Türkiye Tarımında Küçük Üreticiler ve Topraksızlar Sorunu.


Neden Küçük Çiftçiler ve Topraksızlar Dışlanıyor?

tarım1

Yapılması gereken kırın kentlileşmesidir. Türkiye çağdaş, ileri bir tarımsal yapıyı; bugünkü küçük üreticilere ve topraksızlara sırtını dönerek, onları atalet içinde bırakarak gerçekleştiremez. Tarım kesiminden toplanacak vergilerin bir kısmının, dolaylı olarak küçük üreticilere de yararlı olacak şekilde, tarımsal araştırma alanına ayrılması gereklidir. Biyoteknoloji de dahil tarımsal araştırmayı uzun süre ihmal edilmesi halinde Türkiye, bir süre sonra, üretimi büyük ölçüde de arttırsa da, üretip sattıklarının fazlaca bir değer etmediği görülecektir.

***

© Prof.Dr.Tayfun Özkaya – Türkiye Tarımında Küçük Üreticiler, Topraksızlar Sorunu ve İzmir İlinde Küçük ve Orta Büyüklükteki Tarım İşletmeleri Üzerine Bir Araştırma” başlıklı kitabım TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi tarafından 1996 yılında yayınlanmıştı. Geçen sürede bazı istatistikler eskimiş olabilir ama temel yorumların bugün de faydalı olabileceğini düşünüyorum. [Araştırmanın tamamı]

 

Türkiye’de ve Dünya’da Küçük Üreticiler ve Topraksızlar

Türkiye’de Tarımsal Nüfusun Gelişimi.

Tarımda Küçük işletmeler.

Bölgelere Göre Durum

Topraksızların Durumu.

Tarımda Küçük İşletmeler ve Ölçek Ekonomisi

Neden Küçük Çiftçiler, Topraksızlar İhmal Ediliyor?

Dünyadan Bazı Literatür Örnekleri.

İzmir İlinde Küçük ve Orta Büyüklükteki Tarım İşletmeleri Üzerine Bir Araştırma.

İzmir İli Tarım İşletmeleri ile ilgili İstatistiksel Bilgiler.

İşletmelerin Yapısal Özellikleri

Hayvancılık.

Makineleşme ve Araçlar.

Nüfus, Faal Nüfus, Çalışma Hayatı. Nüfus, Faal Nüfus, Çalışma Hayatı.

Meslekler Yelpazesi.

Hane Gelirinin Kaynakları.

Kırda Kalacakların Gelecekle İlgili Planları.

Yaşam Standartları.

Üreticilerin Dile Getirdikleri Sorunlar ve İstekleri.

GİRİŞ

Türkiye de birçok kişinin ve çevrenin üzerinde neredeyse fikir birliği ettikleri bir konu, tarımda çalışan nüfus oranının çok yüksek olduğu ve gelişmiş ülkelerdeki gibi % 5 -10 düzeylerine düşürülmesinin gerektiğidir. Küçük işletmelerin çokluğu ve doğurduğu yavaş teknolojik gelişim, bunların biran önce dağılarak kentlere gelmesinin kaçınılmaz olduğu, hatta bunları geçici bir süre için bile olsa kırda bırakarak, desteklemek ve geliştirmek için yapılacak çabaların boşa gideceği kanısını yaygınlaştırmaktadır. Fakat bu savla ilgili birçok soru sorulmamış ve cevaplandırılmamıştır. Bu ise uygulanan politikaların başarısızlığı için kaçınılmaz koşullar doğurmaktadır.

Önce kırsal kesimden istediğimiz kadar nüfusu kesip alıp kentlere getirebilir miyiz? Gelirse bu insanlar kentlerde iş bulabilirler mi? Kentlerde sağlıklı; konut, barınma, ulaşım, beslenme, çevre, eğitim olanakları bulabilirler mi? Yoksa kentlerde hayatları cehenneme mi döner? Bütün bunların hem kendileri. hem de kentliler için maliyeti nedir? Yoksa on yıl sonra da kırlarda birçok küçük işletme mi göreceğiz? Bunların gelirlerini arttıracak mıyız? Büyük işletmeler gerçekten verimli mi? Kaynakların çoğunun büyük işletmeler elinde olması Türkiye ekonomisi, tarım ürünleri dışsatımı, tarımsal gelişme açısından yararlı mı?

Bu çalışmanın amacı bu sorulara olabildiğince tutarlı cevaplar verebilmektir. Çalışma iki kesimden oluşmaktadır. İlk kesim bir inceleme niteliğindedir. Türkiye ve diğer ülkelerle ilgili istatistik ve literatüre dayanarak sorun incelenmiş ve bulgular ortaya konulmaya çalışılmıştır. İkinci kesim İzmir İli ilçelerinde yürütülen bir araştırma niteliğindedir. Bu araştırma küçük ve orta büyüklükteki tarım işletmelerinde yürütülmüştür. İzmir ili gelişmiş yapısıyla bir bakıma Türkiye’nin yakın geleceği için bir laboratuar olarak düşünülmüştür. İncelenen işletmelerde faal nüfusun tarım ve tarım dışı çalışma durumu, göç eğilimleri, gelecekle ilgili planları öğrenilmiştir.

Türkiye’de Tarımsal Nüfusun Gelişimi

Ülkemizde tarımda çalışan nüfus 1975’lere kadar mutlak olarak artmakla birlikte oran olarak düşmüştür. Ancak 1980’lerden sonra tarım kesimindeki iktisaden faal nüfusta tekrar artış görülmeye başlanmıştır. (bkz. çizelge 1)

Tarım kesimindeki iktisaden faal nüfus gelişimi

1

Tarım kesimindeki nüfus azalışını, sanayi ve hizmetler kesimi emmelidir. Ancak tarımdan diğer kesimlere nüfus kaymasını zorlaştıran iki etken bulunmaktadır. Birincisi; sanayi ve hizmetler kesimlerindeki büyüme ekonomik sorunlar nedeniyle yeterince hızlı olamamaktadır. İkincisi; dünyada özellikle elektronik başta olmak üzere öncü bazı dallarda görülen gelişmelerin (üçüncü sanayi devrimi) tüm üretim ve hizmet süreçlerine uygulanması sonucu, bu üretim ve hizmet süreçlerinde işgücü gereksinimi giderek azalmaktadır. “Yeni Ekonomik Düzen sermayenin kar hadlerini yükseltme sürecinde, firma düzeyindeki değişmelerle bir yandan işsizlik, bir yandan verimi çok yüksek bir çalışan kesimi üretirken, güçsüzleri de düzenin dışına itiyor… Devrimin öncüsü herhalde mikro-elektronik temelli otomasyon. Bu işgücünün üretimde sermayeyle büyük ölçüde ikamesi olanağını getirdi; üretim maliyetinde işgücünün payı yarıdan fazla azalarak birçok alanda %15’in dahi altına düştü.”(Kazgan,1994, s. 112) Ülkemizde de bankacılıkta işlem hacmi arttığı halde çalışanlar azalmakta yerlerini otomatik para çekme makineleri vb. almaktadır. Sırtında harç taşıyan işçi artık görülmemektedir. Fabrikalarda donanımlar değişmekte, otomatik kontrol sistemleri istihdamı azaltmaktadır. Nitekim İstanbul Sanayi odasınca 1995’de yayınlanan “500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırmasına” göre 1989-1994 arasında özel kuruluşlarda çalışanların sayısı 32325 kişi azalırken, kamu kuruluşlarında azalma 87717 kişidir. Toplam istihdam kaybı 120042 kişidir. 1989-1994 arasında satış hasılatı reel olarak % 25 artarken istihdam %12 azalmıştır. Azalmada kamu kuruluşlarındaki fazla istihdamın tasfiyesi, özel kuruluşlarda ise taşeronlaşma da etkili olmakla birlikte, eldeki veriler yeni teknolojik gelişmelerin geri dönülmez bir biçimde ekonomimizi etkilediğini açığa vurmaktadır.

1980’lerden bu yana tarım kesimindeki iktisaden faal nüfusun artışı, tarım kesimindeki nüfus azalışının öyle kolayca olamayacağını göstermektedir. 1980-1990 arasında iktisaden faal nüfus %13 artmıştır. Birçok kişinin düşmesini beklediği tarım nüfusu artmaya devam etmektedir. Dahası hem kır, hem de kentsel kesimlerde, ciddi bir işsizlik sorunu ile karşı karşıyayız. Kentsel kesimdeki istihdam artışları, hiç kırdan nüfus transferine ihtiyaç duymadan, yıllarca kentlerdeki işsiz kitleler arasından sağlanabilir. Kırdan kente göçün altında daha çok kentin çekimi değil, kırın itimi yatmaktadır. Kırda geçim zorlukları bunun en önemli öğesidir. Diğer yandan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da çatışmalardan yılan kitlelerin kentlere ve Batıya yönelik göçü, sağlıklı bir göç olmayıp, kentlerdeki işsizliği arttırmaktadır. Bu olgu dışında kalan köylülerin çoğu kentte iş bulma ümidini yitirmiş olup, köyünü terk etmeye korkmaktadır.

Önümüzdeki beş ve on yıllarda kırda önemli düzeylerde nüfus kalacak görülmektedir. Çizelge 2’de görüldüğü gibi kır kesiminde toplam nüfus, 12 yaş üstü nüfus ve işgücü son yıllarda artmaya devam etmiştir.

Türkiye’de Kır Kesiminde Toplam Nüfus, 12 Yaş Üstü Nüfus ve İşgücündeki Gelişmeler (1000 kişi)

2

DPT tarafından hazırlanan Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planında, tarım kesimindeki sivil istihdamın 1994’de 8 166 000’den 2000 yılında 8 427 000’e çıkacağı; aynı dönemde işsizlik oranının %10.5’den %7.7’ye; eksik istihdam oranının ise %9.3’den %6.8’e ineceği; böylelikle 2000 yılında atıl durumda olacak olan işgücü oranının %14.5’da kalacağı öngörülmüştür. (DPT, 1996, S. 47)

DPT “sanayi yatırımlarının düşük düzeyde seyretmesinin de etkisiyle mevcut üretken istihdam yaratma kapasitesi, işgücü arzı artışını karşılamaya yetecek düzeyde bulunmamaktadır” görüşündedir. (DPT, 1996, S.44) Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planında tarım işletmelerinin yapısal sorunları ile ilgili ciddi bir politikaya rastlanılmaz iken “kayıtlı küçük üreticilere doğrudan gelir desteği sağlanarak gelir dağılımının iyileştirilmesine çalışılacaktır.” şeklinde gerçekleştirilmesi çok güç önerilere de yer verilmektedir. (DPT,1996, s. 165)

1970, 1980 ve 1991 Genel Tarım Sayımlarına göre Türkiye’de tarım işletmelerinin sayısındaki gelişmeler çizelge 3’de görülmektedir. Küçük işletmelerin sayısal gelişimini belirlemek için elimizde hazır bulunan istatistikler bize ancak belli bir yaklaşımla yorum yapma olanağı vermektedir. Küçük işletme için elimizde bulunan hemen hemen tek ölçüt işletmelerin kullandığı toprak genişliğidir. Doğal olarak da bu çok doyurucu bir ölçüt değildir. Sulanabilir yerlerde 10 dekarlık bir işletme büyük sayılabilirken, kuru tarım yapılan bir yerde 100 dekarlık bir işletme küçük sayılabilmektedir. Bütün bu çekincelere karşı, belli bir ihtiyat payı bırakmak koşulu ile istatistikleri kullanabiliriz. DİE tarafından yayınlanan tarım sayımları 1970-1980 arasında 20 dekarın altındaki işletmelerin sayısında azalmalar, üstündeki işletmelerde ise artışlar olduğunu göstermektedir.

Tarımsal İşletme Sayılarındaki Gelişmeler

Ancak; 1980-1990 arasında 50 dekar altındaki bütün işletme gruplarında işletme sayısının arttığı görülürken, 50 dekardan büyük işletmelerin sayısı azalmıştır. Adeta Türkiye tarımı gitmesi istenen yönün tersine gitmektedir. Büyük işletmeler küçülme ve ufalma eğilimindedir. Sayısal artış en çok 5-9 dekar arası işletme grubunda görülmektedir. (bkz: çizelge 3)

3

Çizelge 4‘de 1991 Genel Tarım Sayımına göre işletmeler ile ilgili bilgiler sergilenmiştir. 5 dekarın altındaki işletmeler gibi, gelişmiş ülkelerde işletme sayılmayan; birçok ülkede istatistiklerde bile gösterilmeyen işletmelerin, ülkemizde haylice fazla olduğu izlenmektedir. Doğal olarak, bu işletmelerin işledikleri alan, genel içinde çok küçük bir yer tutmaktadır. 20 dekarın altındaki işletmeler tüm işletmelerin % 35’idir. Bunların sayısı birçok Avrupa ülkesindeki tüm işletme sayılarının bile çok üstündedir. Küçük işletmecilik dünyanın bir çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de göz ardı edilemeyecek bir olgudur. (bkz: Çizelge 4)

Ülkemizde 50 dekarın altındaki işletme sayısının, tüm işletme sayısındaki oranı; kırsal kesimlerinde yaygın bir sefaletin görüldüğü Latin Amerika’dan bir miktar fazla, Asya ve Afrika’dan ise az bulunmaktadır. (bkz: Çizelge 5)

Çizelge 4 :Tarım Sayımına Göre Tarım İşletmelerinin Sayısal Dağılımı, Tasarruflarında Bulunan Arazi Miktarları

4

Çizelge 5: Asya, Afrika ve Latin Amerika’da İşletme Genişliğine Göre İşletme Sayılarının Birikimli Oranları (%)

5

Türkiye’de Bölgelere Göre Durum

Küçük işletmelerin dağılımını tarımsal bölgelere göre incelemek yararlı olacaktır. Çizelge 6 ve çizelge 7’de küçük işletmeciliğin her bölgede yaygın bir olgu olduğu görülmektedir.

Doğal olarak, her bölgenin tarım sistemleri farklıdır. Karadeniz’de engebeli arazide, insan gücüne dayalı olarak üretim yapan bir işletme ile, Güneydoğu’da kuruda buğday üreten ve çok az insan gücü kullanan bir işletme aynı ölçüler içinde değerlendirilemez. Ancak Karadeniz ve Ege de dahil olmak üzere her bölgede küçük işletmelerin yaygın olduğu açıktır. DPT’nin yaptığı hesaplamalara göre, kabul edilebilir asgari hane geliri sağlayacak toprak genişliği Orta Anadolu için 90 dekar, Karadeniz Bölgesi için 40 dekar, Ege-Marmara için 60 dekar, Akdeniz Bölgesi için 50 dekar, Doğu-Güneydoğu Bölgesi için ise 140 dekardır. (DPT, 1975) Bu konuda daha yerel başka bazı araştırmalara da başvurulabilir. Yeterli geliri sağlayacak asgari işletme büyüklüğü Gediz Havzasında ovada sulu koşullardaki pamuk işletmelerinde 63.67 dekar, ovada kuru koşullardaki tütün işletmelerinde 75.12 dekar (Talim, 1977), Tavşanlı’da (Kütahya) 91.87 dekar (Erkuş,1976), Muş Ova’sında traktör kullanılan işletmelerde mevcut teknoloji ile 110.29 dekar, gelişmiş teknoloji ile 40.57 dekar (Akın,1978), Kırşehir ili Merkez ilçesi hububat işletmelerinde 318.67 dekar (Demirci, 1978), Harran Ovasında mevcut şartlarda 151.04 dekar, sulamanın gerçekleşmesinden sonra 44.68 dekar (Erkuş ve ark., 1986) olarak hesaplanmıştır. Bu ölçütlerin hangisini alırsanız alın, her bölgede işletmelerin çoğunluğunun küçük ve yeterli geliri sağlamaktan uzak oldukları görülmektedir.

Çizelge 6: 1991 Genel Tarım Sayımına Göre İşletme Sayıları

6

Çizelge 7: 1991 Genel Tarım Sayımına Göre İşletme Gruplarında Bulunan İşletmelerin Oranları (%)

7

Türkiye’de Topraksızların Durumu

Türkiye’de topraksız kırsal nüfus ile ilgili araştırmalar oldukça azdır. Topraksızların durumunu iyileştirmek için yapılanlar da yetersiz kalmıştır. (Mülayim, 1992)

Bu konuda en güvenilir veri kaynağı Köy İşleri Bakanlığı tarafından çeşitli yıllarda yapılmış olan Köy Envanter Etütleridir. Çizelge 8’de görüldüğü gibi Türkiye ortalaması olarak kırsal kesimde bulunan topraksız hane halklarının oranı % 27’dir. Bu oldukça yüksek bir orandır. Güneydoğu Anadolu’da bu oran % 44’e çıkmaktadır. Karadeniz’de oran en düşük olmakla birlikte (% 19), sayı olarak hiç de azımsanmayacak kadar topraksız bulunmaktadır. Kısacası oranlar değişmekle birlikte topraksızların sayısı hiçbir bölgede küçümsenemez. Topraksız hanelerin sayı ve oranlarına iller düzeyinde baktığımızda % 57’lere varan oranlar görülmektedir (Bitlis’de). Gap bölgesi illerinden Urfa’da topraksız hanelerin oranı % 42’dir. (bkz. Çizelge 9)

Çizelge 8: Topraksız Hanehalklarının Tarımsal Bölgelere Göre Dağılımı

8

Çizelge 9. Seçilmiş Bazı İllerde Topraksız Hane Sayıları ve Oranları

9

Topraksız Hanelerin ne gibi ekonomik etkinliklerde bulundukları konusunda Türkiye çapında bilgiler 1962-1969 yıllarında yapılan Köy Envater Etüdlerinde bulunmaktadır. Buna göre bu hanelerin ancak % 6.74’ü kira veya ortakçılık yoluyla bir tarım işletmesi yürütmekte, geri kalanlar ise tarım işçiliği yapmaktadırlar. (bkz: Çizelge 10)

Çizelge 10. Türkiye’de Topraksız Hanelerin İşletmecilik ve Çalışma Şekline Göre Dağılışı (1962-1969)

10

Araştırmanın yapıldığı yıllardan bu yana bu yapının değişip değişmediği konusunda elimizde yeterli veri bulunmamaktadır. Belki de denebilir ki ekonomi politikasını oluşturanlar, topraksız hanelerin öncelikle kentlere göç ederek sanayi işçisi olmalarını beklediklerinden, topraksız kır nufusu dikkatlerden hep uzak kalmıştır. Ancak gözlemler topraksızların ortadan kalkmadığını, sorunların ağırlaşarak devam ettiğini göstermektedir. Bu kesimi görmezden gelmektense, değişik önlemlerle sorunlarının hafifletilmesine çalışılması daha yararlı olabilecektir. Bu önlemler arasında, bir uçta Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi gibi bölgelerde toprak reformu yapmak, diğer uçta ise topraksızlara toprak gerektirmeyen veya çok az toprak gerektiren arıcılık, koyunculuk, besicilik, süt sığırcılığı, tavukçuluk, mantar üreticiliği, seracılık, el sanatları vb. üretim dallarını benimsetmek, bunlar için gerekli kredi, bilgi vb. destekleri sağlamak olabilecektir. Topraksızların önemli bir kesiminin tarım işçisi olması nedeniyle, çalışma koşullarının; ekonomik, yasal her çeşit önlem alınarak iyileştirilmesi şüphesiz en acil olarak yapılması gereken işlerdendir.

Tarımda Küçük işletmeler ve Ölçek Ekonomisi

“19. yüzyıla egemen olan ana iktisat okulları, kapitalizmin doğal gelişim süreci içinde, kendisine yabancı ekonomik yapıları, eski üretim ilişkilerini ve bu arada tarımda küçük üreticiliği tasfiye edeceğini zımnen veya açıkça kabul ediyorlardı.” (Boratav, 1981, s. 95) Neoklasik iktisat ve bazı rezervlerle 19. yüzyıl Marxist iktisatı bu tasfiyenin gerçekleşeceği görüşünde idi. Ancak bu beklentiler büyük ölçüde gerçekleşmemiştir. “20. yüzyılda gelişmiş kapitalist ekonomilerinin pek çoğunun tarım kesimlerinde, aile emeğinin egemen olduğu işletme biçimleri, tarım işçiliğinin egemen olduğu işletme biçimlerinin yanında önemli ve birçok ülkede daha yaygın bir alan kaplamaktadır. Kapitalist olmayan bir üretim ilişkisine tekabül eden aile işletmesi, yüksek verimli, ileri teknolojili bir düzeyi tutturabilmiş ve kapitalizmin işleyişine tarım kesiminin olumlu katkılar yapmasına imkan sağlamıştır… Çağdaş azgelişmiş ekonomilerde de mülkiyet veya kiracılığa dayalı bağımsız köylülük fevkalade yaygın bir biçim olarak gözlenmektedir ve küçük üreticilik, kapitalist üretim ilişkisine göre genellikle çok daha geniş bir yer kaplamaktadır.” (Boratav, 1981, s. 103-104)

Tarımda küçük üreticiliğin dünya çapında yaygınlığı bunu açıklama zorunluluğunu doğurmaktadır. Bu konuda en çok başvurulan kavram ölçek ekonomileridir.

Tarımda ölçek ekonomisi konusunu teorik açıdan incelemekte yarar vardır. “Firma ölçeği büyüdükçe artan getiriye yol açan; işgücünün ihtisaslaşması ve iş bölümü, makinelerin ihtisaslaşması, yönetimin etkinleşmesi ve büyüyen kapital teçhizatının boyutları gibi olaylardır.Özellikle tarım dışındaki kesimlerde firma ölçeğinin büyümesinde rol oynayan bu etkenlerin, tarımdaki önemi çok daha azdır; tarımın mevsimlik-biyolojik karakteri, bu imkanlardan yararlanmasını sınırlar. Tarımda “dev” firmalara rastlanmaması, artan getiri aşamasının oldukça küçük bir düzeyinde aşılması demektir. Şimdi de sabit getiri durumunu inceleyelim. Tarımsal işletmelerde, bütün girdiler aynı oranda artarken çıktının da aynı oranda artmasına, emek-yoğun üretim tekniği kullanıldığı hallerde rastlanır. Ne var ki, ölçeğe sabit getiri varsa, firma ölçeğini sınırlayıcı bir etken yoktur; firma devleşebilir. Gene tarımda tarım-dışındaki gibi dev firmalara rastlanılmadığına göre, emek-yoğun üretim tekniği kullanılsa da bir noktadan sonra, ölçeğe azalan getiri ile karşılaşılıyor demektir. Firma ölçeğine sabit getiri olan aşamada ise, ölçeği belirleyen etken, toprak mülkiyetinin ve kapitalin tarımdaki dağılışıdır.” (Kazgan, 1993, s. 104-105)

Tarım kesiminde çok farklı ölçekteki işletmelerin yaşayabilme nedenleri arasında, aşağıdaki nedenler sayılabilir. (Kazgan, 1993, s. 114-116)

(1)Tarımın para dışı avantajları: Küçük işletmelerde çiftçinin kendi işinde çalışıyor olmasının getirdiği tatmin etkili olmaktadır. Diğer yandan toplumsal prestij veya politik güç için optimalden çok büyük işletmeler de sürdürülmektedir.

(2)Aile işgücünün işletmede çalışması: Özellikle işletme dışında iş alanı bulamayan aile işgücü, işletme içinde bol olarak kullanılarak küçük işletmelerin sürmesine yol açar. </p

(3)Emek yoğun teknoloji: Köylü aile işletmelerinde uygulanan emek yoğun teknoloji, uzun dönem ortalama maliyet eğrisini yatay bir doğru haline getirir; değişik firma ölçeği, maliyet tasarrufları veya maliyet kayıplarına yol açmaz; ortalama maliyet eğrileri sabit kalır. Gelişmeyle birlikte işgücü fiyatı nisbeten artarken kapital fiyatının ucuzlaması makineleşmeyi teşvik eder; bunun sağladığı maliyet tasarrufları, köylü aile işletmelerinin tasfiyesini hızlandırır.

(4)Kapital yetersizliği ve riziko: İşletme sermayesinin azlığı, kredi almanın güçlükleri ve rizikoları işletmeleri büyümekten alıkoyar.

(5)Diğer nedenler: Alternatif alanlarda iş bulamama ve bu işler konusunda bilgisizlik, yaşama biçimini değiştirmekten çekinmek, aile bireylerinin tarım dışı işler yapmaları gibi bir dizi diğer nedenler de küçük işletmelerin dağılmasını önlemektedir.

Boratav köylülüğün yaygınlığını açıklayan görüşleri eserinde özetlemiştir: (Boratav, 1981) Bu savlardan biri demografik farklılaşmadır. Örneğin zaman içinde bazı büyük toprak sahipleri tarım dışına kayarken, toprakları, sayıları çoğalan köylü ailelerince satın alınmaktadır. Diğer bazı açıklama tarzları köylü işletmelerinin davranışsal özelliklerinin farklılığına dayanmaktadır. Bu görüşler kabaca köylünün aile emeğini üretimde artış sağlayabileceği son noktaya kadar sarf edeceği yaklaşımına dayanır.

Yukarıda sergilediğimiz ölçek ekonomisi konusundaki görüşlere karşı Boratav “ … küçük-büyük işletme verim karşılaştırmalarının, faktör oranlarını sabit tutan bir ölçek sorunu olarak değil de, küçük işletmelerde daha emek-yoğun üretim süreçlerinin kullanılmasına bağlı bir ikame sorunu olarak ele alınması daha gerçekçi olmaktadır… ampirik veriler birim alan başına emek girdisinin işletmeler küçüldükçe arttığını göstermektedir.” demektedir. Boratav alternatif bir açıklama tarzı olarak tarımda küçük üreticiliğin yaşamasının, tarım dışı sermaye kesimi için; düşük fiyatlarla tarım ürünlerini satın alma, girdi ve kredileri yüksek fiyatlarla köylülere pazarlama olanağı yaratarak, daha avantajlı bir durum yarattığını belirtmekte ve “işte tarımda küçük meta üretiminin,kapitalist bir sistem içindeki yerini ve işlevlerini bu çerçevede uyumlu bütünleşme ve eklemlenme olarak nitelendirmek bize daha doğru gelmektedir” demektedir. (Boratav, 1981,s.177)

Ortaya konulan savları bazı tarihi olguların da desteklediği ileri sürülmektedir. 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’da ağır, fakat kararlı bir gelişme gösteren kapitalist çiftçiliğin, tarımsal fiyatlarda göreli ve mutlak düşmelerle karşılaşınca, özellikle 1929 bunalımı sonrasında geniş tarım alanlarını bir daha dönmemek üzere aile işletmelerine terkettiği saptanmıştır. (Friedmann, 1978, s.71-100)

Neden küçük çiftçiler, topraksızlar ihmal ediliyor?

Belki de ihmalde en temelde yatan neden bu grupların örgütsüz ve varolan mesleki, ekonomik, politik örgütlerde ağırlıklarının son derece yetersiz olmasıdır. Bunların doğal bir sonucu olarak, birçok çevrede bu ihmali rasyonelleştirecek argümanlar yaygınlaşmıştır. Genellikle pek tartışılmadan kabul edilen bu argümanlar ne yazık ki gerçeğin görülmesini zorlaştırmaktadır. Benzer argümanlar gelişmekte olan bir çok ülke için de yaygın olarak ileri sürü mektedir. Bu argümanların en önde geleni Malthus Teorisidir. Artan nüfusun gereksinimlerini karşılamak için gelecek 20 yılda verimlerin iki kat arttırılması gerektiği ileri sürülmektedir. (Bunting, 1981) Bu veriler sergilendikten sonra yapılması gerekenin halen elde hazır olan teknolojilerin bir an önce yaygınlaştırılması olacağı belirtilmektedir. Küçük topraklar üzerinde tarım yapan küçük üreticilere yatırım yapılması, destek olunması, bu açıklama tarzı ile, boşa harcanacak para ve zaman israfı olarak görülmektedir. Nitekim ülkemizden de bu yaklaşımın örneklerini vermek kolaydır.

Örneğin 1950’li yıllarda Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasından traktör kredisi almaya hak kazanabilmek için bir tarım işletmesi sahibinin en az 600 dekar toprak işlediğini ispat etmesi gerekiyordu. 1970’li yıllarda bu alan 300 dekara indirilmişti. (Kazgan ve ark., 1992, s.61)

Diğer bir örnek Hayvancılığı Geliştirme Projeleridir. Bu projelerden sağlanan kredilerden yararlanmak için, çeşitli dönemlerde değişmekle birlikte, minimum hayvan sayısı ve sulanabilir toprak miktarları zorunluluğu verilmiştir. Küçük çiftçiler bilinçli olarak proje dışı bırakılmıştır. Ancak 1980 sonrası hayvancılığın krize girdiği dönemde neredeyse bütün büyük işletmeler üretime ara vermiş veya üretimi kesmiş iken, küçük üreticiler zorlanmalarına rağmen üretimi sürdürmeye çalışmışlardır.

FAO kaynaklarına dayanarak dünyada Malthus Teorisinin yakın geçmiş ve görünür gelecek için geçerli olmadığı gösterilebilir. Dünya ölçeğinde nüfus artışından daha hızlı besin artışı gerçekleştirilmiştir. İç savaşların, ırkçılığın ve kabileciliğin sarstığı Afrika’da ise bu sağlanamamıştır. Eğer besin açığı olan Afrika ve Latin Amerika ülkelerinin gıda satın alabilecek gelirleri olsaydı; Dünya’da açlık sorunu ortadan kalkacaktı. Ülkemizde de verimi arttırmanın henüz kullanılmamış bazı araçları bulunmaktadır. GAP bunlardan en önemlisidir. Artan üretim artan ihracata yol açabilecektir. Tarım ürünleri fiyat esnekliğinin düşük olduğu bilindiğine göre, ihracat artışının ancak düşen fiyatlarla gerçekleşebileceği bu arada vurgulanmalıdır. Elbette ürünleri olabildiğince işlenmiş olarak ihraç ederek bu gelişmeden bir miktar kurtulma olanağı bulunmaktadır. Ancak bu gelişen eğilimi tersine çeviremez, sadece yumuşatır. Bu nedenle iç pazar kesinlikle unutulmamalıdır. Çok sayıda olan küçük üreticiler ve topraksızlar üretimlerini ve gelirlerini arttırmadan, artan bu üretimi tüketmek, sanayi ürünlerine pazar bulmak, gelişmeyi sürdürmek ve sağlıklı kentlere kavuşmak mümkün görülmemektedir. Bütün bunlar ise küçük üreticiler ve topraksızlar için özel programları gerektirir.

Küçük çiftçilerin ve topraksızların tarım politikalarında ihmalini rasyonelleştiren diğer bir argüman da kaynakların etkin kullanılması gerektiği tezidir. Genellikle pek fazla tartışılmadan, “küçük üreticilerin verimli olmadıkları, kaynakları kötü kullandıkları” kabul edilmektedir. Bu nedenle zaten dar olan kamu kaynaklarının küçük çiftçiler ve topraksızlar için kullanılmaması önerilmektedir. Bu kesimlerin zaten kısa bir süre sonra tarımdan çekilecekleri beklentisi ile bunların desteklenmemesi gerektiği düşüncesinin, dile getirilmese de örtük olarak benimsendiği anlaşılmaktadır.

Benzer koşullarda olan işletmelerden, belli bir büyüklüğe kadar, küçüklerinin daha etkin çalışamadığı bir ekonomi kuralıdır (ölçek ekonomisi). Ancak belli bir büyüklükten sonra etkinliğin azalmaya başladığı da kuraldır. Mekanizasyonun yoğun bir şekilde kullanıldığı ürünlerde büyük işletmelerin daha etkin çalışması beklenen bir olgu olmakla birlikte, küçük işletmeler de daha yoğun olarak el emeği gerektiren ürünleri seçmektedirler. Örneğin büyük işletmeler makinelerle mısır, ayçiçeği, buğday gibi ürünleri daha çok ekmeyi tercih ederken, küçük üreticiler daha çok el emeği gerektiren pamuk, sebze, meyve, hayvancılığı yeğlemektedirler. Yoğun el emeği gerektiren bu ürünlerin dekara brüt marjı daha yüksek olmaktadır. Ancak küçük işletmeler ellerinde yetersiz toprak olduğundan aile işgüçlerini yeterince kullanamamaktadırlar. Büyük işletmeler bir yandan mekanize ürünler yetiştirirken; diğer yandan milyonlarca aile iş güçlerini değerlendirememekte, bir çok topraksız aile sefalete yakın bir yaşam sürmektedir.

Bu durum mekanize bir tarzda üretilen birçok tarla ürününün devletçe taban fiyatları ile desteklendiği olgusu ile birleşince, bu tablonun ekonomik etkinliğe yol açtığını söylemek hayli zor olmaktadır.

Ayrıca ileri ve bilgi yoğun teknolojinin, zorunlu olarak emek yoğun tarım sistemlerini dışlamak zorunda olmadığı eklenmelidir. Örneğin sebzecilik, seracılık, hayvancılık hem yoğun bilgi ve ileri teknoloji hem de emek yoğun bir nitelik gösterebilir.

Kırsal alanda büyük miktarda nüfusu küçük işletmeler halinde tutarak geliştirmek mümkün olmadığı gibi, alternatif iş alanlarını göstermeden kırsal kesimdeki insanların tarım dışına sürülmeleri de istenilen bir gelişme değildir. Türkiye’de bir milyon kişinin sanayide istihdamı için 25 milyar dolarlık yatırımın gerektiği, ayrıca kentlerde de altyapı yatırımları için epeyce harcamanın zorunlu olduğu ileri sürülmektedir. (Fredrich Ebert Vakfı, 1995, s.15)

Gelişimi dinamik bir süreç içinde ele aldığımızda nüfusun kırlardan akışını yavaşlatan bir yaklaşımın tutarlı olduğu söylenebilir. Bu yaklaşımda uzun dönemli hedef şüphesiz; modern, sanayileşmiş ülkelerde olduğu gibi, nüfusun çoğunluğunun tarım dışında bulunduğu, gelişmiş bir tarımsal yapıya sahip olmaktır. (Röling, 1988, s.105) Hedef kesinlikle çok sayıda, geleneksel, köylü işletmelerinden oluşmuş bir tarımsal yapı değildir. Ancak bu yaklaşımın temel stratejisi, bir plan hazırlıyarak, belli bir zaman süreci içinde hedefe varmaktır. Görünmez elin vahşi bir şekilde küçük çiftçileri tarım dışına sürmesi ve böylelikle hem kırda, hem kentde birçok acılar yaratması yerine; küçük çiftçiler, topraksızlar için yeni imkanlar ve alternatifler yaratarak, göç sürecini yavaşlatmak tercih edilmelidir. Bu yaklaşımda alternatif iş imkanları yaratılıp, çekici oluncaya kadar kırsal bölgeler nüfus tutacaktır. Tayvan bu yolu başarı ile izlemiş bir ülkedir. Köy geliştirme programında, kırsal alanlarda işletme dışı işler sistematik olarak yaratılmış, savaştan sonra gerçekleştirilen başarılı toprak reformu ile küçük işletmelere destek olunmuştur. Böylelikle şimdi birçok yerde kentlerde daha iyi iş imkanları olması nedeniyle, birçok küçük işletme kapanmış ve büyük birimler halinde birleşmiştir.

Yoksulluk üzerine yayınlanan bir Dünya Bankası raporunda, yoksulluğu yenebilmek için iki unsurlu bir statejinin uygulanmasının gerektiği vurgulanmaktadır. (World Bank, 1990, s.3) Bunlardan birincisi yoksulların en bol sahip oldukları kaynak olan emeğin verimli kullanımını geliştirmektir. İkincisi ise yoksullara temel sosyal hizmetleri sağlamaktır. Bunlar arasında temel sağlık hizmetleri, aile planlaması, beslenme ve temel eğitim özellikle önemlidir. Dünya deneyimleri, her iki unsurun birlikte uygulanmasının en büyük etkiyi yaptığı, tek başlarına uygulanmalarının ise başarısızlığa yol açtığını kaydetmektedir. Raporda küçük üreticilerin tam olarak kullanamadıkları emeğin kullanılması amacıyla toprağın büyük ölçülerde yeniden dağıtımı önerilmekte, ancak yoksulların ekonomik ve politik karar alma süreçlerinde bir etkisinin olmadığı ülkelerde bunun gerçekleşmesinin zor olduğu ileri sürülmektedir. Japonya ve G. Kore’de toprak reformunun yoksulluğu azaltmada en önemli rol oynadığı belirtilmektedir.

1994 Kahire Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansında ortaya çıkan bir eğilim de kentler üzerindeki baskının azaltılması için kırsal kalkınmaya önem verilmesidir. Bu durum İstanbul’da yapılacak olan Habitat Konferansını yakından ilgilendirecektir. (TÜBİTAK, 1996, s.8)

İzmir İli Tarım İşletmeleri ile ilgili İstatistiksel Bilgiler

1991 Genel Tarım Sayımına göre İzmir İlinde tarım işletmelerinin işletme gruplarına göre dağılımları ve işledikleri arazilerin oranları çizelge 11’de özetlenmiştir.

Çizelge 11. 1991 Genel Tarım Sayımına Göre İzmir İli Tarım İşletmelerinin İşletme Genişliklerine Göre Dağılımı

11

İzmir tarım işletmelerinin ortalama olarak genişliği 33.78 dekardır. Türkiye ortalaması olan 59.12 dekardan küçük olmakla birlikte daha karlı ürünlerin yetiştirildiği Ege Bölgesi için bu fark doğaldır. Çizelge 3 ile karşılaştırılırsa İzmir ilindeki işletmelerin işledikleri arazi açısından dağılımlarının Türkiye geneline göre çok farklı olmadığı ve büyük dengesizliklerin olduğu görülmektedir.

Sonuçlar

Ülkemizde pek çok kişinin üzerinde fazlaca tartışmadan kabul ettikleri bir düşünce de kırsal kesimdeki nüfusun hızla azaltılması gerektiğidir. Ancak tarım kesimindeki iktisaden faal nüfusun 1985’den bu yana düşmek şöyle dursun artma eğilimine girmiş olması gene pek çok kişinin dikkatini çekmeyen bir olgudur.

Son yıllarda elektronik başta olmak üzere öncü bazı üretim ve hizmet dallarındaki hızlı ve bütün yaşamı etkileyen değişimler bütün dünyada işsizlik oranlarının artmasına yol açmıştır. İşsizlik sorununun zaten hiç gündemden düşmediği ülkemizde bu gelişmeler nedeniyle tarım dışı sektörlerin istihdam yaratma kapasitesi haylice daralmıştır. Tarımdaki fazla nüfusun nereye gönderileceği ciddi bir sorun olmuştur. Geçtiğimiz 50 yıl içinde Batılı ülkeler yoğun emeğe ihtiyaç gösteren sanayileşme ile kırdan kente büyük bir nüfus göçünü gerçekleştirmişler; hatta bu da yetmemiş, Türkiye de dahil gelişmekte olan ülkelerden işgücü talep etmişlerdir. Bütün bu süreç bir daha dönmemek üzere bitmiştir. Bu süreci kaçıran Türkiye’nin, bu günün koşullarında aynı şeyi tekrar etmesi hayli zorlaşmıştır. Kentlerde işsizlik oranları haylice yüksektir. Uzunca bir süre kırdan kente göçeceklerin iş bulması çok zor olacaktır. Kentlerde bir kişiyi istihdam edebilmek için gereken yatırım hacmi hızla yükselmektedir. Kente göçenler için kamunun yapacağı kentsel altyapı yatırımları; buna ek olarak, göçenlerin konut için yapacağı harcamalar da büyük boyutlar tutmaktadır.

Diğer yandan tarımda küçük işletmeler çoğunluğu oluşturmakta ve sayıları artmaktadır. 1991 Tarım sayımına göre 50 dekardan küçük işletmeler tüm işletmelerin %67’sini oluşturmaktadır. Topraksız hanelerin sayısı özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da oldukça yüksektir. Gelişmekte olan bir çok ülkede de küçük işletmeler çoğunluğu oluşturmaktadırlar. Artık tarımda küçük üreticileri ve topraksızları dikkate almayan bir tarım politikasının başarı şansı yoktur. Türkiye’de geçtiğimiz dönemlerde küçük üreticilerin desteklenip, geliştirmelerine yönelik bir tarım politikasının uygulandığı söylenemez.

Ciddi bir dönüşümü amaçlayan bir politika iki unsurdan oluşabilir. Birincisi; küçük üreticilerin en bol olarak sahip oldukları ve önemli bir kısmını kullanamadıkları emeğin kullanılması için olanaklar yaratmaktır. Toprağın yeniden dağıtımı, toplulaştırma, sulama vb. bu amaçla kullanabilir. İkincisi ise; kooperatifleşme, eğitim, yayım, temel sağlık hizmetleri, aile planlaması gibi desteklerdir.

Uzun dönemde tarımda küçük işletmeleri sayısal olarak aynen koruyan bir politika şüphesiz benimsenemez. Ancak Tayvan gibi bazı ülkelerde de başarılı bir şekilde gerçekleştirildiği gibi toprak reformu, yeni ürünleri geliştirme, kırda tarım dışı işleri geliştirme gibi yollarla küçük işletmeler desteklenerek kırdan göç yavaşlatılabilir, küçük üreticilerin refahı arttırılabilir ve bir süre sonra da gerekli koşullar oluştuğunda küçük işletmeler sayıca azaltılarak büyük birimler oluşturulabilir.

Tarım kesiminde bireysel üreticilerin yalnızca kendi çabaları ile ve yatırımları ile kırsal kesimin modernleşmesini devam ettirebileceğini düşünmek gerçekçi değildir. Tarımda işletme sayısı çok fazladır ve özellikleri tarım dışı kesimlerden çok farklıdır. Tarımda gelişme büyük ölçüde sulama, toplulaştırma, elektrifikasyon gibi; bireysel işletmenin istese de gerçekleştiremeyeceği kolektif yatırımlara bağlıdır. Bunları hemen her ülkede ancak devlet yapabilir. Türkiye’de son kırk yılda tarımda meydana gelen modernleşme atılımları bu sayede olabilmiştir. Bu çabaların ancak artarak devam etmesi halinde Batılı ülkelerde görüldüğü gibi sermaye/ toprak oranı yükselmiş, olağanüstü verim artışlarını gerçekleştirmiş bir tarımsal yapıya kavuşabileceğiz.

Çalışmada ampirik bir araştırma da bulunmaktadır. İzmir ilinde 9 ilçede toplam 102 küçük ve orta büyüklükteki tarım işletmesinde yürütülen bir anket çalışmasına dayalı olarak hane halkını oluşturan bireylerin tarım ve tarım dışı çalışma şekilleri, göç eğilimleri, gelecekle ilgili planları, gelirin kaynakları, yaşam standartları, sorunları gibi konularda bilgiler toplanarak, analiz edilmiştir.

10 dekardan küçük işletmeler “çok küçük”, 11-20 dekar arası işletmeler “küçük”, 21-50 dekar arası olan işletmeler ise “orta” genişlikte işletmeler olarak nitelendirilerek, anket yapılan işletmeler 1., 2. ve 3. gruplar olarak üç gruba ayrılmıştır.

Küçük ölçeklerde de olsa yapılan hayvancılığın öz tüketim ve bir miktar da hayvansal ürünlerin satışı yoluyla işletmelerin ayakta kalmasına destek olduğu görülmüştür.

Hane halkı nüfusu içinde tarım dışı işlerde çalışanların oranı birinci grupta % 25, ikinci grupta %20 ve üçüncü grupta % 16 olduğu saptanmıştır. Bazıları yılın sadece belirli zamanları, bazıları bütün bir yıl boyunca olmak üzere, tarım işçiliği yapanların hane halkı içindeki oranları birinci grupta % 30, ikinci grupta % 16, üçüncü grupta % 13 olduğu görülmüştür. Tarım dışı işlerde çalışanlar fabrika işçiliğinden, nakliyeciliğe, salamura işletmeciliğine kadar geniş bir yelpazeye yayılmaktadır.

Tarım dışı gelirlerin, hane halkı tüm gelirindeki payı birinci grupta % 27, ikinci grupta % 21, üçüncü grupta % 13 ve üçünün ortalaması olarak % 21’dir. Birinci grupta tarım işçiliğinin hane halkı geliri içindeki payı % 15, diğer gruplarda ise önemsiz düzeylerdedir. Bu sonuçlara göre 1. grupta hane halkı gelirinin % 42’sinin tarım işletmesi dışından sağlandığı görülmektedir.

On yıl içinde kente göç etmek isteyenlerin hane halkı içindeki oranının birinci grupta % 14, ikinci grupta % 5, üçüncü grupta % 11 olduğu; buna karşılık işletme yöneticilerinden (aile reisi) kente göç etmek isteyenlerin 1. grupta % 5.56 oranında olduğu, diğer gruplarda ise hiçbirinin göç etmek istemediği saptanılmıştır.

Hane halkının bir bölümü önümüzdeki beş yıl içinde kırsal kesimi terk etmeksizin, bazıları tarımsal olmak üzere değişik işler yapmayı planlamaktadır. Bunların oranı birinci grupta % 12, ikinci grupta % 12, üçüncü grupta % 13’dür. Böylelikle önümüzdeki beş yıl içinde tarım dışı işler yapanların oranı bir miktar daha artacaktır. Tarım dışı işler yapmayı planlayanların önemli bir kesimi, tarım işleri ile ilgilerini kesecek değillerdir. Nitekim bugün bile tarım dışı işlerle ilgilenenlerin oranı oldukça yüksek olmasına karşı, tarım işletmesinde hiç çalışmayanların oranı birinci grupta % 17, ikinci grupta % 15, üçüncü grupta ise % 21’dir. Üçünün ortalaması % 18’dir.

Üreticiler genellikle Devletin veya Tarım Bakanlığının kendilerini ihmal ettiği kanısındadırlar.

Yapılan araştırmanın da gösterdiği gibi kırsal kesimden göç arzuları çok güçlü değildir. Kentlerde iş olanaklarının da olmaması göç arzularını kırmaktadır. Daha çok Güneydoğu ve Doğu Anadolu’dan başka nedenlerle kaynaklanan kitlesel göçler ise kentleri kanser gibi sağlıksız bir şekilde büyütmekte, kentlerde işsizlik ve sefaletin yaygınlaşmasına yol açmaktadır.

Kırsal kesimde yaşamakta olan küçük işletme sahipleri tarım işçiliği, tarım dışı işler bularak, tarımda ise yoğun emek gerektiren ürünlere yönelerek ve en azından aile ihtiyaçları için hayvancılığı ihmal etmeyerek yaşam koşullarını iyileştirmek için mücadele vermektedirler. Hatta bazılarının ustalık, sanatkarlık gibi serbest mesleklere yönelerek kırı terk etmeden, kendilerinden daha geniş işletme sahiplerinden daha yüksek gelir düzeylerini yakaladıklarını bile görebilmekteyiz.

Önümüzdeki en azından 5-10 yıl içinde kırsal kesimdeki tarım işletmelerinin sayısını azaltmanın hayli güç olduğu anlaşılmaktadır. Bu süre içinde akılcı bir politikayla bu işletmeler desteklenerek, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da toprak reformu ile, diğer bölgelerde ise kurulacak bir Toprak Düzenleme Kurumu aracılığı ile düşük faizli ve uzun dönemli geri ödemeli kredi sağlayarak toprak edinmeleri ve büyümeleri sağlanmalıdır. (Özkaya, 1996, s.53) Şüphesiz bunların büyümeleri için gerekecek toprak, toprak reformu yapılacak bölgelerde çok büyük toprak sahiplerinden kamulaştırma ile, diğer bölgelerde ise Toprak Düzenleme Kurumunun piyasadan satın alacağı ve geliştireceği topraklardan karşılanabilecektir. Kurum; piyasadan yeterince toprak satın alabilmesi, bunları gerekirse toplulaştırması ve ıslah edebilmesi için, yeterince mali kaynaklarla desteklenmelidir.

Küçük işletmelere; özellikle yoğun emek gerektiren ve yüksek tarımsal gelir getirecek büyük ve küçük baş hayvancılık, arıcılık, kültür balıkçılığı, seracılık, kültür mantarı üreticiliği, sebze ve meyve yetiştirme vb. üretim dalları için kredi, fidan, tohum, alet ve bilgi vererek yardımcı olunmalıdır. Özellikle bu dallarda küçük işletmelerin pekala büyük işletmelerden de daha verimli olabileceği dikkate alınmalıdır.

Araştırmada da ortaya konduğu gibi küçük üreticilerin en önemli yakınması yüksek girdi fiyatları ve düşük ürün fiyatlarıdır. Küçük üreticiler girdi ve kredi alırken ve ürünlerini satarken çok avantajsız koşullar içindedirler. Tarım ürünlerinin üreticilerce satışında tam rekabet koşulları, toptancılarca alımında ise tekel veya tekele yakın koşullar geçerlidir. Özellikle ürün satış dönemlerinde yoğun işler ve göreli olarak küçük miktarlardaki ürünleri taşımak için oluşacak yüksek giderler, piyasalardan tam olarak haberdar olsalar da özellikle küçük üreticilerin ürünlerini iyi fiyattan satış olanaklarını ellerinden almaktadır. Ürünlerin bol olarak piyasaya arz edildiği hasat dönemlerinde, küçük üreticinin ödemek zorunda olduğu senetler ürününü elden çıkarmak için kendisini zorlamaktadır. Pamuk gibi ürünlerde de görüldüğü gibi hasat sonrası birkaç ay içinde ürün fiyatları hızla artmakta ve bu artıştan çırçırcı, tekstilci ve ürününün önemli bir kısmını henüz elinden çıkarmamış büyük üretici yararlanmaktadır. Bazı ürünlerde üreticinin yıl içindeki finansman darlıkları alivre ürün satışına yol açmaktadır. Örneğin koyun ve keçi sütü üreticileri çoğunlukla yıl içinde mandıracılardan bir avans almakta ve sütlerini daha düşük fiyatlardan satmak zorunda kalmaktadırlar. Köyde girdi satıcıları çoğunlukla yöresel bir tekel oluşturmaktadırlar. Ya girdinin göreli olarak küçük miktarlarda alınmakta oluşu ya da üreticinin kredi almak zorunda kalışı, yüksek girdi fiyatlarını dayatmaktadır. Ayrıca birçok üründe ve girdide bölgesel veya ülkesel tekeller söz konusudur. Örgütsüz küçük üreticiler bu durumlarda da çaresizlikle dayatılan fiyatları kabullenmek zorunda kalmaktadırlar. Son zamanlarda örneğin SEK tesislerinin özelleştirilmesi ile oluşan tekelleşme ile de görüldüğü gibi üreticinin süt satış fiyatları düşerken, tüketici fiyatları hızla artmaktadır. Küçük üreticileri bu durumdan kurtaracak yol kooperatifleşmedir. Ne yazık ki Türkiye tarım politikasında gerçek, tabana dayalı demokratik kooperatifler bazı dönemler hariç önemsenmemiştir. Bunun yerine devlete bağımlı kuruluşlar eliyle – isimleri kooperatif de olabiliyor – üreticiler büsbütün perişan olmaktan kurtarılmaya çalışılmıştır. Bu ise uzun dönemde küçük üreticilerin ciddi bir atılımla dönüşüm geçirerek refaha kavuşmasını önlediği gibi, üreticileri zihniyet olarak bağımlılaştırarak gerçek bir kooperatif hareketinin gelişmesi önünde engel oluşturmuştur. Adeta uygulanan politikalar bir çocuğun gelişmesi ve bağımsızlaşması nasıl engellenebilirse benzeri etkiler yaratmıştır. Şimdi yapılması gereken üreticinin elinden dizginleri almadan, kooperatifçiliği devletin desteklemesidir. Küçük işletmelerin daha verimli çalışabilmeleri güçlü bir kooperatifçilik desteği ile gerçekleşebilecektir.

İnsanları köylerini terk etmeye zorlamadan ve kentlerde hem kendileri hem de başkaları için dev sorunlar yaratmadan istihdam etmenin yolu tarım dışı işleri kırlarda yaratmaktır. Gelişmekte olan ülkelerde bölüşümü iyileştirecek bir büyüme sürecinin tarım ile sanayii bütünleştirmekle sağlanabileceği, bunun aynı zamanda dış denge, tasarruf, yatırım, istihdam yaratma ve verimlilik açısından da olumlu etkiler yaratabileceği bazı iktisatçılarca ekonometrik modellerle gösterilmiştir. (Adelman) Kırsal sanayinin kurulmasında kooperatifler gene güçlü araçlar olarak kullanılabilirler. Örneğin İsrail Kibbutzlarında gelirin yarıdan çoğu tarım dışı yatırımlardan gelmektedir. Bir çok Kibbutzda plastik sanayii, elektrikli aletler sanayii gibi kentlere özgü sayılan dallar bile bulunmaktadır. Kırda sanayi ve hizmetlerin geliştirilmesi ile birlikte insanların yeni meslekler edinebilmeleri için eğitim çalışmaları yoğunlaştırılmalıdır. Ancak, kırda, sanayi ve hizmetleri yaratmadan yapılacak eğitim çalışmalarının en yeteneklilerin kırı terk etmesi sonucunu doğuracağı da unutulmamalıdır.

Topraksızlar için kırda tarım dışı işlerin yaratılması özellikle daha büyük bir önem kazanmaktadır. Topraksızların bir bölümü kiralama yoluyla işletme sahibi durumundadırlar. Bunlardan da istiyenlerin toprak sahibi olmaları desteklenmelidir.

Toplum içinde her bireyin ekonomik yönden kabul edilebilir asgari bir gelir ve/veya bakım güvencesi içinde bulunmasının sağlanması, sosyal refah yaklaşımının ana amacı olmaktadır. (Yıldırak, 1991, s.42)

Bütün bu desteklemeler ve atılımlar şüphesiz mali kaynaklar gerektirecektir. Bu kaynakların bir kısmı bu güne kadar yeterince akıllıca yürütülmeyen tarım politikasındaki düzenlemelerle sağlanabilir. Artık, ürün satın alınıp yakılmamalıdır. Tarım Satış Kooperatiflerinde fazla personel için kaynaklar kullanılmamalıdır. (Özkaya, 1996, s. 53) Ancak bu düzenlemeler küçük üreticileri yeni hedeflere yöneltecek ve onların bütün işgüçlerini harekete geçirecek büyük bir atılım için yetersiz kalacaktır. Yeni kaynaklara ihtiyaç duyulacaktır. “Devletin kırsal kesime hizmet götürebilmesi için kaynak bulması gerekmektedir.” (Eraktan, 1991) Tarımın bir ölçüde kendi kendini finanse etmesi de ihmal edilmemelidir. Son onbeş yılda tarım kesiminin milli gelirden aldığı payın düştüğü bilinmektedir. Ancak, büyük üreticilerden daha çok vergi alınabilir. Bu alınacak vergilerin tamamı gene tarım kesimi için kullanılmalıdır. Bu kaynaktan büyük ölçüde küçük üreticiler yararlandırılmalıdır. Tarımda sulama, toplulaştırma, elektrifikasyon gibi ancak devlet tarafından kollektif olarak gerçekleştirilecek yatırımlar düşünülürse, tarımdan çekilecek bu kaynağın sonuçta tarımda yüksek verimliliklere yol açacağı, bundan vergilendirmede daha büyük yükler taşımasını beklediğimiz büyük üreticilerin de yararlanabileceği açıktır. Tarımdan sağlanacak ek kaynaklar arazi vergilerinin gerçekçi bir şekilde arttırılması ile de bulunulabilir. Özellikle boş bırakılan veya sahibi tarafından işlenmeyen arazilerden ve büyük toprak sahiplerinden daha yüksek oranlarda alınacak vergiler hem küçük işletme sahiplerini desteklemede kullanılabilir hem de aşırı büyük arazilerin ve sahibi tarafından etken kullanılmayan arazilerin elden çıkarılarak Toprak Düzenleme Kurumunun ve onun aracılığı ile de küçük üreticinin eline geçmesini teşvik eder.

Tarım kesiminden toplanacak vergilerin bir kısmı, dolaylı olarak küçük üreticilere de yararlı olacak, tarımsal araştırma alanına ayrılmalıdır. Biyoteknoloji de dahil tarımsal araştırmayı uzun süre ihmal etmemiz halinde ülke olarak, bir süre sonra, üretimi büyük ölçüde de arttırsak, üretip sattıklarımızın fazlaca bir değer etmediğini göreceğiz.

Belli bir süre sonunda ülke ekonomisi belli bir gelişme düzeyine kavuşup kentlerde ve kırsal alanlarda işsizlik azaltıldığı takdirde çok küçük işletmelerin tasfiye edilerek ortalama işletme büyüklüklerinin arttırılması yönünde ciddi bir politika uygulanabilir.

Yapmamız gereken kırın kentlileşmesidir. Türkiye çağdaş, ileri bir tarımsal yapıyı; bugünkü küçük üreticilere ve topraksızlara sırtını dönerek, onları atalet içinde bırakarak gerçekleştiremez.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: