BİR HAYATI AŞAN ESERLER BIRAKMALI İNSAN…(*)


1.nci Bölüm: Tırmanmış-gerilimli çok sıcak ve yakan siyasi dalganmaların etkisi ve ortalıklara dökülüp saçılanların çağrışımları arasından…

bircan_unver

© Bircan Ünver

Aziz Nesin ve Barış Manço’nun arkalarında bıraktıkları izleri, bende ‘gerçek sanatçılar asla ölmez ve onlar sevenlerinde müzikleri ve eserleri aracılığıyla yaşamaya devam ederler, sanki aramızdan hiç ayrılmamışlar gibi… halen yaşıyor ve nefes alıyorlarmış gibi!..’ inanç ve bilincini pekiştirici etki yapmıştır. Neden mi?

***

(*) 11 Ağustos 2016 | İstanbul – New York hattında, uçakta…

Bundan tam tamına 17 yıl kadar önceydi…

Barış Manço’nun hayata veda etmiş olduğuna ilişkin haberleri, New York’tan ve çoğunlukla da Internet üzerinden okumuştum…

O zaman bir yıllığına New York’ta bulunan aile içinden bir yakınım, Barış Manço’nun hayata veda etmiş olduğuna ilişkin derin üzüntü içinde olduğunu ifade ediyordu!

Buna benzer bir durum da, Temmuz 1995’te Aziz Nesin için olmuştu…

Düşündüm…

Üzülüyordum elbette, hayata veda etmiş olduğu haberleri üzerine…
Aynı zamanda, her ikisinin de hayata veda edişini takip eden gün ve haftalarda kuşaklar boyu, onların eserleriyle yaşamaya devam edeceklerine dair inanç ve bilincim, baskın çıkıyordu. Üzülmek, ahh-vahhhlar yerine, CD veya kitap alarak, düşünsel ürünlerine daha fazla sahip çıkma, sarılma ve kıymetini daha iyi anlama-değerlendirme arzum ön plana çıkıyordu. Böyle düşününce, o kadar da çok üzülmüyordum…

Barış Manço ve bir öncesinde, Aziz Nesin’in de hayata veda edişinin ardından; o tarihlerdeki reaksiyonum/tepkim şu olmuştu:
Zaten Barış Manço ve Aziz Nesin ile günlük yaşamda veya kişisel boyutta hiç bir ortamda tanışmıyoruz! Şu veya bu şekilde hiç bir fiziksel-kan bağı, akrabalık, dost ve arkadaşlık hatta doğrudan veya dolaylı da olsa bir tanışıklık ya da bir iletişimimiz de olmadı hiçbir zaman.
Oysa, Barış Manço’nun şarkılarını çok seviyoruz…
Çünki müzikleriyle, o dönem, tüm çıkan kasetleri ve TRT’deki çocuk programlarıyla, evimizin-ailemizin baş köşesindeydi…
Ve seviyoruz, diyorum, çünki büyük oğlumun (35) isminin de Barış olmasında, dünya “barış”ına özlem kadar Barış Manço’nun çocukların kalbi kadar büyüklerin kalbini de fetheden muziklerinin de etkisi olmuştu…

O düzlemde, “EVET”, yaşadığı süreçte hiç bir zaman Barış Manço ile şahsen tanışma olanağı ne kişisel ne de aile boyutunda olmamıştı!

Ancak, Barış Manço, her koşulda, günlük yaşamımızın – aile hayatımızın – merkezindeydi; müzikleriyle, çocuklara özel beste-şarkıları ve televizyon programlarıyla…

* * * *

Barış Manço’nun aramızdan ayrılmasını takiben müziklerinden iki CD olarak bir seçki yayınlanmıştı…
O iki CD’lik seti de İstanbul’a takip eden dönemde gittiğimde, bu kez New York’ta doğmuş ve o dönem henüz iki yaşında olan küçük oğlum için de almıştım! Bir bakıma 16-18 yıllık bir arayla kuşaktan kuşağa ve kıtadan kıtaya bir devamlılık, zaten Manço hayatın içindeyken de süregidiyordu…

İşte o dönemden itibaren, “gerçek sanatçılar asla ölmez ve onlar sevenlerinde müzikleri ve eserleri aracılığıyla yaşamaya devam ederler, sanki aramızdan hiç ayrılmamışlar gibi… halen yaşıyor ve nefes alıyorlarmış gibi!” düşünmeye de başlamıştım…

Günümüzde, sık sık bazılarımızca tekrarlanmıyor mu, Aziz Nesin haklıymış, diye… Önce %80 sonra da %60’a çektiği Türk insanının ortalama zekâ oranı konusundaki tartışmalarda…

Ve bunu hatırlarken-hatırlatırken, asla Aziz Nesin’in “Ölü Şairler Şehri” ya da “Şairler Katliamı”ndan kıl payı kurtarılmış olduğu Sivas katliamını da asla unutmayalım.

Bunu söylemiş-yazmış olan Aziz Nesin Sivas katliamının, Türk insanının ortak zekâsının %80 ya da %60, sıfırın altında kaldığını, vahşileştirilmiş/robotlaştırılmış olduğunu ve insani durum-duygu ve unsurların da topyekün erozyona uğradığını bir anlamda kanıtlamış olmadı mı?
Yerin binlerce katman altında insanlık utancının en ağırıyla birebir karşı karşıya kalmış, çağının bir kültür insanının kaleminden – imbiğinden, ilk kez ülkemizde böyle bir sosyolojik değerlendirmeyi okumuş ve duymuş olmadık mı!

Ve ne olmuştu!
Türk halkına, Türk halkının zekâsına “hakaret” ediyor diye de günün çeşitli gazete ve TV kanalları ve ortamlarında kıyamet kopmuştu…
Aziz Nesin’i parçalamak isteyenler sıraya dizilmişlerdi!!!

Hâlâ doğruluğundan emin olmadığım birşeyler duymuş ve/veya okumuştum!
O dönemin yobazları, onu mezarında da rahatsız etmesinler diye, bedeninin parçalara ayrılarak farklı noktalara gömülmüş olabileceğine dair…
Bunun doğru olduğuna dair hiç bir zaman somut bir kanıt, veri ya da referansa rastlamadım, ancak söylenti veya farklı dönem okumalardan belleğimde kalmış izdüşümler olarak yazıyorum!

Şimdi neden birden bire Aziz Nesin, Sivas Katliamı ve Türk halkının ortalama zekâsı üzerine büyük fırtınalar kopartan görüşü üzerine çağrışımlar, bugün şu an uçaktayken aklıma takılıyor?

Bu hiç de zannettiğiniz gibi değil!

Devam edecek…

*

lightmillennium_ad

twitter

facebook

facebook

linkedin

sans-titre

isikbinyili_s2_09

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: