Hümanist Milliyetçilik


Türkiye ve İnsanlığın can simidi!

©Erol Erdoğmuş.

Hümanist milliyetçilik; bilimsel kalitede demokrasinin uygulanabilmesiyle gerçekleşecektir. Bilimsel kalitede demokrasi; politikacıların tasallutundan arındırılmış, bilimsel denetim ve gözetim altında sürekli geliştirilen demokrasidir. silgitiplerNe yazık ki; insanlık camiasının bireyleri olan milletler devletleştiklerinde, kendilerini oluşturan bireylerine oranla çok ahlâksız olagelmişlerdir! Ne evamir-i aşere (On Emir) tanımışlardır, ne de ahde vefa… Göz kırpmadan yalanlar söylemişler, birbirlerinin topraklarını, mallarını mülklerini yağmalamışlar, bu uğurda kan dökmekten çekinmemişlerdir.

© photocredit

***

Hümanist milliyetçilik; Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” düşüncesini duygulaştıran ve davranışlaştıran milliyetçiliktir. Hümanist milliyetçilik; bilimsel kalitede demokrasinin uygulanabilmesiyle gerçekleşecektir.

Bilimsel kalitede demokrasi; politikacıların tasallutundan arındırılmış, bilimsel denetim ve gözetim altında sürekli geliştirilen demokrasidir. Ne yazık ki; insanlık camiasının bireyleri olan milletler devletleştiklerinde, kendilerini oluşturan bireylerine oranla çok ahlâksız olagelmişlerdir! Ne evamir-i aşere (On Emir) tanımışlardır, ne de ahde vefa…

Göz kırpmadan yalanlar söylemişler, birbirlerinin topraklarını, mallarını mülklerini yağmalamışlar, bu uğurda kan dökmekten çekinmemişlerdir. Tarih; “Şecaat arzederken merd-i kıpti sirkatin söyler – Yiğitliğini sergileyen çingene hırsızlığını söyler’’ türünden menkıbelerle doludur. Kıpti sözü eskiden Mısır halkından olan kimseler için kullanılıyordu. Bugün yanlış olarak çingene anlamındadır. Çingeneler de herkes kadar insan. Yiğitliğinden dem vururken hırsızlığı ile övünenlerin sadece çingene olmadıklarını biliyoruz.

Oysa; devletleri oluşturan milletlerin bireyleri, devletlerin birbirlerine davrandıkları gibi davransalardı; devletler yıkılır, milletler dağılır ve başka milletlerin içinde erir giderlerdi. Milletlerarası ilişkileri düzenlemek amacıyla 10 Ocak 1920’de oluşturulan League of Nations /Milletler Cemiyeti 2. Dünya Savaşı´nın çıkışını engelleyemediği için lağvedildi. Adı üzerinde Milletler Derneği idi. 24 Ekim 1945’te yürürlüğe giren Anayasası ile United Nations Organization –UNO /Birleşmiş Milletler Örgütü kuruldu. Bu kez; birlik, cemiyet anlamına gelen League deyiminden vazgeçildi. Birlik; United deyimiyle “Birleşmiş” olarak vurgulandı; cemiyet, dernek anlamının yerini Organization /Örgüt aldı.

BM; ister League, ister Organization denilsin; dernek olabilmekten öteye gidemedi. BM’nin ideali: “Ülkelerde sulh, cihanda sulh”tür. Bu ideal ancak devletlerin birer yuttaşı olacakları demokratik bir dünya devletinin kurulmasıyla gerçekleşebilecektir. Dünya Devleti´nin milliyetçiliği, ´Hümanist Milliyetçilik´tir. İnsan olmak üst, insanlık ailesi içindeki özgünlük, yani milliyet alt kimliktir. Dünyanın neresinde ve hangi milletten olursak olalım; üst kimliğimiz –adımız- İnsan, alt kimliğimiz –soyadımız- ya da milliyetimiz Türk, Alman, Japon vb’dir. Her Türkiyeli, Türk; her Almanyalı, Alman; her Japonyalı, Japon sayılamayabilir. Çünkü; Türkiyede Türk, Almanyada Alman, Japonyada Japon olmayanlar da yaşayabilir.

Ayrıca; her milletin kendine özgü anadili olmalıdır. Atalarımız; Ortaasya´dan Türk soyadımızı, Türkçemizi, tarihimizi genlerimizi yaşama sevinçleriyle taşıdılar Anadolu´ya ve Anadoluyla evlendiler. Atayurdumuz Ortaasya, Anayurdumuz Anadolu… Biz babamızın ve anamızın varisiyiz. Babamızdan dilimiz, tarihimiz; anamızdan Anadolunun kendisi ve biz gelmeden önceki tarihi miras kaldı bize. Babamızdan ve anamızdan aldığımız genlerle, bize özgü yapımız oluştu. Baba mirasımızla ana mirasımız arasında ayrım yapmamalı; her ikisine de aynı ölçüde sahip çıkarak, özgün kişilik kazanmalıyız. Evladın babayı sevip anayı, ya da anayı sevip babayı horlaması aileyi sarsar, zayıf düşürür.

Hümanist milliyetçilik; önce insan diyen, insancıl değerleri ortak payda olarak benimseyen yapı ve işleyiştedir. Hümanist milliyetçilik nasıl örneklenebilir?

Derler ki; Türkmen boylarının Ortaasya´dan gelerek Gümüşhane ilimiz dolaylarına yerleşecekleri sırada, iki boy sulak bir otlağı paylaşamayarak savaşmaya başlayacakken, her iki boyun uluları “Her iki boyun beyi güreş tutsun. Hangi bey güreşi kazanırsa sulak otlağa o boy yerleşsin; boşuna kan dökülmesin!” derler ve öyle yapılır.

Hümanist milliyetçiliğin kuralı budur: Savaşma, yarış… Kuşkusuz, saldırıya uğrarsanız savaşarak savunacaksınız kendinizi. İnsanlık ailesinin toplumsal bireyleri olan milletler; hümanist milliyetçiliği benimserlerse, savaşı başka uluslara saldırmak değil; başka uluslara karşı özsavunma yapmak olarak anlarlar ve gerekmedikçe savunma savaşına girişmez; başka milletlerle bilimde, teknolojide ve sanatta yarışırlar. Olimpiyatlarda bedenen, Nobel ve benzerleri uluslar arası ödüllerde zihnen; üstünlüklerini göstererek değerlerini kanıtlar ve insanlık ailesinin birer üyesi olarak bundan onur duyarlar.

Demre’li Noel Baba; yüzyıllardır Batı kültüründe yaşayan bir yuttaşımız. Akşehirli Nasrettin Hoca yüzyıllardır Anadolu´da yaşayan bir başka yurttaşımız. Noel Baba çocukları armağanlarla sevindiriyor, Nasrettin Hoca insanları güldürerek düşündürüyor. Niçin her iki yurttaşımızı el ele tutuşturmuyor; Nasrettin Hoca´yı Batı kültürüne, Noel Baba´yı ülkesinin bugünkü kültürüne yerleştirmiyoruz? Demre’de Demre’li Noel Baba´nın, Sinopta Sinoplu Diyojen´in, İzmirde İzmirli Heredot’un ve benzeri ünlü Anadolulu yurttaşlarımızın yaşamlarını, yapıtlarını canlandıran; Dünya literatüründe adlarına yazılan kitapları toplayan, türlü yayın ve gösteri etkinlikleriyle onları tanıtan müzeleri niçin olmasın? Konyadaki Mevlâna Müzesi örneği; ana ve baba kültürümüzdeki tüm Anadolu sanatçıları, düşünürleri ve bilimcilerinden esirgenmemelidir. Turizm gelirlerimizin belirli bir yüzdesi bu amaç için ayrılmalıdır.

Anadolu´daki tüm uygarlıkların; Lidyalıların, Frigyalıların, Truvalıların ve diğerlerinin bugünkü varisleri biz Türkleriz. Bu mirası olduğu gibi benimsemeli, kalıntılarını müzeleştirerek yaşatmalı, tanıtmalıyız. O zaman kimse bizi anayurdumuzda iğreti göremez, anayurdumuzdan atayurdumuza sürmeyi düşünemez. Namık Kemal’in deyimiyle, “Cihangirane bir devlet çıkardık bir aşiretten” ama; ne Anadolu´da katliam yaptık, ne de herhangi bir Anadolu halkını Anadolu´dan başka coğrafyaya sürdük. Üstelik; M.S. 1071 yılında Alparslan’ın Anadolusu, M.S. 1492 yılındaki Kristof Kolomb’un Amerikası gibi birkaç Kızılderili kabilesi kadar nüfuslu bomboş bir kıta da değildi! Biz Anadolu´yu fethetmedik, Anadolu ile evlendik. Dışarıdan gelen yabancı değiliz. Ortaasyalı babanın, Anadolulu anadan doğan Anadolu insanlarıyız! Anadolu topraklarına atalarımız Diyar-ı Rum derlerken, Batılılar soyadımızla adlandırarak Turkia dediler.

”Yurtta sulh cihanda sulh milliyetçiliği, Ne mutlu Türküm diyene!” milliyetçiliği, Hümanist milliyetçilik;Türkiye´nin ve insanlığın kurtarıcısı, can simididir.

*

erdogmus_books

[Bilge Çocuk] [Altıokrasi]

TurkLider_logo

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: