1960’lı yılların sol hareketinin gelişmesi ve iç çatışmaları ışığında…


…sol gazetecilik ve yayıncılık!

beyoglu1

Görece doğru çizgiyle örgütsel etki arasında ters orantı vardır. Doğrulara ne kadar bağlı kalırsanız, örgütsel etkiniz o kadar zayıf olur. Tersten söyleyecek olursak, örgütsel bakımdan etkili olmak istiyorsanız, doğrulara bağlı kalmamak ve kendi hizbinizin örgütsel başarıları için doğruları eğip bükmek, hatta gereğinde ezip geçmek zorundasınızdır. İnsanlar ne yazık ki, doğruların değil, örgütsel bakımdan güçlü ve etkili olanların peşinden gider.

***

Doğan Özgüden’in Anıları’nın Gösterdikleri!

Gun_Zileli

© Gün Zileli – Doğan Özgüden’in değerli anılarını yayınlandıktan ancak beş yıl sonra, Gün Zileli sitesini izleyen bir arkadaşın kitabı bana göndermesiyle okumak elbette benim açımdan eleştirilmesi gereken bir noktadır. Nasıl oldu da bu anılardan bu kadar geç haberdar oldum, bilmiyorum. Oysa 1967 yılında yayınlanmaya başlayan Ant dergisni ve Ant Yayınları yakından izler, Doğan Özgüden’i tanır ve takdir ederdim.

Neyse, beş yıllık bir gecikmeyle de olsa Doğan Özgüden’in anılarını okumam çok iyi oldu. O dönemle ilgili birçok noktanın kafamda daha da berraklaşmasını sağladı.

Doğan Özgüden’in, 1936-1971 yıllarını kapsayan anıları farklı açılardan okunabilir. Örneğin, bu anıları, 1950-1960 dönemlerinin sol gazeteciliği açısından okumak mümkün. Özellikle 1960-61 yıllarındaki Öncü, 1964 – 66 yıllarındaki Akşam gazeteleriyle, 1967-71 yıllarındaki Ant dergisi ve yayınları deneyimleri açısından. Sonuç olarak bu anılar, özellikle 1960 yıllardaki sol gazetecilik ve yayıncılık deneyimlerine güçlü bir ışık
tutmaktadır.

Öte yandan, anılar, özellikle Ant haftalık dergisinin ve Ant yayınlarının serüvenini izleyerek 1960’lı yılların sol hareketinin gelişmesi ve iç çatışmaları açısından da okunabilir. Ben daha çok bu ikinci okumayı tercih edeceğim.

Hemen baştan söyleyeyim ki, Doğan Özgüden’in ve eşi inci Tuğsavul’un yönettiği Ant dergisi, Türkiye solunun o müthiş iç çatışmalar ve bölünmeler ortamı içinde görece en doğru yönelimi temsil etmektedir. Aynı zamanda bu dergi, Türkiye 1960’li yıllarda zirveye ulaşan, esas olarak 1930’lular kuşağına dayanan Kürt ve Türk sol entelijensiyasının da yayın alanındaki temsilcisi olarak nitelenmeyi hak etmektedir. Belki o gün bunun farkında değildik, fakat 45 yıl sonra bugün bunun saptanması gerekmektedir. Zaten bu tür toplumsal olgularda neyin ne olduğu ancak aşağı yukarı 50 yıl sonra ortaya çıkar. Nasıl, anarşizmin tezlerinin doğruluğu, Troçkizmin Stalinizm karşısındaki görece haklılığı ancak yıllar sonra anlaşılabilmişse.

TİP Yönetiminden Sol Entelijensiyasına Engel

Yeni parti programı hazırlandıktan sonra TİP’in 1. Büyük Kongresi Şubat 1964’te İzmir’de toplanır. Kongrede, Behice Boran ve çevresi, parti içindeki çift sandık uygulamasına dayanarak (tüzükteki bir maddeye göre işçiler ve aydınlar ayrı ayrı oylanmaktadır ve yönetim organlarında işçilerin veya işçi kökenli sendikacıların yarıdan fazla temsil edilmesi gerekmektedir) aydınları önemli ölçüde geri plana iterler. [TİP Belgeleri

Fethi Naci,bu durumu Doğan Özgüden’e şöyle anlatır:
“Boran takımı muhalefet ettiğinden ancak yedek üye olabildim. İşçi ve aydın ayrımı yapılarak çift sandık sistemi uygulandığından ben de dahil birçok sosyalist aydın genel yönetim kuruluna giremedi. Selahattin Hilav da…” (s. 327)

Bu, Kürt ve Türk sol entelijensiyasının büyük teveccüh gösterdiği TİP’teki ilk ayrılıktır. Bir kısım TİP’li aydın bu yönelime karşı ortak bir bildiri yayınlar ve Parti yönetimi tarafından tasfiye edilir. Tasfiye edilenler arasında, Doğan Özgüden, Fethi Naci, Demir Özlü, Edip Cansever, Muzaffer Buyrukçu, Ömür Candaş, İsmet Sungurbey gibi isimler vardır.

Doğan Özgüden’in anlattığına göre, bu tasfiyenin başını çekenler, Behice Boran, Nevzat Hatko ve Nihat Sargın’dır. Tasfiye için Mehmet Ali Aybar’ı da yanlarına çekmişlerdir.

Malatya 1966 Kongresi’nden Sonra Eski Komünistlere Engel

Doğan Özgüden anlatıyor:
“Çeviriyle uğraştığımız günlerde bir sabah Yaşar Kemal’den bir telefon geldi. Kasım 1966 sonlarında Türkiye İşçi Partisi’nin 2. Büyük Kongresi’nin yapıldığı Malatya’dan dönmüştü. Kongre’de yine birçok tatsız olaylar yaşanmış, özellikle Behice Boran ve Nihat Sargın’ın örgütteki Mihri Belli ve Hikmet Kıvılcımlı sempatizanı partililerin tasfiyesi için giriştikleri operasyon partiyi yeni bir krize sürüklemişti.” (s. 390)

Bu, parti içindeki ikinci tasfiye olayıdır ve görüldüğü gibi ikisi de partinin başındaki yöneticiler tarafından yürürlüğe konmuştur. Doğan Özgüden ve kısa süre kurulacak olan Ant dergisi bu ikinci tasfiye konusunda da doğru ve birleştirici bir tavır alır. Eski komünistler çevresinden 89 üyenin partiden atılmasına karşı çıkar.

“Kim hedef alınırsa alınsın parti içi tasfiyeciliğe karşı olduğumuz için 21 Kasım 1967’deki Ant’ta … TİP genel merkezine şu uyarıda bulunduk: ‘İtici değil birleştirici bir disiplin muhakkak ki parti bütünlüğünün korunmasında ve parti içi demokrasinin gerçekleştirilmesinde daha olumlu sonuçlar verecektir.’”

Sosyalist Gençliğe Engel

TİP yönetimi, sadece aydınlara ve eski komünistlere karşı değil, o dönem partiye aktivizm ve canlılık kazandıran gençliğe karşı da güvensizdi. Gençliğin aktivizmi her adımda yönetim tarafından engelleniyordu. Doğan Özgüden’den dinleyelim:
“Aybar-Boran-Aren yönetiminin 1. Kongre’den itibaren sosyalist gençliğe karşı gösterdiği güvensizlik ve hatta ilgisizlik, parti çizgisini pasifist bulan devrimci gençleri, partinin kara listeye aldığı Mihri Belli ve Hikmet Kıvılcımlı gibi eski TKP liderlerine yakınlaştırıyordu.” (s. 420)

Gençliğin mücadelesi konusunda Ant TİP yönetimini şöyle eleştiriyordu:
“Devlet artık devrimci gençliğe karşı alenen terörist bir saldırıya geçmişti. Bu durumda gençliğin pasif kalması, direnmemesi, protesto eylemlerine girişmemesi mümkün değildi… TİP yönetimi bu direnişe önderlik etmek yerine, ‘provokasyona düşmeyelim’ anlayışıyla kendisine yakın FKF üyesi gençlerin direniş eylemlerine katılmasını yasaklıyordu.” (s. 437-438)

Bununla bağlantılı olarak Doğan Özgüden TİP milletvekillerinin parlamentarist tutumunu şöyle eleştirmektedir:
“… milletvekili olmanın sağladığı olanaklar uzun süreden beri çoğu TİP milletvekillerini, arada bir Anadolu gezilerine çıkıyor olsalar da, genelde ‘parlamentarist’ bir tutuma sürüklemişti.” (s. 446)

MDD Çizgisi Karşısında Tutum

Ant dergisi TİP yönetimini eleştirmekle birlikte MDD çizgisine karşı da mesafeli ve eleştireldir. MDD’cilerin Kemalizmi savunan, orducu tutumunu hiçbir zaman benimsemez ve eleştirir. Üstelik, MDD’ye sözde karşı çıkan TKP Dış Bürosu’nun eleştirisi de buna dâhildir:
“Cuntacılarla bu yakınlaşma kısa bir süre sonra antikomünist eğilimi bilinen eski cuntacılardan Mucip Ataklı’nın başkanlığında Devrimci Güç Birliği’nin kurulmasına kadar varacaktı… Bu dönemde eski TKP’lilerin sosyalist ülkelere sığınmış olan Zeki Baştımar, İsmail Bilen ve Aram Pehlivanyan gibi karşıtları da gerek Bizim Radyo Yayınları’nda, gerekse bize gönderdikleri broşürlerde, özünde MDD’den farklı olmayan Ulusal Demokratik Devrim (UDD) propagandası yapıyorlardı.” (s. 421)

Doğan Özgüden, MDD-SD tartışmalarındaki tutumunu şöyle açıklıyor:
“Sosyalist devrime ancak belli aşamalardan geçtikten sonra ulaşılabileceği görüşü bana daha mantıklı görünmekle birlikte Kemalist ve militaristlerle neredeyse teslimiyete varan bir ittifakın sol hareketi dönüşü olmaz bir çıkmaza sürükleyeceğinden endişelendiğim için MDD hareketine mesafeliydim.” (s. 444)
“Ant’ta sık sık tartışıyorduk. Yön çizgisinin ve ondan esinlenen MDD hareketinin devrimin öncü gücü olarak gördüğü ordunun gerçekte egemen sınıfların bir baskı gücü olduğunu, hatta giderek bu oligarşiye organik bir şekilde entegre edildiğini ortaya koymak gerekiyordu… Kemalizm’in ve Türk Ordusu’nun ‘ilerici’ olduğuna dair Komintern’in dayattığı tezler, solun tüm kesimleri gibi bizleri de uzun süre etkilemişti.” (s. 464-465)

Ant, ne MDD’yi, ne de TİP yönetimini destekler, fakat hiziplerin dışında kalarak partinin bütünlüğünü savunur ve MDD’nin parti yıkıcısı tutumundan uzak durur. Keza, daha sonra Aybar kesimi ile Boran-Aren kesimi arasındaki ihtilafta da taraf tutmak yerine partinin birliğini savunur. Bunların hepsi örnek tutumlardır.

Uluslararası Plandaki Tutumu

1960 yıllar dünya komünist hareketindeki büyük Sovyet-Çin yarılmasının yaşandığı ve Türkiye soluna da yansıdığı yıllardı. Bunun yanı sıra Latin Amerika çizgisi diye bilenen Küba veya Che Guevara’nın temsil ettiği gerilla mücadelesi çizgisi, Sovyetler Birliği tarafından gayriresmi, Çin tarafından ise resmi olarak reddediliyordu. Keza, Stalin’in Komintern döneminden kalma anarşizm ve Troçkizm düşmanlığı, özellikle eski komünistler ve MDD çizgisi tarafından aynen Türkiye soluna da yansıtılmıştı.

Ant dergisinin bu konularda takındığı tavrın da, bugün baktığımız zaman en tutarlı tavır olduğunu görüyoruz. Ant, Çin-Sovyet ayrılığında taraf tutmaz, her iki tarafa da eleştirel bir mesafede durur. Öte yandan, Ant Yayınları, solun bütün kesimlerinde var olan o zamanki ağır anarşizm ve Troçkizm düşmanlığına yüz vermez; Troçkist teorisyen Mandel’in ve o zamanlar anarşizmi savunan John Bendit’in kitaplarını yayınlamakta bir sakınca görmez. Latin Amerika çizgisi diye anılan Che Guevara ve Castro’nun çizgisine de sempatiyle yaklaşır.

Dahası, Sovyetler Birliği’nin Çekoslovakya’yı işgaline de karşı çıkar. 27 Ağustos 1968 tarihli Ant “Çek dramı” kapağıyla çıkar.

Kürt Meselesindeki Tutum

MDD hareketinin Kürt meselesindeki Türk milliyetçisi ve olumsuz tutumu bilinmektedir. Ant dergisi bu konuda da olumlu bir yönelim içinde olmuş, Mehmet Emin Bozarslan’ın Kürtçe çevirilerini basmış, Kürt gençlerinin kurduğu DDKO adlı örgüte olumlu yaklaşmış, İsmail Beşikçi’nin ve Kürt aydınlarının yazılarına sayfalarını açmıştır.

Yazının başındaki saptamamıza dönecek olursak, Ant’ın 1960’ların sol hareketinde, bütün tutumlarıyla esasen doğruya en yakın noktada olduğunu bir kere daha belirtelim. Evet ama, Ant bu doğru yönelimlerine rağmen, sol içi hizip kavgaları ortamında neden gereğince etkili olamamış, neden kendi çevresinde güçlü ve farklı bir sol oluşum yaratamamıştır? Etkili olmadığını söylemek istemiyorum. Elbette Ant kendine özgü tutumuyla önemli bir etki de yapmış, bir anlamda sol entelijensiyanın ve solcu gençliğin özlemlerinin temsilcisi olmuştur, fakat son tahlilde bu, örgütsel bir etkiye dönüşememiştir, neden?

Bu çok daha geniş bir tartışmanın konusudur. Burada sadece şunu saptamakla yetineyim: Görece doğru çizgiyle örgütsel etki arasında ters orantı vardır. Doğrulara ne kadar bağlı kalırsanız, örgütsel etkiniz o kadar zayıf olur. Tersten söyleyecek olursak, örgütsel bakımdan etkili olmak istiyorsanız, doğrulara bağlı kalmamak ve kendi hizbinizin örgütsel başarıları için doğruları eğip bükmek, hatta gereğinde ezip geçmek zorundasınızdır. İnsanlar ne yazık ki, doğruların değil, örgütsel bakımdan güçlü ve etkili olanların peşinden gider. (Doğan Özgüden, ‘Vatansız’ Gazeteci, cilt:1(Sürgün Öncesi), Belge Yayınları, 2010)

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: