ABD 2 Numarası Biden’in Ankara Ziyareti ve Moskova Boyutu…


TSK İncirlik Tesisi’nde sırıtan Rusya, karşısında surat asan ABD (mi?)

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

TSK İncirlik Tesisi’nden yararlanma imkânına kavuşması Rusya için önemlidir. Bu önem, elde edilecek imkânın derecesine bağlı olmaktan çok, psikolojiktir, algı yönetimi ile ilgilidir. incirlikTSK İncirlik Tesisi’ni kullanması; İslami aşırıcılık ve yasa dışı göç ile mücadele etme, Kafkasya’yı elinde tutma, enerji (üretim+taşıma) güvenliğini sağlama ve uluslararası prestij (itibar) açılarından Rusya için çok değerlidir. Onun içindir ki, Rusya’nın, 15 Temmuz olayı ile Türkiye’nin içine düşürüldüğü durumdan da istifade ederek, Türkiye’den giden mektuba rağmen Ankara-Moskova ilişkilerinin eylemli olarak eski “rayına” oturması için TSK İncirlik Tesisi’nin kullanımını masaya süreceğini beklemek yanlış olmayacaktır. Peki NATO Şapkası altında bu üssü kullanan ABD ve Kuzey Atlantik İttifakı bu işe ne der? Olayın hukukî boyutu nedir?

***

İNCİRLİK-RUSYA HABERLERİNİN YOL AÇTIĞI ÇAĞRIŞIMLAR

I. İncirlik, bir TSK (Türk Silahlı Kuvvetleri) tesisidir. Türkiye’nin NATO’ya katılmasından sonra, Soğuk Savaş yılları koşullarında NATO’nun kullanımına açılmış, yani NATO’ya tahsis edilmiştir. ABD de, NATO “şapkası” altında, Türkiye ile yapmış olduğu ikili düzenlemeler (anlaşmalar) sayesinde, 1950’li yılların ortasından itibaren bu tesiste askeri varlık bulundurmaya başlamıştır. ABD’nin TSK İncirlik Tesisi’nde askeri varlık bulundurması, NATO Antlaşması muvacehesindedir ve Türkiye’nin Sovyetlere komşu olması nedeniyle, o yıllarda, (1962 Küba Krizi ve 1964 Kıbrıs Olayları sırasında yaşananlar hariç) genel olarak her iki tarafın çıkarlarına hizmet eden bir görüntüyü yansıtmıştır.

Sovyetlerin dağılmasından sonra, TSK İncirlik Tesisi’nin ve bu tesisteki ABD askeri varlığının NATO planlarında ne şekilde yer almış olduğu ve/veya aynı bağlamda ikili düzenlemelerde usulüne uygun olarak ne gibi güncellemelere gidildiği bilinmemekle beraber; NATO varlığını ve Türkiye de NATO üyeliğini koruduğu cihetle, ABD’nin TSK İncirlik Tesisi’ndeki askeri varlığında hukuksal açıdan bir sorun bulunmadığı söylenebilir.

TSK İncirlik Tesisi’ni ve bu tesisteki askeri varlığını kullanması NATO amaçları ile sınırlandırılmış ve bu hususlar ayrıntılı ikili düzenlemelere konu yapılmış olmasına rağmen, ABD’nin tesisi ve tesisteki askeri varlığını Orta Doğu’ya ilişkin kendi hedef ve çıkarları doğrultusunda kullandığı da olmuş, bu konu bugüne kadar hep ileri sürüle gelmiştir. Buna ilişkin en somut iddialar, “Çekiç Güç”ün görev süresinin uzatılmasına ilişkin tezkerelerin TBMM Genel Kurulu’ndaki ele alınışları sırasında milletvekilleri tarafından yapılan konuşmalarda yer almıştır. Bundan ayrı olarak, TSK İncirlik Tesisi (ve bu tesisteki ABD askeri varlığı), NATO’nun doğrudan ve/veya eylemli olarak müdahil olmadığı bazı olaylarda da ABD tarafından kullanılmıştır. Bugün Türkiye’nin Irak’tan ve Suriye’den algıladığı tehdit (ve IŞİD ile mücadele nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 92/1 maddesi uyarınca TBMM’den istihsal edilen kararla, [TBMM’nin 03 Eylül 2015 tarihli ve 1098 sayılı kararı ile; “hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükümetçe takdir ve tayin olacak şekilde” yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması ve bu kuvvetlerin hükümetin belirleyeceği esaslara göre kullanılması öngörülmüştür. (Bu kararın tam metni için, 08 Eylül 2015 tarihli ve 29469 sayılı Resmi Gazete’ye bakılabilir.) ]
TSK İncirlik Tesisi’nin (ve Diyarbakır Askeri Havaalanının) ABD liderliğindeki Koalisyon Güçlerinin kullanımına açılması, bu bağlamda görülebilir. Burada dikkat çekmesi gereken husus, Koalisyon Güçleri arasında NATO üyesi olmayan ülkelerin de bulunduğu; yani, NATO’ya tahsisli TSK İncirlik Tesisi’nin NATO üyesi olmayan ülkeler tarafından da kullanıldığıdır. Katar, bu bağlamda, bilinen bir örnektir.

II. Rusya, Mart 2011’de Batının çıkardığı ve Türkiye’nin Batının yanında vaziyet aldığı Suriye krizinde, Şam’ın çağrısı üzerine, 2015 yılı sonbaharında, Suriye’de, IŞİD da dâhil muhaliflere karşı hava operasyonlarına başlamış, ABD (Batı) ve Türkiye ile karşı karşıya gelmiştir. Moskova, Ukrayna (Kırım) sorunu nedeniyle ABD’nin (Batının) Rusya’ya uyguladığı yaptırımların etkisinde Suriye’deki askeri varlığını artırmış; Suriye, ABD ile Rusya’nın güç mücadelesine giriştiği bir coğrafya olmaya başlamıştır. Rusya, Suriye’deki askeri varlığına eski (güçlü) günlerine dönmesine aracılık etme gibi bir politik işlev yüklemiştir. Kasım 2015’de bir Rus askeri uçağının Türkiye tarafından düşürülmesi, Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığını takviye etmesine ayrıca imkân ve fırsat vermiştir. Bu tabloda, Rusya, bugün Suriye krizinde adeta “kilit” aktör konumuna gelmiştir.

Avrupa’dan gelen aksi yöndeki beyanlara rağmen ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlara devam etmesi ve bu yönde Avrupa’yı peşinden sürüklemesi ve ABD liderliğindeki Koalisyon güçleri (Rus ve Amerikan uçaklarının istenmeyen durumlar ile karşılaşmaması için yapılan düzenlemede olduğu gibi sınırlı bazı koordinasyon/işbirliği örneklerine rağmen), Suriye krizi, Rusya’yı sadece ABD ile değil adeta bir bütün olarak Batı ile karşı karşıya getirmiştir ki, karşısındaki bu cephenin Moskova’nın Suriye krizine kendisi için yüklediği işlev bakımından oldukça anlamlıdır ve işe yaramıştır. Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan “darbe girişimi”, bu girişimin ABD ile ilişkilendirilmesi ve Türkiye’deki bu tablonun ABD-İran ilişkilerinin gerildiği bir zamana denk gelmesi, Suriye krizindeki mahiyet değişimini daha da belirginleştirmiş; Suriye krizi, başlangıçtaki amacından uzaklaşmıştır.

Rusya’nın Suriye krizine askeri açıdan müdahil olması ile birlikte; esasen Moskova’nın daha önce de kullandığı, Hums (Homs)’un batısında, Akdeniz kıyısındaki Ervad Adasının karşısında yer alan Tartus Deniz Üssü yeniden öne çıkmış; Rusya, buna ilave olarak, daha yukarıda, Türkiye’ye daha yakın, Halep’in güneybatısında, yine Akdeniz kıyısında, Lazkiye’deki Hmeymim (Hmeimim-Bassel El Esad) Hava Üssünü de kullanmaya başlamıştır. Rusya, Suriye krizine yönelik olarak, Hazar Denizi’nde konuşlu savaş gemilerini de etkin olarak devreye sokmuştur. Bugünlerde ise, Rusya’nın İran’ın Hameden Hava Üssü’nden yararlanması konuşulmaktadır. [Medyada yer alan son haberlerden; İran’ın, “yakıt ikmali” için Hamedan Hava Üssü’nü Rusya’nın kullanımına açtığı, Moskova’nın bu üste silah stoklamasına da gitmek istemesi nedeniyle üssün kullanımında sorun çıktığı anlaşılmaktadır. Ancak İran yetkililerinden gelen net açıklamalardan, söz konusu tesisin “yakıt ikmali” için kullanılmasında bir sorun olmadığı, tarafların bu konuda mutabık olduğu anlaşılmaktadır]
İran, 1979 Anayasası’nın katı kurallarına rağmen, Suriye’nin isteği üzerine ve “sadece yakıt ikmali için”, Hamedan Hava Üssü’nü Rusya’nın kullanımına açmıştır. Rusya’nın havada yakıt ikmali yapabilme imkân ve kabiliyetine sahip olduğu bilinmemektedir. Ancak eğer bu imkan ve yeteneğe sahip ise, İran’ın münhasıran “yakıt ikmali için” Hamedan Hava Üssü’nü Rusya’nın kullanımına açması üzerinde durmak gerekir.

Bütün bu belirtilenler, Rusya’nın sadece üs/tesis olarak değil, silah/teçhizat ve asker sayısı olarak da Suriye’deki (ve bölgedeki) varlığını artırdığı anlamına gelmektedir. [Bu noktada, Rusya’nın Mart 2016’daki, Suriye’den çekilme kararı akla gelebilir. Ancak, hem Rusya bu çekilmenin tam bir geri çekilme olmadığını, sınırlı bir çekilme olduğunu açıklamıştır hem de müteakip gelişmeler Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığını sürekli takviye ettiğini ortaya koymuştur.]
S-400 hava savunma sistemleri ve Su-35S savaş uçakları, bu bağlamda ilk akla gelenlerdir.

III. Böyle bir tabloda, Ankara ve Moskova tarafından bugüne kadar resmi olarak teyit edilmemiş olmasına ve böyle bir konunun gündeme gelmediği yönünde açıklama yapılmış olmasına rağmen, medyada Rusya’nın TSK İncirlik Tesisi’ni kullanmak istediğine dair haberlerin yer alması dikkati çekmektedir. Bir taraftan “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” sözü, diğer taraftan bölgedeki gelişmeler, bu konuya eğilmeyi gerektirmektedir. Yol açtığı çağrışımlar nedeniyle, konu gerçekten önemlidir.

Yukarıda değinildiği üzere Suriye’deki (bölgedeki) askeri varlığı ciddi boyutlara ulaşmış ve Tahran ile yakın ilişkiler üzerinden İran’ın ve Irak’ın askeri imkân ve yeteneklerinden yararlanabilir iken, acaba Rusya’nın TSK İncirlik Tesisi’ne gösterdiği ilgiyi nasıl açıklamak gerekir? Acaba Rusya’nın TSK İncirlik Tesisi’nden yararlanma isteğinin arkasında neler olabilir?

Rusya’dan gelebilecek böyle bir isteğe bakarken, öncelikle şunu ifade etmek gerekir; Kasım 2015’de Rus askeri uçağının düşürülmesi ve 15 Temmuz darbe girişimi ile Türkiye’nin içine düştüğü durum, Ankara karşısında Moskova’nın “elini” güçlendirmiştir. Buna ilave olarak, Rusya’nın 1991 sonrasında (karara katılma dışında) NATO’nun kurumsal yapısına dâhil olduğu, TSK İncirlik Tesisi’nin aynı zamanda NATO’ya tahsisli bir tesis olduğu ve Katar gibi NATO üyesi olmayan ülkelerin bile bu tesisten yararlanabildikleri dikkate alındığında, “teknik” olarak, Türkiye’nin Rusya’dan gelebilecek böyle bir isteği geri çevirmesinin güç olacağı ayrıca değerlendirilmektedir.

Ankara’nın bu kritik süreçte gerçekte nasıl bir eğilim içinde olduğu bilinmemekle beraber, Türkiye’nin TSK İncirlik Tesisi
konusunda Rusya karşısındaki yukarıda değinilen pozisyonunun, Türk Diplomasisi tarafından, hem TSK İncirlik Tesisi’nin belli koşullarla Rusya’nın kullanımına açılması, hem de ABD’nin Türkiye’ye ( ve bölgeye ) yönelik politikasında Ankara lehine değişiklikler yapılması, konularında kullanılabileceği değerlendirilmektedir.

IV. Kürtler, Irak’ta, Suriye’de ve Türkiye’de, daha önce erişememiş oldukları bir noktaya ( konuma ) gelmişlerdir. Irak’ta 2005 Anayasası ile, Erbil merkezli, özerk, Kürt Bölgesel Yönetimi ortaya çıkmış, IŞİD ile mücadele bu yönetimin askeri/savunma gücünü geliştirmesine aracılık etmiş, petrolü müstakilen pazarlayabilmeleri bu yönetime ekonomik güç sağlamıştır. Bu tablo, Irak Kürtlerini Bağdat’tan kopma noktasına çok yaklaştırmıştır. Suriye krizi, Suriye Kürtlerini önce Kobani, Cizre ve Afrin’de Kürt kantonal yönetimleri kurmalarına, daha yakın zamanlarda ise bu kantonların birleşmesi ile oluşan “Kuzey Suriye Federasyonu” nu ilan etmelerine yol açmıştır. Türkiye’de ise, Kürtler kendilerini Parlamentoda ifade edebilme imkân ve fırsatını yakalamışlardır. Bunlara ilave olarak, Türkiye’nin güneyinde, Irak’ın kuzeyinden başlayıp Suriye’nin kuzeyi üzerinden Hatay’a ve buradan da Doğu Akdeniz kıyılarına uzanan, müstakil bir “Kürt Koridoru” kendisini belli etmeye başlamıştır. > [Eğer Hatay’ın “Kürt Koridoru”nun Doğu Akdeniz kıyılarına açılmasının önünde bir engel olduğu ve bunun da Hatay’ı Türkiye’den koparmaya yönelik çabaları öne çıkaracağı dikkate alınır ise, Kıbrıs Adası’nın, Hatay’ın elde tutulması açısından son derece önemli olduğu görülecektir.]

Bu tabloya bağlı olarak, şu iki değerlendirme yapılabilmekte ya da şu iki husus akla gelmektedir. Birincisi, Kürt koridorunun Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğünü tehdit eder bir mahiyet arz ettiği; bunun, Ankara’yı, hem endişeye sevk ettiği, hem de dış etkilere daha çok açtığıdır. İkincisi de, Kürtlere ilişkin Irak’taki, Suriye’deki ve Türkiye’deki tablonun, İran Kürtlerini öne çıkardığı ve bunun İran’ı tehdit eden bir mahiyet arz etmeye başladığıdır. Buna bağlı olarak, Kürtlerin, nükleer anlaşmaya rağmen, ABD (Batı) ile karşı karşıya bulunan ve Rusya’ya yanaşan İran’ın “yumuşak karnı” olduğunu söylemek mümkündür.

Bu noktada, son dönemde, bölgesel dengelerin İran’ın lehine-Türkiye’nin aleyhine bozulduğu dikkate alınır ve bir an için İran Kürtlerinin bu bozulmayı Türkiye için telafi edebilecek bir araç olarak “görüldüğü” ya da “gösterildiği” düşünülür ise, İran’ın Hamedan Hava Üssünü Rusya’nın kullanımına açması Ankara’ya verilmiş bir mesaj olarak görülebilir. Hamedan Hava Üssü’nü “yakıt ikmali” için kullanacak uçakların hangi teknik donanımlara sahip olduğu/olacağı bilinmemekle beraber; bunun, Rusya’ya en azından “topoğrafik istihbarat” imkanı sağlayabileceği ve dolayısıyla bir operasyon (planı) işareti olabileceği düşünülmektedir. Böyle bakıldığında, Hamedan Hava Üssünün Rusya tarafından kullanılması; Türkiye’nin dikkatini Rusya’nın İran ile birlikte hareket edeceğine çeken, Türkiye’yi hedef alan ve Türkiye’ye “Tahran’ı hedef alan oluşumlardan uzak dur” mesajını veren bir gelişme olabileceği izlenimi edinilmektedir.

Bu noktada görülmesi gereken bir başka husus da, Türkiye’den giden mektuba rağmen Ankara-Moskova ilişkilerinin eylemli olarak hala “rayına” oturmamış olduğudur. Buna bağlı olarak, İran’ın Hamedan Havva Üssünü Rusya’ya açmış olması, TSK İncirlik Tesisi’nin Rusya’nın kullanımına açılması konusunda Ankara üzerinde baskı oluşturma amaçlı olabileceği de, ayrıca akla gelmektedir.

V. Bölgeye bakıldığında görünen; Ankara’nın, eş zamanlı olarak, hem Moskova’nın, hem de Washington’un baskısı altında olduğu, oldukça kritik bir süreçten geçtiğidir. Bir tarafta, Suriye’de Tartus Deniz Üssü ile Lazkiye’deki Hmeymim Hava Üssünü kullanabilen ve bu üslerdeki askeri varlığını takviye etmiş, Hazar Denizi’ndeki savaş gemilerini bölgeye tevcih edebilen ve İran (+Irak) ile çok yakın olan Rusya vardır. Diğer tarafta da, Batıyı peşinden sürükleyen, Kürt hareketi ile içli-dışlı, müstakil bir “Kürt Kartı”na sahip olmaya çok yaklaşmış, NATO üzerinden Türkiye’yi çok yakından ve içeriden “tanıyan” ABD vardır.

Suriye krizinin ABD ile Rusya arasında güç mücadelesine konu olduğu, Rusya’nın Suriye krizine eski güçlü konumuna dönme işlevini yüklediği ve İran Kürtlerinin Tahran karşısında rahatlamasının ABD’nin “Kürt Kartı”na değer katacağı dikkate alındığında, Türkiye, hem Rusya ( İran ) için, hem de ABD için, kritik önemi haiz ülke olmaktadır. Bu, Türkiye’nin tercihinin bölgesel dengelerin geleceği açısından önemli olduğu/olacağı anlamına gelir.

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın ve bundan sadece bir gün önce Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin Ankara’ya gelişi, bu değerlendirme ( bakış açısı ) bağlamında görülebilir.

VI. Kürdistan Eyaleti, İran’daki eyaletlerden bir tanesidir. Nüfusu yaklaşık 1,5 milyon olan ve nüfusunun yine yaklaşık % 80’nin Kürt olduğu ileri sürülen bu eyalet, (Hamedan Hava Üssü’nü içeren) Hamedan Eyaleti’nden başlayıp Irak sınırında Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne dâhil Süleymaniye’ye komşudur. Yani Irak’ın Kürt Bölgesel Yönetimi ile İran’ın Kürdistan Eyaleti biri birine komşudur ve Hamedan Hava Üssü doğudan bunları kontrol eden bir konumdadır.

Bu durum çıkış noktası alındığında, bu kez akla, Washington merkezli, İran Kürtlerini konu edinen ve Tahran’ı hedef alan güncel bir yaklaşımın mevcut olabileceği sonucuna ulaşılabilmekte ve bu kez de, İran’ın Hamedan Hava Üssünü Rusya’ya açmasının doğrudan Washington’a verilmiş bir mesaj olabileceği değerlendirmesine ulaşılmaktadır.

Tahran’ı karşısına alacak ABD’nin Rusya’yı da karşısında bulacağı anlamına gelen bu mesaj değerlendirilirken, hem mesajın Kürtler açısından ne anlama geleceğini ve Moskova’nın Kürt hareketi ile olan ilişkilerini nasıl etkileyeceğini, hem de Rusya’nın Kürtler nezdinde bunu nasıl telafi etmek isteyebileceğini ihmal etmemek gerekir.

VII. Konu bağlamında akla gelen bir diğer husus da, 2004 yılında, Timaş Yayınları arasında çıkan, Orkun Uçar-Burak Turna ikilisi tarafından yazılmış, ”Metal Fırtına” isimli kitaptır. Bir kurgu-roman olan bu kitapta, ABD unsurlarının Suriye sınırından Türkiye’ye girip yedi günde İstanbul’a ulaşmaları, yani Türkiye’yi işgal etmeleri işlenmektedir. Kitabın, konusu Türkiye olan bir senaryo bağlamında ortaya çıktığı ve amacın da, hem senaryo konusunda nabız ölçmek, hem de senaryonun uygulanabilirliğini beslemek olduğu düşünülebilir.

Eğer ABD’nin Orta Doğu’ya ilişkin senaryosunun bir zamanlar İran’ın Sovyetler tarafından işgali üzerine oturtulmuş olduğu ve 1979’daki İran İslam Devrimi’nden sonra bu senaryonun Kuveyt’in ve Suudi Arabistan’ın Irak tarafından işgaline dönüştürüldüğü ve o yıllarda bunları işleyen yayınlar/tatbikatlar yapıldığı çıkış noktası alınır ise, bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullar ile bölgenin geldiği nokta nedeniyle, Metal Fırtına isimli kitapta yazılanların önemsenmesi gereği ortaya çıkmakta ve bu da Türkiye’nin hedefte olduğunu akla getirmektedir.

Bazıları, gelişmelere bakarak ABD’nin Orta Doğu ile olan bağlarını koparma yolunda olduğunu düşünebilir; ancak bunun eşyanın tabiatına aykırı olacağı düşünülmektedir. ABD’nin Orta Doğu’yu yeni koşullarda kontrolü altında ( elinde ) tutma peşinde olduğunu düşünmek daha kabul edilebilir gelmektedir. İran Kürtlerini konu edinen ve Tahran’ı hedef alan, Türkiye’yi de ABD’nin yanında bugün bölgede yaşanan bu gelişmelerin içine çekmeyi öngören bir senaryo, ikinci husus bağlamında anlamlı bulunmaktadır. İran Kürtleri üzerinden Tahran hedef alınırsa, bu daha “bütüncül” ve dolayısıyla daha güçlü bir “Kürt Kartı” ortaya çıkaracaktır ki; Ankara’nın böyle bir sürece katkı sunması, Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğünü koruma endişesi ile çelişecektir. Çünkü İran Kürtleri ile daha bütüncül hale gelen ve güçlenen Kürt hareketinin, müteakiben Türkiye’yi vurması kaçınılmaz görülmektedir.

VIII. Değişik açık kaynaklarda, onaylanmış NATO Planları uyarınca TSK İncirlik Tesisi’nde bulunan, ancak mülkiyeti ABD’ye ait olduğu bilinen nükleer varlığın, bir başka NATO üyesi ülke olan Romanya’ya taşınmış olduğu ileri sürülmüştür. Pentagon’dan, bu yöndeki iddiaların ne onaylanacağı ne de ret edileceği yönünde açıklama gelmesi, taşınma işleminin gerçekleşmiş olabileceği kanaatine yol açmaktadır.

TSK İncirlik Tesisi’ndeki nükleer varlığın taşınması, iki açıdan önemli görülmektedir. Birinci olarak, ABD’nin, Türkiye’nin bu tesisi Rusya’nın kullanıma açma ihtimalinin zayıf olmadığını değerlendirdiği ve buna istinaden nükleer varlığı buradan taşıdığıdır. İkincisi de, Metal Fırtına isimli kurgu-roman kitabında işlendiği şekliyle Türkiye’yi içine alabilecek ( ya da konusu Türkiye olabilecek ) bir çatışma riskinin bulunduğu ve nükleer varlığın müstakilen Türkiye’nin eline geçmemesi için bu varlığın Romanya’ya taşındığıdır.

Burada akla gelen “teknik” husus, NATO’da kararların “oybirliği” ile alındığı; dolayısıyla NATO Planlarının “oy birliği” ile yürürlüğe konulduğu, değiştirildiği ya da iptal edildiğidir. Bunun anlamı, ABD’ye ait nükleer varlığın, Türkiye de dâhil üye ülkelerin verdiği onay ile TSK İncirlik Tesisi’nde bulundurulduğu ve Türkiye’nin onayı olmadan bu tesisten çıkarılamayacağıdır. Pentagon Sözcüsüne sorulan sorunun bir benzeri Türk tarafına sorulmadığı için, bu konu Türkiye bakımından belirsizliğini korumaktadır. Ancak 1962’deki Küba Krizi sırasında, krizin sonlandırılması koşullarından biri olarak, Sovyetlerin isteği üzerine, TSK İncirlik Tesisi’ndeki Jüpiter füzeleri Türkiye’nin önceden bilgi ve onayı olmadan sökülüp götürüldüğü için, bugün de aynı şeyin yapılmış olma ihtimali dışlanamamaktadır.

Eğer öyle ise, bu, ABD’nin, bölgede artık Türkiye’ye ihtiyacı kalmadığı ve Türkiye’yi hedef alabileceği anlamlarına gelebilecektir.

Sonuç yerine; TSK İncirlik Tesisi’nden yararlanma imkânına kavuşması Rusya için önemlidir. Bu önem, elde edilecek imkânın derecesine bağlı olmaktan çok, psikolojiktir, algı yönetimi ile ilgilidir. TSK İncirlik Tesisi’ni kullanması; İslami aşırıcılık ve yasa dışı göç ile mücadele etme, Kafkasya’yı elinde tutma, enerji (üretim+taşıma) güvenliğini sağlama ve uluslararası prestij (itibar) açılarından Rusya için çok değerlidir. Onun içindir ki, Rusya’nın, 15 Temmuz olayı ile Türkiye’nin içine düşürüldüğü durumdan da istifade ederek, Türkiye’den giden mektuba rağmen Ankara-Moskova ilişkilerinin eylemli olarak eski “rayına” oturması için TSK İncirlik Tesisi’nin kullanımını masaya süreceğini beklemek yanlış olmayacaktır.
23 Ağustos 2016.

*

ascmer

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: