Şiir Pazarı : Yerküre ısınıyor…


…oysa nsanların yürekleri buzdağı

man_and_iceberg

sıyrılıp giderken insan olmaktan
utanma
uyursan bir yanakta
ve diz üstü uyandığında
suskun dudaklara
utanma
suyu yolundan çeviren taşlar
kim tutabilir gitmek isteyeni
yerinde sayar yelkovan
yine de anneler ağlar
kusarken zehiri ölüm
salmışlar hataları peşime
ey yalan rastlarsan doğruya
selamım olsun kardeşime
yankısı karanlık hüznün
çıplak duvarlardan sızarken içeriye
ağlarsın gülerken yüzün

© photocredit

***

Bahar dallarında ayrılık
Gümüş balıkları
Nisan yağmurlarınca kırgın
Sevmiyorum yol ötesi
Hüzün şarkısını
Tutunmak istiyorum sevince
Yorgunum artık
Sevgiyi uzat bana

Sevim Yazar – Yol Ötesi

*

yeniler ve eskiler
yaşıyor şelalelerde
ama sen yeni anlamlar vermelisin
yeni baharlara yeni giysilere
anlat ne gördüysen
sahil boyu güneşli yeni yazlara
hazır ol kışlara
ve dilsiz ayazlara
ayılan gönüllere
bir eğil geceleri ay ışığında
nasıl yudumladın düşleri
nasıl öptün sayılı günleri
duraklamış göz kırpmıştı zaman
birkaç yalıçapkını gülmüştü sana
başka kimsecikler yoktu
yıldızlar ve ikimizden başka

Mualla Aslan – Eline bir ayna al

*

Dağ diyorlar davul çalarak
Göğüslerini gere gere
Uyanıyorum sabahın köründe
Kumdan tepelerini görüyorum samyelinin
Kul köle çölünde
Özgürlük diyorlar
Bir bez parçasını dalgalandırarak
Bayrak sanıyor millet
Göğe bakıyorum
Göğün gözleri yerde
Deniz diyorlar
Toplanmışlar başına bir kör kuyunun
Ellerine bakıyorum
Ellerinde karanlığın çamuru
Çürümüş kovasını çekiyorlar bir bedevinin
Unuttuğu bin yıl önce
Çocuklar kalkın
Kalkın çocuklar
Geceyi çalmışlar siz uyurken
Karanlık serpiyor üstünüze uğrular
Kör lambaları ellerinde kara düzenin
Uyanın bakın hele
Sonsuz uykuya salacaklar sizi
Göz göre göre

A.Kadir Paksoy – Tan Ağrısı

*

Hayat nereye gidiyor
buz dağı olduğu için mi yer küre ısınıyor
yürekleri hep sıcak olan insanlar kahroluyor,
mutsuz hiç üşümedi benim yüreğim
hiç buz tutmadı
insanlara kızdı bağırdı
çağırdı söyledi anlattı,
ama hiç buz tutmadı
ihanetler gördü,
yalanlar dinledi, üşümedi
12 eylüller, işkenceler, sürgünler…
üşümedi yüreğim,
aşka inanıp inadına aşk dedi
sanat aşkı,
eğitim çevre aşkı
evlat aşkı
vatan aşkı
nice kalp ağrıları çekti karşı cins aşklarından
ama yılmadı
yüreğim üşümedi
ısıttı kendini yeniden
artık dayanamıyor
yapılan yanlışlıklara dayanamıyor
eğitim adına
gelecek adına
yapılanlara dayanamıyor.
üzülüyor, kırılıyor paramparça oluyor
o güzelim öğrencilerim olmasa
onlar yüreğime bakmasa
gözleri parlamasa
korkuyorum, ürpermeye başladım olanlardan, aydınlanmadan korkan insanların arasında çocuklarımızın yürekleri üşüyor
düşünen, konuşan, araştıran
çevresindeki renkleri tanımak isteyen
çocukların yürekleri üşüyor
renkleri kararıyor
alarm veriyor eğitim sistemi
keşke öğretmen olmasaydım
görmeseydim duymasaydım
üşümezdi yüreğim onca sürgüne
üşümedi yalnızlıktan
üşümeye başladı azalmaktan
çocukların gözlerindeki ışığın sönmesiyle
yüreğim üşümeye başladı
ne zor şey bütün dünya ısınırken
benim yüreğim üşüyor
dayan yüreğim dayan,
az kaldı dayan,
ah bir söz geçirebilsem ona
ah bir kış uykusuna yatırabilsem
dayanır belki ama
buz tutma ne olur
bütün dünya ısınırken
duyarlı sıcak yüreklere gerek var
gözünü seveyim sığın renklere
sığın güzeliklere
yeni bir aşkı dene ama
üşüme ne olur

Şahika Çağlar Özünel – Yerküre ısınıyor, insanların yürekleri buzdağı

*

İsterim ki
Yüreğimi yüreğine dayayıp
Yanmadan
Geç kalmadan
Aşkın Ve umudun
Gözleri olayım.
Sonlu gücümle
Sonsuz düşünüşler içinde
Ey Ülke!
Yüreğinde korkuları
Ölümcül vahilerle yenen ülke!
Sattın türküsünü
Sonbahar yağmurlarının.
Yorgun şimdi
Göç yollarından
Dönen turnalar.
Yakılan köyler kadar
Öksüz ve yetimdir pusulası
Esrik bir yaşam
Doğuya sürgün bir coğrafya.
Gözleri ateşler ülkesinde.
Ey insan!
Otur ateşler atlasında
Otur ve öykün ilk-el atalarına.
Kısır devinimler
Çoklu yılkılar içinde.
Kan dolu
Yağmurların gözleri.
Coğrafyası kayıp yüreklere
Barut doldurmakta tanrılar
Çocuklar üstünde
Keskin kokusu korkunun.
Çocuklar üstünde
Şeffaf oyunları kötülüğün.
Ey tanrı!
Tükendi sözler
Kutsal savaşlar uğruna
Şimdi hangi Mesih
Şimdi hangi âlim
dermandır buna.
Hangi cümleleri
Hangi yazılara nasıl döker tarih,
Sözler saklı
Ve kötücül Kâhinlerin emrinde.
Ey tarih!
Kötü bir yalancısın sen
Doğruları yanlış yapan
Kötü bir niyet
Yaşamın gizi
Yıkılmışlığın karşıtıdır
Ve kuruttun yüreğimizi
Yakılan köylerin gözleri kadar.
Tözü toza katan tarih
Kara bir listedir şimdi
taşıdığın Yüzyılların kan ve barut kokusu
Yüreğini yüreklere dayayıp
Yanmadan
Geç kalmadan
Aşkın Ve umudun
Gözleri olmak isteyen şair!
Unut bunları,
Unut ya da yanarak aydınlat
Kendi tarihini.
Ve kaybol bir kitabın dipnotunda

Bülent Kiraz – Unutma

*

sıyrılıp giderken
insan olmaktan utanma
uyursan bir yanakta
ve utanma diz üstü uyandığında
suskun dudaklara
suyu yolundan çeviren taşlar
kim tutabilir gitmek isteyeni
yerinde sayar yelkovan
yine de anneler ağlar
kusarken zehiri ölüm
kaldığı yerden başlar annem,
ağrıyan yanımda kaldın
açarken fidanlar
gül tutma yağmurun eteklerini toprak
benim için üzül
etimde tırnak acısı
salmışlar hataları peşime
ey yalan rastlarsan doğruya
selamım olsun kardeşime
yankısı karanlık hüznün
çıplak duvarlardan sızarken içeriye
ağlarsın gülerken yüzün
ah be baba
tutma kalbini bırak vursun
değişmedi söylediğim türkü
yere çaldım acıları
yutma orda dursun

Şahika Güray – Yorgunsun

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: