Şimdi Dijital Değişim Zamanı…


‘Armut pişsin, ağzıma düşsün’ demekle yürümüyor işler!

dijital_degisim_ekonomi

3.4 milyar internet, 3.8 milyar mobil, 2.3 milyar sosyal medya kullanıcısı… 2020 yılında mobil kullanıcı sayısının 5.5 milyara ulaşması ve bu durumda dünyada elektrik ve temiz suya ulaşabilen veya araba sahibi olan insan sayısını aşacağı tahmin ediliyor. Dijitalleşme bireylerin hayatını etkilediği gibi iş dünyasını da dönüştürüyor. Dijital ekonomi şirketlerin çalışmalarında merkeze oturtuluyor. 10 yıl içinde dijital değişimin sanayi ve toplum nezdindeki kümülatif değerinin 100 trilyon doları aşması öngörülüyor. Peki Türkiye’de durum nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor?

© photocredit

***

cansen_başaran_symes

Teknolojinin gelişimiyle birlikte giderek dijitalleşen bir dünyayı hep birlikte gün ve gün yaşıyoruz. Günümüzde 3.4 milyar internet kullanıcısı, 3.8 milyar mobil kullanıcı ve 2.3 milyar sosyal medya kullanıcısı olduğu telaffuz ediliyor. 2020 yılında mobil kullanıcı sayısının 5.5 milyara ulaşması ve daha da önemlisi bunun dünyada elektrik ve temiz suya ulaşabilen veya araba sahibi insan sayısından daha Fazla olması öngörülüyor.

Dijitalleşme bireylerin hayatını etkilediği gibi iş dünyasını da dönüştürüyor. Değişen ve çeşitlenen müşteri beklentileri ile verimlilik ve rekabet baskısı öyle bir noktada ki, yenilikçi fikirlere yatırım yapmak; tasarım, üretim ve sunumda teknolojiyi odağa yerleştirmek artık hepimiz için kaçınılmaz. Her toplantımızda tekrarlıyoruz ancak dijital değişime ayak uyduran şirketler ve ülkeler, küresel rekabet ortamında sürdürülebilir bir büyüme yakalayabilecek. TÜSİAD olarak biz de bu anlayışla dijital ekonomiyi çalışmalarımızın merkezine koyduk.

Teknoloji konusundaki çalışmalarımızın geçmişi aslında oldukça eskiye dayanıyor. 1997’ten beri TÜBİTAK ve TTGV ile özel sektörün yenilikçi ürünler için “Teknoloji Ödülleri”ni; 2003’ten bu yana ise Türkiye Bilişim Vakfı ile e-Devlet projeleri için “eTürkiye Ödülleri”ni veriyoruz. Dijital ekonomiye katkı sağlayacak çalışmaları akademik olarak desteklemek üzere geçen yıl Bilkent Üniversitesi ile birlikte “Bilgi Toplumu Forumu”nu kurduk. Forumun ilk toplantılarında big data ele alindi. Bir başka çalışmamız olarak; TÜSİAD ve TÜRKONFED işbirliği ve Vodafone yarına hazırım projesinin katılımıyla KOBİ’lerde teknoloji kullanımının önemine değinen toplantı serilerini Anadolu’da düzenliyoruz. Bir yıldır üzerinde çalıştığımız Sanayi 4.0 projemizin tanıtımını Boston Consulting Group ile henüz çok yeni yaptık. Son olarak, sağlık sektöründe mobil teknolojilerin yaratacağı dönüşümü işleyen bir raporumuzu da kamuoyuyla Ankara’da Bakanımızla birlikte paylaştık. Bugün de bu çalışmalara bir yenisini eklemiş olarak karşınızdayız. Dijital değişimi bu kez CEO’ların gözünden ele alan raporumuzu TÜSİAD, Samsung, Deloitte, GfK işbirliği ile gerçekleştirdik. Birazdan detaylı sunumlarla, Türkiye’nin önde gelen şirketlerinden 58 üst düzey yönetici ile yapılan anketin sonuçları sizlerle kapsamlı olarak paylaşılmış olacak.

Küresel Rekabetçilik Endeksi gibi birçok çalışma bize Türkiye’nin rekabet etme yeteneğini henüz yeterince geliştiremediğini çok açıkça gösteriyor. İhracatımızda yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 3,7 çok düşük. Oysa Avrupa Birliği’nde bu oran yüzde 15. Bizde üretimin yüzde 38’i düşük teknoloji ile gerçekleşiyor. Çok daha önemlisi girişimlerimizin yaklaşık yüzde 60’ı düşük teknoloji ile çalışıyor. Yani bir yandan girişimciliği özendiriyoruz, gurur duyuyoruz ama yüzde 60 düşündürücü bir rakam. Dijitalleşen bir dünyada bu tablonun sürdürülebilir olmadığını hepimiz gayet net biliyoruz. Nesnelerin interneti (Internet of Things) kavramı ile artık insan ve makinelerin iletişime girdiği bir dönemi geride bırakıyoruz. M2M (makinadan makinaya) dediğimiz, makinelerin kendi aralarında iletişim kurmaya başladığı bir döneme giriyoruz. Önümüzde daha akıllı endüstriler, akıllı şehirler ve sonunda daha akıllı bir yeryüzü var. Tüm bu gelişmeler sanayiyi de yeni bir evreye, Sanayi 4.0’a taşıyor. Hatırlatmak gerekirse sanayi 4.0’ı, değer zincirlerinin parçalarının sadece kendi içlerinde otomasyonunun ötesinde, birbirleri ile entegre olması olarak tanımlıyoruz, bu son derece önemli. Entegrasyonun en önemli özelliği ise, tüm değer zinciri adımlarının birbiriyle gerçek zamanlı ve sürekli iletişim içinde olması. Bu sayede akıllı ve kendisini uyarlayan bir sanayi sürecine ulaşma vizyonu ortaya çıkıyor. Bu vizyon “daha hızlı, daha esnek, kalitesi daha yüksek ve daha verimli” bir sanayi yolculuğuna bizi götürüyor.

Dolayısıyla TÜSİAD olarak, Sanayi 4.0’a uyum kabiliyeti çok önemli bir gündem maddemiz. Nitekim BCG ile Sanayi 4.0 projemiz kapsamında daha önce çeşitli sektörlerden yöneticilerle gerçekleştirdiğimiz ankette hem farkındalığın yüksek olduğunu, hem de Sanayi 4.0 teknolojileri kapsamında yapılacak yatırımların küresel değer zincirinden aldığımız payı arttıracağı konusunda herkesin hemfikir olduğunu sevinerek gördük. Sadece sanayi kuruluşlarının Sanayi 4.0’ı uygulamaya başlamasının, faydalardan yararlanmak için yeterli olmayacağı, tüm paydaşların ortak çabası ve bütüncül politikalar gerektiğini de bir kez daha vurgulamak isterim. Dijital değişimin küresel nitelikte olması ve tüm sektörler üzerinde etki yaratması, bu bütünsel yaklaşıma olan ihtiyacı teyit ediyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun “Sektörlerin Dijital Dönüşümü” raporunda, 10 yıl içinde tüm sektörlerdeki dijital değişimin sanayi ve toplum nezdindeki kümülatif değerinin -iş, karbon emisyonu, kurtarılan hayatlar ve tüketici faydalarının toplamı olarak- 100 trilyon doları aşabileceği belirtiliyor, bu son derece önemli bir rakam.

Bir diğer araştırmaya göre ise ekonomik aktivite içerisinde dijital teknolojilerin penetrasyonunun artması, 2020 yılına kadar dünyanın ilk on ekonomisinin gayri safi yurt içi hasılasına yaklaşık 1.36 trilyon ABD doları katkı sağlayacak. Dolayısıyla sanayi ve hizmet sektörlerinde şirketlerin dijital teknolojileri yakından takip etmesi ve kendi iş modelleri üzerindeki etkilerini, fırsatları ve yol haritalarını hazırlamaları büyük önem taşıyor. Makro politikalar düzeyinde, ülke çapında bilgi iletişim teknolojileri altyapısının gelişmesinin desteklenmesini ve eğitim politikaları ile gerekli nitelikli çalışan ihtiyacının karşılanmasını önemli öncelikler olarak görüyoruz. Yaratıcı, yenilikçi, disiplinler arası düşünebilen, bilişim yetkinliklerine sahip, özellikle “fen, teknoloji, mühendislik, matematik”, yani İngilizce kısaltmasıyla STEM yetkinliği olan işgücünün önemini TÜSİAD olarak sürekli vurguluyoruz. Önümüzdeki günlerde bu konuda daha kapsamlı çalışmalarımızı bizlerden duyacaksınız. Ancak gençlerimize katma değeri yüksek beceriler kazandırarak dijital değişim rüzgarını yakalayabileceğimize inanıyoruz.

Bugün tanıtımı yapılacak olan ve Samsung Electronics, Deloitte ve GfK ortaklığında gerçekleştirdiğimiz çalışmada, dijital değişim süreci CEO’ların gözünden kapsamlı olarak ele alınıyor. Şirketin bir bütün olarak dijital değişimini sağlamak için güçlü ve kapsayıcı bir dijital stratejinin oluşturulmasını ve inovatif bakışın kurum kültürüne yerleştirilmesini önemli bir gereklilik olarak görüyoruz. Bu noktada “dijital vizyona sahip liderler”in oynayacağı rol belirleyici olacak. Araştırmamızda, dijital değişim konusunda hangi sektörde olursa olsun CEO’lardaki farkındalığın yüksek olduğunu görmek memnuniyet verici. Kurumların dijital olgunluk düzeyi, dijitale yapılan yatırımlar, dijital kanallardan elde edilen ciro, dijital süreçten sorumlu üst düzey yönetici atanması gibi bileşenler bakımından önümüzde katedilecek önemli bir mesafe olduğu görülüyor. Şunu hepimiz iyi anlamalıyız; sadece verimlilik artışına yönelik teknolojinin katkısı artık tıkandı, farklılaşmak ve ezberbozan inovasyonlar yapmak için dijital değişimi içselleştirmek ve daha da önemlisi yönetmek gerekli. [TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran Symes’in konuşmasının tam metni]

tusiad

Katılımcı her 3 şirketten 2’si ‘net ve anlaşılır bir dijital stratejileri olduğunu’ düşünüyor Araştırmanın katılımcıları, kurumsal dijital değişimin başarılı olabilmesindeki en önemli etkeni, net ve anlaşılır bir strateji olarak belirtiyor. Araştırmaya katılan her üç şirketten ikisi net ve anlaşılır bir dijital stratejileri olduğunu düşünürken; her beş şirketten biri net ve anlaşılır bir dijital stratejilerinin olmadığını söylüyor.

Araştrmada Bankacılık, Telekomünikasyon, Perakende, Dayanıklı Tüketim Ürünleri sektörlerindeki şirketlerin ise dijital stratejilerinin oluşturulması ve anlaşılır hale getirilmesi konusunda yol aldıkları görülüyor. Araştırmaya katılanlara dijital değişime teşvik eden sebepler sorulduğunda, %17 ile verimliliği artırmak ve %16 ile müşteri ihtiyaçlarına hızlı cevap verebilmek tüm seçenekler arasında ön plana çıkıyor. Seçimlerin sıralamasına bakıldığında ise, %21 ile en önemli sebep olarak belirtilen verimliliği artırmayı, %19 ile müşteri ihtiyaçlarına hızlı cevap verebilme, yine %19 ile rekabet avantajı, %12 ile kârlılık takip ediyor. Dijital alanlara yatırımda telekomünikasyon, sigorta ve bankacılık ilk 3’te yer alırken; diğer sektörler arasında perakende öne çıkıyor

Araştırma kapsamındaki şirketlerin 2015 yılı yatırımlarının %27’sini Internet, mobil yazılım, donanımdan oluşan dijital alanın oluşturduğunu belirtiyor. “Tüm sektörler arasında dijital yatırımlara özellikle bankacılık, sigorta ve telekomünikasyon alanında faaliyet gösteren şirketlerin ciddi oranda yatırımlar yaptığını görüyoruz. Bu üç sektörün dijital alanlara yaptıkları yatırımların ortalaması %55 iken, bu sektörler dışındakilerin yaptığı yatırımların ortalaması %16’lar seviyesinde kalıyor. Net ve belirlenmiş bir dijital strateji kapsamında yatırım yapmaya başlayan şirketlerin gelecek dönem yatırımları sorulduğunda ise; giyilebilir teknolojiler, robot yatırımlar ve yenilenebilen enerji teknolojileri dışındaki bütün teknolojik yatırım alanlarında bir takım yatırımları olduğunu ve önümüzdeki yıllarda da yatırımlarını artırmayı planladıklarını görülüyor. Son tüketici odaklı B2C şirketler ile B2B şirketlerin dijital yatırım odakları birbirinden farklılaşıyor Araştırmada son tüketici ile temas eden şirketlerin B2B şirketlere kıyasla dijital pazarlama, mobil teknolojiler, müşteri deneyimi ve e-ticaret konularında daha fazla yatırım yaptığı görülüyor. Diğer taraftan B2B şirketlerin ise nesnelerin interneti (IoT), yenilenebilen enerji teknolojileri, iş analitiği, robot, tedarik zinciri takibi gibi alanlarda B2C firmalara kıyasla daha fazla yatırım yaptığı ortaya çıkıyor. Rekabetin daha çok diğer sektördeki şirketler veya girişimcilerden (start-up) geleceği düşünülüyor

Araştırmaya katılan şirketlerin değerlendirmelerine göre rekabetin %45 oranında bulundukları sektörden gelmesi beklenirken, diğer sektörlerden %30, girişimci firmalardan ise %25 oranında rekabetin gelmesinin beklenmesi sektör dışından gelecek rekabetin önemini vurguluyor. Özellikle bankacılık, telekomünikasyon, hızlı tüketimde faaliyet gösteren şirketler, diğer sektörleri ve girişimci firmaları önemli bir tehdit olarak algılıyor. Telekomünikasyon sektörü daha çok diğer sektörlerdeki firmaların yeni oluşumlar göstereceğini düşünüyor.

Rekabetin diğer sektörlerden ve girişimci firmalardan geleceğini söyleyen şirketlere hangi sektörün kendileri için rekabet oluşumlarını ortaya çıkarabileceği sorulduğunda ise, teknoloji ve perakende sektörleri açık ara ön plana çıkıyor. Dijital değişim konusunda CIO/CTO pozisyonları yerini korurken; dijital değişimden sorumlu C seviye görevlendirmeleri hızla yapılıyor Araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’de dijital değişimin liderliğini ağırlıklı olarak Bilgi Teknolojileri (CIO/CTO) yürütüyor. Ancak şirketler, dijital değişimi hayata geçirmede doğru vizyon ve stratejinin önemi kadar, süreci yönetecek liderlerin konumlandırılmasının başarıya ulaşmada kritik bir önem taşıdığının farkındalar. Araştırmada; Chief Digital Officer (CDO), bir unvan ya da pozisyon gerekliliğinden ziyade, dijital değişim konusunda görevlendirmeyi içeren tüm pozisyonları kapsayacak şekilde ele alınıyor. Varolan durumda Türkiye’deki şirketlerin %38’inde Chief Digital Officer (CDO) görev tanımına uyan bir yönetici bulunuyor. Ancak katılımcı şirketlerin sadece %26’sı bu pozisyonun CDO unvanı ile çalıştığını belirtiyor. Bankacılık, Telekomünikasyon, Dayanıklı Tüketim Ürünleri sektörlerinde bu oran %67’iken, perakende sektöründe ise bu yarı yarıya görünüyor. CDO pozisyonu olmayan şirketler ise önümüzdeki 3 yıl içinde bu pozisyonu %80 oranında doldurmayı planlıyor.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: