ABD Doğu Akdeniz’de : Türkiye’ye Gözdağı (mı?)!


AKP’nin; ‘kendi eliyle kendi ayağını bağlama’ politikasının vahim sonuçlarına doğru adım, adım…

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

ABD’nin Doğu Akdeniz’de aynı anda iki uçak gemisi bulundurduğu en son tarih 2003 yılındaki Irak işgaline destek amaçlıdır. Truman ve Roosevelt unsurlarının şimdiki mevcudiyeti farklı şekilde izah ediliyorsa da, bölgenin ABD, Avrupa ve Rusya desteği ile bağımsız bir Kürt Devleti kurma çabalarına örtülü destek sağladığı da yadsınamaz. MAP 3 CYPRUS MARITIME BORDER VECTIrak’ın kuzeyinden başlayıp Suriye’nin kuzeyi üzerinden Doğu Akdeniz kıyılarına ulaşacak bir “Kürt Kuşağı” ufukta belirmiştir Engel? Türkiye! Türkiye, Hatay ile sınırlı kalmakta öteye, şimdi daha geniş ve uzun bir cephede bir tehdit karşı karşıya bulunuyor. Kürtlerin bağımsızlık yolunda mesafe almasına hizmet eden asıl unsur da İŞID. Peşmergenin hem askeri eğitim ve teçhizat yönünden beslenmesi, bu arada bağımsızlığın gerektirdiği imkâna, yeteneğe, koşullara ve güce kavuşmasına da aracılık etmiş oluyor. Suriye’nin kuzeyindeki durum da benzeri. Peki Türkiye’yi bekleyen tehlikeler neler? ABD ve Batılı müttefikleri, Rusya desteği ile Türkiye’yi işgâle mi hazırlık yapıyorlar?!

***

DOĞU AKDENİZ’DE ABD’YE AİT İKİ UÇAK GEMİSİ…
13 Haziran 2016

ABD’ye ait Nimitz sınıfı, USS. Harry S. Truman ve USS. Theodore Roosevelt uçak gemileri Doğu Akdeniz’de… Nükleer enerji ile çalışan ve en az 20 yıl boyunca hiç yakıt yenilemeden ilerleyebilen (görev icra edebilen), 90 civarında sabit kanatlı uçak ve helikopter taşıyabilen, ortalama 3200 personelin görev yaptığı bu gemiler, kendilerine eşlik eden lojistik destek ve hızlı reaksiyon gemileri ile birlikte, ciddi bir deniz gücüdür. Ancak içerdikleri hava unsurları, hava savunma sistemleri ve istihbarat imkân ve yetenekleri, bu gemileri salt bir deniz gücü olmanın çok ilerisine taşımakta, deniz-hava müşterek operasyonlarında öne çıkarmakta ve hatırı sayılır bir askeri güce dönüştürmektedir.

Dünyada uçak gemisine sahip ülke sayısı toplam 13 kadardır ve ABD, tek başına, diğer ülkelerin sahip olduğu uçak gemilerinin sayısına yakın uçak gemisine sahiptir. Yüksek idame maliyetlerine rağmen, sahip olduğu uçak gemileri; (i) ABD’ye coğrafi konumuna bağlı (uzaklık) dezavantajını telafi etmesine, (ii)ABD’nin denizaşırı askeri faaliyetlerini kolaylaştırmasına, (iii)ABD’ye ilişkin “süper güç” algısının beslenmesine ve (iv)ABD lehine caydırıcılığa hizmet etmektedir. Uçak gemileri, yansıttığı (sergilediği) güç üzerinden, ABD’nin dış politikaya, savunmaya ve güvenliğe ilişkin istediği denizaşırı etkileri doğurmasını kolaylaştırmaktadır. Bu da, ABD’nin uçak gemileri üzerinden katlandığı yüksek maliyeti fazlasıyla karşıladığı anlamına gelmektedir.

Doğu Akdeniz, güncel jeopolitiği ve özellikle Orta Doğu’ya nüfuz etme konusunda sunduğu avantaj nedeniyle oldukça önemli/kritik bir coğrafyadır.

Yukarıdaki genel bilgiler ABD’nin uluslararası politikadaki konumu ve bu konumunun kendisine yüklediği sorumluluklar (gerekler) ile birlikte hatırlandığında, ABD’ye ait iki uçak gemisinin aynı zamanda (eş zamanlı olarak) Doğu Akdeniz’de konuşlandırılmasının arkasındaki nedene eğilme gereği ortaya çıkmaktadır. Acaba, ABD’yi Doğu Akdeniz’de aynı zamanda iki uçak gemisi bulundurmaya iten neden (nedenler) ne olabilir?

ABD’nin Doğu Akdeniz’de aynı anda iki uçak gemisi bulundurduğu en son tarihin 2003 yılı olduğu ve o tarihte iki uçak gemisinin ABD’nin Irak’ı işgaline destek verdiği hatırlandığında, bugün de iki uçak gemisinin münhasıran Irak’ta ve Suriye’deki durumla ilgili olabileceği değerlendirmesine ulaşılmaktadır. Nitekim ABD’den gelen açıklamalarda da, ABD uçak gemilerinin; ABD Hava Kuvvetleri destekli olarak Irak’ta ve Suriye’de IŞİD’a karşı yürütülen operasyonlara destek vermek için (geçici olarak) Doğu Akdeniz’de konuşlandırıldığı belirtilmiştir. İki uçak gemisi, IŞİD’a yönelik operasyonlarda ateş gücünü artırmak amacıyla Doğu Akdeniz’e sevk edilmiştir. İşlevi; Irak’ta, Bağdat’ın Felluce’yi ve Musul’u IŞİD’dan geri almak için yürüttükleri operasyona; Suriye’nin kuzeyinde de, Sünni isyancıların ve Kürtlerin yine IŞİD’a karşı yürüttükleri operasyona destek vermek olarak açıklanmıştır.

Uçak gemilerinin, ayrıca ABD’nin Avrupalı müttefiklerine ve ortaklarına yönelik potansiyeli tehditleri caydırma işlevini yerine getirecekleri de açıklanmıştır ki; bu bağlamda da Fransa’da gerçekleşmekte olan 2016 Avrupa Futbol Şampiyonasına (Euro 2016’ya) yönelik olarak konuşulan, yine IŞİD ile ilişkilendirilmiş, terör tehdidi akla gelmektedir.

Bilindiği üzere, Türkiye, Irak’ın kuzey bölgesinde birçok yerde askeri varlık bulundurmaktadır. Bunlardan en çok bilinenleri, Musul yakınlarındaki Başika Kampı ve Zaho’nun hemen doğusundaki Bamarni’dir. Gerek Bağdat Yönetimi, gerekse Washington, ısrarla Türkiye’nin Irak’taki birliklerini geri çekmesini istemekte; Türkiye ise, gelen çağrıları duymazlıktan gelmektedir. Bu durumu (tabloyu), Irak’ın kuzeyi merkezli müstakil bir Kürt devletinin ortaya çıkma ihtimali ile ilişkilendirmek mümkündür. Gelinen noktada, Irak Kürtleri, ABD (Batı+Rusya) desteği ile bağımsızlığa çok yaklaşmıştır. Ankara da bilmektedir ki; eğer Irak’ın kuzeyinde müstakil Kürt devleti ortaya çıkarsa, bu devlet bu coğrafya ile sınırlı kalmayacak, Türkiye’nin güneydoğusunun da bu devletinin ülkesine katılması ihtimali (konusu) gündeme gelecektir.

Irak için söz konusu olan bu tablonun bir benzeri, artık Suriye için de söz konusudur. Şam’ın Suriye genelinde kontrolü kaybetmesi, kuzeydeki Suriye Kürtlerinin, Şam’dan “kopuk” kantonal örgütlenmelere gitmelerine ve bunlar üzerinden federal bir yapılanmayı öne çıkarmalarına neden olmuştur. ABD (Batı+Rusya), Irak’ta olduğu gibi, hem Suriye’deki bu tablonun arkasındadır, hem de bu tablo onların işine gelmektedir. Özellikle ABD (Batı) sayesinde, Irak’ın kuzeyinden başlayıp Suriye’nin kuzeyi üzerinden Doğu Akdeniz kıyılarına ulaşacak bir “Kürt Kuşağı” ufukta belirmiştir. Bu kuşağın, Türkiye’deki Kürt kökenli nüfusun önemli bir kısmının yaşadığı coğrafyaya bitişik olması ve Hatay’ın bu kuşağın “önüne” bir engel olarak çıkması, Türkiye’nin algıladığı tehdidi ya da riski daha da ağırlaştırmış; Türkiye, daha geniş/uzun bir cephede bu tehdit/risk ile karşı karşıya gelmiştir.

Ankara’nın Irak’ın kuzeyinde askeri varlık bulundurmaktaki ısrarı ile, Suriye’nin kuzeyinde Azez Cerablus hattına gösterdiği hassasiyetin, söz konusu tehdit/risk ile ilişkili olduğu, bunlara bağlı endişe ile açıklanabileceği değerlendirilmektedir.

Hakkında ne kadar farklı mülahazalar ileri sürülmüş olursa olsun ve bu mülahazalar biri birleri ile ne kadar çelişkili görünürse görünsün, bu çalışmanın konusu itibarıyla bakıldığında görülen, IŞİD’in, Irak ve Suriye Kürtlerinin bağımsızlık yolunda mesafe almasına hizmet etmiş olduğudur. Irak’ta Peşmergenin IŞİD ile mücadeleye katılması, Peşmergenin hem askeri eğitim ve teçhizat yönünden beslenmesine, hem de bağımsızlığın gerektirdiği imkâna, yeteneğe, koşullara ve güce kavuşmasına aracılık etmiştir. Suriye’de de IŞİD’a karşı savaşan PYDunsurlarına (YPG’ya), ABD (Batı+Rusya) tarafından eğitim, teçhizat, danışmanlık verilmekte, bunlar hava operasyonları ile açıkça desteklenmektedir. Öyle ki, YPG unsurlarının IŞİD karşısında ABD’nin (Batı’nın) kara unsurları olarak görüldüğü bile ileri sürülmüştür.

Bunlar Kürtlerin, Orta Doğu’da, bugün, daha önce hiç olmadığı kadar güçlenmiş ve arkalarına ciddi bir dış destek almış olduklarına işaret etmektedir. Bunu da, ABD’ye, ABD ile hareket eden Batılı ülkelere, Rusya’ya, İsrail’e ve hatta İsrail üzerinden Suudi Arabistan’a borçludurlar. Türkiye ise, algıladığı tehdit/risk ve duyduğu endişe nedeniyle, Irak’ta ve Suriye’de gerçekleştirilmek istenenlerin önünde bir engel olarak kendisini belli etmiş; Kürtlerin ve arkasındaki aktörlerin önünde Türkiye engeli belirmiştir.

Ankara, 2002’den bu yana, bölgeye, yanlış bir dış politika anlayışı içinde yaklaşmış; mevcut tablonun ortaya çıkmasına adeta yol vermiş, “kendi eliyle kendi ayağını bağlama” olarak ifade edilebilecek bir politika izlemiştir. Bölgeyi sistem yaklaşımı bağlamında bir bütün olarak görmede zafiyet göstermiştir. Başlangıçta sonunu göremediği (sonunu düşünmeden ya da istediği gibi sonlandırabilecek güce sahip olup olmadığını gerçekçi olarak irdelemeden) adımlar atmıştır. Bence en önemlisi, konuya ilişkin olarak izlediği politikada, Irak Kürtlerinin Bağdat ile olan ilişkilerinin tarihini ihmal etmiş, irdelememiş, buradan çıkarsamalarda bulunmamıştır. Barzani’yi yanında tutmak suretiyle Barzani üzerinden bölgesel Kürt hareketini kontrol edebileceğini düşünmek gibi, bugün doğru olmadığı anlaşılan bir yaklaşım içinde olmuştur. Gelinen noktada hem Ankara’nın IŞİD ile ilişkilendirilmesi hem de IŞİD’ın Ankara’nın Barzani’ye yaptığı “yatırımı” boşa çıkarması, Ankara’nın son dönem nasıl bir dış politika izlediğinin çok somut bir işareti olmuştur. “Çarpıklık”, “acemilik”, “duygusallık”, “basitlik” ve “hafiflik” ile malul, “ciddiyetten” ve “basiretten” uzak bir bölgesel dış politika…

Bu tablo iki hususu birlikte çağrıştırıyor: birincisi dün Irak Kürtleri üzerinden yıpratılıp 2003’te ABD tarafından işgal edilir hale getirilmiş Irak ve bu işgalde Irak’a karşı kullanılan ABD’ye ait iki uçak gemisi; ikincisi de bugün Doğu Akdeniz’de bulunan ABD’ye ait iki uçak gemisi ve bölgedeki güncel tablo nedeniyle ister istemez akla gelen Türkiye.

Çünkü bölgesel Kürt hareketinin geldiği nokta ve bunun Türkiye’ye yansıması, Türkiye için, dozajı giderek artan bir yıpranma sürecine neden olmaktadır. Suriyeli mülteciler, Türkiye’ye sadece ağır bir mali yüke yol açmamış, aynı zamanda ciddi bir güvenlik riskine de yol açmıştır. Terörle mücadelenin beraberinde getirdiği fatura, giderek ağırlaşmaktadır. Terörle mücadelede tahrip olan yerleşim yerleri, “klasik” Orta Doğu manzaralarına yol açmış; Ankara, yeni yerleşim yerleri kurmanın ağır maliyeti ile karşı karşıya kalmıştır. Dış politikadaki yalnızlık, artık “kronik” hale gelmiş; Türkiye’ye yönelik uluslararası kamuoyu desteği erimeye başlamıştır. Azerbaycan dışındaki Türk Cumhuriyetlerinin Ankara ile olan ilişkilerinde belirgin bir gerileme ortaya çıkmıştır. Ankara’nın son dönemde yakınlaştığı Katar ile ilişkilerinde bir soğuma baş göstermiştir. Türkiye’ye çok yakın bir görüntü veren Suudi Arabistan, hem İsrail ile yakınlaşmış, hem de Kürt hareketine dolaylı olarak müzahir bir görüntü vermeye başlamıştır. İslam Dünyası, adeta Türkiye’ye sırtını dönmüştür. AB ile olan ilişkiler, tersine bir süreç içine girmiştir. NATO’da, Türkiye’nin varlığından duyulan hoşnutsuzluğun giderek arttığı hissedilir bir husus haline gelmiştir. Bütün bu belirtilenlerin oluşturduğu tabloyu, geçtiğimiz ay (Mayıs 2016) içinde kurulan 65. Hükümetin Başbakanı Binali Yıldırım, yeni hükümetin hedefi olarak işaret ettiği “Türkiye’nin dostlarının sayısının artırılması” ifadesi ile, çok açık ve net olarak ortaya koymuştur.

Mevcut bu tablo nedeniyledir ki, 2003’te Irak’ın işgali ile ilişkilendirilen Doğu Akdeniz’deki ABD’ye ait iki uçak gemisi, Haziran 2016’da (yani bugün) acaba Türkiye ile ilişkili olabilir mi sorusunu akla getirmektedir. ABD ve ortakları; Irak’ta ve Suriye’de Türkiye engelini aşma peşinde olabilirler mi? İki uçak gemisine, 2003’teki Irak işgali çağrışımı ile birlikte, bu yolda Türkiye’ye bir mesaj (gözdağı) verme işlevini yerine getiriyor olabilir mi?

Bu soruların cevabı aranırken, şu hususların da göz önünde bulundurulmasında yarar görülmektedir. Irak’a ve Suriye’ye bugüne kadar kara unsurları üzerinden angaje olmaktan kaçınmış ABD, geçen süre içerisinde, danışman ve özel görevler adı altında “azar azar” özel kuvvetler unsurlarını bu iki ülkeye yerleştirmiş ve bunların sayısı, sanılanın/görüntünün ilerisine geçmiştir. Daha yakın tarihlerde İngiltere ve Fransa da, bu iki ülkeye özel kuvvetler unsurları göndermişlerdir. Yine Rusya’nın da bölgeye özel kuvvetler unsurları göndermesi konuşulmaya başlanmıştır.

Hiç şüphesiz, Türkiye, Suriye’den ve Irak’tan oldukça farklıdır. Ancak bu farklılığı, sadece Türkiye lehine olumlu bir durum olarak almamak gerekir. Türkiye’nin Batı ile iç içe oluşunun içinde saklı olan zafiyeti, son dönemde Türkiye’nin “Ortadoğulaşmasını” ve bunun Batı lehine gelebileceği anlamı dikkate almak gerekir. Yani söz konusu farklılık, Türkiye’nin aleyhine (olumsuz) bir farklılık da olabilecektir.

ABD’ye ait iki uçak gemisinin aynı zamanda Doğu Akdeniz’de bulunmasının neden olduğu yukarıdaki hususlar (çağrışımlar), “şüpheci” bir bakış açısının ürünüdür. Ancak unutmamak gerekir ki; bu tür bakış açıları, “sürprizleri” ortadan kaldırmak suretiyle, “beka” sorunlarının önüne geçilmesine de hizmet ederler.

Türkiye, kısa, orta ve uzun vadeli olarak, dış politikasını güncellemeyi düşünmelidir. Çin ile stratejik bir diyalog içine girilmesi, bu bağlamda olumlu bir işaret olarak görülmektedir.

*

ascmer

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: