Güney Çin Denizi Anlaşmazlığı: La Haye Tahkim Mahkemesi Kararı…


Ne anlama geliyor?

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

Mahkeme; Çin’in Güney Çin Denizi üzerinde tarihi hakları olduğu iddiasını yerinde görmedi south_china_seave Filipinler’in egemenlik haklarını ihlal ettiğine hükmetti. Bu karar, Çin iddialarına hukuksal açıdan indirilmiş ağır bir darbe. Güney Çin Denizi’nin anlaşmazlık konusu olmasında; beş trilyon dolarlık deniz taşımacılığı ile deniz yatağının altında keşfedilen petrol ve doğal gaz kaynakları rol oynuyor. Güney Çin Denizi’ne ilişkin son gelişme, Moskova’nın Pekin ve Washington nezdindeki değerini artırmış gözüküyor. İlerideki gelişmelerin, Moskova’ya bir tür ‘sonucu belirleme işlevi’ni yüklüyor. Peki anlaşmazlık bir savaşa kadar gidebilir mi?

***

GÜNEY ÇİN DENİZİ ANLAŞMAZLIĞI’NDA LAHEY’DEN KARAR ÇIKTI

Lahey’deki Tahkim Mahkemesi, Filipinler’in yaptığı başvuruyu nihayet sonuçlandırdı. Mahkeme; 12 Temmuz 2016 tarihinde açıkladığı kararı [karar metni – ing] ile, Çin’in Güney Çin Denizi üzerinde tarihi hakları olduğu iddiasını yerinde görmedi ve Filipinler’in egemenlik haklarını ihlal ettiğine hükmetti. Karar, kamuoyunda bir süredir beklenen bir karardı. Yapılan ilk yorumlarda, kararın, Çin’in Güney Çin Denizi ile ilgili iddialarına hukuksal açıdan indirilmiş ağır bir darbe olduğu ve Pekin’in karara agresif bir tepki vermesinin beklendiği ileri sürülmüştür. [Beijing hits back over South China Sea ruling]

Çin ve Filipinler dışında, Brunei, Malezya, Tayvan ve Vietnam da, Güney Çin Denizi üzerinde egemen haklara sahip olduklarını ileri sürmektedirler ve bu ülkeler de Çin’in karşısında olarak anlaşmazlığa taraftırlar.

Güney Çin Denizi’nin anlaşmazlık konusu olmasının arkasında, temelde iki nedenden söz edilebilir. Bunlardan birincisi, bu denizin, her yıl ortalama beş trilyon dolarlık deniz taşımacılığına konu olması; yani ciddi büyüklükteki deniz taşımacılığını kontrol eden coğrafi konuma sahip olmasıdır. İkincisi de, son dönemde bu denizin deniz yatağının altında keşfedilen petrol ve doğal gaz kaynaklarıdır. Her iki neden de Çin için oldukça önemlidir. Çünkü Çin’in ekonomik büyümesi, hem dış ticarete dayalıdır, hem de enerjide dışa bağımlılığını artırmıştır. Bunlara ilave olarak, Güney Çin Denizi, Çin’in ana karasının uzaktan savunulması açısından da son derece önemlidir. Eğer haritaya bakılırsa, bu çok net olarak görülebilecektir.

Filipinler’in ve Vietnam’ın Güney Çin Denizi ile ilgili hassasiyetlerinin, öncelikle güvenlik ile ilgili olduğunu söylemek mümkündür. Brunei ve Tayvan ise, Güney Çin Denizi anlaşmazlığında fazla öne çıkmayan ülkelerdir.

Çin, Güney Çin Denizi’nde, Spratly Adasında yapay karasal alanlar oluşturmak suretiyle, askeri bir alt yapı oluşturmuş; bu bağlamda, bir liman ve hava alanı ile, lojistik birimler inşa etmiş; buralara, askeri personel atamış, güç kaydırmış, Çin Donanmasından kalıcı unsurlar ile karadan havaya füzeler yerleştirilmiş; bu alt yapı üzerinden bölgede havadan ve denizden devriye görevleri icra etmeye başlamıştır. Mahkeme kararının açıklanmasından kısa süre önce de, Spratly Adasında inşa edilen havaalanının Çin’e ait sivil uçaklar tarafından test edildiği ve adaların güneyindeki Hainan Deniz Üssünde, görevi burayı savunmak olan, bir güdümlü füze destroyerinin daimi statüde konuşlandırıldığı açıklanmıştır.

Çin’in Güney Çin Denizi’nde askeri varlık bulundurması ve bu varlığını sistemli bir şekilde takviye etmesi; Çin’e sadece ana karasını ileriden savunma imkânı vermediği, aynı zamanda Güney Çin Denizi üzerinden işleyen deniz taşımacılığını kontrol etme, uzak denizlere nüfuz etme ve denizaşırı müdahalelerini (ya da saldırılarını) kolaylaştırma imkânı verdiği için, başta Filipinler ve Vietnam olmak üzere diğer kıyıdaş ülkeler ile dış ticaretlerinde bu deniz yoluna bağımlı olan (bölge içi-dışı) ülkeler ve ABD bundan rahatsız olmuştur. Bu rahatsızlık, Güney Çin Denizi’nin “militarize” olmasına yol açmıştır. Çin’in karşısında olarak anlaşmazlığa taraf olan ülkelerin bölgedeki askeri varlıkları ve faaliyetleri artmış; ABD, gerek bu ülkeler ile, gerekse Japonya ve Hindistan ile ayrı ayrı, bölgede tatbikatlar icra etmiştir. Tahkim Mahkemesi’nin kararı, Güney Çin Denizi’nin bu suretle adeta “askerleştirilmiş” olduğu bir ortamda gelmiştir.

Çin Dışişleri Bakanlığı; Çinlilerin iki bin yıldan fazla bir süredir bu adalarda yaşadığını, bu tür adaların münhasır ekonomik bölgelerinin olmadığını ve esasen 1948 yılında “noktalı çizgiler”le bu adaların Çin’e ait olduğuna dikkat çekilmiş olduğunu söyleyerek, kararı kabul etmeyeceklerini, ret edeceklerini açıklamıştır. Açıklamada, Çin’in egemenlik haklarının ve Güney Çin Denizi’ndeki hak ve çıkarlarının söz konusu karardan hiçbir şekilde etkilenmeyeceği, bu karar dayalı iddiaların ve eylemlerin asla kabul edilmeyeceği; Çin’in, deniz ve hava seyrüseferi özgürlüğüne saygı duyduğu, Güney Çin Denizi’nde ve üzerindeki hava sahasında bu tutumunu sürdüreceği, anlaşmazlığın barışçıl yoldan çözümüne yönelik olarak devletlerle doğrudan görüşmelere hazır olduğu da belirtilmiştir. Çin Savunma Bakanlığı da; kararla ilgili olarak kamuoyuna yaptığı (Çince ve İngilizce) açıklamada, Çin Silahlı Kuvvetlerinin ulusal egemenliği, güvenliği, deniz hak ve çıkarlarını, bölgesel barışı ve istikrarı koruyacağını, her türlü tehdit ve meydan okumaları boşa çıkaracağını açıklamıştır.

Japonya’dan, söz konusu kararın yasal ve nihai olarak bağlayıcı olduğu yolunda bir açıklama gelmiştir. [tepkiler – ing]

ABD’den ise, Çin’in bu karara vereceği tepkinin bekleneceği ve buna göre hareket edileceği yolunda yorumlar gelmiştir ki, Güney Çin Denizi anlaşmazlığına taraf diğer devletlerin de böyle bir yaklaşım içinde olacağı tahmin edilmektedir.

Karar, Filipinler’de taşkınlıklara ve başkent Manila’da Çin Büyükelçiliği önünde gösterilere yol açmış; Çin de ise, kamuoyu, sosyal medya üzerinde karara duydukları öfkeyi dile getirmişlerdir. Kararın etkisinde, petrol fiyatlarında sıçrama olduğu da ileri sürülmüştür.

Tahkim Mahkemesi’nin icra yetkisi bulunmamaktadır; bu kararı uygulayacak uluslararası ya da uluslarüstü bir organ da bulunmamaktadır. BM Şartı lafzı ve ruhu ile birlikte mütalaa edilerek, belki Çin’in BM üzerinden bu karara uymaya zorlanması düşünülebilir; ancak Çin’in BM sistemi içindeki resmi (hukuksal) yeri, BM’nin yıpranmışlığı ve küresel politikanın içinde bulunduğu koşullar dikkate alındığında bu düşüncenin hayata geçme ihtimalinin yok denecek kadar az olduğunu söylemek mümkündür. Güney Çin Denizi’nin Çin için ifade ettiği (yukarıda değinilen) anlam hatırlanırsa, kararın Pekin tarafından kabul edilme ihtimalinin bulunmadığı da açıktır. Ancak Çin Dışişleri Bakanlığından gelen karara ilişkin açıklamadan çıkarılabileceği üzere, Çin’in, diğer kıyıdaş ülkelere emsal teşkil edebileceğini ihmal etmeden, Filipinler’in bazı taleplerini karşılayabileceği ve bu suretle Tahkim Mahkemesi’nin kararını anlamlı olmaktan çıkarabileceği de beklenebilir. Çin’in son dönemde sergileye geldiği dış politika anlayış ve uygulaması, bu beklentiyi beslemektedir. Ayrıca Çin’in, son dönemde ABD(Batı) karşısında bir çekim merkezi olduğunun farkında olarak, çekiciliğini artırmak için de böyle bir yola gidebileceği düşünülebilir. Bir tarafta uluslararası hukukta yeri olmayan “önleyici savunma/saldırı” olgusu ile hatırlanan ABD, diğer tarafta uluslararası yargı yerlerinin kararlarına uymaya çalışan bir Çin… Çin, kendisi ile daha “yaşanabilir” ve barışçı bir yeni Dünya düzenin olacağı algısını doğurmak istemeyi düşünmez mi?

Karar, Japonya açısından özellikle önemlidir. Çünkü Doğu Çin Denizi’nde Çin ile benzeri bir sorunu yaşamaktadır ve taraflar arasında, ayrıca, İkinci Dünya Savaşı öncesindeki işgal yıllarından gelme sorunlar baş göstermiştir. Tahkim Mahkemesi’nin kararının Çin üzerinde doğuracağı uluslararası kamuoyu baskısı, Japonya’yı rahatlatacaktır. Ancak Çin’in mahkeme kararına ilişkin yaklaşımının, Japonya’nın daha fazla rahatlamasına yol açabileceği gibi, rahatlamasını boşa da çıkarabileceğini de görmek gerekir. Eğer Çin Filipinler ile bir anlaşma zemini yakalarsa, bu Japonya’yı Çin karşısında zora sokacaktır. Ancak Japonya’nın savunma ve güvenlik doktrinin (arkasında ABD olduğu halde) Tayvan’ı içermesi ve Filipinler’e kadar uzanması nedeniyle, Çin’in Filipinler ile bir anlaşma zemini yakalamasının oldukça zor olduğunu da kabul etmek gerekir. Geçtiğimiz hafta sonu Japonya’da yapılan kısmi parlamento seçiminde, başında Şinzo Abe’nin bulunduğu mevcut koalisyon hükümetinin önde çıkması, bu zorluğu artırmaktadır.

ABD’nin, Tahkim Mahkemesi’nin kararına ilişkin olarak takınacağı tavır oldukça önemlidir. Pekin gibi, Washington da, “açık kapı” bırakmış, “şimdilik” beklemeyi (yani mevcut durumu sürdürmeyi) tercih etmiş gözükmektedir. Esasen, Başkanlık Seçimine çok az kalmış iken, ABD içeride ciddi sorunlar yaşarken ve bölünme iddialarına konu olurken, ABD için en uygun hareket tarzı beklemeyi tercih etmek olmaktadır. Bu tercih, Çin’i tahrik etmeyecek ve Pekin’in mahkeme kararına daha agresif bir tepki vermesini önleyecektir. Beklemenin ABD açısından doğuracağı sıkıntı, ABD-Filipinler ilişkisinin bundan zarar görme ve Asya’nın doğusundaki müttefiklerinin ABD ile olan ilişkilerini sorgulamaya başlamaları ihtimalidir. [abd tepkisi – ing]

ABD’nin karar konusunda “bekle-gör” yaklaşımı içinde olması, en çok Filipinler’i etkileyecektir. Filipinler’de mevcut yönetim üzerindeki iç baskı artacaktır. Bu baskının seyrine bağlı olarak, Filipinler’de bir iktidar değişikliği gündeme gelebilir, ülke yeniden kaotik bir döneme sürüklenebilir, terörizm ve ayrılıkçı hareketler yeniden öne çıkabilir. Bu ihtimalin, Tahkim Mahkemesi kararı sonrasında, Manila Yönetimi’ni, kendi halkına “kazanç” olarak takdim edebileceği bir anlaşmayı Pekin ile yapmaya itebileceği düşünülmektedir. Bir taraftan Çin’in Filipinler ile anlaşmayı hiç düşünmemesi, diğer taraftan ABD’nin de “bekle-gör” yaklaşımı sergilemesi, Filipinler’i sıkıntıya sokacak ve karışıklık dolu bir sürecin içine itebilecektir ki; bunun Pekin ve Washington tarafından ne kadar tercih edilebilir bulunacağı, üzerinde ayrıca durulması gereken bir konu olduğu düşünülmektedir.

Diğer bir husus, Filipinler lehine verilen bu karardan sonra, anlaşmazlığa taraf diğer ülkelerin de (Brunei, Malezya, Filipinler, Tayvan ve Vietnam’ın da) Tahkim Mahkemesi’ne gidip gitmeyecekleridir. Anlaşmazlığa taraf ülkelerin her birinin durumu/koşulları farklı olduğu için, Filipinler ile ilgili kararın hukuksal açıdan “emsal değeri”nin diğer ülkeler için ne olduğu bilinmemekle beraber, bu ülkelerin de genelde “bekle-gör” politikası izleyebileceği tahmin edilmektedir. Ancak mahkemeye gitmeleri için Japonya’nın bu ülkeler nezdinde “örtülü/dolaylı” bir yaklaşım içinde olması da beklenebilecektir.

Kararın Asya’nın bu bölgesinde sıcak bir çatışmaya yol açma riski, bugün itibarıyla, düşük bulunmaktadır. Çünkü muhtemel bir sıcak çatışmada, Çin’den çok, Japonya’nın, Güney Kore’nin ve (Asya’nın doğusuna ilişkin angajmanları ve buradaki askeri varlığı üzerinden) ABD’nin sıkıntıya düşebileceği değerlendirilmektedir. Çin’in büyük bir ülkesi vardır ve güneyden (Pakistan ve Myanmar üzerinden) ikmal/lojistik ve ithalat/ihracat imkânına sahiptir. ABD’nin sıcak bir çatışmayı başlatması mümkün görülse bile, Okyanus ötesinden, üstelik oldukça geniş bir cephede, bu çatışmayı sürdürmesi (ülke olarak içinde bulunduğu politik, ekonomik ve toplumsal koşulların da etkisinde) güç gözükmektedir. Rusya, söz konusu muhtemel bir sıcak çatışma durumunda, Japonya, Güney Kore ve ABD için, Çin karşısında ikmal/lojistik destek güzergâhı olarak öne çıkacaktır. Rusya’nın Çin karşısında bu üç ülkeye müzahir olması, Çin’in avantajlarını eritebilir. Ancak burada da, hem ABD-Rusya, hem de Japonya-Rusya güncel ilişkilerini hatırlamak gerekir. Bu ilişkiler hatırlandığında Rusya’nın Çin karşısında Japonya, Güney Kore ve ABD üçlüsüne müzahir olma ihtimali fazla güçlü bulunmamaktadır. Bu noktada, Kuzey Kore’den gelmeye devam eden ve özellikle Güney Kore’yi hedef alan tehditleri de görmek gerekir.

Sonuç olarak şunları söylemek mümkündür: (i) Küba-Güney Çin Denizi karşılaştırması yapılabilir. ABD’nin geçmişte Küba’ya gösterdiği hassasiyet, Çin’in bugün Güney Çin Denizi’ne gösterdiği hassasiyeti çağrıştırıyor. Bunu, Çin’in Güney Çin Denizi hassasiyetini anlamak adına dikkat almak uygun olacaktır. (ii) Donanmasını güçlendirmiş bir Çin’in, Manila Yönetiminin kendi kamuoyuna “kazanç” olarak takdim edebileceği “küçük tavizler” içeren bir anlaşmayı yapması, zayıf bir ihtimal olarak görülmemektedir. (iii) Çin’in Güney Çin Denizi anlaşmazlığında bundan (mahkeme kararından) sonra izleyeceği politika, ABD karşısındaki çekiciliğini artırma ya da kaybetme ile ilgili olacaktır. Bunu, yeni Dünya düzeninin şekillenmesi ile ilgili olarak görmek de mümkündür. (iv) Arktik Okyanusu kıyıları üzerinden işleyecek “kuzey deniz ticaret yolu”nun devreye girmesi, Güney Çin Denizi anlaşmazlığında tansiyonun düşmesine yol açacaktır ki; tarafların, mahkeme kararı sonrasına ilişkin yaklaşımlarında bu hususun dikkate alındığı izlenimi edinilmektedir. (v) Güney Çin Denizi’ne ilişkin son gelişme (mahkeme kararı), Rusya’nın Çin ve ABD nezdindeki değerini artırmış gözükmektedir. Buna bağlı olarak, bugün itibarıyla gözüken bir başka husus da, gelişmelerin, Moskova’nın tercihine sonucu belirleme işlevini yüklüyor algısını doğurduğudur.
12 Temmuz 2016.

*

ascmer

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: