Ülkede, “kurt” “kuzu”ya kem bakınca…


kurt_kuzu

© photocredit

Hal Hal… Hal Hal… Hal Hal… [*]

münir_kebir

© Münir Kebir Bu ülkede neyin lehimizde neyin aleyhimizde olduğunu tefrik edebilecek insanın olmadığını düşünüyorum. Çünkü, Ben bu anayasayı tanımıyorum” diyen kişiyi bu ülkeye İç İşleri Bakanı yapar MI? Öyle ki halk; “Bu partiye vermeyelim de, kim var?..Kime verelim?.. Yine en iyisi budur” acizliği içine düşürüldüğü için, bırakın kendisine saygı beklemeyi, yöneticilerin kendisine “domal” diyebileceğini bile keramet kabilinden algılama çaresizliğine düşürülmüş. Zihniyet ya da kafa yapısı olarak dillendirdiğimiz meleke çökmüş…..Ve yeri boş!.. Dolu değil..

münir_kebir

© Münir Kebir – Dünyada değişimin getirdiği bir sosyal çözülme görüyorum.

Bir yandan Babanın evlada sevgisi artarken, beri yanda evladın babaya saygısı adeta yok oluyor. Benim çocukluk dönemimde babamın bana sevgisi, kötü bir fiile bulaşmama, çevreme ve giderek insanlığa karşı dürüst olma, zahmetlere katlanma, inançlı ama aynı zamanda akıl ve mantığı kendime rehber edinmem doğrultusunda kendini gösteriyordu.

Bu bağlamda;

Eğer bir komşum ya da arkadaşım, babama beni yaptığım bir küfür nedeniyle, ya da caddeye ve sokağa bulunduğum yere usulen eğilmeden tükürmemi dahi şikayet etse, vay benim halime diyeceğim yaptırımla karşı karşıya kalırdım.

Baba sevgim; terbiyem de devamlılık görüldüğünde ortaya çıkardı. Ben de bundan büyük bir haz duyardım ve bu sevgi de, ufak bir harçlıkla ödüllenmekle anlaşılırdı. Benim babama saygım ise, adeta tanrısal nitelikli bir saygıydı. Çünkü, ben ve benim kuşaktaki insanlar; Hz.İsmail’in babası Hz.İbrahim’e gösterdiği teslimiyeti, Hz.İbrahim’in oğlu Hz.İsmail’i ev ziyaretinde bulunduğunda, eşinin “evde yok” diyerek kayınpederini içeriye buyur et-me-mesi karşısında, Hz.İbrahimin şifreli sözle karısını boşaması isteğini, anında oğlunun kabul ettiği kıssalarla temellenmişti.

Aile hayatımızda annelik; “avratlık” olarak nitlendirilir ve övgüye layık görülürdü. Babamın sigarasının bittiği bir gecede, Annem; -böyle bir durumun hasıl olacağını varsaymış olacak ki- bohçalardan birine sakladığı yine babama ait 3-5 tane sigarayı önüne koyarak, keyfinin devamını sağlar, bizlerin de, gece üzerimizden attığımız yorganı, sanki rüyasında görüp uyanmış gibi tekrar üzerimize örter ve bunu gecede 5-6 sefer tekrarlardı. Yediğimiz yemekler kışlık erzaktan yapılan tadı damağımızda hâlâ süren lezzet taşırdı.

Komşu komşuya o kadar saygılıydı ki, yaptığı yemeği bizimle paylaşan komşu, kapımızı çaldığında, sadece kapıyı açanın duyacağı tonda “annen evde değil mi?” deyip ardından, adeta bir mahcubiyet psikolojisi içinde, anneme; “kusura bakma rahatsız ettim, bu yemeği size getirdim umarım inşallah beğenirsiniz ” diyerek ayrılırdı.

Lise öğrenimi, çocukluktan gençliğe geçiş dönemidir. 90 kişilik sınıflarda okuduk. Sınıflar üçer sıralı yaklaşık 35 masalıydı ve genellikle bir masayı 3 öğrenci paylaşırdı. Ön sıralar kız öğrenciler içindi. Yazılı kural yoktu ama aldığımız terbiye bunu gerektiriyordu. Öyle ki, biz bu şekilde oturmayı doğal saymış haldeydik.

Bir de, şimdiki duruma bakalım. Kız öğrenci- Erkek öğrenci arada hiçbir fark yok. Olması gerekmez mi? Avrupada gerekmiyor. Çünkü avrupada kızın bakireliği hastalık sebebi olarak kabul ediliyor. Erkek ise Kızlara ilgi duymadığı takdirde “GEY” gözüyle bakılıyor. Tabi ki, orada farklılığı düşünmek geri zekalılık olur. Olmaz MI?…

Evlilik hayatında kadın mutlaka, alınan evin(dairenin) kendi adına olmasını, olmazsa olmaz kabul ediyor. Erkek müslümanım sıfatını ağzından atsa “eniştem beni niye öptü” hayretiyle karşılanıyor. Dolaysıyla kimlik müslümanlığı yeter de artar kabilinden rağbet görüyor. Bir müddet sonra, aile içi huzursuzluk kişileri cinayete kadar sürüklüyor. Çareyi ne idüğü belirsiz kadın hakları çığlığında arıyoruz.! Avratlığın yerini, kadının ekonomik özgürlüğüne bağlıyoruz. Ama cinayetin en çok çalışan kadınlara yönelik olduğuna şahit oluyoruz!..

Bunları kısa keserek nasıl yönetildiğimize bakıyorum.

Bugün bu ülkede neyin lehimizde neyin aleyhimizde olduğunu tefrik edebilecek insanın olmadığını düşünüyorum. Çünkü, bu ülkede 10 yıl boyunca “ne istediniz de vermedik” cümlesinin muhatabı, bir ilkokul mezunu sahtekar bir din hocası(!) Ona istediği herşeyi veren ise, ne idüğü belirsiz bir insan…. Kabadayı desen kabadayılığı çakma, Bilgi desen tam bir teneke… Müslüman desen, tam bir riyaset delisi.. 17-25 Aralık sonrasında gerçek yüzü ortaya çıkmış ve bu yüzden ne yaptığını bilmez tam bir deli…

Allah aşkına, mevcut anayasa çerçevesinde seçimle Cumhurbaşkanı olan aklı selim birisi, bu statüye geldikten sonra; “Türkiye’de yönetim sistemi (rejim) değişmiştir,bundan sonra mevcut fiili duruma göre hukuki çerçeve hazırlansın” der Mİ?

“Ben bu anayasayı tanımıyorum” diyen kişiyi bu ülkeye İç İşleri Bakanı yapar MI?

Halka saygılı yöneticilik anlayışı, oyunu çıkarı için kullanan parti tabanı oluşturmaya dönüşmüş. Öyle ki Halk; “Bu partiye vermeyelim de, kim var?..Kime verelim?.. Yine en iyisi budur” acizliği içine düşürüldüğü için, bırakın kendisine saygı beklemeyi, yöneticilerin kendisine “domal” diyebileceğini bile keramet kabilinden algılama çaresizliğine düşürülmüş. Bu hükümette İç İşleri Bakanlığı yapmış zat, 60 yaşındaki seçmenine (“Hadi bi takla atta beni sevdiğini göreyim” dememiş miydi?…

Halk, sosyal hayatın temelini oluşturan Aile yapısının yozlaşması ve ülkenin tüketim toplumuna dönüşmesi sonucu bu acizliği daha çok tüketimle giderme yoluna girmiş, ancak ülke kaosa girdiğinde kendini-korkudan dolayı- toparlamaya çalışıyor ama nafile….
Çünkü zihniyet ya da kafa yapısı olarak dillendirdiğimiz meleke çökmüş…..Ve yeri boş!.. Dolu değil..

Hal böyle olunca, Devlet sırrı denilen gizlilik için, “olsa ne oluuuur,olmasa ne olur” denilmenin ardından, basın mensupları yetmezmiş gibi, iki general ve emekli olmuş albay tutuklandı, tutuklanma TV’larda alt yazıyla verildi o kadar..
Kimse bunu tınlamıyor bile….(!)

Tahir Elçi; “PKK terör örgütü değildir, o silahlı siyasi bir harekettir” demiş ve ardından Bağımsız Türk Mahkemesinde savunmasını yaparak, tutuksuz tahliye edilmişti. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devletiyken, sosyolojik açıdan hamaset edebiyatı hukuku işlevsiz bırakacak güce sahiptir ki, bugün Türkiye’de yürek savutanların haddi hesabı yok!…

PKK’nın terör örgütü olmadığını kim kabul edebilir? Hiç kimse… Ama dikkatlerden kaçan önemli bir ayrıntı var. Hükümet yaptığı her yanlışlığın faturasını PKK’ya çıkararak halkı buna inandırıyorsa işte o zaman bu ülkenin tarihe karışması an meselesi haline gelir. (!?) Hangi durumdayken Mondrosu imzaladık inceleyin lütfen.

Şuna dikkat edelim. Rus uçağı düşürüldüğünde, Genel Kurmay ve Başbakanlık, kimliği belli olmayan bir uçak hava sahamızı ihlal ettiği için vurulmuştur dediğinde, Cumhurbaşkanlığı makamında bulunan ama bununla yetinmeyip hem yasamayı hem de Yürütmeyi alenen, yargıyı da dolaylı olarak kendinde toplamanın hesabından başka hiç bir kaygısı olmayan başımızdaki büyüğümüz, sırça sarayından Rus uçağını düşürdük diyebildi (!?) Basından değil de, sosyal medyadan aldığım bilgiye göre, şimdi Genel Kurmay ve Başbakanlık bu konuda tam siper halindeler.

İyiki bu internet var…Ya olmasaydı!….Varken halimiz bu…

Ben Allah yardımcımız olsun falan filan diyerek dua etmeyeceğim.

Dua ettikçe durum daha da kötüye gidiyor. Bildiğim kadarıyla söylemem gerekirse, Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah ; “Ben kimsenin ecrini zayetmem… (..) Ben Rahman ve aynı zamanda Rahimim” diyor.

Rahman:Yüce Allah, insan denilen varlığı inancına göre değil, kendisinin uygun gördüğü formata göre yarattığı için, herkesi -kendisini inkâr edenleri bile- rızıklandırmasıdır. Bu yüzden, toprağı işleyip tohumu eken herkes hasadını biçer. Çünkü inansın veya inanmasın herkes, hepimiz ; “Merzuk” formatıyla formatlanmış olarak bu dünyaya teşrif etmişiz… “Ne ekersen onu biçersin” sözü de bu formata istikamet vermek içindir.

Rahim ise, aklını ve emeğini çalışmaya sarfedene, emeğinin karşılığını (ecrini) vermesidir. Bu yüzden çalışmayana ekmek yok diyor “ Format sahibi…” Öyleyse çalışmayan, aklını kullanmayan, emeğini sarfetmeyene de dua etmek yok. Bu, Allah’ı tanımamak anlamına gelir o zaman…. Gelmez Mİ?


Saygılarımla,

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: