«Gem vurulmuş özgürlükler» ortamında, «Yeni Anayasa» aldatmacası!


«Diziler ve Futbol Narkozu»ndaki bir topluma da böylesi gerek, netekim !

OLYMPUS DIGITAL CAMERA ©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

AB üyelik müzakereleri sürecinde Yeni Anayasa koşulu bulunmuyor. Kopenhag Kıstasları’na uyum değişiklikleri de mevcudunun üzrinde zaten yapıldı ve Brüksel tarafından da yeterli görüldü.yeni_anayasa1 Türkiye’de bugün, düşünce ve kanaat hürriyeti alanında ciddi ihlâller mevcut ve çağdaş demokratik hakların kullanılması sürekli gerilemektedir. Düşünceyi açıklama ve yaymanın önünde ciddi engeller bulunurken, toplum kesimlerinin serbestçe görüşlerini ifade etmesi, çalışmaları eleştirmesi, yapıcı önerilerde bulunması mümkün değildir! Oysa Anayasalar, birer toplumsal uzlaşı belgeleri değil midir? Türkiye’nin mevcut tablosunda ortaya çıkacak yeni anayasa toplumun değil iktidarın ihtiyaçlarını karşılayıcı nitelik taşımakla sınırlı kalacaktır. Peki ne yapılması gerekiyor?!

***

YENİ BİR ANAYASA YAPMAK ÜZERİNE

Yeni bir anayasa yapma konusu yeniden ve daha güçlü olarak Türkiye’nin gündeminde, “sahada” çalışmalar başlamış bile…

Bu durum, bende, konuya ilişkin görüşlerimi kamuoyu ile paylaşma ihtiyacını doğurmuştur.

1. İlk aklıma gelen, AB ile 2005 yılında başlayan ve halen devam eden tam üyelik müzakerelerinin, karine olarak, Türkiye’nin mevcut Anayasasının AB’nin üyelik için aradığı siyasal kriterlere uygun olduğu anlamına geldiğidir. AB, tam üyelik müzakerelerini yeni bir anayasa yapılması şartına bağlamamış, anayasada bazı değişikliklerin yapılmasını istemiş, bunlar da yapılmıştır.

Aradan 10 yıldan fazla bir süre geçmiştir. Bugün Türkiye, “düşünce ve kanaat hürriyeti” ile “düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” konusunda ciddi eleştiriler ile karşı karşıyadır. Türkiye için, “çağdaş demokratik hakların kullanılması” konusunda bir gerileme söz konusudur.

Düşünceyi açıklamanın ve yaymanın önünde ciddi güçlükler belirmiş iken, üstelik siyasal iktidarın doğrudan ya da dolaylı desteği ile yapılan yeni anayasa yapmaya yönelik çalışmalar karşısında bu destekten yoksunluk söz konusu iken, toplum kesimlerinin görüşlerini ifade etmesi ve dolayısıyla görüşlerinin yapılacak anayasada ifadesini bulması ne kadar mümkün olabilecektir?

Mevcut maddi ortam, toplumdaki bütün kesimleri kucaklayacak bir anayasanın ortaya çıkmasına elverişli gözükmemektedir. Eğer anayasaların birer toplumsal uzlaşı belgesi olduğu çıkış noktası alınırsa, Türkiye’nin mevcut tablosunda, ortaya çıkacak yeni anayasanın bir uzlaşı belgesi olmayacağını söylemek abartılı bir öngörü olmayacaktır.

2. Eğer siyasal iktidar mevcut Anayasadan rahatsız ise, bu rahatsızlığı gidermenin yolu, Anayasada değişikliğe gitmektir. Fakat siyasal iktidar, anayasayı değiştirmeyi değil, yeni bir anayasa yapmayı istemektedir ve nasıl bir anayasa istediği de az-çok bellidir. Bu, yeni bir anayasa yapılması konusuna ayrıca eğilinmesine neden olmaktadır.

Bu bağlamda ise, iki husus kendisini belli etmektedir. Birincisi, mevcut Anayasanın 4. maddesidir. Bu madde, mevcut Meclis’in yeni bir anayasa yapma girişimine “anayasal” bir sınırlama getirmektedir ve siyasal iktidarın bu anayasal sınırlamayı dikkate alması gerekmektedir. Buna bağlı olan ikinci husus ise, teamüllere göre, anayasa yapma işinin Meclis ya da bir başkası olsun, görevi sırf anayasa yapmak olan böyle bir meclise ihtiyaç vardır.

Çünkü mevcut Meclis, partilerin kendilerine en çok oy kazandıracak ve hizmet edecek kişileri aday gösterdiği ve bunların seçilerek geldiği bir meclistir. İlave olarak, Meclis’te temsil edilmeyen partiler olduğu gibi, toplum kesimleri de vardır.

Bunlar, mevcut Meclis’in yapacağı yeni bir anayasanın hukuksal ve siyasal açılardan neyle malul olacağına işaret etmesi açısından önemlidir.

3. Türkiye’nin ve bölgenin içinde bulunduğu mevcut koşullar, içeride birlik ve beraberlik içinde olunmasını her zamankinden daha çok gerektirmektedir. Yeni bir anayasa yapmak için yola çıkılması; siyasal iktidarın bugüne kadar kullana geldiği söylemler ile, siyasal iktidara ilişkin (ya da ilişkilendirilen) bazı gelişmelerin, haberlerin ve olayların etkisinde toplumda esasen bozulmuş olan birlik ve beraberliği daha da bozacaktır. Bu, uygulamada, Türkiye’nin ülke ve ulus bütünlüğünü hedef alan güncel tehdit ve risklerin daha bir ciddiyet kazanması anlamına gelecektir.

Güvenlik kuvvetleri, ülke genelinde (özellikle doğu ve güneydoğu Anadolu bölgelerinde) bölücü/ayrılıkçı terörle mücadele etmektedir. Irak’ın kuzeyindeki Kürt Özel Bölgesi Yönetimi’nden Bağdat’tan kopma sinyalleri gelmektedir. Suriye’nin kuzeyindeki Kürtler ise, hem “Kuzey Suriye Federasyonu” ilan etmiş, hem de Suriye için “demokratik federalizm” çağrısında bulunmuştur. Bu tablo, yeni bir anayasa yapma çabasının; bugün fazla dillendirilmeyen ancak sonrasında Türkiye’nin ülke ve ulus bütünlüğünden kopmalar olmasına yol açabilecek, farklı bir mecraya kayma potansiyeline işaret etmektedir.

Ve sistem yaklaşımının bir gereği olarak, siyasal iktidarın tek başına bu potansiyeli boşa çıkarması mümkün gözükmemektedir.

4. Mevcut Anayasa, etnik kökenine ya da dinine bakılmaksızın, vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk kabul etmekte ve bunlar arasında bir ayrım öngörmemekte, bunu dışlamaktadır. Bu bağlamda, özellikle yapılacak anayasada “Türk” kavramının yerine “Türkiyeli” kavramının konulabileceğinin konuşulması son derece önemlidir.

Bu söylem, bin yıldan fazla bir süredir aynı topraklarda yaşayan, olaylar karşısında birlikte sevinen ve üzülen, kader birliği etmiş insanların arasındaki bağı görmezden gelen bir söylemdir. Bu insanların bir arada ve iç içe yaşamaları, sadece “aynı coğrafyayı” paylaşmaları ile açıklanamaz, tarihsel ve sosyolojik veriler yok varsayılamaz, onlar arasındaki diğer bağların görülmesi ve gözetilmesi gerekir. Aksi, ufalanmaya ve etnik/ırkçı iç çatışmaya zemin oluşturmaya hizmet eder, adeta buna davetiye çıkarmak anlamına gelir.
Eğer yeni anayasa ile “yönetimde/devlette birlik” ya da “bir, iri ve diri olma” amacı güdülüyor ise; söz konusu söylemde ifadesini bulan yaklaşım, tam tersine, “çok başlı” bir devlete/yönetime yol açacaktır. Herkesin istediğini yapabileceği bir devlet düzeni kurma çabasının, bir ütopya olduğunu ve kimsenin istediğini yapamayacağı kaos/kargaşa “düzenine” yol açacağını görmek gerekir.

5.Asıl önemlisi, tarihe sığmamış-sığmayan Büyük Türk Milleti’nin görmezden gelinemeyeceğidir. Büyük Türk Milleti, Türk Milliyetçiliğini “tu-kaka” yapanların, diğer etnik milliyetçiliklere ve o etnik unsurlar nezdinde ırkçılığa ve faşizme yol verdiklerinin farkındadır. Kimse, Büyük Türk Milletini, öksüz ya da yetim, hele sahipsiz görme bahtsızlığına düşmemelidir. Öldü-bitti denilerek tarihe gömülmek istenen bu büyük Milletin, Milli Mücadele yıllarında nasıl küllerinden doğduğuna bütün Dünya şahittir.

Yeni bir anayasa yapmanın salt bir hukuk işi olmadığını görmek gerekir.

Ne mutlu Türk’üm diyene.
Ankara/28 Mart 2016

*

ascmer

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: