Şiir Pazarı: Pot Pourri…


Odeur du temps – Zamanın kokusu

Çiçek, kendi suretinde yaratırmış tomurcuğunu
Koparsan kırmızı kanarmış renklere p_0652_o
Aslında vazolar, alet edilme duygusu taşırmış
Vakitsiz devşirilen bütün çiçeklere
Koyun, kendi suretinde yaratırmış kuzusunu,
Kuzu kuzu dinlermiş efendime söyleyeyim büyüyüp koyun olduğunda.
Önce “kendi bacaklarından” başlarmış asılma faslı
Sonra “kasap et / koyun can” oyunu kapalı gişe oynarmış mezbahalarda
İnsan, kendi suretinde yaratırmış tanrısını
Yaranmak için yarattığı tanrısına
Alırmış eline ateşi
Önce kıyarmış en has ozanına,
Sonra “zil takıp oynarmış”
hem de ´insan´, ´insana.´

***

bu nisan hiç yağmur yağmadı
göçmen kuşlar gelmedi ıslanmadı
vakitsiz yağmurlarda toprak
güneş hep saatinde doğdu
yalınayak gözlerim çıkamadı badem ağacına
getiremedi baharı leylaklar bile
bu nisan hiç yağmur yağmadı
sarı ceketimi çıkartmadım bavuldan
eski resimlere bakılmadı bu sene
bütün şarkılarda buruk bir ‘elveda’ vardı

Nida Öz

*

bir zamanlar benim de çiçeklerim vardı
bak şimdi benden geriye
parçalarım
ve gölgeler kaldı

Sibel Öz

*

Daracık yuvanda çırpınıp durma
Aç kanatlarını, uç deli gönlüm
Ardında kırgınlık, küskünlük koyma
Serp muhabbetini, uç deli gönlüm.
Yaban kanatlarda doruk gözetme
Emeksiz varlıktan hak talep etme
Sana taht sunmayan kalbe meyletme
Kendi engininde kal deli gönlüm.
Deli gönlüm, dolu gönlüm, toy gönlüm
Beni yâre giden yola koy gönlüm.

Muzaffer Yanık

*

Bir çift göz takıldı
kaldı yüzüme
ne aradı ne sordu
anlayamadım.
Bir el uzanmıştı
birden elime
ateş mi alev mi
anlayamadım.
Dayadı başını
yorgun ruhuma
rüya mı gerçek mi
anlayamadım.

Yıldız Tümerdem

*

Çiçek, kendi suretinde yaratırmış tomurcuğunu
Koparsan kırmızı kanarmış renklere
Aslında vazolar, alet edilme duygusu taşırmış
Vakitsiz devşirilen bütün çiçeklere
Ağaç, kendi suretinde yaratırmış dalını
Acemiliğini sonbaharda çıkarır
Geriye kalan üç mevsimde keyfini sürermiş doğanın -Meyvesi için taşlanmak,
Münferit bir vakasıymış tarihinin
Kuş, kendi suretinde yaratırmış yavrusunu
“Cik, cik” ler provası olurmuş
Uçacağı mavi gökyüzünün
Kerhen kanat bırakarak protesto etmese gökyüzünü Koyun, kendi suretinde yaratırmış kuzusunu,
Kuzu kuzu dinlermiş efendime söyleyeyim büyüyüp koyun olduğunda.
Önce “kendi bacaklarından” başlarmış asılma faslı
Sonra “kasap et / koyun can” oyunu kapalı gişe oynarmış mezbahalarda
İnsan, kendi suretinde yaratırmış tanrısını
Yaranmak için yarattığı tanrısına
Alırmış eline ateşi
Önce kıyarmış en has ozanına,
Sonra “zil takıp oynarmış”
hem de ´insan´, ´insana.´

İbrahim Eroğlu

*

Aylar gelir, aylar geçer
Ay aya eklenir yıl eder
Gözlerimin önünden aylar
Hızlı bir tren gibi gider
Ama ne zaman gelse haziran
Hüzünlenirim bir an
Nasıl hüzünlenmez insan
Haziranda göçüp gitmiş
Dilimin en soylu ozanı
Nâzım Hikmet Ran

İbrahim Eroğlu

*

J’ai cueilli ce brin de bruyère
L´automne est morte souviens-t’en
Nous ne nous verrons plus sur terre
Odeur du temps
Brin de bruyère
Et souviens-toi que je t’attends

Bir fundadan kopardım bu filizi
Onunla ölen güz mevsimini hatırla
Yeryüzünde görmek yok birbirimizi
Zamanın kokusunda, fundaların dalında
Ömrüm boyunca seni beklediğimi hatırla

Guillaume Apollinaire
Çeviri : Fatma Semiha UÇUK

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: