Endamlı Güzel…


Türkçe!

JoseRomanFrances

Neden titizleniyoruz ki?! Dr.Halit M.Umar ağabeyin ve bendenizin Türkçe konusundaki hassasiyeti, tabiri caizse «ölümsüz»dür! Birikim, kalite ve kültür/sanat açılarından zaten O’nunla ne rekabet edebilirim, ne de kalkarım. Halit ağabeyin ‘Öpüş, düşün acı çek’ başlıklı son yazısında, «editör» görevlisi bendenizin gözünden kaçan, ama O’nun cımbızla çekip bulduğu bir iki küçük düzeltme ile başladı münazaramız ve sonunda, naçizane bu girişi yapmama, içeride de O’nun ‘Gelişi güzel Türkçe’ yazıma niçin niçin önem verilmesi gerektiğine dair «mektup»una yol açtı:) Kıraç’tan uyarlarsak, Endamın yeter, uğramasın sana ne hüzün ne de keder ey güzel Türkçe…Buyrun, okuyun! Türkçe sevdalısıysanız elbette…

© photocredit

***

halit-umar1a

© Dr.Halit Umar – Daha güzeli, daha doğruyu bulmakta zarar yok, doğrusu fayda var. Öncelikle ben mutlanıyorum böyle davranmaktan. Yazıda, daha az tümceyle, tercihen daha az sözcükle işi bitirip söylemek istediğimi demeye çalışıyorum. Belki dikkatini çekmiştir, olabildiğince sakındığım bazı sözcükler de var: VE, GİBİ vb. Memed Fuat etkisi, takliti mi bu? Belki. Ben yazın ürünlerinin süzme bal tadında olanlarını yeğliyorum.

Yazının boyutu kısalınca sanki içeriği uzuyor, anlamlar daha bir derinlik kazanıyor, dilin şiirsel gücü artıyor; ya da bana öyle geliyor. Ne ki, deyim yerindeyse, çala kalem yazarken insan bu dikkati gösteremiyor. Bir de “yetiştireyim” endişesi insanın paçasını çekiyorsa iş azıcık aceleye geliyor. Şeytanın karışmak istediği an da budur. Bilinir ki bir tarlanın nadasa bırakılmışı, şarabın dinlenmişi daha iyidir. Gün ışığına çıkmadan bir gece uyumalı bir yazın ürünü bence.

Sonra bir daha okuyorum yazdıklarımı. Yayınlanmış olanları da. Bu kez başka bir gözle, okur gözlüklerini takarak. İşte o zaman daha belli oluyor fazla sözler, gereksiz sözcükler, yersiz virgüller… Titizlenince, kaçınılmaz olarak, dil – yazım yanlışları çıkıyor. Neyse ki modern yayım ortamında düzeltileri uygulamak çok zor değil.

Görüşlerimi burada özetle sunmamın nedeni, YERELCE’de yayımlanan son yazımda (ÖPÜŞ, DÜŞÜN ve ACI ÇEK) gözüme çarpan yazın yanlışlarımın -bilmem kaç kez- düzeltilmesi ricasıyla editörümüze başvurmalarımdandır. Kısacası: “Nusret Özgül Bey kardeşim, kusuruma bakma, özürümü kabul et.”

‘Gelişi güzel’ sözcüğü, salınarak gelen, ipek bir tüle bürünmüş, alımlı bir dilbere söylenince kulakta hoş yankılanıyor ama ben yine de “gelişigüzel ürünler vermemeliyim” diyorum. Şöyle bitireyim mi?

Gelişi güzel
Dil sözü özel
unutulmayan ezgi
bitmeyecek sezgi
özümde sevgi

Rotterdam, 22 Ağustos 2016

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: