Erdoğan’ın «Zafer»i ve «Bağırsak Temizliği»…


İç Barış tesisi için bir fırsat mı, yoksa AKP Devleti’ni kurma sürecinde yeni bir aşama mı?

İnsanlar ne yazık ki bir kere aldatılınca gerçeklerden bile kuşku duyarlar, diye yazar Hitopadesha’da. erdogans_purge__enrico_bertuccioli_2 Aristo’ya sormuşlar; ‘yalan söylemekle ne kaybederiz?’ Yanıtlamış: ‘Doğruyu söylediğiniz zaman bile karşınızdakini inandırmayı!’ . Hz.Muhammed ise; hayır için söylenen yalan, fitne çıkartmak için söylenen doğrudan yeğdir (iyidir) buyurmuşlar. Dostoyevski de İnsanların mutluluk kadar felâketlere de ihtiyaçları vardır. Mutluluğun veya sahip olunanların değerini anlayabilmek için, demeye getirmiş. Churchill’e göre de; Politika gerçekleri yadsıyıp, yalan söyleme değil, gerçeklerin istediğiniz yanını gösterme sanatıdır! demiş ve noktalamış. Özlü sözleri burada bizde noktalayalım. Şimdi ‘konumuzla ne ilgisi var’ diye soracaksınız? Zira bu kısa giriş, amiyane tabiri ile sadece «tadımlık!» Gerisi içeride sizleri bekliyor…

© photocredit

***

Son darbe girişiminden Cumhurbaşkanı’nın haberdar edilmemesi veya kimilerinin iddia ettikleri gibi «teyit» edilinceye kadar bilgilendirilmediği akla ziyan bir düşünce ve devlet âdâp, temayülleri ve yapısıyla çelişkili bir davranıştır.

Fakat, bu tür açıklamaları, iddiaları da son derece doğal karşlamak mümkündür.

Ancak; İnsanlar ne yazık ki bir kere aldatılınca gerçeklerden bile kuşku duyarlar, diye yazar Hitopadesha’da.

Aristo’ya sormuşlar; ‘yalan söylemekle ne kaybederiz?’ Yanıtlamış: ‘Doğruyu söylediğiniz zaman bile karşınızdakini inandırmayı!’

Madalyonun bu yüzünden son olay ve açıklamalara bakarsanız; Cumhurbaşkanı bir kez daha yalan söylemekle kalmıyor, bazı şeyleri ikrar ediyor, kamuoyunu yine aldatıyor, demek mümkün.

Madalyonun arka yüzünü çevirdiğimizde, Erdoğan için daha lehte bir tablo ortaya çıkıyor.

Niçin?

Hz.Muhammed; hayır için söylenen yalan, fitne çıkartmak için söylenen doğrudan yeğdir (iyidir) buyurmuşlar.

Dostoyevski’nin dikkat çektiği gibi de; İnsanların mutluluk kadar felâketlere de ihtiyaçları vardır.

15-16 Temmuz darbe teşebbüsünün Türkiye ve üzerinde yaşayanlar için ne tür bir felâket olduğu üzerinde, destekçileri dışında herkes mutabık değil mi!
Uçurumun kenarından dönüldüğü de bir gerçek.
Sonrası «mutluluk ve bayram havası!»
Şehitler verilmesine karşın…

Churchill’e göre de; Politika gerçekleri yadsıyıp, yalan söyleme değil, gerçeklerin istediğiniz yanını gösterme sanatıdır!

Geçenlerde naçizane varsayımlardan hareket ederek üzerinde oynadığım «senaryo» akla yatkın olmalı ki, Türk basınının saygın köşe yazarları da farklı ifadelerle de olsa, aynı noktada buluşmuşlar ve sorular sormaya başlamışlar.

Bu durumda;

1 – Cumhurbaşkanı Erdoğan darbe girişimini kendisinin, Türkiye’nin ve masum insanların lehine çevirmek için yalan söylemişse, Hz.Muhammed de hayatta olsa, demek ki ‘Bravo’ diyecekti.

2 – Devam ettiği öne sürülen felâket süreci tamamen sona erdirilmeden Cumhurbaşkanı’nın, Hükümetin, MİT’in ve TSK’nın gerçeklerin işlerine gelen yanlarını kamuoyuna yansıtacaklarına da hiç kuşku yok! Churchill de zaten öyle diyor.

3 – Bu felâket sürecinde olup bitenlerin gerçeği günü gelir su yüzüne çıkar mı? Bilinmez… Kap delikse, Türk Atasözüne göre, damla damla da olsa sızacaktır. Hayır, devlet sırrı kapsamına alınmış, düşmanın eline ilerisi için tedbir alıcı malzeme vermemek isteniyorsa, romanımsı ve okuyanı düşündürmekten daha çok, hamasî duygularını okşayan yanlar anlatılacaktır. Milli Güvenlik Kurulu’ndaki görüşmelerin perde arkası (arşivler) açılıyor mu? Açılsa kaç roman veya tarihî değerde kitap yazılırdı?

4 – Demek ki «krizi yönetmek» ve Azrail gibi Türkiye’nin üzerine çökenlerin üstesinden gelmek için ön tedbirler alınmış ve sonuç vermişse, tesadüflere hiçbir zaman inanmamış bir insan olarak, işin tesadüfe, inşallaha, maşallaha bırakılmadığını söylemek abartı olmayacak.

Asıl merak konusu şimdi, bundan sonrasında neler olacak? sorusunda yatıyor.
Yabancı basının manşetlerinde ‘What’s Next?’ dediği gibi!

Cemaatten veya FETÖ’den devletin en hassas, nevraljik makam ve merkezleri temizlenince, boşalan kadrolar kimler tarafından doldurulacak?

AKP’li olmasa da, Cumhurbaşkanı’na biat etmese de, vatanını ve milletini gerçekten seven ama bugüne kadar lâyık olduğu yerlerin kapıları suratına hep kapanmış olanlara da fırsat tanınacak mı?

Muhalefet Partileri yeni kadrolaşma sürecinden istifade edebilecekler mi?

Bunca yıl uyuyan hücreler halinde sinsice Devlet içinde yayılmışlar hadi temizlendi diyelim; yenilerinin sadakatından ve en azından güvenilir insanlar olduklarından nasıl emin olunacak? Zira unutmayalım ki bunca yıl her türlü taktik, yöntem ve strateji ile karşılarındakini âdeta hipnotize ederek «güven aşılamış» mikroplar var karşımızda. Tekerrür etmesi nasıl önlenecek? Her birinin başına polis dikecek haliniz de yok!

Erdoğan ve ekibi gerçek demokrasi ve özlenen, hasret çekilen bireysel özgürlükler açısından, geçmişe kıyasla daha olumlu ve yapıcı davranacak mı? Unutulmasın ki, sokağa dökülenler sadece kendi taraftarları/yandaşları değil, aynı zamanda vatanını, milletini seven, barış, istikrar ve huzuru yerle bir etmek isteyenlere karşı dimdik duran başka partililerin sempatizanları da vardı. Geçmiş darbelerin mağdurları, belki solcular, komünistler ideolojisini bir an olsun unutup, herkesin mutlu ve kardeşçe yaşayabileceği bir Türkiye arzulayanlar da…

Bunun bir «ödülü» olacaksa; üstün hizmet madalyası, 2.İstiklâl nişanı vermek değildir.
Bu tür ödülleri aklının köşesinden bile geçirmeden, ‘hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır, o satıh da Vatandır anlayışıyla direnenlerin, gözü kapalı ölüme koşanların ruhlarına ve anılarına hakaret etmek olur, böyle bir davranış.
Ödüller verilecekse bunların demokrasi, özgürlükler ve haklarla bezenmesi toplumsal barışı tesis edeceği gibi, son yılların bir başka belâsı olan kutuplaşmaları da sona erdirmede etkili olacaktır!

Her zaman olduğu gibi Erdoğan hakkındaki «yanılma» ve «kuşku duyma» payımızı saklı tutmamıza karşın, son sözümüzü söylemeyi daha sonralara erteleyip, beklemek, görmek, atılacak adımları izlemek şimdilik kaydıyla en akıllıca iş ve davranış olacaktır! Bu arada eleştirilecek hususlar karşısında susulmayacaktır…

Nusret Özgül

Brüksel – 21 Temmuz 2016

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: