Kuzey Kutbu’nda neler oluyor?


OLYMPUS DIGITAL CAMERA ©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

Farkında mısınız?

Son 10-15 yıl içerisinde, Dünyada cereyan eden depremler, tsunamiler ve büyük kasırgalar ile birlikte, artık bunların yapay olabileceğinin konuşulmakta. Eğer yapay depremler üretilebiliyorsa, iklim koşulları üzerinde niye oynanmasın? Savaşın anlamı, günümüz savaş silahlarının etkileri/etki alanları ve savaşın maliyeti dikkate alındığında, yapay depremler ya da hava ve iklim koşulları ile oynama, daha tercih edilir bir mücadele aracı olmakta. Çünkü bu yola başvuran gücün, dolaylı olarak ve düşük maliyetle politik, ekonomik ve/veya askeri hedefine ulaşmasına, sıkıntısını aşmasına aracılık eder. Dünya kaynaklarının kontrolünü ele geçirmeye ya da elde tutmaya yönelik çabalar daha acımasız ve vahşi olmaya da başladığı bir dönemde… ARKTIKA_Diamond_polePeki, küresel ısınmanın Arktika’da ifadesini bulması, Kuzey Kutbu’nu hızla kullanıma açması, acaba Dünyanın diğer yerlerindeki çatışmaların hız kesmesine yol açar mı? Dünyadaki tansiyonun düşmesine hizmet eder mi? Dünyadaki tansiyonun düşmesi ve küresel ısınmanın olumsuz sonuçları birlikte mütalaa edildiğinde, acaba hangisi daha tercih edilir bulunur?

© photocredit

***

KUZEY KUTBUN’DAKİ (ARKTİKA’DAKİ) ISINMA VE İŞARET ETTİKLERİ

Geçtiğimiz günlerde, Washington Post’da yer alan, enerji ve çevre konusundaki “Scientists are floored by what’s happening in the Arctic right now” başlıklı, NASA verilerine dayandırılmış yazıda; Ocak 2015’in, Kuzey Kutbu’nda son yılların en yüksek sıcaklık değerlerine ulaşıldığı bir ay olduğu, ancak bu yılın (2016) Ocak ayına ilişkin sıcaklık verilerinin bunu geçerek Kuzey Kutbu’na ilişkin sıcaklık rekorunu yenilediği ifade edilmiş ve Ocak 2016’daki sıcaklık anomalisine dikkat çekilmiştir.

Konuya ilişkin haberde; Ocak 2016’da Kuzey Kutbu’nda ( Arktika’da) sıcaklık rekoru kırıldığı; NASA’nın enlem konumuna göre yayınladığı bölgesel ortalama sıcaklık haritasında, bölgelerden Arktika’nın, ortalamalardan sapan ( ortalamaların üzerine çıkan) sıcaklık artışı ile, ciddi şekilde dikkati çektiği; uzay çalışmaları ile bilinen NASA’ya bağlı Goddard Enstitüsü’ nün, Arktika’daki küresel ısınmaya özellikle dikkat çektiği, bunu “Arctic amplifikasyon”u olarak nitelendirdiği ve Arktika’nın, iklim ile ilgili bu tür dalgalanmalar karşısında en savunmasız bölge olduğunu belirttiği; Ocak aylarında normalde buzlarla kaplı olan Arktika’daki bu sıcaklık artışının, deniz buzlarının rekor seviyede düşük olması ile birlikte görüldüğü; Ulusal Kar ve Buz Veri Merkezi’ ne göre, deniz buzlarının, Ocak 2016’da, geçmiş Ocak ayı ortalamasının yaklaşık 400 bin mil kare altında olduğu; deniz buzlarındaki bu azalmanın Arktika’daki küresel ısınmaya bağlı bulunduğu; sıcaklığın altı derecenin üzerinde arttığı; Şubat 2016’da da deniz buzlarının durumunun devam ettiği ve deniz buzlarına ilişkin verilerin, 2012 yılı verilerinin altına indiği; bu durumun 2016 yılında devam edeceği, yaz ve sonbahar aylarından sonra, buzların daha çok erimiş olacağı bir duruma erişileceği, hususlarına yer verilmiştir. Yazıda, Mart 2015’de yaşanan El Nino kasırgasına da değinildiği ancak, El Nino kasırgasının sadece Arktika’daki ısınmaya bağlanamayacağı ifade edilmiştir. Yazıda, ayrıca konuya ilişkin uzmanların farklı görüşleri de yer almıştır. Bu bağlamda da, özetle, Arktika’daki ısınma ile El Nino kasırgası arasında daha çok bağ olduğu, Alaska’nın ısındığı ve Alaska’da Kasım-Aralık 2015 ve Ocak 2016’daki sıcaklık derecelerinin 1925 yılından bu yana gerçekleşen üçüncü en yüksek sıcaklık olduğu, ısınmanın diğer enlem bölgelerinde de görülmesi nedeniyle Arktika’daki ısınmanın buraya özgü olmadığı, Arktika’daki ısınmaya bir bütün olarak yaklaşılması gerektiği, su seviyesindeki yükselmen hesabının Arktika’daki ve Grönland’daki buzların hepsinin eridiği varsayılarak yapıldığı, 2016 kışının ilginç bir kış olduğu, görüşlerine yer verilmiştir.

Arktika ile ilgili söz konusu gelişme, öncelikle üç hususu hemen öne çıkarmaktadır. Bunlardan birincisi, son 8-10 yıldır yaşanan, bugüne kadar etkisi bazen çok bazen az hissedilen, artık daha ciddi şekilde kendisini göstereceği anlaşılan küresel ekonomik krizdir. Küresel ekonomi, epeyi bir süredir, bir sıkışmayı yaşamaktadır ve bunu aşmasına aracılık edecek bir arayış içindedir. Bir önceki küresel ekonomik kriz ve 1991’deki Sovyetler Birliği dağılması hatırlandığında, bugün de, oldukça geniş bir coğrafyanın küresel ekonominin kullanımına açılmasının söz konusu sıkışıklığın aşılmasına aracılık edebileceği sonucuna ulaşmak mümkündür. Buzlarla kaplı olduğu ve soğuk iklim koşulları nedeniyle bugüne kadar üzerinde fazla durulmayan Kuzey Kutbu (Arktika, Arktik Okyanusu), küresel ısınmanın etkisiyle, potansiyel olarak, küresel ekonomik krizin aşılmasına aracılık edebilecek bir coğrafya olarak görülebilir. Eğer küresel ekonomik kriz; üretim ve ulaşım maliyetlerinin aşağıya çekilmesi, artan üretimin gerektirdiği yeni pazarlara ulaşılması ve bu suretle cari hedeflerin gerektirdiği büyük sermaye ihtiyacının karşılanması olarak alınırsa, Arktika’nın, bu krizin aşılmasına aracılık etme potansiyelini içerdiğini söylemek mümkündür. Bir taraftan hızı her gün biraz daha artan bilimsel ve teknolojik gelişmeler, diğer taraftan küresel ısınma, Arktika’ya olan ilgiyi artırmıştır. Bugün bakıldığında, düne göre; Arktika’nın daha kolay yaşanabilir bir coğrafya olma yolunda geliştiği görülmektedir. Dün buzlarla kaplı olduğu için fazla bilinmeyen yer altı ve yer üstü zenginliğinin keşfedilmeye başlanmış; geçen her gün, bu zenginliğinin büyüklüğü anlaşılmaya başlanmıştır. Arktik Okyanusu’nun suları altında kalan ve yüksekliği 3700 metreyi bulan Lomonosov Sıradağlarının deniz yatağının altında bulunan büyük enerji kaynakları, daha bu aşamada, söz konusu coğrafyanın zenginliğine işaret eder. Küresel ısınmayla birlikte, hem bu coğrafyanın yer altı ve yer üstü zenginliklerinin belirlenip değerlendirilmesi, hem de kuzeyde -Arktik Okyanusu kıyıları üzerinden (İngiltere ile Bering Boğazı arasında) işleyecek- yeni bir deniz ticaret yolunun sürekli işler hale gelmesi mümkün olacaktır ki; bunun küresel ekonomiyi rahatlatacağı şüphesizdir.

İkinci husus, son 10-15 yıl içerisinde Dünyada cereyan eden depremler, tsunamiler ve büyük kasırgalar ile birlikte, artık bunların yapay olabileceğinin konuşulmaya başlanmasıdır. Şüpheci bir bakış açısı ile, hem söz konusu büyük doğal afetlerin yaşandığı yerlere, hem de bu olaylar ile eş zamanlı olarak uluslararası politikada bölgesel ölçekte yaşanan gelişmelere bakıldığında, ister istemez doğal felaketlerin yapay olabileceği akla gelmektedir. Nitekim konunun uzmanları, teknik olarak, yapay depremler üretilmesinin mümkün olabileceğini de ortaya koymuşlardır. Eğer yapay depremler üretilebiliyorsa, iklim koşulları üzerinde niye oynanmasın? Sis bombasını herkes biliyor. Keza yapay yağış bombasının da epeyidir kullanıldığı bilinmektedir. Bunlar, hava ve iklim koşulları üzerindeki bilimsel çalışmaların, hem yeni olmadığına, hem de “farklı” alanlarda daha ileri çalışmalara konu olduğuna işaret etmektedir. Savaşın anlamı, günümüz savaş silahlarının etkileri/etki alanları ve savaşın maliyeti dikkate alındığında, yapay depremler ya da hava ve iklim koşulları ile oynama, daha tercih edilir bir mücadele aracı olmaktadır. Çünkü yapanın, dolaylı olarak ve düşük maliyetle ( politik, ekonomik ve/veya askeri) hedefine ulaşmasına, sıkıntısını aşmasına aracılık edecektir. Nükleer güç sahibi devletlerin ( aktörlerin) sayısının ve asimetrik mücadeledeki risk faktörünün arttığı bir süreç yaşanırken, bilim ve teknikteki gelişmelerin sunduğu bu tür avantajlardan yararlanılması ve bunun sağladığı “örtü” son derece değerlidir. Bu tür örtülü kullanımların sonuçlarının kontrol edilmesi ve/veya telafi edilmesi yönündeki çabalara ( örneğin küresel ısınma ile mücadeleye) ilişkin küresel katılım, bu işin ( üzerinde ayrıca durulabilecek) çok yönlü bir başka avantajıdır.

Üçüncü husus, Dünyanın bugün geldiği nokta ile ilgilidir. Dünya nüfusu artmaktadır. Hala açlık sınırı altında yaşamlarını sürdürmeye çalışan ciddi bir nüfus olmasına rağmen Dünya genelinde bir refah artışı yaşanmaktadır. Hem “asimetrik” hem de “proxy” olarak görülebilecek bölgesel çatışmalar Dünyada yoğun ve yaygın olarak yaşanmaktadır. Uluslararası politikada, bir yandan yeni “bölgesel güçler” ortaya çıkmakta, diğer yandan da yeni süper güç ya da “kutup” algısına yol açan gelişmeler yaşanmaktadır. Bunların anlamı, kaynaklar hızla tükenirken, uluslararası politikada hegemonik konumu sürdürmenin her zamankinden daha çok kaynağı gerektirdiğidir. Hegemonik konumun yeni koşullarda sürdürülebilmesi, artık sadece Dünyada “olan” kaynakların sonuna kadar kullanılması ilgili olmaktan da çıkmıştır. Uzayın daha çok kullanılmasını ve Dünyadaki hegemonik konumun bu suretle beslenmesini içeren bir mahiyet arz etmeye başlamıştır. Yani kaynak ihtiyacı “iki kat” artmıştır. Ancak sadece Dünyadaki kaynaklara olan ihtiyaç çok artırmamış, Dünya kaynaklarının kontrolünü ele geçirmeye ya da elde tutmaya yönelik çabalar daha acımasız ve vahşi olmaya da başlamıştır. Bu çalışmanın konusu itibarıyla, bugün Dünyada yaşananların özü; kaynak kullanımında, Dünyada arz daralması yaşanırken, talebin tersi yönde ve üstelik çok hızlı bir şekilde artmasıdır. Hal böyle olunca, küresel ısınmanın en çok Arktika’da hissedilmesinin hem doğal olduğunu ve bir tesadüf olmadığını kabul etmek, hem de (tıpkı yapay depremler gibi) hava/iklim koşulları ile de oynanabileceğini varsaymak gerekecektir.

Yukarıda belirtilenler, Kuzey Kutbundaki (Arktika’daki) sıcaklık anomalisinin ekonomik ve politik boyutlarına işaret eder. Nitekim söz konusu yazının satır aralarında da buna işaret eden ifadeler ile karşılaşılmıştır. Yukarıda daha önce ifade edildiği gibi, son 10-15 yıl içinde yaşanan ve hava/iklim değişiklikleri ile ilişkilendirilebilecek doğal afetlerin vurduğu yerlerin jeopolitiğinin ve bu yerlerdeki ülkelerin taraf olduğu cari sorunların da aynı işaretlere neden olduğunu söylemek mümkündür. Kuzey Kutbunun (küresel ölçekte anlamlı ve önemli olan) ekonomik ve politik potansiyeline işaret eden bir diğer veri de, Arktik Okyanusu’na açılan ve Arktika’yı teşkil eden ülkelerin, buradaki varlıklarını her gün biraz daha artırmaları, özellikle buradaki askeri varlıklarını güçlendirmeleri, askeri tatbikatlar yapmaları, Kuzey Kutbunun soğuk iklim koşullarına daha çok elverişli araç-gereç üretimine ağırlık vermeleridir. Çin ve Hindistan gibi Kuzey Kutbu ile fiziksel bağlantısı olmayan ülkelerin, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin uluslararası sulara ilişkin olarak tanıdığı haktan istifade ile, Arktika’da yürüttükleri “araştırma” faaliyetleri de, yine söz konusu işaret bağlamında görülebilecek bir durumdur.

Bu noktada, ister istemez insanın aklına şu sorular geliyor: kamuoyuna yansıyan olumsuz sonuçlarına rağmen küresel ısınmanın Arktika’da ifadesini bulması, Arktika’yı hızla kullanıma açması, acaba Dünyanın diğer yerlerindeki çatışmaların hız kesmesine yol açar mı? Dünyadaki tansiyonun düşmesine hizmet eder mi? Dünyadaki tansiyonun düşmesi ve küresel ısınmanın olumsuz sonuçları birlikte mütalaa edildiğinde, acaba hangisi daha tercih edilir bulunur? Gönül ister ki, hem Arktika’daki ısınma Dünyadaki tansiyonun düşmesine aracılık etsin, hem de küresel ısınmanın olumsuz sonuçları aşağıya çekilebilsin. Ancak kaynak ihtiyacının “tavan” yapmış gözükmesi, bunu ve yukarıdaki sorulara olumlu cevap verilmesini güçleştirmektedir. Mevcut pastadaki payı büyütmek artık sorunu çözmemektedir. Sorunun çözümü, pastanın büyütülmesindedir ve bu da, ciddi kaynağı gerektirmektedir.
22 Şubat 2016

*

ascmer

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: