Şiir Pazarı : Saklı Yaşamlar…


Yaradılışın Şifresi : Yaşam Çiçeği !

Zincir de gerek insana, ama sevmek için olursa.
Keder de gerek, hasım elinden değilse 1
Oltada yem olmak, balık olmak kötü
Filintayı taşıyan omuz, tetiği çeken el olmak da
Galiba, hiç kimse dolu değildir, öldürme arzusuyla.
Ama öldürür, hayvanı, hatta insanı.
Yılları öldürmek daha kolay, zararı bize
Ama hapislikte değil, hapiste zor geçer zaman.
Yoksa kitap okuma alışkanlığın, en iyisi işe Nâzım’la başlaman.
İnsanın kâfi gelmese de yeteneği, güzel şey şu yazmak İlaç gibi gelir sıkıntılara, su gibi hafifletir içi.
Yol da gerek insana, yoldaş da, ama birlikte yürümek için olursa.
Dost da gerek düşman da, kıymeti bilmek için
Söz de gerekir bilene, sözcük de, ama incitici olmazsa. Kış da gerek bahara, yaz da
Gülen gözler, ışıklı yüzler gerek
Çocuklar gerek; şahtan, şeyhten, padişahtan ırak
Sevmek de gerek insanı; hansız, hamamsız, saraysız

***

2

Zincir de gerek insana, ama sevmek için olursa.
Keder de gerek, hasım elinden değilse
Oltada yem olmak, balık olmak kötü
Filintayı taşıyan omuz, tetiği çeken el olmak da
Galiba, hiç kimse dolu değildir, öldürme arzusuyla, ama öldürür, hayvanı, hatta insanı.
Yılları öldürmek daha kolay, zararı bize
Ama hapislikte değil, hapiste zor geçer zaman.
Yoksa kitap okuma alışkanlığın, en iyisi işe Nâzım’la başlaman.
Nasipte belki yeni bir kurtuluş destanı yazmak vardır Neden olmasın, muamma değil şiir yazanların ülkesini milletini sevdiği, ve bir kere değil, bir çok kereler, bu sevgiden hapislere girdiği.
İnsanın kâfi gelmese de yeteneği, güzel şey şu yazmak, bence kendisi için olsun denemeli, ilaç gibi gelir sıkıntılara, su gibi hafifletir içi.
Bir de Arif’in şiirlerini eksik etme
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyur, bir o uyumaz kaç leylim bahar, voltada
“Kürdün Gelini”ni dinler, sevgilisi, ağzı var dili yok Diyarbekir Kalesi Yol da gerek insana, yoldaş da, ama birlikte yürümek için olursa.
Dost da gerek düşman da, kıymeti bilmek için
Küçüktük kardeşimle, her akşam yatmadan, huy etmiştik, bir masal dinlerdik babamdan, ama her akşam yiğit bir adam, tıpkı Karayılan, kahraman, yekpare olurduk dinledikçe; ve bir alışkanlık ile öykü bitince, bir daha isterdik.
Yok demenin işe yaramadığını farkedince, kırmazdı babam, bir de türkü söylerdi üstüne; türküyü, öyküyü, şiiri sevdim; yüzü suyu hürmetine.
Dengbej değilim, tanımadım da, gerçek masallar anlattım çocuklarıma, darağacında üç adam, körpe “üç fidan” “Ömrüne doymamış üç dağ parçası”, ki on yedi yaşında astılar Erdal’ı.
Söz de gerekir bilene, sözcük de, ama incitici olmazsa. Kış da gerek bahara, yaz da gülen gözler, ışıklı yüzler gerek
Çocuklar gerek; şahtan, şeyhten, padişahtan ırak
Sevmek de gerek insanı; hansız, hamamsız, saraysız Malın mülkün kıymeti yok
Başımızın tacı, mayası sağlam olan

Zeynel Çok

**

3

Çocukluğum,
Oyuncak diye
At kestaneleriyle
Oynadığım
El ele tutuşup
Tramvayların peşinden
Koştuğumuz
Çocukluğum
Binemediğim otomobiller
Okulun duvarlarına tırmanıp
Koşmaca oynadığımız
Çocukluğum
Anımsadığım mutluluklar
Sararmış fotoğraflarda
Sevinçleri, kavgaları
Unuttuğumuz
Çocukluğum
Güçlenmek uğruna
Balıkyağı içtiğim
Sokaklarda düşe kalka
Ağladığımız
Çocukluğum
Anneler, babalar…
Kardeşler doğdukça
Şaşırdığımız
Çocukluğum
Geride kalanları
Sislerin gölgesinde
Göremediğimiz
Çocukluğumuz
Binlerce yıl yaşadığımız
Küçücükken ellerimiz
Büyüdüğümüz
Sözlerimiz varken susturulduğumuz
Baktıkça aynalara
Tanıyamadığımız çocukluğumuz

Deniz Banoğlu

**

4

Ben buradayım
Yani içinizdeyim
Sözlerimden duman çıkıyor
Beni duyuyor musunuz ?
İkiye bölünmüş
Üç parça
Ve dört başlı bir şekil içindeyim
Başkalarının yerinde
Yani kendimdeyim.
Hızlı giden trenler
Şehirleri parçalayan düzenler
İlgilendirmiyor beni
Ben canların peşindeyim…
Ben buradayım
Yani içinizdeyim
Sözlerimden duman çıkıyor
Beni duyuyor musunuz ?
Kelimeler hastalanmış
Cümleler sakatlanmış
Kararlar yara almış
Yaşadığım şehirde
Herkes hastalanmış…
Tükenen mürekkepler,
Kendi kendine havlayan köpekler
İlgilendirmiyor beni
Ben canların peşindeyim…
Ben buradayım
Yani içinizdeyim
Sözlerimden duman çıkıyor
Beni duyuyor musunuz ?

Üzeyir Lokman Çaycı

**

5

Gönlümü azat etmiştim yıllar öncesinde…
Ama o beni terk etmedi hiç.
Aslında benim en yakınımda olan oydu.
Kah bereketli toprakların yağmur damlaları olur yağardı saçlarıma, ıslanmazdım, kah kar tanelerini serperdi yüzüme,üşümezdim.
Çoğu kez güneşle doldururdu damarlarımı, yanmazdım… Ay ışığınla aydınlatırdı yaşadığım Obayı dört mevsim. Mevsimleri yaşardım dopdolu.
Daha ne isteyebilirdim ki…
Uç gönlüm uç nereye istersen oraya istersen şu dut ağacına kon kocamış yaprakları, dökülmüş dutları kargaların didiklediği…
İstersen şu karşı dama kon dumanı tüten eski ahşap beyaz badanalı evin bacasında martılar çığlık çığlığa… İstersen ön baharda titreşen sığırcık ol tüne kırık bir pencere önüne ya da beyaz güvercinlerle kanat çırp, takla at sabahın ilk ışığında güneşin batışında…
Uç gönlüm uç özgürsün bundan böyle yorgun bedenim gizemli ruhum dingin yaşamım mutlu anılarım sana kırgın sözüm ona…

Yıldız Tümerdem

**

p_1170_o

Yağmurla gelirdi hayale hayat.
Yağmurlar kesilir, ne çare, heyhat!
Yorgundu, üzgündü, dedi:
“Bi gayret.”
Yüzünde kırışık, elde inayet.
Dolacak ambarım bu yıl nihayet.
Hakk’ın deryasına var mı nihayet
Hem bu dünya için hem de ahıret
Yağmurla gelirdi hayale hayat…

Metin Hakverdioğlu

p_1271_o

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: