«Kurban» verdiren zil çalıp oynuyor…


Bir kavga sürüyor ki «nasip kısmet» uğruna, kurbanı soran yok!

İktidarının başı, çıkıp da Avrupa Birliği’nin en üst temsilcisinin önünde, siyasî bir partinin liderine hitaben;  ‘yeni mi geldi Cuma namazı akıllarına...’  diyebiliyor ve de o muhatap müdahale edip;  ‘pardon sayın başbakan ne diyorsunuz? AB’ye katılmaktan bahsediyorsunuz, yasalarca tanınmış ve de sandıkta seçilip yasama organınızda temsil edilen bir partinin başkanını hedef mi gösteriyorsunuz? Hem de din istismarı yaparak!’ diyemiyorsa, sizler Avrupa «ortak değerleri»ne inanmaya devam edin!

İktidarının başı, çıkıp da Avrupa Birliği’nin en üst temsilcisinin önünde, siyasî bir partinin liderine hitaben; ‘yeni mi geldi Cuma namazı akıllarına…’ diyebiliyor ve de o muhatap müdahale edip; ‘pardon sayın başbakan ne diyorsunuz? AB’ye katılmaktan bahsediyorsunuz, yasalarca tanınmış ve de sandıkta seçilip yasama organınızda temsil edilen bir partinin başkanını hedef mi gösteriyorsunuz? Hem de din istismarı yaparak!’ diyemiyorsa, sizler Avrupa «ortak değerleri»ne inanmaya devam edin!

© photocredit

***

Görüntülerderi seyrettiniz ve birazcık izan sahibi iseniz, şöyle bir düşünceyi aklınızdan geçirmeniz kaçınılmazdır:

«Polisiye» film veya dizilerde bile böylesine «acemice» bir operasyon hatası yapmazlar!

Şahsen, bendenizin anlayışı bu oldu!

Ve de içimden şunu geçirdim; bu tam bir intihar saldırısı!

Ama, bile bile lades dercesine «intihar etme» saldırısı/girişimi…

Her kim ise o «örgüt»ün – buralarda ‘groupuscule’ deriz, «esamesi okunmayan» veya önemli bir eylem örgütü sayılsa da, «fraction» kavramına koymaktan öteye gidemeyeceğimiz bir «molecule!» – Zerre kadar değeri olmayan…

İki gencecik kızcağız!
Resimlerinden anlaşıldığı kadarıyla da, eh hiç de çirkin sayılmazlar!

O, cıvıl cıvıl geçmesi, yavuklularıyla bahar yaklaşırken, ‘gel etme bu kadar naz, tatilimizi adada geçirelim bu yaz…’ türünden şarkılar söyleyerek plânlar yapabilecek yaşlardalar!

Hangi örgüt olursa olsun, o örgütün hangi «cucumber» lideri olursa olsun – erkek veya kadın – böylesine bir bariz «cinayet»e imza atmışsa, kaçış yolu olmadığı gibi, çıkış yolu da, tıpkı bu iki gencecik fidan gibi acımasız bir «ölüm» olmalıdır!

Anlaşılır gibi değil…

‘Gel beni öldür’ dercesine konulmuş bir eylem!

Seyrederken aklımdan geçen bir başka husus ise, şu veya bu, bir güvenlik/istihbarat örgütü ile –iç veya dış– irtibatlı bir eylem olabileceği idi, kiminize komplo teorisi gibi gelse de!

İkna gerekçesi kolay; bak bu eylemi koyacaksın, biz adamlarımıza emir verdik, kılınıza zarar gelmeyecek. Kaçar şu adresteki apartmana kapanırsınız – işte anahtarı – ortalık yatışınca da, ortalıktan kaybederiz sizleri!

Ortadan kaybetmenin anlamı, bu gibi durumlarda, konuş(a)mayacak şekilde «susturmak»tır!

Bu, ne ilk olmuştur, ne de sonuncusu…

Ama ne yazık ki kabahat ne bu kızcağızları kullanan şu veya terör/istihbarat örgütündedir; ne de kendilerini şu veya bu ideal/amaç/hedef uğruna kullandıranlarda!

Kimde mi?

Gelin birlikte cinayet masasına dönelim ve eldeki verilerden hareket ederek geleneksel sorumuzu soralım:

Bu cinayetten, eylemden, saldırıdan kim ne kazandı?

Kaybeden nasıl olsa «ben» diye bağırmıyor mu, bulutlar arasından?

Bir ülkenin iktidarının başı, çıkıp da Avrupa Birliği’nin en üst temsilcisinin önünde, siyasî bir partinin liderine hitaben; ‘yeni mi geldi Cuma namazı akıllarına…’ diyebiliyor ve de «ortak değerler»den ticarî veya ekonomik bir pazarlık söz konusu ise ‘business is business’ kapat çeneni sus otur, diyerekten taviz vermiyorsa – ki orada söz konusu olan mülteciler sırtından bir pazarlık ve susup oturması kaçınılmaz – gazetecilerin bulunduğu o ortamda; ‘pardon sayın başbakan ne diyorsunuz? AB’ye katılmaktan bahsediyorsunuz, yasalarca tanınmış ve de sandıkta seçilip yasama organınızda temsil edilen bir partinin başkanını hedef mi gösteriyorsunuz? Hem de din istismarı yaparak!’ demesi gerekmez miydi!

Evet demesi gerekmez miydi?
Dürüst bir politikacı ise…
Olaf Palme değil ki!

Ah bütün bunlar, keşke o gencecik kızcağızlar «kandırılmadan» kendilerine anlatılabilse ve de tek mücadele yolunun eline silâh almaktan değil, karşılarındakilerin oyun kurallarını kıracak, altüst edecek yöntemlerden geçtiğine ikna edebilseler.

Diğer deyişi ile ilimden, bilimden eğitimden…

Ama ne yazık ki ne o kızcağızları ölüme gönderenlerin işine gelir bu, ne de zil çalıp oynayarak;

al bir salon gelini
koy kalbine elini
sevdim tatlı dilini
al bir istanbul kızı
yanakları kırmızı
sandım sabah yıldızı
kalplere vur bir zımba
rumba da rumba rumba
diye tınlayanların…

Ahanda budur mevcut durum!

Ha bu arada üzerinde durulması gereken iki husus:
Şu veya bu kızcağıza, şu veya bu yöntemle tecavüz edenler, ve de günlerce gürültü koparanlar ile; bu gencecik kızları fikren, zihnen şu veya bu ideoloji, inanç – burada anladığım kadarı ile alevilik söz konusu – uğruna iğfal edenler ile, gürültü koparmak yerine bu kez suskunluğu tercih edenler arasında hiç ama hiç fark yoktur, bir…

Bir de, adı geçen siyasi partinin, temsil ettiğini farzettiğimiz terör örgütünün, iktidarın veya genelde «sömürü sistemi»nin ekmeğini yağlayıp, balladığından da hiç kuşkumuz yoktur, iki…

Tıpkı, tam seçimler öncesindeki eylemleri, davranışları, söylemlerinde olduğu gibi!

Kimse kimseyi kandırmasın!

Nusret Özgül

Brüksel, 3-4 Mart 2016

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: