Şiir Pazarı: Geçmişe yolculuk…


Dumanlı gözlerle geleceğe bakış!

Topac

Sonuçta hepsi gerçeklerin bir iki adım gerisinde.
Herkes birbirinden açık kıçına gülüyor.
Arkasına bakmayı bilmediğinden…
Yitirilmiş umut, hayat ve sevinci aradıkları yer yanlış, hepsinin de…
Yine o mükemmel hata rol oynuyor:
Doğruyu yanlış yerde arama.
Burada ve her yerde
ne Polyannacılık,
ne kral çıplak diye haykırılan gerçekçilik,
ne de Yılmaz Güney gibi devrimcilik fayda eder.
Fayda verecek tek şey ebedi yalakalık.
Bir maskeli balodayız
hepimizin kıçı birbirinden açık!

© photocredit

***

Durgun bir okyanus yüreğim
Dalgası derininde gizli
Bir çift bakış
Koylarında demirli
Nerdesin
Köprüler geçmekteyiz
Geçişsiz umutlara
Gün batımı iki yürek, iki başına
Vuruldu ay leylimine
Nerdesin
Gerçeklerim özü temiz
Gözü yaralı ceren
Bir gerçeğim de sensin
Hâyâli düşlenmeyen
En gerçeğim
Nerdesin

Nuran Özçelik

*

denizini şaşıran vapur
yanaşır gece yazılan bir şiire
atar halatını
eti benim bir palamarcı
bağlar kemiği senin
bir iskele babasına
kız aya saplar kulesini
her dolunayda
bir yarasa düşer kucağıma
bırakırım karanlığa
işte yarasa derim sessizliğe
süremini yanıltan zaman
kaçar gider
çapkın bir şairin koynuna soyunur
yaşanamamış bütün geçmişi utanmadan
şair yüreğine saplar kalemini
her şiirin sonunda bir renk düşer
uçurumlara yuva kurar eleğimsağma
üç yanı çiçeklerle çevrili
anadolu yarımadasıyım
bugünlerde hasret
dördüncü yanım

Uğur Olgar

*

Nicedir sırtımı sıvazlayan mahir hayat
Yüzüme kösnül öpücükler konduran masum riya Gençtim; dinlemedim babamın dilinde epriyen öğütleri İçimde uçarı coşku, hırçındım deli düşlerin koynunda Başıbozuk sularda bıraktım tenimdeki terleri
Nicedir düş kırıklıkları biriktiren mahzun hayat
Aylak aşklara göz kırpan yoksul yalan
Gençtim; duymadım gözü yaşlı kadınların yakarışlarını İçimdeki çocuğun sesiyle irkilirken alnım
Tespih taneleri gibi saçılan ömrüm, anılarım
Nicedir gözlerime serzenişte bulunan muzaffer hayat Maskeli yüzlerine gülümseme iliştiren dostluklar Gençtim; dinlemedim başımı çarptığım duvarlarda yankılanan sesimi
Sesimdeki kederle yüzleştim; içerledikçe yanlış şarkılara Aklımın sığınakları darmadağın; zulam hiç olmadı ki Nicedir herkesin sırtını döndüğü mağlup hayat
Kendi kalesinde kendisini okşayan alıngan hüzün Gençtim; eksik nedir, yılmak nedir bilmedim Gözlerimdeki anlam yeter sandım rüyaların yorumuna Ruhumda yarıklar açarak uzaklaşan sevgili
Nicedir sesimin vadilerinde yolunu yitiren mahsur hayat Aksak yüreğine yıldızları tutsak eden kadın
Gençtim; bilmedim sesinin yelesinde uçuşan rüzgârı Sözlerimin üstüne el bastım; derinleşti yara
Diline doladığın türküyle buluştum, ağlaştım
Genç değilim artık, yorgunum dedim:
Ey rüzgâr!
Yavaş es, çünkü güzel kokuyorsun

Hüseyin Elçi

*

Yanlışları görüyorum gün ışığı yardımıyla…
Sislerle büyülenmiş sahte gülücükler diyarındayız. Yalancı denizimin de dediği gibi maskeli yüzler etrafımızda.
Her birinin kilitli çeyiz sandığı misali yaşamaktan korktuğu ya da sürekli özlemini duyduğu bir hayatı var. Sandık açılınca kiminden gül,
kiminden nergis kokusu,
kiminden küflenmiş hayat kokusu,
kiminden eskimiş şarap kokusu yükseliyor.
Her şey aynı boşlukta yuvarlanıyor.
Küçücük, portakal kabuğu tadında
farklar dışında.
Çoğu, bilinmezlik içinde bilgelik oynuyor,
kimisi babasının verdiği topaçla meşgul.
Sonuçta hepsi gerçeklerin bir iki adım gerisinde.
Herkes birbirinden açık kıçına gülüyor.
Arkasına bakmayı bilmediğinden…
Yitirilmiş umut, hayat ve sevinci aradıkları yer yanlış, hepsinin de…
Yine o mükemmel hata rol oynuyor:
Doğruyu yanlış yerde arama.
Burada ve her yerde
ne Polyannacılık,
ne kral çıplak diye haykırılan gerçekçilik,
ne de Yılmaz Güney gibi devrimcilik fayda eder.
Fayda verecek tek şey ebedi yalakalık.
Bir maskeli balodayız
hepimizin kıçı birbirinden açık!

Güler Ok

*

içdenizimde bir fırtına bir o yana bir bu yana düşlerim. kanadı yaralarım kanıyor kanasın
değil mi ki aşk kana kana
değil mi yana yana ve sabrımın son noktasında
son damla
varsın kanasın varsın rivayeti olayım risalelerin
geçtiğim kavşaklarda bıraktığım aşıkların hükmü yok
yok artık sinemde kokusu yitmiş sevgiliye ağlamak içdenizimde bir fırtına vuruldum
vuruldum acemi kuşlar gibi saçakta
yine göz göre göre
yine isteyerek dönüşürken bedenim
mazlum halkların kaderine
kurtulamadım kurbanı olmaktan
Eros’un müritlerine
gelen her sevgili tuz basıp gitti yaralarıma
bu kaçıncı ten kaçıncı koku
uslan artık yüreğim
uslan ve bul dengini
bul ya da vur kendini
en onulmaz yerlerinden
aşk denizimde bir mavi
bir o yana bir bu yana
yana yana pusulasını arayan bir korsanım.
akıtarak korkuları içime
bir hoş geldin dökülür dudaklarımdan
hoş geldin bakarak gözlerinin kimsesizliğine.
ben teslim olurum gözlerinin saflığına
sen hapsetme yine de
gönüllü esiridir gözlerim sözlerinin
sen emretme yine de ver sen de
yaralarını tenimle sarayım
acılarını kayıp denizler üzerinde
kaybolarak buluruz belki kendimizi

Bülent Kiraz

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: