SONBAHAR BANA YARAMIYOR…


Hayat küçük kazanımların ve büyük kayıpların toplamıdır!

halit-umar1a

© Dr.Halit Umar

Cephalanthus_occidentalis

Bütün ömür bir gün süren bir kelebeğinkiyle karşılaştırıldığında insan ömrü görece uzun. Yine de Latinler yaşamı kısa, sanatı uzun ömürlü olarak tanımlamışlar ‘Ars longa, vita brevis’ değişiyle. Bana, kısa yaşam ve kalıcı sanata bir örnek ver deseler, örneğin yukarıdaki deyişi alıntı yapardım. Onu bunu bilmem, yuvarlak başlayıp yuvarlak bitiyor yaşam; küreye olan aşkımın özü ve özeti bu. Cephalanthus occidentalis yaz çiçeği gibi…

***

Köşeli, şöyle yumuşak hatları olmayan nesneleri nedense beğenemiyorum. Yuvarlak bir şekil varken neden etrafımdaki hemen her şey köşeli?
Karpuz, elma, portakal bakın nasıl yuvarlakçalar.
Onu bunu bilmem, yuvarlak başlayıp yuvarlak bitiyor yaşam; küreye olan aşkımın özü ve özeti bu.

Ay yuvarlak, güneş yuvarlak…
En sevdiğim yaz çiçeklerinden biri Cephalanthus occidentalis de öyle, yüzlerce uzantısıyla binlerce çiçek biraraya gelip kocaman bir çiçek kafası yapıyorlar. Merkezden fırlayan ışın ya da oklara benzetiyorum o uzantıları. Işınsal bir simetrinin sanırım en güzel örneği bu çiçek. Doğa gergefinde işlerken cephalanthus çiçeğini, sanatın yalnızca sanat için sergilenişini örnekliyor. Latinler buna boş yere “Ars gratia artis” = sanat için sanat dememişler.

Bütün ömür bir gün süren bir kelebeğinkiyle karşılaştırıldığında insan ömrü görece uzun. Yine de Latinler yaşamı kısa, sanatı uzun ömürlü olarak tanımlamışlar ‘Ars longa, vita brevis’ değişiyle.

WHO-PAYS-THE-FERRYMAN

Yıllar önce izlediğim, senaryosu Girit’te geçen, ama hala unutamadığım bir televizyon serisini anımsadım şu an: Who pays the ferryman? (Kayıkçının ücretini kim verecek?). Bana, kısa yaşam ve kalıcı sanata bir örnek ver deseler, örneğin bu diziden bir alıntı yapardım: “Hayat küçük kazanımların ve büyük kayıpların toplamıdır.”

Şiirin ne olduğunu anlamaya çalışıyorum, henüz kavramış olduğumu söyleyemem. Rüzgarın yönüne göre istikametini değiştiren bir rüzgar gülü mü desem… Sözüklerin öz anlamlarına, birine dilini çıkartan çocuk gibi kafa kaldırışı olabilir mi? Ahengin henüz notaya dökülmemiş bir türü, sözcüklere tutsaklanmış ezgisi; yoksa dil ucunda yeşeren sözcüklerle can bulan, kat kat yükselen, sesle anlamın iç içe, sarmaş dolaş bir lirizmle ufkun mor çizgisinde kaybolmaya kararlı ince bir sanatın ta kendisi mi? Dönüp dolaşıp eteğimden çeken, saygınlıkları tartışmasız Latinlerin diliyle: Ars poetica…
Daha Hz.İsa doğmadan önce, ünlü Romalı bilge Horace, ‘Yaratma =şiir sanatı’ demiş. Şiiri geniş bir açıdan yorumlayarak yaratıcılıkla, yaratmayı da sanatla bütünleştirerek.

*

YERELCE adlı sanal ortam dergisine, ne yazık ki Türkiye internet ağından ulaşılamıyor. Bunu logos ve etica ile bağdaştıramıyorum.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: