Okullu olduk…


Ama, ‘Yaşasın Okulumuz’ diyemiyoruz!

ortas

© Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ

Türkiye’nin dünya çapında ilk 100 veya 500 üniversite arasında üniversitelerinin olmasını istiyoruz. okullu_oldukPeki ne yapmalı? Öncelikle, Türkiye’nin temel bir eğitim ve bilim amacı ve hedefi olmalı. Öğretmenlik mesleği köy enstitüleri anlayışı ile üniversitenin de desteği alınarak özerk ve özgül yüksek bir enstitü altında toplanmalı. Her kurumda liyakat eksenli kadrolaşma ve güven yeniden sağlanmalı. YÖK’ün tümünün bilimsel ölçütlere uygun çalışıp çalışmadığını belirleyecek içsel ve kamusal denetim araçları oluşturulmalı. Üniversiteler özerkleştirmeli, siyaset üstü bir anlayışla kavuşturulmalı. Aksi durum hepimizin felaketi olacaktır.

***

ÖSYM SINAV SONUÇLARI VE DİBE VURAN EĞİTİM SİTEMİZİN SON DURUMU

Türkiye ÖSYM Sınav Sonuçları Ortalama Başarı Düzeyleri Çok Düşük YGS Sınav Başarısı,

2016 yılı YGS sınav sonuçlarını analiz edildiğinde sınava giren 2 milyon 84 bin adaydan 500 bininin 10 üzerinden 3.6 puan aldığı anlaşılıyor. YGS’de sorulan 40 soru üzerinden ortalama 16-20 arası Türkçe, 10-12 soru arsı sosyal, 5.5-7.7 soru arası matematik ve 3.5-5.5 soru arası fen sorularına cevap veriliyor. Genel eğilim bu yönde ve yıllar itibarıyla çok uzum zamandır da çok da değişmiyor. Sınav sonuçlarına göre en yüksek not Türkçe, o da 40 soru üzerinden 19 ki % 50 bile değil. Yani eğitim sistemimiz ancak bu kadar başarı sağlayabiliyor.

LYS Sınav Başarısı

2016 yılı yerleştirme sınavı sonuçları itibarı ile 423.479 öğrenci 4 yıllık bir lisans programına yerleşmiş ayrıca ön lisans programları ile birlikte toplam 792.249 öğrenci üniversiteye yerleşmiş. 2016 yılı test sorularına verilen ortalama cevaplara 2015 yılı ile karşılatıldığında bir tek Türk Dili ve Edebiyat alanında 56 sorudan 2015 yılında 20.12 ve 2016 yılında 27.26 soruya cevap verilmiştir. Diğer alanlarda genelde 2015 yılına göre küçük bir sapma ile düşüş göstermiştir. En düşük başarının geçmiş yıllarda olduğu gibi temel bilimlerde olduğu görülüyor. En düşük olarak geometri dersinde sorulan 30 soruda ortalama 4.22 soru çözülmüştür. 30 soru üzerinden fizik sorularından 5.03, kimyadan 9.53 ve biyoloji 7.73. Matematik sorunlarına verilen cevaplar ise 50 soru üzerinden 9.85. [sayısal bilgiler]

2016 yılı sonuçları son 15 yıldır izleyebildiğim kadarı ile ortalama cevaplarda ciddi bir değişim olmamıştır. YGS sınav sonuçlarında da benzer sonuçlar olduğu yukarıda belirtildi.

Öğrencilerin Ortalaması Çeyreklik Son Dilimde

Açıkçası 500 puan üzerinden değerlendirildiğinde ülkemiz öğrencilerimizin tamamı ortalama 250 puanın altında görülüyor. Son sınıfta okuyan 343.468 öğrencinin ortalama MF ortalaması 215 puan, 523.652 öğrencinin TM ortalaması 222 ve 447.511 öğrencinin TS ortalaması ise 214. Diğer bir ifade ile Türkiye ortalaması tüm öğrencilerde 100 üzerinden 40-43 puan aralığında. Yani açıkçası üniversiteyi okumak için sorulan 100 sorudan 60-70 soruya cevap veremeyen öğrencinin üniversitede işlenen konuları anlaması ve yaratıcı düşünce oluşturmasının zor olduğu görülüyor. Sınava başvuran öğrencilerden 400 ve üzerinden puan alanların sayıları da son derece sınırlı. Örneğin MF-1 puan türünde 400 ve üzerinden 22.879 öğrenci puan almış. TM-1 puan türünde ise 13.636 öğrenci 400 puan almışlardır. Bu durmada ülkemizde dört yıllık bir lisan programına kayıt yaptıracak 423.479 öğrencinin çok küçük bir kısmı üniversiteyi okuyacak hakkı kazanmış olabilir ancak akademik başarısı düşük olan bu öğrencilerin günümüz gelişmiş bilimi kavraması mümkün mü sorusu çok ciddi. Fen ve Matematik ve dil bilgisi yeterince gelişmemiş öğrenciler ile ileride nasıl bilim yapılacak sorusundu da sormadan edemeyiz.

Her yıl 2 milyon ve üzerinden adayın sınava girdiği ülkemizde 40-50 bin öğrencinin üniversiteyi okuyacak kadar akademik bilgiye sahip olması çok üzücü ve geleceğimiz açısından da çok kaygı verici.

PISA sınavlarında da [Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı] zaten benzer bir durum gözlemlenmektedir: 60 civarında ülkenin yer aldığı 15 yaş sınavlarında Türkiye’deki lise öğrencilerinin üst basamakta (6 kademe üzerinden 5. ve 6. düzeydekiler) yine 50 bin civarındadır. PISA sınav sonuçlarına göre ülkemiz 60 ülke için okuduğunu anlamayan ve matematiksel ve soyut düşünme yeteneği gelişmemiş yüzbinlerce lise mezunu ve yıllar içinde kümülatif birikimle ülkemizin yetişmiş insanın iyi yetişmediği kestirimi yapılabilir.

Eğitimde 2016 ÖSYM Sınav Sonuçları ve Üniversitelerin Farklılaşması

ÖSYM sınav sonucuna göre [sonuçlar] öğrencilerin yerleştiği üniversitelerin gittikçe ayrıştığı gün geçtikçe daha çok his ediliyor. Geçen yıl öğrencilerin aldığı puan ve sıralamadaki sıralaması üzerinden yerleştirmeye bakınca bazı üniversitelerin ayrıcalıklı durma geldiği görülüyor. Sınırlı sayıda yüksek puan alan öğrenciler belirli üniversitelerin tıp, hukuk ve belirli mühendislik alanlarına yöneltilmiş ve kalan diğer üniversite ve alanlara ise daha düşük puan alan öğrenciler otomatik olarak aldıkları puana göre yerleşilmektedir. Yavaş yavaş ELİT üniversiteler in oluştuğu görülüyor. Birkaç vakıf ve devlet üniversitesi dışındaki üniversitelerin çok düşük puanlarla öğrenci aldıkları görülüyor. YÖK’ün aldığı kararla, kaliteyi yükseltme adına, tıptan diş hekimliğine, mimarlıktan mühendisliğe, hukuktan eczacılığa baraj getirerek belirli bir puanın ve sırlamanın dışında kalanlara kayıt kakı tanınmıyor.

Türkiye’nin dünya çapında ilk 100 veya 500 üniversite arasında üniversitelerinin olmasını istiyoruz. Ancak diğer Anadolu ağırlıklı üniversiteler de eğitim ve kültürel düzeyi yüksek öğrenciler tarafından tercih edilmesi için de önlem veya teşvikler sağlanmalıdır. Öğrenciler eskiye göre daha bilinçli alan ve üniversite tercihleri yapıyorlar. Üniversitelerin bu bağlamda nitelikli bilim akademik kadro alt yapı ve özgür üniversite ortamı yaratması tercih sıralamasında öncelikli olduğunu unutmayalım.

ÖSYM Sınav Sonuçları ve Program Tercihleri: 40 Bin Başarılı Genç, Geriye Kalan 2 Milyon Yetersiz

YÖK ve ÖSYM ülkenin genel başarı durumunu dikkate alarak sanki bir itirafta bulunuyor: Tıp okuyabilmek için MF-3 alanında ilk 40 bin, Hukuk fakülteleri için ilk 150 bininci, Mühendislik için 240 bin içinde olunmasını şart koşuyor. Bunun anlamı, ne yazık ki 2 milyon sınav müracaatı olan gençliğin ancak %10’u üniversite okuyacak düzeyde demektir. Çağ nüfusunu bir milyon, bir milyon üç yüz bin kabul edersek, çağ nüfusunun %10-15 kadarı bu ölçütlere uymaktadır. İlk 200 binlere girmek de aslında yüksek bir gösterge değildir, soruların yaklaşık 1/4’ini yanıtlayanlar ilk 200 binlere girebilmektedir.

Öğrencilerin Tercihlerini Belirleyen Ek Bilgiler Analiz Yapmak İçin Önemli

ÖSYM web üzerinden yapılan bilgilendirme ile genelde sınırlı sayda bilgi ile öğrencilerin tercihleri, okul türleri ve aldıkları puanları görebiliyoruz. Ancak ülkemiz öğrencilerinin ne bilip ne bilmediğini, hangi lise türünün başarılı olduğu ve hangi alanlarda başarılı olduğu, hatta öğrencilerin sosyo-ekonomik durumu, ailelerin eğitim durumu ve öğrencilerin sosyo-ekonomik ve eğitim durumları ile tercih etikleri okul ve programlar arasındaki ilişkilerin analizi, hem kent içi hem bölgesel farklılaşmaların analizi önemlidir.

Akademik Düzeyi Yetersiz Öğrenciler İle İleride Üniversitelerin Kalitesinde Düşebilir

Akademik bilgisi yetersiz olan ve düşük puan ile yerleştikleri üniversite ve bilim disiplinlerinin gelecekteki akademik kadrolarının da bu havuzlardan oluşacağı için ülkenin gelecekteki akademik kadroları da sorun olacağı daha önce tarafımdan değişik zamanlarda belirtilmiştir. Çoğunluğu düşük puanlı öğrenci kabul eden üniversitelerin inbreeding (akademik kadrolarının kendi içinde oluşturması) ile oluşacak akademik kadrolar ile iyice verimsizleşmiş üniversiteler durumuna geleceklerdir. Bu durum başlı başına bir tehlikenin habercisidir. Ancak üniversitelerin akademik kadroların özellikle YÖK’ün kuruluşu sonrası özerk yapısının zedelendirilmiş olması üniversite yöneticilerinin belirlenmesine üniversitelerin doğrudan etkisinin olmaması üniversitelerin gelişimini de gerilemiştir. Türkiye üniversiteler bu bağlamda tarihinin en zorlu dönemini yaşıyor.

Mevcut Eğitim Sistemi ve Öğrenci Akademik Başarısı ile Türkiye İleriye Taşınması Zor

Türkiye eğitimi son 30 yılda niceliksel olarak büyüdü, her ilde üniversite var, her kasabada bir yüksekokul var. Ancak eğitim kalitesinin arttığını söylemek mümkün değil. Tam tersine geçmişte daha az sayıda seçilmiş öğrenci ile nitelikli bir eğitim yapılıyordu. Üniversiteler kıt kaynaklara rağmen daha özerk ve akademik bilinç daha yüksekti. Ülkemizin bugün ki en ciddi sorunu olan nitelikli eğitilmiş insan gücü, yaratıcılık ve girişimcilik sorunun üstesinden gelinmesi yukarıdaki belirtiğimiz eğitim profili ile gerçekleştirmesi mümkün değil. Bugün ülkemizin toplam teknoloji üretimi, ileri teknoloji ihracatı ve bilimsel üretimi potansiyeli ile öğrencilerimizin akademik bilgi düzeyi arasındaki ilişkilere bakılmalıdır.

Öğrencilerimizin Çoğunluğu Okuduğunu Anlamıyor

Ülkemizde yıllık ortalama bir milyon üç yüz bin çocuğun doğduğu ve 12 yıllık zorunlu eğitim ile teorik olarak her bir öğrenci sınava girdiğini düşünürsek 2016 yılında yeni mezun 912 bin 797aday sınava katıldı.

Hem YGS ve hem LYS sınava sonullarına göre öğrencilerin yaklaşık yarısı Türkçe ve Edebiyata okuduğunu anlamıyor ve konuyu bilmiyor. Coğrafya sorularına verilen cevap, tarih sorularına verilen cevap ortalamaları liseden mezun ettiğimiz bu gençlereNE ÖĞRETTİK SORUSUNU SORDURUYOR. Anlaşılan sınava giren öğrencilerin çok önemli bir kısmı temel akademik bilgiden ve eğitim yönünden yetersiz bulunuyor.

Son 20 yıldır ülkemizde sınava giren öğrencilerin eğiliminin değişmediğini ve bu gidişat ile ülkemizin önümüzdeki yıllarda ön gördüğü hedefleri yakalayamayacağını, bu gidişatın ülkemiz için tehditler içerdiğini işaret ediyor. Son 20 yılda benzer sınav sonuçları alındığına göre Milli Eğitim Bakanlığı bu konuda ne tür bir açıklama getiriyor, açıkçası merak konusu. Ayrıca üniversitelerin gelen öğrencilerin akademik bilgi düzeyini sorgulamaya yönelik herhangi bir değerlendirmesini göremedik . [Ortaş 2015] Öğretim üyesi olarak öğrencileri üniversitelik bilincinin çok çok gerisinden olduğunu sık sık dile getiriyor ve sorunun öğrencide değil sistemde olduğunu belirtiyorum.

Son 20 yılda benim izlediğim kadarı ile 12 yıl boyunca çocuklarımızı ve geleceğimizi emanet ettiğimiz Milli Eğitim Bakanlığının ülkemiz gençlerini yetişkin bir bireye dönüştüremediği açık. Sınav sonuçlarına ilişkin 2010’dan itibaren rakamları karşılaştırdığımda sonuçlar hep aynı düzeyde olduğu görülüyor. Türkiye’nin eğitim sisteminin dibe vurduğunu söylersek sanırım abartmamış oluruz. Bu durumun partiler üstü bir anlayışla devlet katında ciddi ciddi analiz edilmesi gerekir.

Türkiye’nin Bu Sorunu Aşması Kolay Değil Ancak İmkânsız da Değil

Ne yapmalı?

Ülkenin temel bir eğitim ve bilim amacı ve hedefi olmalı.

Okul öncesi eğitimden yetişkin eğitimine kadar ciddi bir eğitim müfredatı hazırlanması ve bunu sağlayacak öğretmen yetiştirme sistemine ihtiyaç var. Öğretmenlik mesleği köy enstitüleri anlayışı ile üniversitenin de desteği alınarak özerk ve özgül yüksek bir enstitü altında toplanmalıdır

(Köy Enstitüleri, Harp Akademileri veya Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) gibi deneyimlerden yararlanılmalıdır).

ÖSYM başta olmak üzere açıklık, şeffaflık, öngörülebilirlik, liyakat ve bilimsellik yönlerinden değerlendirilmeli, her kurumda liyakat eksenli kadrolaşma ve güven yeniden sağlanmalıdır.

Üniversitede lisans eğitimden doktoraya kadar, bilim ve eğitim sistemimizin en büyük sorunu olan liyakate dayalı öğretim üyesi yetiştirme politikalarımızın yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Yükseköğretim kurumlarının tümünün bilimsel ölçütlere uygun çalışıp çalışmadığını belirleyecek içsel ve kamusal denetim araçlarına kavuşturulmalıdır, bu ölçütlere uymayan kurumlara yeni kadro ve öğrenci kontenjanı verilmemelidir.

Üniversiteler özerkleştirmeli ve nitelikli kadrolar ile evrensel ölçekte bir üniversite iklimi yaratılması siyaset üstü bir anlayışla kavuşturulmalıdır.

Liyakate dayalı bir yönetim anlayışı mutlaka eğitim ve bilim kuramlarında yerleştirmelidir.

Tüm bunların yapılabilmesi için üniversite içi kurulların, iç denetleme araçlarının, demokratik denetim araçlarının yolunun açılması gerekir.
Hepimiz için, Türkiye için, Dünya için nitelikli bilimsel eleştirel yaratıcı eğitim kurumları okul öncesinden doçentliğine kadar ana hedefimiz olmalıdır. Umarım, yaşadıklarımızdan dersler çıkarır ve bu yola girmeye niyet ederiz.
Aksi durum hepimizin felaketi olacaktır. Gencecik en yaratıcı çağlarındaki çocuklarımıza bilimsel, felsefi, estetik bilgi ve becerilerini geliştirebilecekleri bir yükseköğretim dileğiyle.

*

email

facebook

twitter

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: