Avrupa İş Dünyası’nın Gündemi.


AB ve Rusya arasındaki iletişim kanallarının açık tutulması gereği; AB ve Hindistan arasında gerçekleşen ikili zirve; İngiltere’nin Avrupa Birliği üyeliğinden ayrılması; AB’nin yürütmesi gereken ekonomi diplomasisi; Atıkların ıslahı ve dönüşümü; Et ve süt ürünleri üzerine konulacak etiketler ve Gıda Güvenliği; AB’nin Arjantin menşeli bio-dizele uyguladığı anti-damping tarifesi; Sosyal Ortaklar Üçlü Zirvesi;      [photocredit]

AB ve Rusya arasındaki iletişim kanallarının açık tutulması gereği; AB ve Hindistan arasında gerçekleşen ikili zirve; İngiltere’nin Avrupa Birliği üyeliğinden ayrılması; AB’nin yürütmesi gereken ekonomi diplomasisi; Atıkların ıslahı ve dönüşümü; Et ve süt ürünleri üzerine konulacak etiketler ve Gıda Güvenliği; AB’nin Arjantin menşeli bio-dizele uyguladığı anti-damping tarifesi; Sosyal Ortaklar Üçlü Zirvesi;
[photocredit]

***

tusiad_bxl2

AB – Rusya

BUSINESSEUROPE, Rusya’da faaliyet gösteren Avrupalı şirketlerin temsil kuruluşu Association of European Business (AEB) temsilcileri ile bir araya geldi. AB ve Rusya arasındaki iletişim kanallarının açık tutulması gerektiği vurgulanan toplantıda Rusya ekonomisinin son durumu ve son gelişmeler değerlendirildi. Rusya ekonomisi uygulanan yaptırımlar, petrol fiyatlarının düşük seyretmesi ve Ruble’nin değer kaybetmesi nedeniyle zor bir dönemden geçmeye devam ediyor.

Toplantıda bu güç durumun sonlanması için Rus ekonomisinin geleneksel yapının dışına çıkması ve Rus ekonomisi içerisindeki faaliyetlerin çeşitlendirilmesi ve yapısal reformların gerçekleştirilmesi gerektiği ifade edildi. Ek olarak, kamu alımları gibi Rus ekonomisi dışındaki aktörlerin erişimine kapalı olan pazarlar üzerindeki korumacı tutumun sonlandırılması ve ekonominin dışa açılımının artırılması gerektiği vurgulandı. [Ayrıntılı bilgi için]

AB – Hindistan

BUSINESSEUROPE, AB ve Hindistan arasında gerçekleşen ikili zirve öncesinde AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’e bir mektup göndererek, Avrupa ve Hindistan arasında yakın ilişkilerin sürdürülmesine Avrupa özel sektörünün destek verdiğini belirtti. AB’nin dokuzuncu önemli ticaret ortağı konumundaki Hindistan’ın %7,5 büyüme hızına sahip önemli bir ekonomi olduğunun altı çizilen mektupta AB ve Hindistan ilişkileri ile ilgili şu konulara dikkat çekiliyor:

* Başbakan Modi önderliğindeki Hint hükümeti Hindistan’ın büyüme potansiyelini ortaya çıkarmaya kararlı bir görüntü sergilemektedir.

* “Goods and Sales Tax” adı altında uygulamaya konulan yeni vergi ile Hindistan’daki dolaylı vergi sisteminin sadeleştirilmesine çalışılması olumlu bir girişimdir.

* “Made in India” girişimi hükümetin Hindistan’a doğrudan yatırım çekme çabalarını yansıtmakla birlikte, yabancı yatırımcının karşı karşıya kaldığı birçok kısıtı göz ardı etmektedir. Bankacılık, sigorta, muhasebe, denetim, deniz taşımacılığı ve hukuk hizmetleri alanlarında yabancı yatırımcılar sermaye limitleri, hukuki kimlik ve ikamet zorunluluğu gibi birçok kısıtla karşı karşıya kalmaktadır.

* Daha fazla yabancı yatırım çekmek için Hindistan’ın iş yapabilme ortamını iyileştirmesi gereklidir. Öncelikle pazara giriş koşulları iyileştirilmelidir. Avrupa özel sektörü olarak Hindistan’ın imalat sektörünü geliştirme hedefi olumlu karşılanmakla birlikte “Made in India” girişimi ile yabancı yatırımcılar önüne engeller konulması doğru değildir.

* Avrupalı yatırımcılar Hindistan’da birçok ticaret engeli ile karşılaşmaktadır; bu sorunlar AB ve Hindistan arasında serbest ticaret anlaşması çerçevesinde çözüme kavuşturulmalıdır.

* AB-Hindistan STA’sı Avrupalı şirketlere Hindistan pazarına erişimde ve yatırımda ayrıcalıklar sağlamalıdır. Avrupa özel sektörünün bu STA’dan yüksek beklentileri bulunmaktadır.

* Hindistan’ın kabul ettiği yasal düzenlemelerin bir bölümü Dünya Ticaret Örgütü kurallarına ve uluslararası standartlara uymamakta ve ticaret önünde teknik engel oluşturmaktadır.

* Kamu alımlarında ihale süreçlerinin saydam olması sağlanmalıdır.

* Başbakan Modi’nin göreve başladığı 2014 yılından itibaren fikri mülkiyet hakları konusunda ilerleme sağlanmıştır. (Aralık 2014’te bu konu ile ilgili ulusal politika yayımlanmıştır) Hindistan’da fikri mülkiyet haklarının en çok önem taşıdığı sektörler arası işbirliği ile bu alanda kalıcı başarı sağlanması hedeflenmelidir. Avrupalı şirketler açısından fikri mülkiyet haklarının güvence altına alınması alanında sorunlar devam etmektedir.

* Ülke içerisindeki birçok eyalette faaliyet gösteren yabancı şirketler ayrımcı vergi uygulamaları ve lisans gereklilikleri ile karşı karşıya kalmaktadır.

* Merkezi ve yerel hükümetler düzeyinde şirketlerin tamamlaması gereken idari süreçler uzun sürmektedir.

AB Ülkeleri

PwC tarafından hazırlanan analize göre İngiltere’nin Avrupa Birliği üyeliğinden ayrılması ülke ekonomisinde ciddi bir şoka sebep olacak. Ticaret, yatırım, istihdam ve ekonomik büyümeyi göz önünde bulundurarak İngiltere’nin AB üyeliğinden ayrılması halinde ortaya çıkacak sonuçları değerlendiren çalışmaya göre Brexit’in İngiliz ekonomisine maliyeti (2020’ye kadar) 100 milyar Pound olacak ve yaklaşık 950 bin kişi işini kaybedecek. Raporda iki farklı senaryo ele alınıyor:

* Birinci senaryoda İngiltere’nin AB’den ayrılışı daha iyimser bir bakış açısıyla değerlendiriliyor; üyelikten ayrılması sonrasında İngiltere ve AB arasında bir serbest ticaret anlaşması müzakere edileceği ve imzalanacak anlaşmaya göre ithalat ve ihracatta gümrük vergileri 2020 yılına kadar sıfırlandığı varsayılıyor. Bu senaryoya göre İngiltere, AB ülkesi olmadığı ve İç Pazar’da yer almadığı için İngiltere’ye karşı tarife dışı ticaret engellerinde hafif artış meydana geleceği, AB’nin halihazırda serbest ticaret anlaşması ilişkisi içinde olduğu ülkelerin yanı sıra ABD ile aynı içerikte birer anlaşma tamamlayacağı düşünülüyor.

* İki numaralı senaryo olan “Dünya Ticaret Örgütü” senaryosunda ise İngiltere, AB’den ayrıldıktan sonra AB ile hemen bir serbest ticaret anlaşması imzalayamadığı için Dünya Ticaret Örgütü kurallarına uygun bir çerçeve içerisinde ticaret gerçekleştirildiği varsayılıyor. Bu senaryoya göre AB ile İngiltere arasındaki tarife ve tarife dışı engeller artıyor ve İngiltere AB üyesi olmaktan dolayı serbest ticaret anlaşması ilişkisi içinde olduğu ülkelerle yeniden anlaşma müzakere etmek zorunda kalıyor. İngiltere’nin AB, ABD ve diğer ülkelerle serbest ticaret anlaşmalarını 2026 yılında tamamlayabildiği varsayımına göre değerlendirme yapılıyor.

PwC’nin hazırladığı çalışma içeriğindeki her iki senaryoya göre AB’den ayrılması durumunda İngiltere’de yaşam standardı, gayrı safi yurt içi hasıla ve istihdam rakamlarında önemli ölçüde düşüş olacağı sonucuna ulaşılıyor. Yapılan analizlere göre AB’den ayrılmanın İngiltere’ye maliyeti 100 milyar Pound tutarında (GSYH’nın %5’i kadar) olacak. İngiltere ile AB arasında bir serbest ticaret anlaşmasının hemen tamamlanmasını öngören birinci senaryoya göre İngiltere GSYH’sı %3 azalırken, işsizlik oranında %2-3’lik artış meydana gelecek.

PwC tarafından hazırlanan raporun sunumunda bir konuşma yapan İngiltere iş dünyasının temsil kuruluşu CBI’ın Genel Direktörü Carolyn Fairbairn İngiltere’nin AB’den ayrılması halinde ortaya çıkacak olumsuz etkilerin uzun yıllar devam edeceğine dikkat çekti. Carolyn Fairbairn İngiltere’nin dış dünyaya olan ihracatının %45’inin AB ülkelerine olduğunu, AB ülkelerinin toplam ihracatının ise sadece %7’sinin İngiltere’ye olduğunun altını çizdi ve sadece ticaret alanı dikkate alındığında bile İngiltere’nin AB’den ayrılışının yüksek maliyetleri olacağını vurguladı.

Haziran ayında yapılacak halkoylaması sonucunda İngiltere’nin AB’den ayrılması durumunda AB Komisyonu bir çıkış anlaşması hazırlayarak Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi’ne sunacak. Bu
anlaşma taslağının çoğunluk oylaması ile onayı sonrasında İngiltere’ye sunulması gerekecek. Böyle bir durumda ayrılış anlaşması ile ilgili AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu’ndaki tartışmalara İngiltere katılamayacak. [Ayrıntılı bilgi için]

Ekonomi Diplomasisi

Avrupa Birliği’nin yürüttüğü dış ilişkiler çerçevesinde ekonomi ve ticaret alanlarında yürüteceği stratejinin belirlenmesi çalışmalarına BUSINESSEUROPE katkı sağladı. AB’nin yürütmesi gereken ekonomi diplomasisi içeriğinde şu noktaların AB özel sektörü açısından önemli olduğu mesajı verildi:

* AB’nin içeriğinde “mal, hizmet ve hammadde ticareti” olan uzun dönemli bir ekonomi vizyonu oluşturması, ticaret ve yatırımlar alanında küresel önderliğini koruması açısından önem taşımaktadır.

* Tutarlılığı olan bir ekonomi diplomasisi izlenmesi AB’nin uluslararası arenada tek bir ses olarak çıkarlarını korumasını sağlayacak, pazarlık gücünü artıracaktır.

* AB ve üye ülkeler arasındaki eşgüdüm güçlendirilerek ve iş dünyası ile işbirliği yapılarak Avrupalı şirketler için yeni pazar fırsatları yaratılmalıdır.

* AB’nin “Pazara Giriş Stratejisi” üçüncü ülkelerle AB arasında uzun süredir devam eden ticaret sorunlarının çözümü için bir araç olarak kullanılabilir.

* Yatırım ve ticaret siyasi tartışmaların merkezinde yer alan konulardır. Bu alanlarda önemli gündem maddelerinin belirlenmesi için ilgili konularına göre iş dünyası temsil kuruluşlarıyla yakın işbirliği içinde olunması elde edilen sonucun kalitesini yükseltecektir.

* Ticaret alanında Avrupalı şirketlerin karşı karşıya kaldığı ayrımcı uygulamalar ve korumacı önlemlerin ortadan kaldırılması için üçüncü ülkeler nezdinde girişimler gerçekleştirilmelidir. Mevcut çok taraflı kuralların, bu sorunların büyük çoğunluğunun çözümünü sağlamadığı görülmektedir. OECD, G7 / G20 ya da Dünya Ticaret Örgütü gibi çok taraflı mekanizmalara başvurarak, ihracat sınırlandırmaları, dijital ticaret ve rekabet gibi alanlara temas eden sorunların çok taraflı çözümü sağlanmalıdır.

* Asya ülkeleri ve Çin, küresel ekonominin büyümesine en büyük katkıyı sunmaktadır. Tek başına Çin, geçtiğimiz yedi yıllık dönem içerisinde küresel büyümenin üçte birini sağlamıştır. Çin ekonomisinin içinde bulunduğu aşağı yönlü eğilime rağmen küresel ekonomiye katkısı yüksek olmaya devam edecektir.

* Latin Amerika bölgesi AB’nin en çok sayıda serbest ticaret anlaşması yaptığı bölgedir; ticaret ve yatırım akışı için öncelikli bölge konumundadır.

* Gelişmiş ekonomiler olan ABD ve Japonya ile mevcut ticaret hacmi birçok engel nedeniyle olması gereken potansiyele erişememiş durumdadır. AB bu ticaret ortaklarıyla birlikte çalışarak günümüz koşullarına uygun ticaret kurallarını oluşturma şansına sahiptir.

Atık Yönetimi

Avrupa Özel Sektör Federasyonu BUSINESSEUROPE, atıkların ıslahı ve dönüşümü için Avrupa düzeyinde uyumlu bir hesaplama yönteminin benimsenmesi gerektiğini açıkladı. BUSINESSEUROPE temsilcileri Avrupa Parlamentosu bünyesinde 21 Mart’ta düzenlenen toplantıya katılarak atık maddeler ile ilgili yasal düzenleme konusunda Avrupa iş dünyasının beklentilerini milletvekillerine aktardı. Üye ülkelerde atık maddelerle ilgili yeterli ve güvenilir veri bulunmaması AB düzeyinde atık madde yönetiminde kaydedilen gelişmelerin izlenmesini ve üye ülkeler arasında karşılaştırma yapılmasını güçleştiriyor. [Ayrıntılı bilgi için]

Gıda güvenliği

Avrupa Parlamentosu’nda yapılan oylamaya göre milletvekilleri et ve süt ürünleri üzerine konulacak etiketlerde ürünün menşe ülkesinin belirtilmesi zorunluluğu getirilmesini istiyor. Yapılan oylamanın üye ülkeler üzerinde yasal açıdan bir yaptırımı bulunmuyor. Milletvekilleri zorunlu etiketleme sayesinde gıda zincirinin daha saydam hale geleceğini ve tüketicilerin gıda ürünlerine daha fazla güven duyacağını savunuyor. Milletvekilleri yasal düzenlemenin büyük baş hayvanların yanı sıra domuz, kanatları hayvanlar, keçi, oğlak, koyun, süt ve süt ürünlerine konulan (ürünün %50’sinden fazlasını oluşturan) içerik maddelerini de kapsamasını istiyor. Milletvekilleri 2013 yılı Eurobarometre istatistiklerine dayanarak şu rakamları savunuyor:

* AB vatandaşlarının %84’ü sütün kaynağının belirtilmesi gerektiğini düşünüyor.

* Vatandaşların %88’i et ürünlerinde etiketlendirmenin gerekli olduğunu düşünüyor. (sığır, domuz, koyun, keçi ve kümes hayvanlarının etiketlenmesi zorunluluğu bulunduğu için milletvekilleri bu hayvanlar dışında kalan hayvanlardan elde edilen et ürünlerinin de etiketlendirilmesini istiyor.

* Avrupa vatandaşlarının %90’ından fazlası işlenmiş gıda ürünlerinin etiketlenmesinin önemli olduğunu düşünüyor. Milletvekilleri ayrıca AB Komisyonu’nun raporuna göre böyle bir etiketlendirme zorunluluğundan doğacak maliyetlerin çok yüksek olmayacağını ortaya koyduğunu hatırlatıyor. [Ayrıntılı bilgi için]

Dünya Ticaret Örgütü

Dünya Ticaret Örgütü paneli AB’nin Arjantin menşeli bio-dizele uyguladığı anti-damping tarifesini yanlış hesapladığına karar verdi. 29 Mart tarihli kararda Avrupa Birliği’nin incelemeye konu ürünün üretim maliyetini hesaplarken üretici tarafından tutulan kayıtları esas almadığı, Anti-Damping Anlaşması’nın 2.2.1.1 numaralı maddesine uygun davranmadığı belirtildi.

AB Komisyonu, üçüncü ülkelerden bir üreticinin pazar payını artırmak gibi hedeflerle üretim maliyetinin altındaki fiyata mal sattığını tespit etmesi halinde anti-damping vergisi talep edebiliyor. Anti-damping önlemlerinin ticarette korumacı önlem olarak uygulanmasının önüne geçmek ve hangi durumlarda bu önlemlerin uygulanabileceğini belirlemek için Dünya Ticaret Örgütü üyeleri 1994 yılında Anti-Damping Anlaşması imzalamıştı.

Avrupalı bio-dizel üreticilerinin şikayetlerini değerlendiren AB Komisyonu, 2013 yılından itibaren Arjantin’e anti-damping vergisi uygulamaya başlamıştı. 2014 yılında ise Dünya Ticaret Örgütü çatısı altında bir panel kurularak AB ve Arjantin arasındaki bu anlaşmazlığın çözümü için inceleme başlatılmasına karar verilmişti. Panelin yayımladığı rapor Arjantin’in tüm şikayetlerine yanıt vermemekle birlikte AB’nin ithal vergisi hesaplama yönteminin tümüyle doğru olmadığına işaret ediyor. Raporda AB’nin uyguladığı önlemlerin Anti-Damping Anlaşması’na uyumlu hale getirilmesi isteniyor. [Ayrıntılı bilgi için]

Sosyal Diyalog

Sosyal Ortaklar Üçlü Zirvesi 16 Mart’ta Brüksel’de gerçekleştirildi. Zirvede şu konular tartışıldı:

* İstihdam yaratımı ve kapsayıcı büyüme

* Dijitalleşme, istihdam pazarı ve işgücünün çağın gerekliliklerine adaptasyonu

* Avrupa’ya gelen sığınmacıların istihdam pazarına entegrasyonunun sağlanmasında sosyal ortaklara düşen görevler.

Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk zirvede yaptığı konuşmada sığınmacıların Avrupa istihdam pazarına katılımının toplumla entegrasyon ve hayatlarını sürdürebilmeleri için gerekli olduğunu, Avrupa açısından da bunun bir fırsat olabileceğini belirtti. Ekonomik güçlükler ile karşı karşıya olan bazı Avrupa vatandaşlarının sığınmacılara destek verilmesini sorgulamaya hakkı olduğunu ifade eden Tusk, böyle soruların ortaya çıkmaması için eşitlikçi bir yaklaşım izlenmesi gerektiğini ve bu noktada da sosyal ortaklara önemli görev düştüğünü söyledi.

AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ise Avrupa ekonomisinin büyümeye başladığına dair belirtilerin gözlemlendiğini, buna karşın işsizlik oranının yüksek seyretmeye devam ettiğini, bu nedenle de Avrupa ekonomisinde kırılganlığın devam ettiğini ifade etti.
Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) Genel Sekreteri Luca Visentini sığınmacıların işgücüne katılımı, sanayi politikası ve dijitalleşme konularında görüş birliğine varıldığını, işverenler ile sendikaların bu alanlarda ortak çalışmaya hazır olduğunu söyledi.

BUSINESSEUROPE Başkanı Emma Marcegaglia Avrupa’nın bir yol ayrımında olduğunu, verimli çalışan bir kamu yönetimi ve güçlü bir sanayinin karşılaşılan güçlüklerin aşılmasına katkı sağlayacağını belirtti. [Ayrıntılı bilgi için]

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: