Daha dün annemizin kollarında yaşarken…


Şimdi büyüdük başka bir «Gezegen»de koşuyoruz!

misha-gordin

Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin
Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin
Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de şimdi herkes gibisin – Nazım Hikmet, Kadıköy 1918.

© photocredit

***

Ben Küçükken

yakup_yurt

©Yakup Yurt – Günümüzdekinden çok farklı bir uygarlık yaşıyorduk.
Çok karanlık bir ortamda kurulan yeni cumhuriyette ümmetten millete geçiyorduk.
Cumhuriyet devrimlerini simgeleyen antlar ve marşlar ezberliyor, bayrağımızı törenle ve İstiklâl Marşımızla birlikte göndere çekiyorduk.
Öğretmenlerimizi seviyor ve sayıyorduk.
Ödevlerimizi iyi yapmazsak büyüklerimizden dayak yiyorduk.
Cızırtılı radyo nesliydik ; televizyona sonradan geçtik…

Daha sonra değerlerimizi birer birer yitirdik.
Tüketim toplumuna geçtik.
Taklitçilik ile sahicilik birbirine karıştı; ayaklar baş oldu.

Bilenlerin bir kısmı susturulunca diğerleri kendiliğinden sustu.
Günümüzde herkes aynı anda, aynı mekanda konuşuyor, kimse kimseyi dinlemiyor…
Sözler kesiliyor, sesler yükseliyor, yüksek sesli münakaşalarda alınganlık sergileniyor, küskünlük ve dargınlıklar başlıyor, zaten yetersiz olan diyalog tamamen kopuyor…
Herkes, herşeyi, herkesten daha iyi bildiğini, kendisinin mükemmele yakın olduğunu ve değişmeyeceğini, yalnızlığının tek sebebinin dehasını fark etmek istemeyen avanaklar olduğunu ileri sürüyor.
Okumuyor, ama TV ağzıyla ve kendisinin yeterince bilgili ve bilinçli olduğunu ileri sürerek, okuyanları ve eğitimlileri susturuyor; ve hele yakınında bir-iki yandaş bulduysa sizi anında azınlığa düşürüp demokrat oluveren ipsiz, sapsız konuşan, hep aynı ezber sözleri tekrarlayan, papağan veya karga tipli militan tipler okyanusunda yüzme bilmeden kalmanıza imkân yok.
Ya da eğitimli, diplomalı, ama beynini veya diplomasını işverenine kiralamış ve satmış, fırıldaklar mevcut…

Etme, bulma dünyası.
Eğitim yok, nitelik yok, iş yok, aşk yok; ama ne derler kaygısı çok, fiyaka, afi, gösteriş, beleşlenme çok…
Beşikten mezara herşey günah, ayıp veya yasak.
Ağızlar medyatik, düşünceler hep çalıntı (intihal), herkes ezber bozma iddiasında, herkes algı operasyonu yapıyor veya zihin okuyor…
Herkesin elinde bi akıllı telefon, parmaklar mesaj yazmakla meşgûl.
Peki yazan parmaklara hükmeden beyin ne kadar akıllı?
Kalan insanlık kadar, ama insanlık can çekişiyor…

Zekânın yerini kurnazlık kapmış, araştırma-geliştirme, bilimsellik arka plana itilmiş, herkes geçmişle, tarihle, dedeleriyle, şehitleriyle veya gazileriyle ağlıyor veya gülüyor.

Aslında herkes bilgi kirliliği veya istihbarat savaşlarında mağdur mağdur yüzüyor.
Tüketim toplumu olmayanı harcatarak herkesi esir almış durumda!
Özgüven ve özeleştiri yok gibi.
Var da sözlüklerde kelime olarak…
Kavramların içleri kasten boşaltılmış sanki…
Hoşgörü gibi…
Temizlik gibi…
Okuma gibi…

Bizde hoşgörü esastır, ruhban sınıfına (aracı, komisyoncu) ihtiyaç yoktur; temizlik imandan gelir; bana bir kelime öğretenin kulu kölesi olurum, ilim Çin’de de olsa git öğren diyen yüce dinimiz gibi…

Halbuki ben neyim?
Etten kemikten, ölümlü, emanet bir nefesle yaşayan, doğumumla birlikte üzerimde bulduğum hiçbir farklılığını üstünlük olarak dayatmayan, ezmeyen, haksızlıklara gönlü razı olmayan, hata yapan, özür dilemesini bilen, hiçbir farklılığın tekelini hiç kimseye vermeyen, düşen, kalkan, ağlayan, gülen, gelişerek değişen, öğrendikçe cahilliğinin bilincine varan bir kulum.
Kısacası insanım, insan…
Artısıyla, eksisiyle, sevabıyla, günahıyla…
Kendimle, ailemle, yakın çevremle, ülkemle, içinde bulunduğum evrenle ilgili kararları kendi beynimle veririm.
Kaçınılmaz etkileşim süreçlerini de bu arada inkâr etmiyorum.
Ben de, herkes gibi, etkileniyorumdur muhakkak…
Yanlış kararlar da veriyorumdur şüphesiz…
Kendi içinde tutarlı kalmaya kararlı sürekli bir kararsızım galiba…
İman, ilim ve sanatın bir diğerini besledikleri homojen bütünlük dışında insani bir gelişmeden bahsedilebilceğini düşünmüyorum.

O nedenledir ki; hamaset ve fanatizm dolu nutuklar beni hiç tatmin etmiyor, korkutmuyor, caydırmıyor.

O nedenledir ki; okumadan, dinlemeden, gezip görmeden, araştırmadan, bilmeden ahkâm kesmek bana uymaz!
Ego savaşlarında beni aramanız nafile.
Benim derdim «ben»lerden olabildiğince büyük bir «biz» yaratmak ve insanlığın hakkını vererek, insan gibi yaşamak ve mutlu ederek mutlu olmak!
Umurbey-Gemlik, 31-07-2016

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: