Quo Vadis Türkiye?!


Bu «Manifesto» başka manifesto!

manifeste

Türkiye’nin bulunduğu bölge, sorunları tüketmekten çok yeni sorunlar üreten veya mevcut sorunları ağırlaştırıp öne çıkaran bir özelliğe büründü. Öne çıkan mezhep çatışmaları, ciddi yara alan dostluk ve iyi komşuluk ilişkileri, gelecek endişesi giderek yayılıyor. Farklı olanların biri birlerini yok ettiği yeni süreçte, âdeta yumurtalar üzerinde ilerleniyor. Türkiye’de ise; din olgusunun yayılmasına karşın israf, gösteriş, lüks harcama, ahlâksızlık almış başını gidiyor. Sağduyu sahibi mütedeyyinler bile nasıl davranacaklarını bilemez durumda. Sünni-Şii ayrımcılığının hüküm sürdüğü bir ortamda, Hıristiyan ve Yahudi nüfus ile ateistler endişe içinde. Hukukun üstünlüğü ilkesinin anlamını yitirdiği mevcut düzen, toplumsal yaşamın kaosa dönüşmeye başladığı izlenimini yaratıyor. Peki neler yapmak gerekiyor?!

***

MANİFESTO: BİR TÜRK VE MÜSLÜMAN OLARAK…

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk – Dünyada, Türkiye’nin bulunduğu bölgede ve Türkiye’de yaşananlar, karamsar bir gelecek algısına yol açarken, acaba bir Türk ve Müslüman olarak ne yapmak, nasıl bir yol izlemek gerekiyor? Bu manifestoda, önce genel tespitlerde bulunulmuş, sonra da bu tespitlere bağlı olarak tarafımdan izlenecek yol, yani neyin nasıl yapılacağı belirtilmiştir.

Dünya, inişte de olsa, hala ABD’nin etkisi altındadır. ABD, bir taraftan genel olarak din, dil, kültür, medeniyet ayrışmasını ve bu ayrışmadan kaynaklanan çatışmayı tetiklemekte, diğer taraftan da özel olarak İslam’ı ve Müslümanları hedef almış gözükmektedir.
Türkiye’nin bulunduğu bölge, ABD’nin nüfuz alanına dâhil olmanın da etkisinde, dünden gelen sorunları tüketmekten çok, ya yeni sorunlar üreten ya da mevcut sorunları ağırlaştırıp öne çıkaran bir bölge olarak kendisini belli etmektedir. İslam içi mezhep çatışmaları öne çıkmış, dostluk ve iyi komşuluk ilişkileri ciddi şekilde bozulmuş, gelecek endişesi bölgede yayılmaya ve güçlenmeye başlamıştır. Farklılıklara vurgu, farklı olanların biri birlerini yok edici bir çabaya yol açmıştır.

Türkiye’de ise, bir taraftan Türk milliyetçiliği ve milli değerler açıkça hedef alınıp hala “faşist” ya da “ırkçı” söylemlere konu olurken, diğer taraftan başta Kürtler olmak üzere Türk’den gayri unsurların hepsinin önü açılmakta, bunların “faşist” ya da “ırkçı” söylemleri aynı karşılığı görmemektedir. Türkiye, dinsel fanatizm ve dini istismar yolunda hızla ilerlemektedir. Türkiye, gazetelerin “üçüncü sayfalarına” yansıyan olaylar nedeniyle, din adına ya da din temalı olarak yapılanlara şüphe ile yaklaşıldığı bir ülke olmaya başlamıştır. Din olgusu öne çıkmış olmasına rağmen israfın, gösterişin, lüks harcamanın ve de ahlaksızlığın geçmiş yıllara göre daha çok artmış olduğu, sağduyu sahibi Müslümanların dışlandığı bir Türkiye görüntüsü ortaya çıkmıştır. Sünni-Şii ayrımının yapıldığı, Hıristiyan ve Yahudi nüfus ile ateistlerin gelecek endişelerinin arttığı bir tablo belirmiştir. Evrensel bir ilke olarak hukukun üstünlüğü ilkesi anlamını yitirmiş; buna bağlı olarak, bir taraftan vatandaş kendisini güvende hissetmemeye, diğer taraftan da toplumsal yaşam bir kaosa dönüşmeye başlamıştır.

Türkiye’deki tablo, Türkiye’nin bulunduğu bölgedeki ve Dünyadaki tablo ile uyumludur. Devlet ve siyaset adamlarının görevi, bölgedeki ve Dünyadaki durumu görüp, Türkiye’yi bu duruma düşürmemektir. Eğer Türkiye’deki tablo, bölgedeki ve Dünyadaki tablo ile uyumlu ise, devlet ve siyaset adamları ne yapmaktadırlar? Veya neyi yapmamaktadırlar?

Bir Türk ve Müslüman olarak Dünyadaki, bölgedeki ve Türkiye’deki bu tablodan kendime şunları çıkarıyorum:

1. Ülkeme ve halkıma bakarken, Dünya’yı ve içinde bulunduğumuz bölgeyi dikkate alarak, hem bunlara (koşullardaki değişime) uyum göstermeye, hem de bunları etkilemeye (koşullardaki değişimde pay ve rol sahibi olmaya) çaba sarf edeceğim. Ülkemi ve halkımı, ne peşimden maceraya sürükleyeceğim, ne de başını kuma sokarak kendisini gizlediğini düşünen devekuşu örneğinde olduğu gibi kandırmayacağım.

2. Devletlere, uluslararası ve uluslarüstü örgütlere yaklaşımım, sadece çıkar temelli olmayacak, iyi niyetli, yapıcı olmayı, eşitlik ve karşılıklı saygı ilkelerini de içerecektir. Mütekabiliyet ilkesini her durumda dikkate alacağım. Sadece ülkemin insanları için değil, insanlığın geneli için de sorumluluk duyacağım. Küresel ve bölgesel barışa ve istikrara katkı konusunda iyi niyetli ve yapıcı bir çaba içinde olacağım. Mutluluğu ve refahı, başkalarının payına göz dikmekte değil, pastanın büyütülmesinde göreceğim, herkes için gözeteceğim.

3. Barış ve istikrar, dostluk ve iyi komşuluk ilişkileri şiarım olacaktır. Dış politikayı, duygusallıktan uzak, her koşulda çıkar temelli olarak alıp uygulayacağım; ülkemin ve halkımın çıkarları her daim en önce gelecektir. Mensubiyetimi ihmal etmeden, mensubiyetimin, dış politika üzerinde temel belirleyici olmasına ya da dış politikanın mensubiyetimin “esiri” olmasına imkân ve fırsat vermeyeceğim. Bugünü dikkate almakla beraber, bugün atacağım adımların orta ve uzun vadedeki çıkarlarıma, beklentilerime ve hedeflerime zarar vermeyeceği bir dış politika anlayış ve uygulaması içinde olacağım.

4. İzleyeceğim dış politika, halkımın katıldığı bir dış politika olacaktır. Hem dış politika çizgimi halkımla birlikte belirleyeceğim, hem de izlediğim dış politika konusunda halkımı uygun şekilde sürekli bilgilendireceğim. Yine izleyeceğim dış politikada ülkemin ve halkımın sadece çıkarını değil, onurunu da dikkate alacak, ülkemin ve halkımın onurunu çiğnetmeyeceğim. Ülkemi ve halkımı, dostluğu aranan, güven duyulan, bir ülke ve halk yapma gayreti içinde olacağım.

5. Yayılmacı hevesler içinde olmayacağım. Mevcut sınırları içinde, ülkemin güçlü ve müreffeh olması, halkımın mutlu, refah ve güven içinde olması temel hedefim olacaktır. Ülkemin kaynaklarını, bir plan ve öncelik sıralaması dâhilinde, bu yolda kullanacağım. Bu yolda, bilim ve tekniğe önem ve öncelik vereceğim, özellikle bilgiye yatırım yapacağım.

6. Tahsis edilen kaynakların, hem tahsis amaçlarına uygun olarak, hem de etkin ve verimli olarak, kullanılıp kullanılmadığına özellikle dikkat edeceğim. “Tüyü bitmemiş yetimin” hakkının olduğu ülke kaynaklarının kullanılmasında çok titiz olacağım. Devletin zenginleşme aracı olarak görülmesine ve kullanılmasına, halkımı dilenci durumuna düşürecek uygulamalara izin vermeyeceğim. Gelir dağılımındaki dengesizlikleri giderecek, vergide adaleti sağlayacağım. Ekonomide kişiye özel-hukuk dışı uygulamalara geçit vermeyeceğim.

7. Temsili demokrasinin katılım boyutunu daha kapsayıcı, daha etkin ve daha işlevsel yapacağım. Bu bağlamda, halkın demokratik siyasal sürece katılımını teşvik edeceğim ve destekleyeceğim. Temel haklar ve özgürlükler ile, kamu düzeni ve kamu güvenliği arasındaki dengeyi gözeteceğim ve bunu, içeride ve dışarıda kabul edilebilir görülecek bir düzeyde tutacağım. Farklılıkları birlikte yaşamın önünde bir engel olmaktan çıkarıp, birlikte yaşamı sürdürülebilir kılacak ülkeme ve insanlarıma özgü çözümler üreteceğim. Farklılıkları istismar etmeyeceğim ve istismar edilmesine izin vermeyeceğim.

8. Askerim uluslararası politikadaki boşlukların ülkem ve halkım lehine doldurulmasına, polisim de içeride hukukun üstünlüğü ilkesinin hayat bulmasında, belirleyici yeri ve rolü olan kurumlardır. Bunların farkında olarak; bir taraftan askerimin ve polisimin yıpranmasına ve yıpratılmasına, caydırıcılığının aşınmasına ve aşındırılmasına izin vermeyeceğim, diğer taraftan onları ülkemin ihtiyaç ve hedefleri ile sahip olduğu kaynaklara bağlı olarak güçlendireceğim. İç ve dış güvenliğin biri birlerini tamamlayan ve biri birlerine güç veren olgular olduğunun farkında olarak, ne bunlardan birine şüphe ile bakacağım, ne de birini diğerine karşı kullanma hesapları içinde olacağım. Her iki kuruma ilişkin yaklaşımım, bunların biri birlerine güç verdiği; askerimin güçlü olmasının içeride polisin işini kolaylaştıracağı, polisimin güçlü olmasının dışarıda askerimin işini kolaylaştıracağı esası üzerine olacaktır. Bu iki kurum arasındaki karşılıklı bağımlılığın, yol açacağı sinerji ile birlikte, ülkemin gücüne güç katacağının farkında olarak hareket edeceğim.

9. Ayrımcı değil, kucaklayıcı olacağım. Türk kimliğini, başta mevcut Anayasa olmak üzere, cari mevzuatta geçtiği şekilde anlayıp kabul edeceğim. Her türlü ırkçılığı ve dinsel bir mahiyete büründürülmüş olanlar da dâhil her türlü faşizmi ret edeceğim. Kur’an’da yeri olmayan, İslam’ın özüne ve ruhuna aykırı olan, İslam ahlak ve fazileti ile bağdaşmayan, sağduyuyu dışlayan, şekilci, israfçı, baskıcı, çıkarcı, yağmacı ve kendinden olmayanları dışlayıcı İslamiyet anlayışını ret edeceğim. Diğer mezhep ve dinler ile dinsizlere hoşgörü ile yaklaşacağım.

10. Türk ve İslam Tarihini yanlış ve maksatlı anlatanlara, anlattıranlara, yazanlara, konuşanlara kanmamak, en önemlisi tarihimin tahrif edilmesinin farkında olmak için, bir Türk ve Müslüman olarak, tarihimi iyi bileceğim. Tarih, Türklerin ve Müslümanların güç ve ilham kaynağıdır. Bu kaynağı tahrif etmeye yönelik gayretlerin amacının, beni güçsüz ve ilhamsız (ümitsiz) bırakıp, kendi düşüncelerinin esiri yapmak olduğunun farkında olacağım. Uyanık olacağım.

11. Görevim ne ise, onu, elimden geldiğince, hukuki ve vicdani sorumluluğumu dikkate alarak, en iyi şekilde yapmaya çalışacağım. Yaptığım en iyisi olmayabilir ama, elimden geleninin en iyisini yaptığıma inanacak bir çaba içinde olacağım. Görevim sırasında ve sosyal hayatımda, ailemden başlayarak herkese örnek olacağım. Çok çalışacağım, çalışmalarımda geçen her gün biraz daha iyi olma gayreti içinde olacağım. İki günümün bir geçmeyeceği bir çalışma temposu sergileyeceğim. Aileme, çevreme, halkıma ve ülkeme faydalı işlerle uğraşacağım.

12. Asla karamsar olmayacağım. Geleceğe hep ümitle bakacağım. Karanlık her gecenin bir sabahı olacağını; zorlukların ve güçlüklerin, aslında gelecek başarıların ve iyi-güzel şeylerin habercisi olduğunu düşüneceğim; yani zorluklar ve güçlükler karşısında ne yılacağım ne de yeise kapılacağım. Çalışıyorum, o halde istikbal benimdir diyeceğim.

13. Teslimiyetçi ve kaderci olmayacağım. Önce elimden geleni yapacağım. Teslim olmayı ve kadere razı olmayı, ancak bundan sonra düşüneceğim.

14. Türklük gurur ve şuuru ile İslam ahlak ve fazileti, her koşulda, ülkemi ve halkımı iyiye ve güzele taşımama vesile olacak, bunlardan da güç ve ilham alarak Türk Milletinin büyüklüğüne katkı sunacağım.

Bu ve benzeri ülküleri paylaşanların sayısının çok olmasını, çoğalmasını ve bu suretle, ülkemin ve halkımın, içinde bunduğu sıkıntılı süreci tez zamanda geride bırakmasını diliyorum.
Ankara/17 Nisan 2016.

*

ascmer

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: