Dasvidania Сирия/Siriya!


Rusya’nın çekilme gerekçeleri ve Ankara’nın «yalnızlığı!»

OLYMPUS DIGITAL CAMERA ©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

“Kararın” teknik olarak geleceğe yönelik bir işlev olması nedeniyle, kararın neye yönelik olduğunu öğrenmek, yani görünür geleceğe ilişkin isabetli tahminlerde bulunmak, geleceğe hazırlanmak açısından da önemli. Çünkü; Moskova, siyasal çözüm konusundaki umutları canlandırdığı gibi, ateşkesin sürdürülmesi ihtimalini de güçlendirmiş bulunuyor. Bu durum; Suriye için federal yapılanma görüşüne de güç katıyor.orta_dogu Federal yapılanmaya gidilmesi, Türkiye için de bir emsal olarak gündeme gelebileceği gibi, Ankara üzerinde bu yönde bir baskıyı da başlatabilecek. Ankara’nın, Washington – Moskova ekseninde baskı görmesi, kaçınılmaz bir durum olarak görülüyor! Aliyev’in ziyareti de, Rusya’yı iyi tanıyan Bakü yönetiminin, Ankara’nın dikkatini çekme ve muhtemel riklere karşı uyarma şeklinde yorumlanabilir! Çekilmenin hemen ertesinde başladığı da dikkate alındığında, Ankara’daki terör saldırısının gelişmelerle ilişkilendirilmesi ihtimal dahilindedir. Suriye’ye müdahalede bulunmaya hazırlandığı ileri sürülen AKP iktidarına bu yolla “ayağını denk al uyarısı“ yapılmış da olası!

***

RUSYA’NIN SURİYE’DEN ÇEKİLME KARARI

I. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 15 Mart 2016 Salı günü itibarıyla Rus birliklerinin Suriye’den çekileceğini açıkladı. Rusya’dan gelen konuya ilişkin açıklamalara bakıldığında; (i) Moskova’nın Şam’a verdiği eğitim ve lojistik desteğin devam edeceği, (ii) Rusya’nın Hmeymim Hava Üssü ile Tartus Deniz Üssünü elinde tutacağı, (iii) bu iki üste (üssün gerektirdiği) askeri varlık bulundurmayı sürdüreceği ve (iv) Rusya’nın geride bırakacağı askeri unsurların ateşkesi denetleme işlevini yerine getireceği anlaşılmaktadır. Rusya, geçtiğimiz Eylül (2015) ayının sonunda Suriye’de başladığı hava operasyonlarında kullandığı hava unsurları ile bunları destekleyen deniz ve kara unsurlarını geri çekmektedir. Yani Rusya’nın Suriye’den çekilmesi, tam ve kesin bir geri çekilme değildir. Rusya’nın, Suriye’deki hava operasyonları ile çatışma ortamının yerini siyasal sürece bırakmasını amaçladığı ve bu amacına ulaştığı; ayrıca çekilmenin, bütün taraflar için olumlu bir işaret olduğu ve barışa katkı sağlaması gerektiği de ifade edilmiştir.

II. Rusya’nın geri çekilme kararının ne kadar beklenmedik bir karar olduğu tartışmaya açık olmakla beraber, bu kararın, genelde bölgedeki, özelde de Suriye krizindeki gelişmelerin ne kadar hızlı olduğunun yeni bir işareti olduğu söylenebilir. Bu tür bir konjonktür, doğal olarak, çekilme kararına anlam yüklemesi yapılmasını güçleştirmektedir. Bu güçlüğün aşılmasında, Rusya’nın söz konusu kararının zamanlaması önemlidir. Eş zamanlı sayılabilecek ülkesel, bölgesel ve küresel gelişmeler, hem geri çekilmeyi dikkat çekici kılmakta, hem de konuya ilişkin çağrışımlara yol açmaktadır. Aşağıda değinilecek bu tür gelişmelerin, bu çalışma sırasında düşünülemeyen başka çağrışımlara yol açmak suretiyle, Rusya’nın geri çekilme kararının daha iyi görülmesine hizmet edeceğinden şüphe duyulmamaktadır.

a. Rusya’nın Suriye’de giriştiği hava operasyonları, aradan geçen yaklaşık altı aylık süre içerisinde dengelerin Esad lehine değişmesine yol açmış, Suriye krizi kontrol edilemez bir görüntü vermeye başlamış ve bu görüntüye bağlı olarak da krizde mecra değişikliği kendisini göstermiştir. Krizin başlangıcında Esad’ın iktidardan uzaklaştırılması gündemde iken, bugün Suriye’nin parçalanması gündemde öne çıkmaya başlamıştır. ABD, Suriye’de, Rusya’nın duruşuna yaklaşmıştır. Bu, ABD’de Obama Yönetimini hedef alan eleştirilere güç katmış; yaklaşan Başkan seçimi nedeniyle, Suriye krizi, bu seçimin kaderini etkileyebilecek bir konu olmaya başlamıştır.

b. Rusya ile Suudi Arabistan ve İsrail arasında güncel bir yakınlaşma baş göstermiştir. Rusya ile Suudi Arabistan’ın nükleer ve enerji konuları üzerinden yakınlaşmaları dikkat çekicidir. Tahran’ın “küçük Şeytan” olarak nitelendirdiği İsrail, hem ABD-İran yakınlaşmasından ciddi şekilde rahatsızdır, hem de Rusya ve Suudi Arabistan ile “özel” ilişkilere sahiptir. Rusya ile Suudi Arabistan ve İsrail arasındaki yakınlaşma, Kürt hareketini etkileme potansiyelini de içermektedir. Riyad Kürt hareketi konusunda şimdilik “nötr” bir görüntü verse de, Moskova’nın ve Tel Aviv’in Kürt hareketine müzahir oldukları bilinmektedir.

c. Türkiye’nin yalnızlığı, Suriye krizi üzerinden giderek kendisini çok belli etmiştir. Ankara’nın ve Washington’un Suriye’ye ilişkin yaklaşımları örtüşmemektedir. Ankara’nın Türkiye sınırına bitişik bir yerde (Suriye’de) “güvenli bölge” oluşturulması önerisine, bugüne kadar ne ABD’den ne de Avrupa ülkelerinden (AB’den) destek gelmiştir. Türkiye’de kanlı terör eylemleri yaşanmaya başlanmış ve buna bağlı olarak da, Türkiye’nin Irak’a benzemeye başladığı ve istikrarsızlığa doğru yol aldığıyorum ve değerlendirmeleri öne çıkmaya başlamıştır. Batı medyasında, Türkiye’nin NATO’dan “atılması”nı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “istifa etmesi”ni ve Ankara’nın “Türkiye Kürtlerine” ve “Suriye Kürtlerine” ilişkin yaklaşımını gözden geçirmesi gerektiğini işleyen makale ve haberler çıkmaya başlamıştır. Türkiye üzerinden AB üyesi ülkelere giden sığınmacılar konusunda Ankara ile Brüksel arasında yürütülen –merkezinde Almanya’nın yer aldığı– görüşmeler bağlamında AB içinde Türkiye karşıtı yeni ülkeler ortaya çıkmıştır. Üstelik -görünenin aksine- söz konusu görüşmeler sonunda imzalanacak anlaşma, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğinin önünü ciddi şekilde kapatma ya da Türkiye’yi AB’den daha uzun bir süre uzak tutma potansiyelini de içermektedir.

d. İran, Şam Yönetiminin en büyük destekçisidir. Devrim Muhafızlarına ve Lübnan Hizbullahı’na bağlı unsurların Suriye’de Şam güçleri ile birlikte hareket ettiği bilinmektedir. Geçtiğimiz 26 Şubat (2016)’ta İran’da yapılan seçimin sonrasında, Cumhurbaşkanı Ruhani ile Rehber’e bağlı Devrim Muhafızları arasında bir güç rekabetinin ortaya çıktığı ve seçimden sonraki günlerde İran’ın yaptığı füze denemelerinin bu rekabetin işareti olduğu ileri sürülmektedir. İran-ABD yakınlaşması, her şeye rağmen, görmezden gelinememektedir. İran-Rusya ilişkileri, “yakın” bir görüntü verdiği kadar, ciddi soru işaretlerini de içermektedir. Moskova-Riyad ilişkilerindeki yakınlaşma, İran-Rusya ilişkilerinin sorgulanmasına neden olmaktadır. Yukarıda değinilen son füze denemeleri, ayrıca, hem İran’da hem de uluslararası kamuoyunda, İsrail karşıtlığının hatırlanmasına ve yeniden gündemde yer bulmasına yol açmıştır.

e. Suriye krizine ilişkin görüşmeler, katılımcılar konusundaki farklı yaklaşımlara rağmen, Cenevre’de sürdürülmeye çalışılmaktadır.

f. Batı ile Rusya arasındaki Ukrayna krizi ve Kırım’ın Rusya’ya katılması ile ilgili anlaşmazlık devam etmektedir. Son dönemde, Rusya ile sorunlar yaşayan Ukrayna ve Türkiye arasındaki yakınlaşma dikkati çekmektedir. Geçtiğimiz günlerde, Türk Deniz Kuvvetlerine bağlı unsurlar ve Ukrayna Deniz Kuvvetlerine bağlı unsurlar, Marmara Denizi’nde müşterek bir tatbikat icra etmiş, bundan iki gün sonra da (9-10 Mart 2016’da) Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunmuştur. Bu ziyaret sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kırım’ın Rusya’ya katılma kararını tanımadıklarını, tanımayacaklarını açıklamıştır.

g. Çin-ABD rekabetinin sürdüğü mevcut konjonktürde, Asya’nın doğusunda tansiyon giderek artmaktadır. Kuzey Kore’nin hidrojen bombası denemesi, yörüngeye uydu yerleştirmek için uzaya uzun menzilli füze göndermesi ve en son nükleer tehditte bulunması, bir taraftan bölgede tansiyonu yükseltmiş ve endişeye yol açmış, diğer taraftan da ABD’nin bölgeye daha çok yerleşmesine aracılık (hizmet) etmiştir. Güney Kore ile ABD, Japon Denizi’nde oldukça kapsamlı bir tatbikat icra etmiş; bu tatbikata, ABD’nin nükleer uçak gemisi John S. Stennis’in de yer aldığı bir deniz görev gücü katılmıştır. Önümüzdeki Mayıs (2016) ayında Güney Çin Denizi’ne bitişik Filipinler Denizi’nde ABD, Japonya ve Hindistan, birlikte bir tatbikat icra edecekledir ve bu tatbikata, ABD’nin nükleer güçle çalışan John S. Stennis’in de katılacağı açıklanmıştır. Güneydoğu Asya ülkelerinin mevcut silah envanterinin eski teknolojiyi içermesi, bir taraftan Çin’in yükselen askeri gücünü öne çıkararak bölgede oldu-bittiler yaratmasına, diğer taraftan da Çin karşısında bölge ülkelerinin ABD’nin desteğini aramalarına ve ABD’yi bölgeye çekmelerine neden olmaktadır.

Rusya’nın Suriye’den çekilme kararı alması ve bu kararını uygulamaya koyması değerlendirilirken, yukarıda sıralanan hususların ve benzeri diğer hususların dikkate alınması, isabetli sonuçlara ulaşılmasına hizmet edecektir. Ülkesel, bölgesel ve küresel mevcut koşullara ilişkin olarak belirtilebilecek hususlar, Rusya’nın söz konusu kararının sadece arka planını öğrenmek açısından önemli değildir; “kararın” teknik olarak geleceğe yönelik bir işlev olması nedeniyle, aynı zamanda kararın neye yönelik olduğunu öğrenmek, yani görünür geleceğe ilişkin isabetli tahminlerde bulunmak, geleceğe hazırlanmak açısından da önemlidir.

III.Yukarıda belirtilen gelişmeler ışığında, Rusya’nın Suriye’den çekilme kararı, birçok çağrışıma ve anlam yüklemesine yol açmaktadır.

a. Gerçekçi olmak gerekirse, Rusya’nın geçen altı aylık süre içerisinde Suriye’de yaptıkları, siyasal çözüm konusundaki umutları canlandırmış, hatta –aksi yöndeki görüşlere rağmenateşkesin sürdürülmesi ihtimalini güçlendirmiştir. Rusya’nın çekilmesi, bozmaya niyetli aktörler üzerinde yol açacağı ağır uluslararası kamuoyu baskısı nedeniyle, ateşkesi bozmaya yönelik eğilimlerin önünü kesecektir. Rusya’nın çekilmesi, Suriye için federal yapılanma görüşünün taraftar bulmasına da (güçlenmesine de) hizmet edecektir. Hatta Suriye’nin geldiği nokta nedeniyle, bu, bir uzlaşı noktası olarak da görülebilecektir. Ancak Suriye’de federal yapılanmaya gidilmesi, özellikle ve müteakiben Türkiye için de bir emsal olarak gündeme gelebilecek ve Ankara üzerinde bu yönde bir baskıya yol açabilecektir. Gelinecek o noktada, Ankara’nın, hem Washington’un, hem de Moskova’nın baskısına maruz kalması, bugün itibarıyla, kaçınılmaz bir durum olarak görülmektedir.

Ancak bu noktada, bazı varsayımlardan yola çıkıldığında, daha farklı çağrışımlar da edinilmektedir. Eğer geçtiğimiz Pazar günü (13 Mart 2016) Ankara’da gerçekleşen terör saldırısı Şam Yönetimi ile ilişkilendirilebilir ve Rusya’nın Suriye’den çekilme kararının hemen bu eylemden sonra geldiği hatırlanır ise, Türkiye’nin bu olay üzerinden Suriye’ye askeri müdahalede bulunma ihtimalinin belirdiği varsayılabilir. Buna bağlı olarak da, Moskova’nın, Şam ile ilişkilendirilecek terör eyleminin sorumluluğunu üstlenmeyi ve/veya Şam üzerinden bu suretle Türkiye ile karşı karşıya gelmeyi, çıkarına ve uluslararası politikadaki konumuna uygun görmediği düşünülebilir. Yani Rusya’nın beklenmedik çekilme kararı, yukarıda belirtildiği şekilde, Ankara’daki terör saldırısı ile ilişkilendirilebilir. Ancak Rusya’nın çekilmesine bu şekilde bir anlam yüklemesi yaparken, buna bağlı olarak iki farklı hususu daha görmek gerekir. Birincisi, Suriye krizinin siyasal sürece kaymasından söz edilirken, Rusya’nın çekilmesinin (aradan çıkmasının) Türkiye’yi Suriye’ye askeri müdahalede bulunma konusunda isteklendirebileceği, bunun önünü açabileceğidir. Hatta Rusya’nın çekilmesinin “maksatlı” olabileceği, bu maksadın da münhasıran Türkiye’yi Suriye’ye askeri müdahalede bulunmaya isteklendirme olabileceği bile akla gelmektedir. Yani geri çekilme, Moskova’nın ve Şam’ın birlikte “hazırlamış” oldukları, bunlara Tahran ile Lübnan Hizbullahı’nın da müdahil olduğu, amacı Türkiye’yi koşullarını kendilerinin belirlediği bir çatışma ortamına çekmek olan stratejinin bir parçası olabilir. İkincisi de, askeri müdahalede bulunmak suretiyle Suriye krizinin yeniden çatışma sürecine sokmasının Türkiye üzerinde ağır bir uluslararası kamuoyu baskısına yol açacak olmasıdır. Burada şu sorular/konular akla gelmektedir:
Ankara bu baskıyı göze alabilir mi?
Bu suretle daha da artacak yalnızlığının altından kalkabilir mi?

Normalde planlı olmayan ve Azerbaycan’da yapılması gereken Türkiye-Azerbaycan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi (YDSK) toplantısının -söz konusu gelişmeler ile eş zamanlı olarak- Ankara’ya alınması ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in katılımı ile Ankara’da yapılması, acaba yukarıda belirtilen hususlar bağlamında görülebilir mi? Azerbaycan’ın Türkiye’ye göre Rusya’yı daha iyi ve “yakından” tanıdığı, Rusya konusunda Türkiye’ye göre daha “ileri” ve güvenilir haber kaynaklarına sahip olduğu düşünülür ise; Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in “beklenmedik” Ankara ziyaretinin, Rusya’nın çekilme kararı sonrasında Suriye konusunda Türkiye için söz konusu olabilecek muhtemel risklere Ankara’nın dikkatini çekme amacını gütmüş olabileceği düşünülebilir mi?

a. Eğer Ankara Rusya’nın Suriye’den çekilmesini aradığı fırsat gibi görüp Suriye’ye askeri müdahalede bulunursa, müdahale, sadece Ankara üzerinde ciddi bir uluslararası baskıya açmakla kalmayacak, Rusya’nın arkasına uluslararası kamuoyunun desteğini almış olarak Suriye’ye daha güçlü bir şekilde geri dönüp Ankara ile “hesabını” kapatmasının önünü de açmış olacaktır. Moskova, Türkiye’nin Rus savaş uçağını düşürdüğünü unutmuş değildir. Keza Ankara’nın Ukrayna ve Kırım konularına ilişkin yaklaşımının ve Kafkasya için arz ettiği potansiyeli tehdidin de farkındadır. Eğer Ankara Rusya’nın çekilmesini Suriye’ye girmek için bir fırsat olarak görür ve Suriye’ye girerse; Suriye’de sadece Rusya’yı karşısında bulmakla kalmayacak, ABD’yi ve NATO’yu da yanında bulamayacaktır. ABD ve NATO, iki nedenden dolayı Türkiye’ye müzahir olmayacaktır. Birinci neden, Türkiye’nin siyasal bir sürece kaymış Suriye krizini yeniden çatışma sürecini dönüştürmesi ve bunun uluslararası kamuoyunda yol açacağı Türkiye aleyhine algıdır. Bu dönüştürme ve algı, ABD’nin ve NATO’nun hareket serbestisini kısıtlayacağı gibi, ABD’yi ve NATO’yu Türkiye’nin peşinden Suriye’ye çekeceği için Ankara’ya tepkiye de yol açacaktır. Bu tepki, Türkiye’nin NATO’dan çıkarılmasının gündeme getirildiği bir ortamda “bağların” koparılması ihtimalini de içerebilecektir. İkinci neden de, ABD’nin (ve ABD’nin “fiili” liderliğindeki NATO’nun) Kürt hareketine ilişkin yaklaşımının Türkiye’nin güncel yaklaşımı ile örtüşmemesi ve Türkiye’nin Suriye’de Rusya ile karşı karşıya gelmesinin Batıya Kürtler konusunda Türkiye engelini aşma imkân ve fırsatını verebilecek olmasıdır. Bunun, uygulamadaki anlamı, eğer Türkiye Suriye’ye askeri müdahalede bulunur ise, bunun Türkiye’nin ülke ve ulus bütünlüğünü tehlikeye atacağıdır.

a. Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahalesi, ABD’yi ve NATO’yu Türkiye’den uzaklaştırma potansiyeli içermekle beraber, Kiev-Ankara yakınlaşması ve bu ikilinin Rusya karşısında “birlikte” sunduğu jeopolitik avantajlar farklı şeyler de söylemektedir. Eğer Rusya’nın Suriye’den çekilmesi Moskova’nın Karadeniz mahreçli yeni ve güncel bir tehdit algılaması ile ilişkilendirilebilirse, bu takdirde Türkiye’nin ABD ve NATO ile olan ilişkileri konusunda yukarıdakilerden farklı bir değerlendirmede bulunulabilir. Ancak bu ihtimal, her ne kadar ABD’nin ve NATO’nun Rusya’yı Karadeniz üzerinden hedef almasında Türkiye’ye olan ihtiyaçlarını öne çıkararak Ankara-Washington ve Ankara-Brüksel ilişkilerinin sürmesine hizmet edecek gibi görülse de, sonuçta Türkiye’ye katlanılması zor yeni bir güçlük olarak yansıyacaktır. Güneyinde Suriye krizine angaje olmuş bir Türkiye’nin kuzeyinde bu suretle Rusya ile karşı karşıya gelmesi, Türkiye’nin ülke ve ulus bütünlüğüne yönelik tehlikeyi (tehdidi) daha da artıracağından şüphe duymamak gerekir.

Eğer Rusya’nın Suriye’den çekilme kararının Türkiye’yi Suriye’ye askeri müdahalede bulunmaya isteklendireceği çıkış noktası alınır ise; Rusya’dan önce, bir süredir İran’ın Suriye’deki askeri varlığında seyrekleştirmeye gitmiş olması ve Rusya’dan gelen çekilme kararından sonra Lübnan Hizbullahı’na bağlı Şii milislerin de Suriye’den çekilmeye başlaması, Ankara’nın müdahale isteğini daha da güçlendirecektir. Tahran ile başlayan Moskova ve Lübnan Hizbullahı ile devam eden Suriye’deki çekilmenin, Esad Yönetimini ciddi destekten yoksun bırakacağı açıktır. Ancak Esad Yönetiminin bu durumunu, sadece Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahalesinin önünün açılması bağlamında görmemek gerekir. Esad’ın destekten yoksun kalması, Suriye krizinin siyasal sürece dönüştüğü bir ortamda Esad’ın müzakere/pazarlık gücünü azaltıp kendisini bir uzlaşı noktasına çekmeye (itmeye) de hizmet edebilecektir. Eğer ikinci husus söz konusu ise, Ankara’nın Esad’ın destekten yoksun kalmasını bir fırsat olarak görüp Suriye’ye müdahale etmesi, hem Esad’ın kabul etmek istemediği önerileri savuşturmasına hizmet edecektir, hem de Ankara’yı çok büyük ve çok ciddi bir uluslararası kamuoyu ile karşı karşıya getirecektir.

a. Diğer taraftan Türkiye’nin Suriye krizinde Esad’ın iktidardan uzaklaştırılmasını amaçladığı ve askeri müdahalesinin de bunu gerçekleştirmeye yönelik olacağı düşünülür ise, Rusya’nın çekilmesi, Esad’ı Türkiye’nin adeta “önüne atmak” anlamına gelecektir. Ankara-Moskova ilişkilerinin güncel durumu, Rusya’nın Suriye’den çekilmesine bu gözle bakılmasına manidir. Ayrıca, geçtiğimiz Eylül (2015) ayının sonlarında Suriye’ye girişi, Moskova’nın; (i) Orta Doğu’ya dönmesi, (ii) eski gücünü yakalaması ve (iii) yeniden bir kutup olmaya başlaması olarak yorumlanmıştı. Suriye’den çekilmesinin, bu yorumların daha ilerisinde Rusya lehine yorumlara neden olacağı düşünülmektedir. Rusya’nın Suriye’den çekilmesi, Suriye’ye girişinden daha çok, Moskova’nın gücüne ve küresel sorumluluk sahibi olduğuna işaret edecektir. Bu imajı yakalamış ve algıya yol açmış Rusya’nın, ne çekilmek suretiyle Suriye’yi Ankara’nın önüne atacağı, ne de kendisinin güçlükle elde ettiği bu yeni imajını Ankara’nın bu suretle yeniden zedelemesine imkan ve fırsat verebileceği düşünülebilir. Bu noktada, Türkiye’nin geçtiğimiz Kasım (2015) ayı içinde bir Rus askeri uçağını düşürdüğünün ve Rusya’nın henüz buna bir karşılık vermemiş ya da verememiş olduğunu da hatırlamak gerekir. Geri çekilmesi sonrasında Esad’ın gitmesi, hele bu gidişin Türkiye eliyle olması, Rusya’nın uluslararası politikadaki popülaritesini ayaklar altına serecektir ki, bunun iç politikada mevcut Moskova Yönetiminde değişikliğe yol açma potansiyelinin yüksek olacağı da değerlendirilmektedir.

Benzer şekilde, İran’ın Suriye’deki askeri varlığında bir süredir seyrekleştirmeye gitmesinin ve Lübnan Hizbullahı’na bağlı Şii milislerin çekilmesinin de, Esad’ı Türkiye’nin önüne atmak anlamına gelmeyeceğini belirtmek gerekir. Bu, “bölgesel güç” olma yolunda ilerleyen İran’ın, hem bu imajı ile örtüşmeyecektir, hem de bu imajına zarar verecektir.

e. Rusya’nın Suriye’den çekilmesi, Moskova-Tahran ilişkileri bağlamında anlamlı bulunan bir boyuta da sahiptir. Tahran ile Şam arasındaki dayanışma dikkate alındığında; Suriye’ye seni sonsuza kadar destekleyemem mesajını içererek Rusya’nın çekilmesi, Suriye’de güç boşluğuna yol açacaktır. İran bir süredir Suriye’deki askeri varlığında seyrekleştirmeye gitse ve kendisinin kontrolündeki Lübnan Hizbullahı’na bağlı Şii milisler Suriye’den çekilmeye başlasa da, Rusya’nın çekilmesi ile ortaya çıkan boşluğun doldurulmasında Tahran’ın “bir şekilde” devrede olacağından şüphe duyulmamaktadır. İran’ın güncel gelişme çizgisi ve İran Anayasasının Tahran Yönetimine yüklediği sorumluluk, şüphe duyulmasına manidir. Onun içindir ki, Rusya’nın çekilmesi, İran’ın Suriye’deki yükünün artması anlamına gelecektir. Bu takdirde, Rusya’nın Suriye’den çekilmesinin İran’a bu şekilde yansımasını, aynı zamanda Moskova-Riyad yakınlaşmasını teyit eden bir işaret olarak almak da mümkündür. Hatta bu noktada İran’a sıkıntı vereceği değerlendirilen Moskova ile Riyad arasındaki nükleer ve enerji konularındaki işbirliği de hatırlanabilir.

Tahran’ın Washington ve Moskova ile olan ilişkilerinin bu görünümünün, Ankara’nın Washington ve Moskova ile olan ilişkileri ile örtüşme sinyallerini verdiği düşünülmektedir. Şimdilik zayıf görülen bu sinyallerin, güçlü ve yoğun olma potansiyelini içerdiği değerlendirilmektedir.

f. Ayrıca Rusya’nın Suriye’den çekilmesinin, ABD’yi ve Çin’i çekilme ile ortaya çıkacak boşluğu doldurmaya itebileceğini de görmek gerekir. Ancak bununla beraber şunları da görmek gerekir: (i) Rusya, Suriye’de, hem yeni askeri araç-gerecini, teçhizatını ve mühimmatını denemiş, hem de bunlar üzerinden güncel askeri gücü konusunda bütün Dünyaya güçlü mesajlar vermiştir. (ii) Moskova, Suriye’ye girişi üzerinden değil, asıl Suriye’den çekilme kararı alması üzerinden Orta Doğu’ya geri dönmüştür ve uluslararası politikada Soğuk Savaş yıllarını hatırlatan “güç” sinyalleri vermiştir. (iii) Hâlihazırda ABD ile karşı karşıya bulunan Rusya, orta ve uzun vadede Çin ile de karşı karşıya kalacaktır, bu kaçınılmaz görülmektedir. Bu belirtilenler, hem ABD-Çin rekabetinin, hem de ABD ile Çin’in Suriye krizi üzerinden Orta Doğu’ya çekilmesinin, Rusya’ya uluslararası politikada ilerleme imkânı ve fırsatı vereceği anlamına gelir. Çin’in Orta Doğu’ya çekilmesi, Rusya için özellikle önemli görülmektedir. Çünkü Rusya Orta Doğu’ya geri dönmüştür; Orta Doğu’da ciddi bir askeri varlık bulundurmaya başlamıştır ve Suriye krizi üzerinden gösterdiği güncel askeri gücü ile Orta Doğu’da yeniden bir nüfuz alanı oluşturmuştur. Rusya’nın bu durumu, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını Orta Doğu’dan ve Orta Doğu’nun kontrol alanına dahil Afrika’nın doğusu üzerinden karşılayan Çin’i Moskova konusunda ihtiyatlı hareket etmeye, Rusya ile ilgili muhtemel hedeflerini daha geniş bir zaman dilimine yaymaya itecektir. Ayrıca ABD-Çin rekabetinde, tarafların, hem ayrıca Rusya’yı karşılarına almak istemeyeceklerini, hem de biri bileri karşısında Moskova’nın desteğini kazanmaya çalışmak isteyeceklerini de beklemek gerekir.

Sonuç olarak; yukarıda yapılan anlam yüklemelerine rağmen, Rusya’nın beklenmedik bir şekilde Suriye’den çekilme kararı alması, bugün itibarıyla, “gizemli” bir konudur. Suriye Ordusu Rusya’nın hava desteğinde Palmira’ya ilerlerken ve Rakka’nın IŞİD’ın elinden alınması konusunda Moskova’dan Washington’a işbirliği önerisi giderken, Rusya birden bire Suriye’den çekilme kararı aldığını açıklamıştır. Oysa Palmira ve Rakka ile ilgili bu gelişmeler, Suriye’den çekilme kararı ile örtüşmemektedir. Onun içindir ki, çekilme kararının “gizemli” olduğu ifade edilmekte ve bu gizem de, geri çekilmeye farklı anlam yüklemeleri yapılmasına neden olmaktadır.

*

ascmer

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: