Dünya Enerji Raporu – 2015


PARİS İKLİM ZİRVESİ ARDINDAN
DÜNYA ENERJİ VE İKLİM GÖRÜNÜMÜ

energy

World Energy Outlook” Raporu, küresel enerji piyasalarının bugününe ve gelecek 25 yıla ilişkin en son tahminleri, politika gelişmelerini ve bir önceki yıldan bu yana elde edilen tecrübelerle güçlendirilen analizleri içeriyor. “World Energy Outlook”, farklı senaryolara, bölgelere, sektörlere ve yakıt türlerine göre en son enerji arz ve talep projeksiyonlarına yer veriyor. Rapor, orta ve uzun vadede enerji sisteminin nasıl dönüşebileceğine dair önemli analizler ve de en son veriler ışığında küresel enerji sistemine yönelik önümüzdeki 25 sene için güncellenmiş öngörüler içeriyor. Rapor ayrıca fosil yakıtlar, yenilenebilir enerji kaynakları, elektrik sektörü, enerji verimliliğine yönelik beklentileri ortaya koyarken, CO2 emisyonları ve fosil ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik sübvansiyonlara ilişkin de detaylı analizler sunuyor.

***

WEO-WEB

11 Ocak 2016 – Türkiye ekonomisi için ne ifade ettiğini bazı rakamlarla ortaya koymaya çalışacağım.

Türkiye’de elektrik piyasasının pazar büyüklüğü 50-55 milyar TL, doğal gaz piyasası ise 38-40 milyar TL civarında. Bu, Türkiye GSYH’sinin yaklaşık % 5’ine tekabül etmekte. Bugüne kadar gerçekleştirilen reformlar ve piyasanın serbestleşmesine yönelik beklentiler sayesinde özel sektörün enerji sektörüne toplam kurulu gücün % 60’ını oluşturacak seviyede son derece önemli yatırım yaptığını görüyoruz.

Sadece elektrik sektörüne 2000’li yılların başından beri yaklaşık toplam 75 milyar dolarlık yatırım yapıldı. Bunların 52 milyar doları tümüyle yeni yatırımdır. Proje finansmanı amacıyla kullandırılmış olan kredilerin yaklaşık % 53’ü enerji sektörüne ait.

Bu yatırımların finansmanı için toplam 60 milyar dolar banka kredisi kullanıldı. Bunun 52 milyar dolarını Türk bankaları, kalan 8 milyar doları ise yabancı bankalar sağladı.

2023 yılına kadar sektöre 40 milyar dolar daha finansman sağlanacağını öngörüyoruz. Bugüne kadar sağlanmış olan finansmanın yaklaşık % 95’inin ise döviz cinsinden karşılandığını tahmin ediyoruz.

Tüm bu rakamları sizlerle paylaşmamın nedeni büyümenin en temel girdisini sağlayan enerji sektörünün stratejik önemini bir kez daha gözler önüne sermek. TÜSİAD olarak bu önemi her fırsatta vurguluyoruz. Ülkemiz özel sektörünün en yoğun şekilde yatırım yaptığı bu sektör, üretimin ana girdisi; sosyal hayatın temel gereksinimlerinden biri ve de bankalarımızın da en yüksek seviyede finansman sağladığı sektörlerden.

Tüm bu datalar gösteriyor ki sektör ekonomimiz içinde ciddi bir role sahip. Enerji piyasalarında yapısal dönüşümün tamamlanmasına yönelik ihtiyaç devam ediyor. Bahsettiğimiz dönüşüm daha serbest, daha şeffaf ve daha verimli bir enerji sektörü ve piyasasına dönüşümdür.

Bugüne kadar enerji piyasalarında serbestleşmeye yönelik çok önemli adımlar atıldı. Bu toplantı vesileyle piyasanın serbestleşmesini ileriye taşımak için atılması gereken bazı öncelikli adımları dile getirmek isterim: Öncelikle, maliyetlerin altında enerji fiyatları enerji verimliliğini özendirmeyerek, bu alanda ülkemizin çok önemli potansiyelinin ekonomiye kazandırılmasında engel oluşturmaktadır. Enerji piyasalarının bütününde enerji fiyatlarının arz-talep dengesinde oluşması, enerjinin verimli kullanımını sağlayacak; bunun yanı sıra, sektörde öngörülebilirlik ve kamu maliyesinde de sürdürülebilirliğe katkıda bulunacaktır.

Kamu kontrolünde bulunan üretim birimlerinin piyasa şartlarına uygun çalıştırılması, EÜAŞ ve TETAŞ enerjisinin ikili anlaşma ihaleleri yolu ile piyasa katılımcılarına sunulması, serbest tüketici limitinin daha fazla zaman kaybetmeden sıfırlanması ve perakende tarifelerinin kaldırılması; daha verimli ve rekabetçi bir elektrik sektörüne ulaşabilmemiz için son derece önemli gördüğümüz ve hemen atılması gereken adımlardır.

Öte yandan, 2013 yılından beri üzerinde çalışılan Doğal Gaz Piyasası Kanunu’nun revizyonunun da sonuçlandırılmasını bekliyoruz. Zira elektrik piyasasında arzu edilen serbestleşme, doğal gaz piyasası serbestleşmeden sağlanamayacaktır. Bu Kanunun serbest, şeffaf ve likit bir doğal gaz piyasası oluşturacak şekilde ivedilikle değiştirilmesi fevkalade önem taşımaktadır.
Bu noktada bir diğer önemli husus BOTAŞ’ın piyasadaki payıdır. BOTAŞ’ın ithalattaki payının düşürülerek diğer piyasa oyuncuları gibi hareket etmesinin sağlandığı bir piyasa yapısının oluşturulması ve doğal gazın ithalat ve ihracatının serbest bırakılması beklentimizi de ayrıca önemle ifade etmek isterim.

TÜSİAD olarak, içinde bulunduğumuz dönemin, henüz gerçekleştirememiş olduğumuz bu reformları tamamlamamız için çok kıymetli bir fırsat penceresi olarak görüyoruz. Biraz sonra Sayın Birol’un sunacağı World Energy Outlook 2015 Raporunda da vurgulandığı üzere, birçok gelişmekte olan ülke bu “düşük petrol fiyatı dönemini” fosil yakıtlara uyguladığı sübvansiyonları kaldırmak için kullanmakta.

Son 10 yılda gerçekleştirilmiş olan enerji yatırımları sayesinde ulaşılan kurulu gücün sağladığı arz fazlası var… Petrol fiyatları düşük seyrediyor… Tüm bu faktörler ülkemizde de mevcut sübvansiyonların nihai tüketiciye herhangi bir zam yansıtılmadan kaldırılması için bizlere tarihi bir fırsat sunuyor.

Geçtiğimiz sene, “World Energy Outlook 2014” Rapor tanıtımı toplantısında TÜSİAD olarak “düşük enerji fiyatlarının rehavetine kapılmamalı, enerji piyasasının serbestleşmesine yönelik düzenlemeleri hayata geçirmeli; düşük karbon teknolojilerine geçişi ve enerji verimliliği yatırımlarını hızlandırmalıyız” demiştik.

Bu konular önemini bugün de koruyor: Enerji sektörümüzün sürdürülebilirliğini, yatırımların devamlılığını ve enerjinin verimli kullanımını teşvik edecek şekilde düzenlemelerin kararlılıkla hayata geçirilmesine ihtiyaç duyuyoruz.
Yeni hükümetimizin reformlar konusunun üzerinde titizlikle durmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak yeni hükümet programında –Türkiye ekonomisi için son derece kritik önem arz ettiğini düşündüğümüz- enerji piyasalarının serbestleşmesine yönelik bir eylem maalesef bulunmamaktadır. Önümüzdeki dönemde enerji sektörüne ilişkin önceliklerin reform paketinin parçası olacağı temennimizi bir kez daha ifade etmek isterim.

Yeni dünya düzeni, ülkelerin küresel dinamiklerden bağımsız bir şekilde var olmasına fırsat vermiyor. Bu nedenle, tüm politikalarımızın olduğu gibi enerji politikalarımızın da orta-uzun vadeli bir vizyonla ve bölgesel dinamikler göz önünde bulundurularak tasarlanması gerekiyor.

Son dönemde yakın coğrafyamızda yaşadığımız gelişmeler bize arz güvenliğinin jeopolitik tablodan ne kadar hızlı etkilenebileceğini son derece net göstermiş durumda.

TÜSİAD olarak, arz güvenliğine ilişkin tehditleri ve bölgesel riskleri enerji sektörünün yapısal olarak dönüşümü için itici bir güç olarak görmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Bu, gerek kaynak çeşitliliği, gerek güzergâh çeşitliliğiyle, gerekse enerjiyi daha verimli kullanarak üstesinden gelebileceğimiz bir zorluk.

Bu amaca yönelik olarak, en son AB İlerleme Raporu’nda yapılan değerlendirmenin aksine, ülkemizin bir “gaz geçiş ülkesi” değil, enerjinin fiziksel ve finansal ticaretinin yapıldığı bir ticaret merkezi olmasını hedeflemeliyiz. Türkiye’nin üstleneceği böyle bir rolün Avrupa Birliği ülkelerinin arz güvenliğinin artırılması yönünde de büyük önem taşıdığına inanıyoruz.

Enerjinin sürdürülebilirliği, iklim değişikliği ve küresel işbirliği konuları son dönemde küresel gündemin merkezinde bulunuyor. Paris’te COP21 toplantısı gerçekleşti ve iklim değişikliği ile mücadeleye ilişkin tarihi bir karar alındı. TÜSİAD olarak bu yıl da COP toplantısının sonuçlarını değerlendireceğimiz bir toplantıyı 22 Şubat’ta gerçekleştireceğiz. Paris’te alınan kararların kuşkusuz ülkemiz ekonomisi için son derece önemli sonuçları olacak. Bu küresel uzlaşma enerji bağlantılı politikaların hassasiyetle ele alınmasını gerektirecek.

Anlaşma düşük karbon ekonomisine yönelik yatırımların önünü açacak düzenlemelerin geliştirilmesini teşvik edici. Buna ek olarak, teknolojik altyapıdaki işbirliklerinin artırılması doğrultusunda da açık bir mesaj veriyor.
Durum böyle iken Anlaşma metni ülkemiz açısından önemli bir eksiği barındırmaktadır. Zira söz konusu metinde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere ilişkin bir tanım bulunmamaktadır. Türkiye’nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi içerisinde diğer gelişmiş ülkelerle birlikte zikredilmiş olması emisyon azaltımına yönelik hedefin niteliği ve gelişmekte olan ülkelere sağlanacak yardımlara elverişliliği bakımından bir belirsizlik yaratmaktadır. Finansmana erişim ve teknoloji alanında destek ülkemiz açısından iklim değişikliği ile mücadelede etkili olmanın temel belirleyici unsurlarıdır. Bu belirsizliğin giderilmesine yönelik girişimlerin uluslararası arenada ivedilikle ve ısrarlı bir şekilde sürdürülmesi gerekmektedir.

Söz konusu küresel gelişmeler akabinde son dönemde enerji piyasalarında birçok değişim öngörmek mümkün. Çoğunluğunun özel sektör tarafından yapılması öngörülen düşük-karbon ve yüksek verimli teknoloji yatırımları için yatırım ortamında öngörülebilirlik ve politikalarda uyum ihtiyaçlarının önemini burada bir kez daha tekrarlamak isterim.

Düşük karbon ekonomisine geçişte önemli bir role sahip olan yenilenebilir enerji kaynakları aynı zamanda enerji güvenliğimiz açısından da önemli bir fırsat sunmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynaklarımızın değerlendirilmesi hususunda son yıllarda önemli bir ivme yakaladık. Bu sürecin artarak devam ettirilmesiyle, kullanılan ekipmanın tümünün ülkemizde üretilmesi aşamasına da geçebileceğimizi düşünüyorum. Ekipman imalatının yaratacağı üretim, istihdam ve ihracat olanakları sanayimize ve ekonomimize de son derece önemli katkı sağlayacaktır. Ülkemizin yüksek yenilenebilir enerji potansiyelinden azami düzeyde faydalanmak için yatırımları destekleyici politikaların devam ettirilmesi ve yatırım ortamını iyileştirici tedbirlerin alınması sürece kayda değer bir ivme kazandıracaktır.

TÜSİAD olarak 2015-2016 çalışma alanlarımızı belirlerken “dönüşüm” temasına özel bir önem atfettik. Bu çerçevede, ekonomimizin dönüşümünün bütüncül bir yaklaşımla, hem imalat sanayimizin hem de diğer sektörlerimizin yapısal olarak dönüşümü algısıyla tasarlanması gerektiğini düşünüyoruz. Dijital ekonomiye dönüşümü sağlayacak olan ve “hızla gelişen teknolojilerin sanayi ile birleşmesiyle” ortaya çıkan dönüşümü tarifleyen “Sanayi 4.0” yaklaşımı çerçevesinde başlattığımız çalışmaları da yakında kamuoyu ile paylaşacağız. Bu ayın sonunda Davos’ta toplanacak olan Dünya Ekonomik Forumu’nun ana teması da küresel eğilimi teyit eder şekilde Sanayi 4.0 olgusu olacak. Bu nedenle sözlerime son vermeden önce bu acil ihtiyaca bir kez daha değinmek isterim. Enerjide atılacak her adım, Sanayi 4.0 ve teknoloji ile beraber birleştiğinde ülkemiz büyüme dinamiklerine önemli bir katkı sağlayacaktır.

TÜSİAD olarak savunduğumuz ve önerdiğimiz bütün politika önerilerinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamak isterim. Serbest ve şeffaf enerji piyasalarının verimli yatırımları ve verimli enerji tüketimini teşvik edeceğine inanıyor; bu yatırımların ülkemizin daha düşük karbonlu bir enerji sistemine geçişini de sağlayacağını biliyoruz. Enerji sektöründeki bu dönüşümün, sanayimizle birlikte eşgüdümlü bir şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini her fırsatta savunuyoruz. Ancak bu şekilde büyüme zorunluluklarımızın çevresel sorumluluklarımız ile uyumlu olmasını sağlayabiliriz. [TÜSİAD Başkanı Cansen-Basaran-Symes’in konuşmasının tam metni.]

*

Dünya Enerji Görünümü raporu – 2015

Küresel enerjide değişimin işaretleri son Dünya Enerji Görünümü raporunu (WEO) takip eden 12 ay içerisinde artmıştır. Petrol fiyatları, diğer yakıtların fiyatlarının dünyanın birçok yerinde birbiri ardına hareketlilik göstermesiyle, keskin bir şekilde düşmüştür. Hindistan ve Endonezya’nın da dahil olduğu ülkeler petrol fiyatlarındaki düşüşten yararlanarak fosil yakıt sübvansiyonlarını sonlandırmışlardır. Orta Asya’nın bazı bölgelerindeki kargaşanın ortasında,
dünyanın en büyük hidrokarbon kaynağı sahiplerinden biri olan İran’ın petrol piyasalarına dönüşüne imkân sağlayabilecek bir yol açılmıştır. Kalkınmasında daha az enerji-yoğun bir safhaya girmesi nedeniyle Çin’in küresel eğilimleri yönlendirme rolü değişmektedir.

2014’te yenilenebilir kaynaklar dünyanın yeni enerji üretim yatırımlarının neredeyse yarısını oluşturmuştur. Dünya çapında, zorunlu enerji verimliliği düzenlemesinin kapsamı küresel tüketimin dörtte birinden fazla genişlemiştir. CO2 emisyonları ve ekonomik faaliyetler arasında, günümüze kadar oldukça öngörülebilir bir ilişki gözlemlenmiştir. 2014 yılına ait veriler ise bu iki unsur arasında ayrışmaya dikkat çeken ipuçları ortaya koymuştur. Ülkeler kritik önem taşıyan Paris’teki BM iklim zirvesine (COP21 olarak da bilinmektedir) hazırlanırken, hangi değişikliklerin geçici hangilerinin döngüsel ve hangilerinin kalıcı olduğunun, ileride hangi risklerin ve fırsatların ortaya çıkabileceğinin, – ve enerji sisteminin daha güvenli ve sürdürülebilir bir temel üzerine yerleştirilmesi için ne yapılabileceğinin görülmesi için enerji sektörünün bugünkü durumu hakkında net bir anlayışa sahip olunması politika yapıcılar, sanayi ve diğer paydaşlar açısından bugün her zaman olduğundan daha da önemlidir. WEO–
2015, 2040’a kadarki süreyi kapsayan senaryo temelli analizleri ve çok sayıda durum çalışması ile tüm bu sorular hakkında öngörüler sunmaktadır.

Çin küresel enerji talebi lokomotifini yeniden ayarlamaktadır Çin’in büyüme için daha az enerji-yoğun bir modele geçmesi küresel eğilimler üzerinde büyük etkilere sahiptir. Çin enerji dünyasında büyük bir ağırlığa sahiptir: Görünüm dönemi boyunca büyük farkla dünyanın en büyük kömür üreticisi ve tüketicisi olarak kalmaktadır; diğer herhangi bir ülkeden daha fazla yenilenebilir enerji üretim kapasitesi kullanmaktadır; ayrıca 2030’lar itibariyle en büyük petrol tüketicisi olarak Birleşik Devletler’i geride bırakacak ve Avrupa Birliği’nden daha büyük bir gaz piyasasına sahip olacaktır. Çin’in 2040 yılındaki toplam enerji talebi Birleşik Devletler’ininkinin neredeyse iki katıdır. Ancak ekonomideki
ağır endüstriden (hem çelik hem de çimento üretiminin 2014 yılında tepe noktasına ulaşmış olması muhtemeldir) ziyade hizmet sektörünün genişlemesini destekleyen yapısal geçişler, gelecekteki ekonomik büyümenin her bir biriminin üretilmesi için geçmiş 25 yıla oranla %85 daha az enerjiye ihtiyaç duyulacağı anlamına gelmektedir. Politika tercihleri aynı zamanda
Çin’in enerji sistemi görünümünü ve genişleme hızını da değiştirmektedir.

Çin, 2017’de enerji üretim sektörünü ve ağır endüstriyi kapsayan ve kömür kullanımı iştahını köreltmeye yardımcı olacak emisyon ticareti sistemini uygulamaya koyacaktır. 2005 yılındaki %3’lük değerle karşılaştırıldığında, bugün Çin’in enerji kullanımının yarısı zorunlu verimlilik standartlarına tabidir ve rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi, hidro ve nükleer enerjinin büyük ölçekli kullanımı yanı sıra verimlilik konusunda süregelen gelişmeler Çin’in CO2 emisyonlarının önce yatay kalmasına sonrasında 2030 civarında tavan yapmasına yol açacaktır. [Rapor özet metninin tamamı.]

tusiad4

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: