Rusya ile «caydırıcı» ve karşılıklı «örtülü operasyonlar» dönemi mi?


Biri terör, diğeri «kaza» iki olayın düşündürdükleri…

OLYMPUS DIGITAL CAMERA ©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

Kerç Boğazındaki kazanın İstanbul/Beyoğlu, İstiklal Caddesindeki terör saldırısı ile aynı güne denk gelmesi sadece bir «tesadüf» mü? Yoksa; Moskova’nın bu tavrına bir cevap olarak, gerçekte Ankara tarafından hazırlanmış bir senaryonun ürünü mü? Bir gün öncesinde moskova_ankaraPutin’in, köprünün inşasına zarar verilir ise, bunun failleri için “kelleleriyle hesap verirler”, tehdidinde bulunması, Ankara mahreçli “muhtemel” senaryodan haberdar olduğu ve köprü inşasına beklenmedik ziyaret sırasında söyledikleri “caydırma” yı amaçlı mıydı? Böyle ise, Moskova ve Ankara’yı hedef alan yeni “örtülü” gelişmelerin yaşanacağı kimse için sürpriz olmamalı!

***

KERÇ BOĞAZI’NDAKİ KAZA: ANKARA-MOSKOVA İLİŞKİLERİ ÇIĞIRINDAN ÇIKABİLİR
24 Mart 2016.

Moskova, Kırım’ın Rusya’ya katılma kararı almasından sonra, geri dönüş yolunu tıkamayı öngören bir politika izlemeye başlamış; 2015 yılında, bu politika bağlamında, Kırım Yarımadasını Rusya’nın ana karasına bağlayacak 19 km. uzunluğunda bir köprünün inşasına girişmişti. Toplamda 3.3 milyar dolar harcanarak 2018 yılında hizmete sokulması öngörülen bu köprüye, Kırım’ın her alanda Rusya’ya entegrasyonunu hızlandırma ve güçlendirme işlevini yüklemişti. Türkiye’deki Turkuaz Shipping denizcilik şirketine ait olduğu ileri sürülen “Lira” isimli kuru yük gemisi, 19 Mart 2016 tarihinde, bölgede seyir halindeyken, henüz bilinmeyen bir nedenle rotasından çıkarak, inşasında belli bir aşamaya gelmiş bu köprünün ayaklarına çarpmış, ayaklarından biri yıkılmış, ikisi de zarar görmüştür. Bu olay için kullanılan “köprüyü biçme” ifadesi “köprüyü biçme” ifadesi (haberrus), Kırım tarafında Kerç’i Rusya tarafında Taman’a bağlayacak köprü inşaatının çarpmadan ciddi zarar gördüğü algısına yol açmaktadır. Eğer öyle ise, olay, köprünün inşası için öngörülen tarihte değişikliğe yol açacak ve muhtemel hizmete girişi gecikecektir.

lira3

Çarpma olayı, ilk bakışta basit bir kaza gibi görünse de, eş zamanlı gelişmeler nedeniyle, farklı bakmayı ve önemli bulmayı gerektiren bir durum olduğu algısına neden olmaktadır.

Figen_Akat

Hemen akla “İkizce Kayalıkları (Kardak) Krizi” geliyor. Hatırlanacağı üzere, Yunanistan, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmiş olmasının da etkisinde, oldu-bitti stratejisi ile Ege Denizi’ndeki aidiyeti tartışmalı, ancak Yunanistan’a bırakılmamış oldukları kesin olan adacıkları ve kayalıkları “örtülü” yollarla sahiplenme politikasını ileriye taşımaya yönelmiş; Türkiye de, bunu görerek, Yunanistan’ın uluslararası hukuku hem görmezden gelen hem de istismar eden bu yönelişine, Aralık 1995’te dur demişti. O tarihte, Figen Akat isimli bir balıkçı gemisi, Bodrum’un 3.8 deniz mili uzağındaki İkizce Kayalıkları yakınında karaya oturtulmuş, gemiyi kurtarmak için girişilen “arama-kurtarma” faaliyetleri üzerine başlayan kriz, Yunanistan’ın bayrağı da dâhil kayalıklardaki varlığını geri çekmesi ve bu suretle, dolaylı olarak, kayalıkların kendisine ait olmadığını kabul etmesi ile sona ermişti. İkizce Kayalıkları yakınında bir Türk balıkçı gemisinin karaya oturtulması ile ortaya çıkan bu krizin arka planının ya da zemininin bu şekilde olduğu, bugün herkesçe bilinmektedir.

Kerç Boğazı’nda yaşanan ve inşa halindeki köprünün ayaklarına çarpma olarak görülen olayın bir kaza mı, yoksa İkizce Kayalıkları ile ilgili yaşananlarda olduğu gibi bir arka planı/zemini içerip içermediği, henüz bilinmemektedir. Ancak eş zamanlı gelişmeler, bu bilinmezliğin “aralanması”na imkân ve fırsat vermektedir. Bu da, daha ciddi bir krizin gelmekte olduğu algısına yol açmaktadır.

Daha önce de çeşitli yazılarda ifade edildiği üzere, Türkiye’nin de bir parçası olduğu bölgedeki koşullar çok hızlı değişmektedir. Kerç Boğazı’nda yaşanan çarpma olayı, bölgede çok hızlı bir şekilde cereyan eden bazı gelişmeleri çağrıştırmış ve gelişmelerle bağlantı kurulmasına yol açmıştır. Çok fazla geriye gitmeden, ilk akla gelen husus, geçtiğimiz Eylül (2015) ayının sonuna doğru Rusya’nın hava unsurları ile Suriye krizine askeri açıdan müdahil olması ve bunun Ankara ile Moskova arasındaki ilişkileri olumsuz etkilemesidir. Bu etkileme, Kasım (2015) ayında bir Rus askeri uçağının Türkiye tarafından düşürülmesi sonrasında, ilişkilerde hızlı bir “bozulma”ya dönüşmüştür. Gerek Moskova’dan en üst seviyede gelen açıklamalar, gerekse uluslararası medyaya yansıyan konuya ilişkin yorum ve haberler, Rusya’nın (Putin’in) Türkiye’de iktidar partisini ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı açıkça hedef aldığını ortaya koymuş, Rus uçağının düşürülmesinin “rövanşını” almaktan geri durmayacağı algısına yol açmıştı. Ankara-Moskova ilişkileri bu mecrada iken, Putin, 15 Mart 2016 tarihinde, beklenmedik bir şekilde, Rusya’nın Suriye’den çekilme kararı aldığını açıklamış ve bu karar, Asya Çalışmaları Merkezi’nin web sayfasında yer alan konuya ilişkin iki yazıda [1] [2] değerlendirilmişti. Bu yazılarda da işlendiği üzere, Rusya’nın Suriye’den çekilme kararının, uygulamada, Türkiye’yi hedef alan, Türkiye’yi “oyuna” getirmeyi ve/veya Kürt hareketi üzerinden Türkiye’nin ülke ve ulus bütünlüğüne yenik tehdidi güçlendirmeyi öngören bir karar olduğu değerlendirmesi yapılmıştı. Rusya’nın çekilme kararından hemen sonra Suriye Kürtlerinden gelen, “Kuzey Suriye Federasyonu” ilanı ile, Şam’a ve uluslararası kamuoyuna yaptıkları Suriye’de “demokratik federal” sisteme geçiş çağrısı, Rusya’nın, çekilme kararı ile Kürt hareketinin önünü açmayı ve bu suretle Türkiye üzerindeki baskıyı artırmayı amaçladığı daha anlaşılır hale gelmiştir. Rusya’nın çekilme kararı ve Suriye Kürtlerinin attığı adımlar, Türkiye Kürtlerini tahrik etmiş ve Türk güvenlik güçlerinin ülkede PKK terör örgütü ile yürüttüğü mücadeleyi olumsuz etkilemiştir.

Daha yeni (23 Mart 2016 tarihinde), Moskova’yı ziyaret eden Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile yaptığı görüşme sonrasında medya mensupların karşısına geçen Rusya Dışişleri Bakanı Sergy Lavrov’dan gelen, Türkiye’nin terörle mücadeleyi Suriye ve Türkiye Kürtlerini sindirmek için kullandığı yolundaki açıklama oldukça önemlidir. Çünkü Lavrov’un açıklaması, Rusya’nın Suriye’den çekilmesinin münhasıran Kürt hareketinin önünü açmak (onlara destek olmak) ve bu suretle Türkiye’yi zora sokmak (Türkiye’den intikam almak) amaçlı olduğu değerlendirmesini beslemektedir. Eğer söz konusu açıklamanın, aynı zamanda, hem Türkiye’nin iç işlerine karışma anlamını taşıdığı değerlendirmesine yol açtığı, hem de Moskova ile Kürt hareketi arasındaki ilişkinin gücüne ve geleceğine işaret ettiği düşünülür ise, “pervasızlık” ve dolayısıyla geliyorum diyen krizin ciddiyeti daha iyi anlaşılmış olacaktır.

Rusya’nın Suriye krizine ilişkin yaklaşımına ve Ankara-Moskova ilişkilerindeki bozulmaya işaret eden yukarıdaki hususlar nedeniyle; Lira isimli kuru yük gemisinin neden olduğu çarpma olayının, Moskova’nın bu tavrına bir cevap olarak, gerçekte Ankara tarafından hazırlanmış bir senaryonun ürünü olabileceği algısı edinilmektedir. Çünkü (i)söz konusu kazadan bir gün önce, 18 Mart 2016 tarihinde, Putin, köprü inşasını yerinde incelemiş ve medyada yer alan haberlere göre, bu inceleme sırasında Putin’in, eğer köprünün inşasına zarar verilir ise, bunun failleri için “kelleleriyle hesap verirler”, “asarız” ifadelerini kullandığı belirtilmiş; (ii)çarpma olayı da Putin’in bu ziyaretinden ve sözlerinden hemen bir gün sonra gerçekleşmiştir. Bu belirtilenler, Moskova’nın Ankara mahreçli “muhtemel” senaryodan haberdar olduğu ve Putin’in, köprü inşasına yaptığı beklenmedik ziyareti ve bu ziyaret sırasındaki sözleri ile “caydırmayı” sağlamayı amaçladığı çıkarsamasına yol açmaktadır.

Kerç Boğazındaki kazanın İstanbul/Beyoğlu, İstiklal Caddesindeki terör saldırısı ile aynı güne denk gelmesi, dikkati çeken bir başka husustur…

Kerç Boğazı’ndaki çarpma olayının çağrıştırdığı yukarıdaki hususlar, “bağlı” ya da “ikincil” başka çağrışımlara yol açmıştır ki, bunların da önemli olduğu ve yukarıdaki varsayımları ayrıca beslediği düşünülmektedir. Birincisi, Kerç Boğazındaki köprü inşaatının ayaklarına çarpan kuru yük gemisinin isminin aynı zamanda Türk para birimi olan “Lira” olması ve bu geminin Turkuaz Shipping denizcilik şirketine ait olduğunun ileri sürülmesidir. Eğer diplomaside ya da “ örtülü” mücadelede sembollere ciddi mesajlar yüklendiği hatırlanırsa, “turkuaz” kelimesinin renk olarak çağrışımı, konu bağlamında anlamlı bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde, ani bir kararla protokol karşılamaları turkuaz renginin hâkim olduğu zeminlerde yapılmaya başlanmış, bu uygulama kendisinin Cumhurbaşkanlığında da sürdürülmüştür. Bu hususa burada yer verilmesinin nedeni, “Recep Tayyip Erdoğan” ile ilişkilendirilmek suretiyle Turkuaz rengi için yeni ya da “güncel” bir yoruma gidilmiş olduğunun anlaşılmasıdır. Turkuaz renginin “güncel” yorumu için, “açık fikirli, yardımsever ve gururlu kişilerin rengi olup, en üst düzeydeki bir değişimin ve dönüşümün sembolü” olduğu ve bu rengin, “geçmişten ders çıkarabilen ve gündelik, sıradan olaylara yeni bir bakışla bakabilen insanlar tarafından benimsendiği”ifadeleri kullanılmıştır. Bu güncel yorumun, gerçekten “Recep Tayyip Erdoğan”ı çıkış noktası alan bir yorum olup olmadığı bilinmemektedir. Ancak eğer Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı çıkış noktası alan bir yorum olduğu kabul edilir ise, Kerç Boğazında köprü ayaklarına çarpan kuru yük gemisinin “Turkuaz” Shipping denizcilik şirketine ait olması da, bu çalışmadaki algı ya da varsayım ile bir ilişkilendirmeye neden olmaktadır. İkincibir çağrışım da, Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın, bu gelişmelerin yaşandığı bir sırada, 23 Mart 2016 tarihinde, Pekin’e gitmesidir. Enerji Bakanı’nın, nükleer enerji konusunda görüşmelerde bulunmak üzere Çin’e gittiği açıklanmıştır. Enerji Bakanının heyetinde başka kimlerin yer aldığı ve Enerji Bakanının Pekin’de Çin Ulusal Enerji İdaresi Direktörü Nur Bekri dışında başka kimlerle görüştüğü bilinmemektedir. Ancak ziyaretin zamanlaması, Enerji Bakanının aynı zamanda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı olması ve Nur Bekri’nin Devlet Başkanı Xi Jinping’in başında bulunduğu Çin Komünist Partisi’nin Merkez Komitesi üyesi olması, ziyareti önemli kılmaktadır. Nur Bekri’nin 2007’den 2014 yılına kadar Sincan-Uygur Bölgesinin (Doğu Türkistan’ın) Valisi olması ve Doğu Türkistan halkı tarafından “kukla vali” olarak” nitelenmesi, Nur Bekri’nin Pekin’in gözündeki değerine işaret eder ki, gerek bu husus, gerekse belirtilen diğer hususlar, Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın Çin’e yaptığı ziyaretin konusunun münhasıran nükleer enerji olamayabileceği, asıl konunun Rusya ile yaşanan güncel gelişmeler olabileceği ve birinci konunun, ikinci konuyu “örtmek” için kullanılmış olabileceği algısına yol açmaktadır.

Kuru yük gemisinin çarptığı köprünün Moskova’nın ve Kiev’in gözünde neyi ifade ettiği, Kırım Yarımadasının güncel jeopolitiği, halen Kırım üzerinden Ukrayna’nın ve bir bütün olarak Batının Rusya ile karşı karşıya bulunması; Türkiye’nin, bahse konu “muhtemel” senaryosu ile, Rusya’nın çekilme kararı ve sonrasındaki gelişmeler ile içine düştüğü durumu dengelemek istediğini, Rusya karşısında bu ülkelerin desteğini kazanmayı düşünmüş olabileceğini akla getirmektedir. Eğer bu çalışmaya konu anlam yüklemesine (algıya ya da varsayıma) iştirak edilir ise; buna bağlı olarak, krizin tırmanmaya devam edeceği ve bu bağlamda Ankara’yı ve Moskova’yı hedef alan yeni “örtülü” gelişmelerin yaşanacağı kimse için sürpriz olmamalıdır. Daha açık bir ifade ile, Ankara-Moskova ilişkilerinin çığırından çıkma potansiyeli güçlenmiş gözükmektedir.

Yine eğer bu çalışmaya konu anlam yüklemesine (algıya ya da varsayıma) iştirak edilir ise; bunun iç politikaya ilişkin çağrışımları da olacaktır ki, akademik çalışma alanı sınırları içinde kalma mülahazasıyla, bu konuda, sadece sağlam bir dış politikanın ancak sağlam bir iç politika ile mümkün olabileceğini belirtmekle yetinmek uygun olacaktır.

Bu çalışma, uygulamanın içinden gelen ve hâlihazırda üniversitede “Dış Politikada Kriz Yönetimi” dersini vermekte olan bir akademisyenin, birikimleri ışığında, bir kuru yük gemisinin, inşası devam eden bir köprünün ayaklarına çarpmasına uluslararası ilişkiler bağlamında anlam yüklemesi yapılmıştır.

Sonuç olarak görünen, Türkiye’nin, bölgesel gelişmeler bağlamında ve dış politikasında “gerçekten oldukça zor bir dönem”den geçmekte olduğudur.

*

ABD’NİN ÇİN’İ ÇEVRELEME POLİTİKASI VE FİLİPİNLER

Kuzey Kore’nin füze denemeleri ve nükleer programı, Güney Çin Denizi anlaşmazlığında her gün biraz daha yükselen tansiyon, ABD’nin Asya’nın bu bölgesindeki askeri varlığını artırmasına hizmet ediyor. Washington ile Manila arasında imzalanan savunma işbirliği anlaşmasının yürürlüğe girmesi ile; ABD, Japonya, Güney Kore ve Tayvan arasında esasen var olan yakın savunma/güvenlik ağına, Filipinler de dâhil oluyor. Avustralya’nın ABD lehine Asya’ya eklemlenmesi ve Hindistan’ın ABD ve ABD’nin bölgesel müttefikleri ile olan yakın ilişkileri, Çin karşısındaki bu savunma/güvenlik ağının çapını daha da büyütüyor.

Filipinler ile ABD arasında, 2014 yılında imzalanan, ancak Filipinler Yüksek Mahkemesi’nin anayasaysa uygunluk denetiminin yeni tamamlaması nedeniyle ancak geçtiğimiz günlerde yürürlüğe girebilen anlaşma ile, ABD, Filipinler’de beş askeri üsse sahip olma imkanı elde ediyor. Bu üslerin adı ve yerleri sırasıyla şunlar: (i)Basa Hava Üssü (Filipinler’in kuzeyinde, Tayvan’ın güneyinde, İkinci Dünya Savaşı öncesinde ABD tarafından inşa edilmiş), (ii)Magsaysay Kalesi (Filipinler’in batısında, Güney Çin Denizi’nin doğusunda, Filipinler’in en büyük askeri tesis, Filipinler Ordusunun ileri eğitim merkezlerinden biri), (iii)Macton-Benito Ebuen Hava Üssü (Filipinler’in orta kesiminde, Cebu sahilinde, 1990’ların başında çıkarılmadan önce ABD Hava Kuvvetleri için inşa edilmiş), (iv) Lumbia Hava Üssü (Mindanao Adası’nın güneyinde, sivil havacılığa da hizmet veriyor) ve (v)Antonio Bautista Hava Üssü (Palawan Adası üzerinde, Güney Çin Denizi’nde anlaşmazlık konusu Spratly Adaları ile karşı karşıya). ABD askeri unsurlarının bu üslerde konuşlanmasının ne zaman başlayacağı şimdilik belirsiz gözükse de, ABD Savunma Bakanı Ash Carter’in önümüzdeki Nisan (2016) ayında Filipinler’e yapması beklenen ziyarette bu belirsizliğin ortadan kalkacağı tahmin edilmektedir. Anlaşma, Filipin Ordusuna askeri eğitim verilmesini de öngörüyor.

Üç asır İspanyolların hâkimiyetinde kalan, 1898’de ABD’nin yönetimine giren ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonya’nın işgaline uğrayan Filipinler, savaştan sonra asıl/tam bağımsızlığına kavuşmuş bir ülkedir. İzleyen yıllarda da, genelde, ABD ile yakın ilişki içinde olmuştur. Bu tablo nedeniyle, Filipinler’in askeri alt yapısının esasen ABD’nin kullanımına elverişli olduğunu ve ABD’nin edindiği üsler için ciddi harcama yapmasını gerektirmediğini söylemek mümkündür. Nitekim Obama Yönetiminin Kongre’ye yaptığı konuya ilişkin bildirimde 50 milyon dolarlık bir harcamayı öngörmesi de, bunu teyit etmektedir. Filipinler’in askeri alt yapısının uyumlu oluşu, ülkenin Çin ve Güney Çin Denizi nezdindeki konumu ile birlikte dikkate alındığında, bahse konu anlaşmanın, ABD’ye Çin karşısında ciddi avantaj sağlayacağını söylemeye gerek yoktur. Ancak Filipinler’in sadece, Güney Çin Denizi’ne ve bu deniz üzerinden Çin’e komşu olması değil, Malaka Boğazı’na girişi-çıkışı kontrol eden ve Avustralya’nın fiziki olarak Asya’ya eklemlenmesini mümkün kılan konumu da ABD için önemlidir, Çin karşısında ABD’ye güç verecektir. Öyle ki, Filipinler’in jeopolitiğinin, ABD-Çin rekabetinde dengeleri etkileyici bir potansiyeli içerdiğini ileri sürmek abartılı bir görüş olmayacaktır.

Ayrıca, Mindanao Adası’ndaki Lumbia Hava Üssünün, coğrafi konumu dikkate alındığında, ABD’ye İslami aşırıcılık ile mücadele etme imkânı verebileceğini de görmek gerekir.

Eğer ABD ile Japonya arasındaki savunma işbirliği ve Japonya’nın savunma konseptinin güneyindeki Tayvan’ı da içerdiği dikkate alınırsa; ABD ile Filipinler arasında yürürlüğe giren savunma işbirliği anlaşmasının, sadece ABD açısında değil, Doğu Çin Denizi’ndeki ve Hava Savunma Bilgi Bölgesi uygulamasındaki anlaşmazlık üzerinden Çin ile karşı karşıya bulunan Japonya açısından da anlamlı olduğu görülür. Bu durumda, Asya’nın doğusunda, kuzeyde Güney Kore’den ve Japonya’dan başlayıp güneyde Filipinler’e kadar uzanan, Çin karşısında “yekpare” ve homojen bir cepheden söz etmek mümkündür. Bu cephe, Çin’i, doğudan ve denizden kontrol eden bir cephedir ve hem Çin Donanmasının hareketini kısıtlayacaktır, hem de Çin bağlantılı dış ticaret yoluna müdahale etme imkânı verecektir.

Filipinler, 2013 yılında, Güney Çin Denizi’ndeki adaların aidiyeti konusunda Çin ile yaşadığı anlaşmazlığı uluslararası yargıya (Tahkim’e) taşımıştır ve bu konudaki kararın 2016 yılı ortalarında verilmesi beklenmektedir. Çin, yargı sürecine müdahil olmamış, bu süreçte Filipinler’in karşısında yer almaktan kaçınmıştır. Çıkacak kararın Filipinler lehine olacağı ve Çin’in de bu karara uymayacağı tahmin edilmektedir. Bu durum nedeniyle, Filipinler ile ABD arasındaki savunma işbirliği anlaşması, buna hazırlık anlamını da taşımaktadır. Karar bu şekilde çıkar ve Çin bu kararı görmezden gelirse, bu, bir taraftan Çin’e yönelik bir askeri müdahaleye haklılık kazandıracak, diğer taraftan da böyle bir müdahalenin uluslararası kamuoyundan destek bulmasına hizmet edecektir. Ancak Çin’in genelde askeri açıdan giderek güçlendiği, özelde ise Güney Çin Denizi’ndeki askeri varlığını her geçen gün artırdığı, buradaki askeri imkan ve yeteneğini geliştirdiği/güçlendirdiği dikkate alındığında, karar sonrasında Çin’e yönelik bir askeri müdahalenin o kadar da kolay olmayacağı sonucuna ulaşılmaktadır.

Çin ise, bu durumun farkındadır. Pekin’den, ABD ile Çin’in biri birlerine ihtiyaçları olduğu, ABD’nin Çin’i kaybetmekten pişman olabileceği yolunda açıklamalar gelmektedir. Ve Çin açısından kritik eşiğin, başkent Manila’nın batısında kalan, Subic Körfezi’ndeki limanının, yeniden askeri amaçlarla kullanıma açılması ve bu tür kullanım için ABD’ye tahsis edilmesi olduğu ileri sürülmektedir.

Filipinler, ABD’nin Çin’i çevreleme politikasında kritik önemi haiz bir coğrafya ve ABD ile yaptığı anlaşma Çin için ciddi sıkıntı anlamına gelmektedir.
24 Mart 2016.

*

ascmer

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: