‘Kadına yönelik şiddete dur!’ demek yetmiyor…


 Beni istismar eden bir eş ile başa çıkabilmek için çok fazla hastalık izni aldım ve hastalık izni hakkım bittiğinde de yıllık izin…İşimi kaybedeceğimden korkuyordum. İşimi kaybetme korkusu duygusal ve yasal konularla başa çıkmayı daha da zorlu hale getirmişti. Şiddet dolu aile ilişkimi iş yaşamımda gizli tutmaya çalışıyordum. Bu durumdan utanıyordum ve ayrıca iş yerim bu konuda ne yapabilirdi ki!.

Beni istismar eden bir eş ile başa çıkabilmek için çok fazla hastalık izni aldım ve hastalık izni hakkım bittiğinde de yıllık izin…İşimi kaybedeceğimden korkuyordum. İşimi kaybetme korkusu duygusal ve yasal konularla başa çıkmayı daha da zorlu hale getirmişti. Şiddet dolu aile ilişkimi iş yaşamımda gizli tutmaya çalışıyordum. Bu durumdan utanıyordum ve ayrıca iş yerim bu konuda ne yapabilirdi ki!.

***

“Kadına yönelik şiddet” hem toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan hem de bu eşitsizliği perçinleyen bir sorundur. Çarpıcı verilerle karşı karşıyayız:

Dünyada kadınların yüzde 30’u, yani 723 milyon kadın şiddet mağdurudur. Türkiye’de her 10 kadından 4’ü yaşamlarının herhangi bir döneminde eşleri/yakın ilişkide bulundukları kişi tarafından fiziksel ve/veya cinsel şiddete uğramıştır.

Yüksek eğitim ve gelir düzeyi de şiddetten kaçınmak için yeterli değildir: Üniversite mezunu kadınların beşte biri ve yüksek gelir düzeyine sahip kadınların üçte biri fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz kalmıştır . Ekonomik şiddete maruz kalarak çalışmasına izin verilmeyen veya işten çıkarılan kadınların oranı da yüzde 24 ile dikkat çekmektedir.

Aile içi şiddet en başta bir insan hakkı ihlalidir; bunun yanı sıra kadının çalışma yaşamına erişimine ve üretkenliğine zarar verici etkiye sahiptir. UNDP raporuna göre, şiddetin ekonomik maliyeti; kadınların sağlık, eğitim ve toplumsal hayata katılımının olumsuz etkilenmesinin yanı sıra sağlık ve adalet hizmetleri, üretkenlik kaybı, potansiyel ücret kaybı alanlarında da karşımıza çıkmaktadır.

Toplumsal refah ve kalkınma için ekonomik büyümenin nimetlerine ve fırsatlara toplumun her kesiminin erişebilmesi gereklidir. G-20’nin de gündeminde olan “kapsayıcı büyüme”nin sağlanabilmesi için toplumun yarısını oluşturan kadınların, eğitim ve çalışma yaşamı başta olmak üzere yaşamın her alanında güçlenmesi ve eşit katılımı gereklidir. Örneğin, kadınların ekonomiye katılması hem kadını, hem çalıştığı kurumu hem de dünya ekonomisini güçlendirir. Ekonomiye katılımda cinsiyet eşitliğinin tam olarak sağlandığı bir senaryoda, her şeyin aynı kaldığı senaryoya kıyasla, 2025 yılı itibariyle 28 trilyon dolar yani yüzde 26 oranında yıllık küresel GSYİH’ya katkı sağlanabileceği öngörülmektedir. Araştırmalar cinsiyet eşitliği sağlanan şirketlerin daha iyi performans sergilediğini de göstermektedir.

Kadın ve erkek arasındaki eşitsizlikleri yansıtan ve daha da artıran cinsiyet temelli şiddet ne yazık ki çok yaygın ve ciddi bir sorundur. Herşeyin ötesinde bu şiddetin kadın başta olmak üzere tüm toplumu etkileyen sonuçları vardır. Cinsiyet temelli şiddet, dünyada en yaygın insan hakları ihlalidir. O kadar insanlık dışı, içimize nüfuz etmiş ve zalimdir ki, Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinde belirtilen hakları en çok cinsiyet temelli şiddet ihlal etmektedir.
Hükümetlerin, uluslararası kurumların ve hepsinin ötesinde kadın hareketinin yıllardır devam eden çabalarına rağmen, kadınlar ve kız çocukları hala şiddete, istismara, kadın ticaretine maruz kalmakta, eğitime, iş yaşamına ve siyasete katılımları engellenmektedir ki
bunlar karşılaştıkları insan hakları ihlallerinden yalnızca bir kaçıdır.

Hayatın bir çok alanında olduğu gibi işgücü piyasasında da cinsiyet eşitsizliği kendini göstermektedir.

Kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 30 ve erkeklerin yüzde 70’tir (TUİK İş gücü istatistikleri 2015). Erkeklerin işsizlik oranı yüzde 9,7 iken kadınların yüzde 13’tür. Kadınların işgücü piyasasında temsiliyetlerinin bu kadar düşük olmasının en önemli nedenlerinden biri iş yaşamında karşılaşabilecekleri cinsiyet temelli şiddettir.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan kadına yönelik şiddet, dünyanın geri kalanında olduğu gibi Türkiye’de de yaygın bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. 2014 yılında Kadının Güçlenmesi Prensiplerine (WEPs) taraf olan bazı şirketler üzerine yapılan “İş Dünyası Aile içi Şiddete Karşı” araştırması beyaz yakalı iş kadınları arasında cinsel ve fiziksel şiddetin yaygınlığını (yüzde 32) ve özel sektörde şiddetle mücade mekanizmalarının eksikliğini ortaya koymaktadır. Bu da göstermektedir ki ardalanı, iş yaşamındaki mevkii ne olursa olsun kadınlar sürekli fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddete maruz kalmaktadır. Daha çok kültürel normlar, işini kaybetme korkusu, utanç sebebiyle olsa da aynı zamanda şiddet konusunda konuşabilecekleri, yardım alabilecekleri destek mekanizmalarının olmaması sorunu daha da derinleştirmektedir.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) yaşamın her alanında cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve cinsiyet temelli şiddetle mücadele üzerine çalışmaktadır ki bunu yaparken önemli odak noktalarından biri de istihdam alanında karşılaşılan sorunlardır. [Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle İlgili İşyeri Politikaları Geliştirme Ve Uygulama Rehberi’nden – Tamamı için tıklayınız!]

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: