ONURLUCA, SADE VE HAKKINI VEREREK YAŞAMAK HAYATI…


bircan_unver

© Bircan Ünver, IşikBinyılı.Org

Bir Hayatı Aşan Eserler Bırakmalı İnsan…
[Bölüm 2]

Yeryüzüne geliş ve gidişimizin en temel amaçlarından biri de kanımca, karınca kararınca da olsa, insanlığın devamlılık zincirine yeni halkalar ekleme çabalarına ve geleceğine katkıda bulunacak nitelikte olmalıdır… Diğer deyişiyle; edinilen olumlu ve somut tecrübe ve birikimlerin gelecek kuşaklar tarafından miras sayılacağı, bütün bir yaşamı aşan türden eserler, iz bırakacak fikirler, buluşlar, öneriler veya olumlu-yapıcı bir insan örneğini geride bırakmak!.. Ya da en azından yaşamı onurluca, sade ve hakkını vererek yaşamak…

***

Tırmanmış-gerilimli çok sıcak ve çok can yakan siyasi dalganmaların etkisi ve ortalıklara dökülüp saçılanların çağrışımları arasından…

 

Hiç de zannettiğiniz gibi değil! Demiştik, ilk bölümde…
Yazının çıkış/ilham kaynağı olarak… Şimdi kaldığımız yerden devam edelim…

En başa dönersek; ister politikacı, ister sanatçı, ister bir meslek sahibi olalım ve ne yaparsak yapalım her birimizin günlük hayatta bir hedefi vardır. Bu hedef de sadece günü kurtarmak, ailevi yükümlülükler, iyi bir tüketici olmak dışında da yapmamız, yerine getirmemizin yararlı olacağı ve iyi bir yurttaş olabilmenin getirmiş olduğu görevlerdir.

Yeryüzüne geliş ve gidişimizin en temel amaçlarından biri de kanımca, karınca kararınca da olsa, insanlığın devamlılık zincirine yeni halkalar ekleme çabalarına ve geleceğine katkıda bulunacak nitelikte olmalıdır…

Diğer deyişiyle; edinilen olumlu ve somut tecrübe ve birikimlerin gelecek kuşaklar tarafından miras sayılacağı, bütün bir yaşamı aşan türden eserler, iz bırakacak fikirler, buluşlar, öneriler veya olumlu-yapıcı bir insan örneğini geride bırakmak!..

Ya da en azından yaşamı onurluca, sade ve hakkını vererek yaşamak…

Aile-yakın çevresi, torunları, torunlarının çocukları, onların torunları gibi kuşaklardan–kuşağa unutulmamak…

Hep iyi bir şeyler yapmış ve geriye de sevgisinin tohumlarını bırakmış olarak yâd edilmek, taa ki en son kişi o ismi yeryüzünde hatırlayıp/anımsayıp dudaklarından son kez zikr’edene kadar…
İşte ancak o zaman gerçek bir “ölüm” gerçekleşir…

* * * * *

Henüz Türkiye’de tanıklık ettiğimiz “başarısız kalkışma” olayı, öncesi ve de sonrasının son derece yoğun etki ve çağrışımların içindeyken, gazeteleri de uçakta okuduktan sonra o etki ve düşüncelerden biraz uzaklaşmak ve dinlenmek amaçlı müzik seçeneklerini tararken, Pavarotti‘nin bir CD’sini seçtim ve dinlemeye başladım…

İşte o an, bu yazının ilk bölümündeki satırlara, belki Luciano Pavarotti‘nin (1935 – 2007) müziğini de 20’li yaşların başından beri biliyor ve sevmemden ötürü olsa gerek, yanımdaki «laptop»ımı bir yazma içgüdüsüyle hemen açtım! Bir çağrışımdan diğerine ve düşüncelerimde yoğunlaşmış enerji ise parmak uçlarımdan hızlıca bilgisayara seri ve doğal bir yazma güdüsü ve akışı içinde cümleler birbirini kovalamaya başladı…

Bu kadar uzunca bir girizgahtan sonra, özet olarak Pavarotti, Barış Manço’yu çağrıştırdı düşüncelerimde birden, her ikisinin de “ölümsüz sanatçılar” kategorisinde yan yana yer alıyor olması nedeniyle olsa gerek! Türkiye’deki an be an yaşanmakta olan olaylar ise Aziz Nesin’i anımsattı…

BIÇAKLA BİRŞEYİ KESER GİBİ HAYAT’I İKİYE BÖLEMEZSİNİZ!

Gökyüzündeki bulutların ve çağrışım rüzgârlarının da etkisiyle harmanlanarak ilham kaynağı ile düşünceler iç içe geçti. Aynen hayatın kendisinde de olduğu gibi.. Çünki hayatta da herşey bir bakıma iç-içedir-grifttir…

Olay-oluşum-insanî duygu, etki ve tepkileri öyle bıçakla birşeyi keser gibi ikiye de ayıramazsınız!

Bu noktada, Pavarotti ile Barış Manço’ya yeniden dönecek olursak; Pavarotti, insanlık yaşadığı sürece her neslin yaşamında, geride bıraktığı ses-şarkı, konser ve müzikleriyle, hayattaymışcasına varlığını devam ettirecektir…

Özellikle içinde yaşadığı 20.nci yüzyılın insanlığa armağan ettiği kültürel değerler arasında ise yerini dünyanın neresinde yaşarsanız yaşayın, hep alacaktır.

Barış Manço da benzer kategoride ve Türkiye perspektifinden çok daha farklı şekilde etkin, özgün olarak ailelerin, çocukların 7’den 70’e her kuşaktan bireylerin yaşamında var olmaya kesintisiz devam ediyor.

Zaten Türkiye’nin müzik ve kültür tarihinde de 20.nci yüzyılda yerini hiç değiştirilemeyecek şekilde de almıştır… Ve bugün olduğu gibi gelecek kuşaklar için de, müzik-kültür ile ciddi şekilde ilgilenen kuşaklarda da yaşamaya devam edecektir…

Hızla ilerleyen teknoloji belki de gün gelecek evimizin salonunda Pavarotti veya Manço’nun canlı konserini izlettirecek bizlere, gelecek kuşaklara…Ki çok uzağa da gitmeye gerek yok… Elvis Presley’in “If I Can Dream” (1968) şarkısının ses ve görüntüleri eşliğinde, günümüzde yaşayan başarılı Kanadalı ses sanatçılarından Celine Dion ile birlikte; sanki ikisi aynı anda sahnedeymiş gibi günümüz vidyo-montaj teknolojisiyle çok çarpıcı ve heyecan verici örnek bir uygulama, zaten 2008 yılında gerçekleştirilmiştir de… Celine Dion & Elvis Presley – If I Can Dream

Ve yine, dünyaca ünlü Rock sarkıcısı, Rock’un babası ve kralı olarak da günümüzde ününü devam ettiren Elvis Presley’in (1935 – 1977!) kızı Lisa-Maria Presley, babası ile birlikte yine ses-ve-görüntü teknolojilerinden yararlanarak, sinevizyon tekniğiyle “Ghetto” (1969) şarkısını seslendirmiştir. Elvis Presley & Lisa Marie Presley “In the Ghetto”

Böylece, yaşama onlarca yıl önce veda etmiş olan bir çok sanatçı, günümüz teknolojisiyle gerek Web ortamında ve gerekse çeşitli dijital ve fiziksel ortamlardaki sunumlarla izleyicisiyle buluşmaktadır. Böylece de yaşamlarına dijital ve sinevizyon teknolojisinin olanaklarıyla, sanal ve gerçek fiziki ortamların birleştirilmesiyle de konserler dahil, kitaplarda, CD’lerde, televizyon kanalları, Web arşivleri/on-line kütüphaneler ve benzeri ortamlarda, günümüzde de eserleriyle yaşamaya devam ederek, ölümsüzleşmişlerdir…

Kimbilir, her aydınlık güne karanlıktan çıkmak için belki de sabahın zifiri karanlığından, birden bire aydınlık bir güne uyandık…

Ve belki halen ilk uyanışın sarsıntılarını geçirmekteyiz? Attila İlhan’ın “Diyalektik Gazel” şiirinde çok güzel ifade etmiş olduğu gibi, “en berrak sular bile / en yağlı çamurlardan sonra gelir.”

Ve ümit edelim ki “en berrak sular” ın da artık akmaya başlayacağı bir zaman sürecinin de başındayız…

Devam edecek…

BİRİNCİ BÖLÜM: Bir Hayatı Aşan Eserler Bırakmalı İnsan…

*

lightmillennium_ad

twitter

facebook

facebook

linkedin

sans-titre

isikbinyili_s2_09

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: