, önümüzdeki günlerde, Pekin ile Moskova’nın ortak deniz tatbikatı yapacak olmaları, bu ihtimalin niçin zayıf görüldüğü bağlamında anlamlı bulunan güncel bir işarettir. Onun içindir ki, Çin’in ve Rusya’nın Özbekistan’daki Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin yaklaşımlarının koordine edilmiş bir yaklaşım olacağı varsayılmaktadır.

Kıta içi büyük güçler var iken, ABD’nin kıta dışından gelip Özbekistan seçimlerine açıkça ve doğrudan müdahil olması konusuna yukarıda değinilmişti. Ancak Rusya ve Çin dışında kıta içi bir başka güç daha vardır. O da Hindistan’dır. Hindistan-Rusya ilişkileri yakındır. Ancak aynı şeyi Hindistan-Çin ilişkileri için söylemek güçtür. Aralarında devam eden rekabet ve sorunlar ile, Özbekistan’ın Çin’in gözündeki değerine bakarak, Çin’in aleyhine bir şekilde Hindistan’ın Özbekistan’daki Cumhurbaşkanlığı seçimine ilgi duyabileceği düşünülebilir. Fakat bu düşüncenin eyleme dökülmesi de yine oldukça uzak bir ihtimal olarak görülmektedir. Çünkü Çin ile Hindistan karşı karşıya bir pozisyonda görülseler de (Rusya ile de paylaştıkları) ortak bir paydaya da sahiptirler. Bu ortak payda da, “militan İslami aşırıcılık” ile mücadele paydasıdır. Tıpkı Rusya ve Çin gibi, Hindistan’ın çıkarı da, Özbekistan’daki istikrarın sürmesindedir. Eğer İslam Kerimov’un vefatı ve 04 Aralık (2016)’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi, “siyasal İslam” tarafından bir fırsat olarak görülüyor ve bu fırsatın değerlendirilmesi “militan İslami aşırıcılığın” güç kazanması anlamına geliyor/gelecek ise, bunu Rusya ve Çin kadar, Hindistan da istemeyecektir.

Belirtilenlerden de çıkarılabileceği üzere, kıta içi büyük güçlerin Özbekistan’daki Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin yaklaşımlarının örtüştüğünü söylemek mümkündür. Bu üç güçten (Çin, Rusya ve Hindistan’dan) birinin, devam eden seçim sürecinde diğerlerini görmezden gelen müstakil bir adım atması; Özbekistan’da istikrarsızlığa kapı aralamak suretiyle, Özbekistan’ı esasen bölgede mevcut olan istikrarsızlığın bir parçası haline getirmesi, bölgedeki istikrarsızlığın büyümesi ve yayılması sonuçlarını doğurabilecektir. Tabiatıyla bu üç kıta içi büyük gücün sadece biri birilerinden müstakil adım atmaması, istikrarı bozmaktan kaçınmaları yeterli olmayacaktır. Ayrıca seçime dışarıdan müdahaleleri ve istikrarı bozmaya yönelik girişimleri önlemeye yönelik koordineli bir çaba içinde olmalarına da ihtiyaç olacaktır.
19 Eylül 2016.

*

ascmer

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: