Bir İstanbul Güncesi: Yeniden İstanbul…


İçinde yaşarken bile hasreti giderilemeyen şehir!

bircan_unver

Bircan Ünver

Güney Kore’de BM himayesinde düzenlenen konferans, ardından Şangay seyahati sonrasında Bircan şimdi İstanbul’da uzun zamandır görmediği sevdikleriyle yorgunluk atmaya çalışıyor. Yılların birikmiş yorgunluklarını bir anda geride bırakmak kolay olmasa da... En azından, New York’a dönüşünde yeni atılımları için enerji depolamış olacak. Memleket havası ilâç gibi gelir insana!

Güney Kore’de BM himayesinde düzenlenen konferans, ardından Şangay seyahati sonrasında Bircan şimdi İstanbul’da uzun zamandır görmediği sevdikleriyle yorgunluk atmaya çalışıyor. Yılların birikmiş yorgunluklarını bir anda geride bırakmak kolay olmasa da… En azından, New York’a dönüşünde yeni atılımları için enerji depolamış olacak. Memleket havası ilâç gibi gelir insana!

Çok şükür ki, yine İstanbul’dayım… Çok şükür diyorum, çünki benim New York – İstanbul eksenindeki yaşamım başlı başına uzun bir öyküdür.

Yılda en az bir kere olsun New York’tan İstanbul’a gidebilmenin mümkün olmadığı yılların derin psikolojik baskısını ve yaşamım üzerindeki izini hep hissetmişimdir. Temel hedeflerimden bir olan; New York – İstanbul Köprüsünü hem özel hem de meslekî yaşamımı kapsayacak şekilde kurmak dahi mümkün olamamıştı. Ve işte bu nedenle bugün ‘Çok şükür, şükürler olsun, binlerce şükürler olsun…’ diyorum hep… Her yaşadığımız sağlıklı güne, her yeni güne sağlıklı uyanışımıza, sevdiklerimizi etrafımızda görmekten, hissetmekten dolayı duyduğumuz sevince şükrettiğimiz gibi…

***

Çok şükür ki, yine İstanbul’dayım…

Amerika’ya, 1989 Eylül ayında ilk ayak bastığımda, ilk dört yıla yakın İstanbul’a, ülkeme hiç ayak basamamıştım…

O daha çok, o zamanki ekonomik koşulların getirdiği zorunlu bir yaptırımdan dolayı idi…

Bircan,  torun Arya ve oğul Barış Ünver

Bircan, torun Arya ve oğul Barış Ünver

Yoksa, yine çok şükür, Amerika’ya ilk ayak bastığım ve bugüne değin tüm yaşadığım süreçte, yasal kalış/izin açısından da hiç bir sorunum olmamıştır.

 Çünki, çok şanslı olarak, ilk altı ay içinde, Los Angeles’ta vize uzatma başvuruma, “duration of stay” (kalabildiği süre kadar) vizesini almıştım.

Bunun sonucu olarak, “orada kalabildiğim” o dönemde, gerek geride bırakmış olduğum oğluma olan özlemim dayanabileceğimin en üst sınırlarını zorlamaya başlamıştı. Ve tabii ailem-dostlarım-arkadaşlarım ve de İstanbul şehrine hasretim de artık dayanılmaz olduğu bir noktaya ulaşmıştı. Nihayet, 1993 Mayıs sonu/Haziran başı, İstanbul’a; o bir gidiş ama tam gidiş denilecek nitelikte, tamı tamına dört yıldan üç ay eksik bir süre sonra, ilk yılı Los Angeles ve takiben de New York’ta kesintisiz yaşadıktan sonra nihayet geri dönmüştüm.

Bu dönemin; sonraki yıllarında, İstanbul’a geliş-gidişlerde, özellikle ekonomik nedenlerle dilediğim kadar olamasa da en az yılda bir kez gelip-gidememiş olmanın derin bir psikolojik baskısı ve izi hep kalmıştır.

O nedenle, New York’a ikinci kez yerleşmiş olduğum 1996 yılından bu güne değin, acaba New York ile İstanbul arasında dönüşümlü ve mesleki bir yörüngede nasıl yaşarım, diye hep düşünüp durmuş, zaman zaman ve yılların içinden geçerken, bu amaçla gerek İstanbul ve gerekse New York’ta da çeşitli iş başvuruları da yapmıştım.

Bircan,  The Light Millennium ve Işıkbinyılı.Org’u kurumlaştırırken, aktivitelerini yerel TV olan QPTV’de kamu yararına üretilmiş televizyon programları yaparak sürdürmektedir ve bunlar kendisine birçok ödül getirmiştir. Bircan geçtiğimiz Mart sonu QPTV’deki bir çekim esnasında.

Bircan, The Light Millennium ve Işıkbinyılı.Org’u kurumlaştırırken, aktivitelerini yerel TV olan QPTV’de kamu yararına üretilmiş televizyon programları yaparak sürdürmektedir ve bunlar kendisine birçok ödül getirmiştir. Bircan geçtiğimiz Mart sonu, QPTV’deki bir çekim esnasında.

O her bir girişimden somut bir sonuç alamama durumu, şahsen karamsarlığa itmek yerine bu kez kendi düşüncelerimi kurumsallaştırma, ideallerimde yoğunlaşma ve minimum koşullarda dahi olsa yoğun emek ve zaman ve aylar/yılları devşirerek, bu iki sivil toplum kuruluşu olan “The Light Millennium” ve “Işıkbinyılı.Org”un kurulmasına alt-yapı sağlayarak, bir şekilde olumsuzluktan olumluluk üretebilme yetisine dönüştü. Ve tüm sermayesinin de, düşünce enerjisi ve ideallere yoğunlaşmak ile sadece ve sadece emeğe ve de gönüllü katkılara-işbirliğine dayalı olduğunu da, belirtmem gerekiyor.

Bunun sonucu olarak da, 136’yı aşkın yine “gönüllü” kategoride ancak profesyonel bir anlayış, birikim ve tecrübelerle ve de kamu yararına üretilmiş televizyon programları, 60’a yakın e-yayın ve 70’i aşkın kamuya açık ve bunların içinde Birleşmiş Milletler nezdinde de olan etkinleri de üretebilmemin yanısıra, kamuya mal edilmesine de bir zemin de oluşturmuştur.

Tabii bunları bir “teselli” olarak değerlendirmek de mümkündür… Zira yapılabilen her birşey çok minimum koşullar çerçevesinde gerçekleştirilebilmiş ve yaşama standard ve koşulları da yine hep minimum bir çerçeve içinde tutulmak durumunda kalınmıştır…

Rüya Ünver ve BM Konferans sonrasının ardından,  Gyeongju şehrinde (Güney Kore)  “Dünya Mirası” adlı günlük turdan fenerler… (Bu yazıyı sevgili torunlarım Rüya ve Arya Ünver’e ithaf ediyorum!)

Rüya Ünver ve BM Konferans sonrasının ardından, Gyeongju şehrinde (Güney Kore) “Dünya Mirası” adlı günlük turdan fenerler… (Bu yazıyı sevgili torunlarım Rüya ve Arya Ünver’e ithaf ediyorum!)

Çünki, temel hedeflerimden biri olan New York – İstanbul köprüsünü, en az yılda bir kez gidiş-geliş sıklığında ve uzun yıllardır, mesleki bir çizgide kuramamıştım…

Bu süreçte, hayatın da tabii kendi iç bir dinamizmi, iç ve dış dayatması ve de kök salması vardı…

Bu çerçevede, ikinci gidişimin sonucunda ve ikinci oğlumun da New York’ta doğmuş olması, ilk oğlumdan ise bugün iki kız torunu sahibi olmam, geldiğim yer ve çıkış köklerim Anadolu ve de İstanbul olsa da; ikinci oğlum ile iki torunumun da New York’ta doğmuş olmaları nedeniyle; artık benden gelmiş olanlar da, New York’a/Amerika’da kök vermişlerdir. Ve taa 1989’dan beri sürekli ve dönüşümlü bir yaşama çizgisinde, yaşamı kurmak istediğim, soyut ve somut anlamda, New York – İstanbul köprüsünü (bu arada, merak ediyorum, Türkiye, dünya çapında böylesine fiziksel mega bir projeye de al atar mı, acaba? ), belki doğrudan mesleki ve ekonomik kazançlar kanalıyla olamasa da, çocuklarım-torunlarım ve de düşünsel çocuklarım olarak da düşündüğüm, gerek “The Light Millennium” ve gerekse “Işikbinyılı.Org”a ilişkin, çalışmalarımın bir uzantısı ve sonucu olarak, halen çok sistemli olamasa da, yine çok şükür ki, son iki-üç yılda daha sık İstanbul’a gelip-dönebiliyorum…

Evet, her yaşadığımız sağlıklı güne, her güne sağlıklı uyanışımıza, her bir günün bizi güneş ya da yağmur veya rüzgar ile güne karşılayışına ve etrafta uzak ya da yakınlığa bakılmaksızın, her zaman var olan dost-arkadaş desteği ve her daim olan aile moral ve kucaklayıcı kanat ve desteklere ÇOK ŞÜKÜR, ŞÜKÜRLER OLSUN VE BİNLERCE ŞÜKÜRLER OLSUN…
Ramazan Bayram’ının 2.nci günü, İstanbul, 6 Temmuz 2016

*

lightmillennium_ad

twitter

facebook

facebook

linkedin

sans-titre

isikbinyili_s2_09

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: