Eşekten at, ciğerden et olmaz(mış!)


Adam adamdır olmasa da pulu, eşek eşektir atlastan olsa da çulu

zafer_karadag

© Zafer Karadağ.

donkey

Atatürk’ün hedef gösterdiği “muasır medeniyetlere ulaşmak” için, eğitimin her şeyden daha önemli olduğuna, hatta terörü kazımak için de eğitime daha fazla önem vermemiz gerektiğine inanıyorum. “Barış” ve “İfade özgürlüğü” gibi, iki olmazsa olmaz değerimizi istismar ederek, Pkk’ya kol kanat geren, kalkan olmaya çalışanların yayınladığı şu talihsiz bildiriye gelince. “Birinin özgürlüğü, diğerinin özgürlüğünün başladığı yerde biter” ve o sözde aydınların iddia ettikleri o ifade özgürlüğü de, Türkiye topraklarına göz dikenlere sırt çıktıkları anda bitmiştir ve bu yükün altından da yaşadıkları sürece kalkamazlar…

***

“MEKTEP CEHALETİ ALIR, EŞEKLİK BAKİ KALIR!”

Yıl 1967… Muğla Atatürk İlkokulu 4-A sınıfı öğrencisiyim. Öğretmenimiz tüm sınıfın tek tek cevaplaması için şu soruyu sordu;

“Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” Sıra bana geldiğinde, henüz 10 yaşında bir çocuk olmama rağmen dedim ki;

“Türkiye’nin zaten bir tek sorunu vardır, o da eğitim. Eğer eğitim sorunumuzu çözebilirsek, gerisi bir çorap söküğü gibi kendiliğinden düzelecektir.”

Benim bu cevabımı dinleyen canım Öğretmenim, rahmetli Tayyip Çüçen Hanımefendi yanıma geldi ve başımı göğsüne yaslayarak;
“Çok doğru düşünüyorsun, ancak ben bu yaşıma geldiğim halde eğitim sorunumuzun çözüldüğünü göremedim, inşallah sizin nesil görür” dedi.

Bunları söylerken gözünden dökülen yaşların, benim yanaklarımı ıslattığına yemin ederim…

Hafızamda derin izler bırakan o günün de etkisiyle, hayatım boyunca eğitimin önemine hep inandım. Hatta, “Mektep cehaleti alır, eşeklik baki kalır!” Atasözünün de doğruluk payını göz ardı etmedim ve eğitimin sadece okulla sınırlı tutulmamasını, hayatın her evresinde önem verilmesi gerektiğini savundum.

Bunun için de, önce kendi çocuklarımın iyi birer eğitim görmelerini ve Atatürk’ün gösterdiği yolda ilerleyerek Vatana, Millete bağlı, hukuka, adalete, demokrasiye inanan, iyi birer Vatandaş olarak yetişmelerini sağladım.

Büyük oğlum Hakan, petrol ve jeotermal kuyularının delici ekipmanlarını üreten büyük bir Çin şirketinin, Türkiye ve çevre ülkelerden sorumlu yöneticiliğini, 8 yıldır başarıyla sürdürüyor.

Küçük oğlum Fatih ise, Çin’in en saygın üniversitelerinden biri olan ECNU’dan mezun ilk Türk bilgisayar yazılım mühendisi olarak bizi gururlandırdı.

Sosyal hayatımda da, eğitime verdiğim önemin izlerini görebilirsiniz. 1999-2000 yıllarında yönetim kurulu başkanlığını şerefle üstlendiğim Muğla İl ve İlçeleri Kültür ve Dayanışma Derneği ile İstanbul’daki üniversitelerde eğitim gören daha çok gencimize burs vermek, onlara part-time işler bulmak ve en önemlisi gurbet elde onların sahipsiz olmadıklarını hissettirmek için gayret gösterdim.

Eğitime katkı yolundaki çabalarım Çin’e geldikten sonra da devam etti. Daha önce başkanlığını yaptığım Shanghai Türk Kültür ve Dayanışma Derneği ile halen aktif olarak sürdürmekte olduğum sosyal sorumluluklarım ve yöneticiliklerim çerçevesinde de eğitime olan inancımın ve katkılarımın izleri vardır.

Bu bağlamda, yıllardır Güneydoğu Anadolu’da yaşanmakta olan terör belasının, sadece silahlı mücadele ile önlenemeyeceğini ve bölge Halkının eğitim düzeyinin düşük olmasını aynı potada eriterek bir proje hazırlamıştım.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de özellikle sağlık ve eğitim konularında yeterli hizmet alamayan köylere, bu alanlarda gönüllü yardımlarda bulunduğunu bildiğim için, o tarihteki Genelkurmay Başkanımız’a ulaştım. Emir Subayı Albay da beni Diyarbakır’daki 7. Kolordu Komutanı Korgeneral ve ilgili Tümgeneral’e yönlendirdi.

Daha sonra bu sürece dahil olan Diyarbakır Bölge Valisi’nin de katkılarıyla, Diyarbakır’a 38 kilometre mesafede bulunan bir köyün ilkokulunu yenilemek ve sınıf ilave etmek için bir eğitim kampanyası düzenledim. Adını “Çin’deki Türklerin Eğitime Katkı Kampanyası” koyduğum bu proje aracılığı ile, Güneydoğu’daki eğitimsiz ve işsiz gençlerimizi kandırarak dağa çıkaran şerefsizlerin önünü, eğitim sayesinde daha kolay kesebileceğimizi göstermeye çalıştım.

Velhasılı, Atatürk’ün hedef gösterdiği “muasır medeniyetlere ulaşmak” için, eğitimin her şeyden daha önemli olduğuna, hatta terörü kazımak için de eğitime daha fazla önem vermemiz gerektiğine inanıyorum. İşte bu yüzden, dostlarım arasında bulunan öğretmen, doktor, doçent ve profesörlerin gönlümdeki yerleri bir başkadır, onlara özel bir sevgi ve saygı duyarım.

Şimdi gelelim; “barış” ve “ifade özgürlüğü” gibi, iki olmazsa olmaz değerimizi istismar ederek, Pkk’ya kol kanat germeye, kalkan olmaya çalışanların yayınladığı şu talihsiz bildiriye…

Benim Askerim, benim Polisim Vatan topraklarımızı ve Kürt vatandaşlarımızı Pkk’lı itlere karşı savunur ve Şehitler verirken, hasbelkader akademisyen olmuş, sözde aydınların yayınladığı o saçma bildiri ile Devletimizin şehirlerimizi teröristlerden temizleme mücadelesine karşı çıkmalarının, aleni bir Pkk yandaşlığından ve dolayısıyla Vatan hainliğinden farkı yoktur!

Türkiye düşmanlarının maşası olan ve onları menfur emellerine ulaştırmak için silahlı mücadele veren ve daha geçen hafta kundaktaki Kürt bebeklerimizi bile katleden, insanlıktan nasibini almamış o bölücülere destek vererek, adeta Devletimize kalem çeken bu güruhun silahı elbette geri tepecektir!

Onlara destek verenler de, bu utancı ömür boyu taşıyacaklardır!

“Birinin özgürlüğü, diğerinin özgürlüğünün başladığı yerde biter” ve o sözde aydınların iddia ettikleri o ifade özgürlüğü de, benim Vatan topraklarıma göz diken hainlere destek oldukları noktada biter, hiç kimse o sınırı geçemez!

Ancak, sakın ola ki “cambaza bak, cambaza!” oyununa da gelmeyin…

Milletimize “balık hafızalı” muamelesi yaparak aşağılayan siyasilerimizin, kendi hatalarını örtmek için bu bildiri saçmalığını kullanmasına da izin vermemelisiniz!

Baştan beri “Çözüm” değil de, “Çözü(L)m(E) Süreci” olduğuna inandığım ve bunu her fırsatta yazdığım o, “Açılım” garabeti” sırasında, fırsat bu fırsat diyerek, canım Güneydoğu’mu hendeklerle delik deşik eden ve göz göre cephaneliğe çeviren Pkk’lı mahluklar bu cesareti nereden buldular?

Kandil’den inen bebek katili yaratıkları davul zurnayla karşıladıkları yetmezmiş gibi, Askerimi kışlasına, Polisimi de karakoluna hapsederek, o itlere bu fırsatı altın tepside sunan siyasilerimizin dudaklarından dökülen incileri (!), Yılmaz Özdil aşağıdaki yazısında tekrar hatırlatmış.

O beyanları da, Habur’da çekilen halayları da, “Pkk silah bırakıp Ülkemizi terk edecek” martavallarını da, ben asla unutmayacağım, umarım ve dilerim ki, siz de unutmazsınız!

Tarih, sadece o bölücü teröristlerden değil, bu ihanet ve ateş çemberinin büyümesine sebep olan tüm siyasilerden, valilerden, akademisyenlerden, yazarlardan ve bürokratlardan da hesap soracaktır!

Selam ve sevgilerimle. 19 Ocak 2016, Şanghay

* * * * * * *

BARIŞ BİLDİRİSİ YAYINLAYAN AKADEMİSYENLERİ AÇIKLIYORUM

Asrın liderimiz “Mit müsteşarını Oslo’ya gönderen benim, İmralı’ya gönderen benim, sıkıntısı olan bana söylesin” dedi. Asrın liderimiz, fahri profesördür.

Ahmet Kiziroğlu “ulus devlet ayrıştırıcıdır, ulusçulukla hesaplaşma zamanı geldi, bana Serok Ahmet diyorlar” dedi. Serok Ahmet, profesördür.

Beşir Atalay “Öcalan’ın mesajları bizim de düşüncemizdir”dedi. Apo’nun düşüncelerine aynen imza atan Beşir Atalay, profesördür.

Yalçın Akdoğan “Öcalan kendisi için bir şey istemiyor, Öcalan’ın farklı bir bakış açısı var, olayları okuma kabiliyeti var, tecrübesi var, Öcalan’ın mesajları hassasiyeti yansıtıyor” dedi. Apo’yu bu derece takdir eden, öve öve bitiremeyen Yalçın Akdoğan, doçenttir.

Yasin Aktay “Türk yoktur” dedi, “Öcalan dünyanın geleceğini iyi okuyor” dedi. Akp milletvekili Yasin Aktay, profesördür.

Etyen Mahçupyan “Öcalan nadir insanlardan birisi, çok geniş prestij alanı var, karizmatik, gerçekten bir rehber ve lider” dedi. Akp’nin akil adamı Mahçupyan, Ankara üniversitesinde araştırma görevlisiydi.

Abdullah Öcalan “Anayasa’nın Kürt sorunuyla ilgili bölümlerini Numan Kurtulmuş ve Osman Can kaleme alsın” dedi. Başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş, profesördür. Osman Can, akp milletvekiliydi, profesördür.

Nabi Avcı “konuşmamı güzel Kürtçemizle yapmak isterdim ama, bizim zamanımızda Kürtçe seçmeli ders yoktu, biz bu imkandan mahrum büyüdük, yoksa ben de muhabbetlerimi ifşa edecek kadar Kürtçe konuşabilmeyi arzu ederdim” dedi. Muhabbetlerini maalesef Kürtçe ifşa edemeyen milli eğitim bakanı Nabi Avcı, profesördür.

İsmet Yılmaz “eskiden anneler babalar, evlatlarını askere gönderiyordu ama, tezkere alıp gelecek mi kafasında soru işareti oluyordu, şükürler olsun çözüm sürecini başlatarak ana babaların kafasındaki soru işaretlerini kaldırdık, Ak parti varsa barış var, çözüm süreciyle Türkiye’nin önü parlak” dedi. Tbmm başkanlığı da yapan milli savunma bakanı İsmet Yılmaz, doktora derecelidir.

Orman bakanı Veysel Eroğlu, 25 şehit morgta yatarken “Hindistan’da Pakistan’da olur böyle şeyler” dedi. Kendisi profesördür.

Ayşenur İslam “Ortadoğu’yu biz planlarız, sadece oyuncu değiliz, baş aktörüz, 2002 yılında satranç masasının başına oturduk, şah mat dedik, çözüm sürecini bu amaçla başlattık” dedi. Aileden sorumlu eski bakan Ayşenur İslam, doçenttir.

Yücel Sayman “en büyük hayalim Dicle ile Botan’ın birleştiği yere deniz feneri kurmaktır, ışık verir, yol gösterir, oraya deniz feneri yapmayı ben üstleniyorum” dedi. Akp’nin deniz fenerci akil adamı Yücel Sayman, profesördür.

Can Paker “bakın ben garanti veriyorum, ülke bölünmeyecek, bölünme olduğu zaman gelin benim yakama yapışın” dedi. Faturasız beyaz eşya satıyormuş gibi kendi dükkanı adına garanti belgesi veren Akp’nin akil adamı, sorosçu Can Paker’in doktora derecesi vardır.

Baskın Oran “ulus devlet bizim başımızda Allah’ın belasıdır, Türk üst kimliği bölücüdür, Öcalan’ın eli rahatlatılmalı, yoksa metro istasyonları patlar, alışveriş merkezleri patlar, ortalığa ceset parçaları dağılır, korkudan alışverişe gidemezsiniz, alışverişinizi internetten yaparsınız, yiğidin hakkı yiğide verilmeli, sayın Tayyip Erdoğan gibi cesur bir politikacı olmasaydı, biz hâlâ birbirimizi yemeye devam edecektik” dedi. Akp’nin akil adamı Baskın Oran, profesördür.

Doğu Ergil “1985’te doğu raporu hazırladım, annem telefon etti, senden utanıyorum dedi, akil insanlar heyetine katıldım, kayınvalidem beni vatana ihanetle suçladı, kayınvalidem Kadir İnanır’ı çok beğenirdi, Dolmabahçe toplantısından sonra Kadir İnanır’dan rica ettim, kayınvalideyle aram pek iyi değil, arayalım da konuşuver, iyi bir şey yapıyoruz yenge filan deyiver, ikna et dedim, sağolsun kabul etti, repliği de hazırdı, aradık ama, kayınvalidem telefona çıkmadı” dedi. Akp’nin akil adamı Doğu Ergil, profesördür.

Murat Belge “Tayyip Erdoğan’ın yaptığı barışmak değildi, Abdullah Öcalan’la pazarlık yapmaktı, Tayyip Erdoğan’ın kişiliğinde barışmak gibi bir fiilin yeri yoktur, bizim destekleğimiz adam uydurma Tayyip Erdoğanmış, adımız akildi ama akil falan değildik, aklımızı kullanmıyorduk, bize verilmiş bir şey yok, sadece defter kalem verildi, lüzumsuz adamlardık, akil insanlar konu mankeniydi” dedi. Akp’nin aklını kullanmayan akil adamı Murat Belge, doçenttir.

Netice itibariyle…

Barış bildirisi ayağına yatıp, Pkk’yla yeniden masaya oturmamızı isteyen 1128 akademisyene gelene kadar… Onlara beş basan akademisyenlerimiz vardır! [Yılmaz ÖZDİL]

*

harclik

karya

email

facebook

twitter

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: