İdam Cezası: Avrupanın eli zayıf!


Ama…

idam

***

25 Mart 1957 yılında Roma’da imzalanan Antlaşma günümüzün Avrupa Birliği’nin temel belgelerinden biridir. 1 Ocak 1958 tarihinde kurulan AET, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun da kurucu antlaşmasıdır. [ayrıntı]

O tarihlerde, savaş sonrası olmasına karşın, Avrupa nüfusunun ¼’ne yakın bölümünün yaşamını yitirmesinden de ileriye dönük siyasî dersler çıkartılması gerekirken; antlaşmada demokrasi ve temel özgürlüklere yer verilmedi.

Bu konu daha sonraki yıllarda dünyadaki gelişmelerin baskısıyla gündeme gelmeye başladı. Ancak, Türkiye’nin de kurucu ülkeleri arasında bulunduğu Avrupa Konseyi daha önce davranmış, 4 Kasım 1950 tarihinde yine Roma’da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin imzalanarak yürürlüğe geçirilmesinde öncü rolünü oynamıştır.

Lizbon Antlaşması’na kadar «devlet» kimliği taşımadığından dolayı Avrupa Birliği bu sözleşmeye taraf olamamıştı. [ayrıntı] . Avrupa Birliği Hukuku’nda İnsan Hakları konusu topluluk kurumlarının tasarrufundadır. [ayrıntı]

Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde Demokrasi, Temel hak ve Özgürlükler 1980 Darbesi sonrasında sıkça gündeme girmeye başladı. Ankara’ya Brüksel’de ‘Aday Ülke’ statüsü tanıması ve üyelik müzakerelerinin başlatılmasıyla yoğunlaştı. Genel olarak ta AB tarafından çeşitli ödünler kopartmak için âdeta bir silâh olarak kullanıldı. Demokrasinin ve özgürlüklerin geliştirilmesi çabalarında yeterince destek vermedi. [ayrıntı]

Yeni üye olacaklar için geçerli olan ve üyelik öncesinde yerine getirilmesi gereken, 22 Haziran 1993 tarihli ‘Kopenhag Kıstasları’ ve AB Müktesebatı ‘Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlık haklarını güvence altına alan kurumların eksiksiz tesisi şartını getiriyor. [ayrıntı]

Avrupa Birliği’nin Ankara Hükümeti üzerinde yaptırım kararı alması her zaman için mümkün. Ancak bunun ilişkilerin siyasî, ekonomik, ticarî ve sosyal olumsuz sonuçlarına da katlanması gerekiyor.

Peki AB ne yapabilir?

Üyelik Sürecini askıya almaktan öteye gidemez!

Ancak bu kararı almadan önce de şu soruyu yanıtlaması gerekmektedir:

Türkiye’nin en çok ihtiyacı olan; üyelik müzakerelerinin, Yargı ve Temel Haklar [23] ile ‘Adalet, Özgürlük ve Güvenlik [24] Fasıllarını niçin zamanında açmadın? (Bu Fasıllar başta Kıbrıs olmak üzere bazı üyelerin engellemesi yüzünden açılamıyor!)

Türkiye’nin işi İdam Cezası konusunda, kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi ile daha zor olmasına karşın, sözleşmelerin kimi vakit boşluk yaratan maddelerinden yararlanması da mümkün.

Avrupa Konseyi, İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6 ve 13 numaralı ek Protokolleri uyarınca İdam Cezası kaldırılmış olmasına karşın, örneğin Konsey Üyesi olan Rusya Federasyonu’nda dondurulmuş olsa da geçerliğini koruyor.

Ne diyor ilgili Protokoller:

6 Numaralı Protokol’ün 1. Maddesine göre; Ölüm cezası kaldırılmıştır. Hiç kimse bu cezaya çarptırılamaz ve idam edilemez.
2.Maddesi ise; ‘Bir devlet, yasalarında savaş veya yakın savaş tehlikesi zamanında işlenmiş olan fiiller için ölüm cezasını öngörebilir; bu ceza ancak yasanın belirlediði hallerde ve onun hükümlerine uygun olarak uygulanabilir.’ diyor. Türkiye bu maddenin yakın savaş tehlikesi mazeretini rahatlıkla kullanabilir ve diyebilir ki; Bir iç savaşın eşinden dönüldü, teşebbüs edenler sadece vatana ihanet suçu işlemekle kalmadılar, aynı zamanda Avrupa Konseyi’nin olmazsa olmaz koşulları sayılan Demokrasi Rejimini Türkiye’de yıkmaya ve Temel Özgürlükleri ortadan kaldırmak istediler.

Avrupa Birliği’ne de dönerek; Halkın İradesini sergileyen referandumların demokrasinin bir aracı olduğunu son BREXIT Halk oylaması ardından sıkça ifade ettin ve riayet edeceğini açıkladın. Biz referanduma gitmiyoruz, ancak halkın iradesini temsil eden T.B.M.M’nin kararına bırakıyoruz. Alınacak karara saygı göstermek zorundasın.

Elbette bu tespit, üyesi olduğu Avrupa Konseyi açısısından da geçerlidir.

İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 13 Numaralı ek Protokolüne gelince. Bir kez daha ölüm cezasının kaldırıldı ve hiç kimsenin bu cezaya çarptırılamayacağını ve de idam edilemeyeceğini hatırlatılıyor. Ardından şu saptamalar yapılıyor:

Sözleşme’nin 15.Maddesine dayanılarak bu Protokol’ün hükümleri hiçbir şekilde askıya alınamaz; Sözleşme’nin 57.Maddesine dayanılarak bu Protokol’ün hükümleriyle ilgili hiçbir çekince konulamaz.

Peki ne diyor Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15.Maddesi?

Aşağıda imzası bulunan Avrupa Konseyi üyesi Devletler, demokratk bir toplumda herkesin yaşama hakkının temel bir değer olduğu ve ölüm cezasının kaldırılmasının bu hakkın korunmasında ve tüm insanların sahip olduğu onurun tam olarak tanınmasında büyük önem taşıdığı hususunda mutabık kalmışlardır.

Ancak, hemen arkasından şu paragrafa yer veriliyor:

Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.

Diğer deyişi ile; Avrupa Konseyi aşağıdaki yorumun yapılabilmesine kapıyı açık bırakıyor:

Bir ülkede asker veya sivil bir grubun, demokratik yöntemlerle seçilmiş bir iktidarı devirerek yönetimi ele geçirmesi veya teşebbüs etmesinin hiçbir gerekçe ile izah edilir yanı yoktur. Böyle bir durumun tecelli etmesi halinde bu, Avrupa Konseyi üyesi olma statüsü ile bağdaştırılamaz.

Üstelik öldürme; ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması, bu yönde kuvvete başvurmayı kesin zorunluluk haline getirmesi sırasında meydana gelmişse, ilgili maddenin ihlâli sayılmaz. [ayrıntılar]

Şimdi öncelikle İdam Cezası’nın yeniden ihdası için verilecek bir teklifin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Genel Kurulu’na getirilmesi beklenecek. Kapsamına kimlerin gireceğine bakılacak (unutmayalım ki kamuoyu cinsel nitelikliler başta olmak üzere çeşitli suçları işleyenler için de idam cezasının tesisini istiyor) ve uygun görüldüğü takdirde yasalaştırılacak.

Ölüm cezasına her türlü suç için karşı çıkan biri olarak bizlerin de Halk İradesi’ni yansıtan bir karar karşısında itiraz edebilme şansı yok denecek kadar azdır. Bu cezanın, bir suçun işlenmesi sürecinde caydırıcılığı olmadığı yakın tarihimizde hem Türkiye’de hem de Dünya’da görülmüştür.

‘Bugün bana yarın sana’ intikam duygularını da kışkırtacağına hiç kuşku yoktur. Zira, günün koşullarının ileride nasıl bir değişiklik gösterebileceğini ne mevcut meclis, hükümet ve toplum öngörebilir, ne de «silâhın namlusu»nun kime çevrilebileceğini! ‘Kefenimizle dolaşıyoruz.’ diyerek gözünü karartmadan önce çok iyi, çok boyutlu düşünülüp, değerlendirilmesi gereken hassas bir konudur bu…

Nusret Özgül

Brüksel – 19 Temmuz 2016

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: