Türklerin milli duygularını kuvvetlendirmek…


…ile tüm Müslüman âlemini müstakil islam devletleri haline getirmek, arasında sıkışıp kalmak!

münir_kebir

© Münir Kebir

rice_gul_erdogan2

Eyyy AMERİKA!…….Sen bizden yanamısın yoksa PYD’den yanamısın? Bu sesin sahibi, emperyalist devletlerin 100 yıllık sinsi planlarının varlığından tamamen habersiz bir savunmada. Fiziki donelere bağlılığı akıl edemiyor. Hayat, onun ve milleti için, Cuma ile Ergenekon arasında kalmaktır. Bu iki görüş, bizi/Türk ulusunu nasıl bir sonuca getirmiştir? İki görüş te, doğal (somut) evrenle/dünya görüşüyle ilişkili midir? Bizim anladığımız hatta inandığımız sonucu verebilecek sağlamlıkta mıdır?..Elbette ki HAYIR.

***

Ontoloji Gözlüğüyle Türkiye…

Bazı Olgular fizik olarak var olmadıkları halde kollektif bir algılama ile var sayılmaktadırlar. Bu şekilde ortaya çıkan her düşüncel çerçeve toplumsal bir dünya görüşü oluşturur. Fiziki, yani maddi verilere, başka bir deyişle gözün gördüğü ve elimizin dokunabildiği verilere dayalı olgular ise akılcılığın bir ürünü olarak kendilerini gösterirler. Her iki olgu da, Ontoloji konusunu oluşturur. Ontoloji , varlığı varlık olarak; bize göründüğü gibi değil, hakikatta olduğu gibi ele alır ve inceler.

Buna M.Akif Ersoy ile Ziya Gökalp arasında geçen şu konuşma iyi bir örnektir. Kollektif algılama her zaman ütopik kareketeriyle kendini kanıtlarken, fiziki donelere ve bu doneler üzerine kurulu projelere boyun eğmiştir.

M.Akif Ersoy: Osmanlıyı kurtarabilmek için tüm müslüman âlemini müstakil islam devletleri haline getirmek gerekir. Daha sonra bunları manevi bağlarla biribirine bağlamak idealini gerçekleştirmemiz gerekir.

resim_tiff

Ziya Gökalp : Osmanlı Devleti yaşayacaksa, ancak Türklerin milli duygularını kuvvetlendirip, ardından müslüman veya hıristiyan bütün kavimleri (etnisiteleri) azınlık halinde idare altına alması gerekir (Bknz: İslamcı bir Şairin Romanı-Emin Erişirgil Ankara 1986 Basım Shf 211)

Ontolojiyi açıklamamdaki amacım; bu iki görüş, ontolojik açıdan bizi/Türk ulusunu nasıl bir sonuca getirmiştir? İki görüş te, doğal (somut) evrenle/dünya görüşüyle ilişkili midir? Bizim anladığımız hatta inandığımız sonucu verebilecek sağlamlıkta mıdır?..Elbette ki HAYIR.

O halde bu iki görüşün kaynağı, görüş sahiplerinin bilinç altı dürtüsünden ibaret bir algı olduğu bilimsellik açısından yadsınabilir mi? Elbetteki yadsınamaz, zira yüzümüzü maddi aleme çevirdiğimizde ; Bir Hıristiyan, bir Müslüman ya da Yahudi yaratıcı varlık Allah’a tapmaktadır. Ama, üçünün de tapındıkları Allah, gözle görülür elle tutulur olmadığından kollektif algılama sonucu aynı değildir. Aynı şekilde; hukuk, adalet, devlet, demokrasi, dürüstlük, disiplin, sadakat, özgürlük, sistem, kütle, enerji… ve ila. Bu şekilde sayısız çoğaltılabilecek nesneler/düşünceler/inançlar ve anlayışlar…. Bütün bunlar, her toplumun farklı biçimde değerlendirmelerine göre ortaya çıkmaktadır.

Peki hangisinin doğrusu gerçektir, haktır?

Bu sorunun yanıtı ise,geleneksel felsefede EPİSTEMOLOJİ’nin konusudur.

Herhangi birşeyi gerçekten biliyor muyuz? ve eğer biliyorsak, bildiğimiz bu şey nedir? ve onu nasıl bilebiliyoruz? ve onu bilebildiğimizi nasıl biliyoruz? vb. tarzında geleneksel felsefi araştırmanın adıdır Epistemoloji ….

Hiçbir toplumun hatta bir ailenin bireyleri arasında dahi, uzlaşma sağlanamaz. Bunun yarattığı kaosun önüne sadece ve sadece tek bir yolla geçilir ki , o da ; Akıl melekesinin insan varlığına kazandırdığı BİLİM’dir. Ona kimse karşı koyamaz. Zira bilimin temeli akıldır algı değildir.

Ne M.Akif Ersoy ve ne de Ziya Gökalp’in fikirleri, Epistemoloji disiplini içinde ontolojik açıdan doğal evren denilen somut, bilimsel bir temel üzerine kurulu olmuştur.

Somut örnek verecek olursak; Osmanlının yönetiminde bulunan Hicaz bölgesi, Mekke emiri Şerif Hüseyin’in tüm islami kuralları bir yana bırakarak, İngilizlerle birlik olmasının ardından, bugünkü Suudi Arabistan hali hazırda, görünürde Amerika’nın, ama gerçekte İngilizlerin vesayeti altına sokulmakla M.Akif Ersoy’un soyut düşüncesi iflas etmiştir. Diğer yanda, Ziya Gökalp’in de ontolojik açıdan tamamiyle bir algıdan ibaret olan etnik temele dayalı milliyetçilik anlayışı da ne yazık ki günümüze kadar canlı ama bitkisel bir gelişim göstererek devam etmektedir. 1930’lu yılların Türkiye’sinde Adalet Bakanı Mahmut Esat BOZKURT ve Atatürk’ün ölümünün ardından, İnönü’nün milli şeflik döneminde Ulus-Devlet yerine etnik Türk Milliyetçilik anlayışı ile özdeşleşen devlet anlayışı gelişim göstererek bugünleri yaşamaktayız.

Eyyy AMERİKA!…….Sen bizden yanamısın yoksa PYD’den yanamısın?….

Bu sesin sahibi, yukarıda anlata geldiğim çerçevede söylüyorum; emperyalist devletlerin 100 yıllık sinsi planlarının varlığından tamamen habersiz, savunmada ; fiziki (maddi) donelere bağlılığı akıl edemeyip, tamamen Akif ile Ziya arasında kalmaktan öteye geçememiştir. Hayat, onun ve milleti için, Cuma ile Ergenekon arasında kalmaktır. İspatını mı istiyorsunuz?

Birinci Dünya Harbinden iki yıl sonra (1915-1916 yıllarında) Osmanlı topraklarından olan, Bağdat’ın güneydoğusunda Kut-ul Amare denilen yerde, Osmanlı Devleti 10.000 şehidine karşın, İngilizlere 18.000 asker zayiatı ile 13.000 askerini Osmanlıya esir ettirmişti. Bu savaştan İngiltere mağlubiyetle çıktıktan sonra, bunun öcünü mutlaka alacağına yemin etmişti. Ancak İngiltere yeminini ontolojik olarak hamaset üzerine değil, doğal yani maddi hesaplara dayalı projeler üzerine kurmuştu. Öyleki, kendisi suya sabuna dokunmayacak, hamisi olduğu ABD ile icra edecekti. Nitekim, ABD’nin güvenlikten sorumlu baş danışmanı ve daha sonra Dış İşleri Bakanı olan Afrika-Amerika kırması siyahi bayan Condoleezza Rice, 2003 yılında Washington Post gazetesinde yayımlanan, ”Transforming The Middle East “ (Ortadoğuyu Dönüştürmek) başlıklı bir makalesinde; Fas’tan Basra Körfezine (Irak’a) kadar 22 ülkenin sınırlarının değişeceğini, Türkiye’nin de bunun içinde olduğunu, hem makalesiyle hem de ağzıyla tüm dünyaya ilan etti. Böylece BOP denilen “Büyük Ortadoğu Projesi” sinsi İngiliz projesi olmasına karşın, Recep Tayyip Erdoğan’ın eş başkanlığı sayesinde masum bir proje olarak Milletimizin bilinç düzeyine çıkarıldı.

Libya, Irak, Suriye’nin hali ortada Türkiye, İngiliz kumandasındaki Suudi Arabistan’dan ve zavallı konumdaki Ukrayna’dan medet umarak, Cuma ile Hamaset arasında kalmaya mahkum edilmiş, hipnoz altında, bilinç altı dürtüsünün algısıyla ; Eyyy AMERİKA!…. Sen bizden yana mısın, yoksa PYD’den yana mısın ?….

Cumalar hayırlı olsun efenim….

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: