AB’de Sığınmacı Krizi ve Türkiye.


Brüksel Kaynaklı Son Gelişmeler

mig6

© photocredit

***

Hazırlayan: Dilek Aydın

Brüksel, Yunanistan krizini takiben sığınmacı krizi için yoğun bir toplantı trafiğine ev sahipliği yapıyor. AB liderleri ulusal çıkarlarını korumaya çalışırken, sığınmacı akını ile yüzleşen ülkeler için AB’nin dayanışma ilkesine dayalı bir çözüm arayışı içindeler. Bu yönüyle sığınmacı krizi konunun insani boyutu kadar AB projesinin varoluşsal tartışmalarına da kaynak oluşturan bir konu. AB’de birlik, dayanışma ve temel evrensel değerler üzerine konumlandırılan AB projesinin temellerinin test edildiği ve Yunanistan krizinde netlik kazanan süreç, sığınmacı krizi ile pekişiyor. Etkinliği sorgulanan dış politika, sığınmacı krizine gecikmeli müdahale, AB’nin en büyük başarılarından biri olarak kabul edilen ve AB sınırları içerisinde serbest dolaşım ilkesini hayata geçiren Schengen sistemi ile kaldırılan sınırlar arası pasaport kontrollerinin Almanya ve Avusturya gibi üye ülkeler tarafından geçici olarak yeniden uygulamaya alınması, AB göç ve sığınmacı yasaları ihlalleri, dayanışma ve yük paylaşımı ilkesi temelinde sığınmacıların yeniden yerleştirilmesine yönelik tüm üye ülkelerin katılımıyla uzlaşı sağlanamaması… AB’nin ortak sorunlara ortak politikalar ile cevap oluşturma kabiliyeti sorgulanıyor.

Bu tartışmalar 2016 sonu, 2017 başında AB üyeliğini referanduma götürecek olan bir İngiltere, Avrupa Parlamentosu’nda (AP) sayıları önemli ölçüde artmış AB karşıtı parlamenterler, ulusal düzeyde zayıflamakta olan ana akım merkez partiler, dışta Rusya – Ukrayna krizi ve IŞİD terörü gibi unsurlar dolayısıyla zorlu bir ortamda gerçekleşiyor. Diğer yandan ise yavaş ve kırılgan ekonomik büyüme, yüksek işsizlik oranları, yenilikçilik faaliyetlerinde ABD ve Japonya gibi önemli rakiplerle artmakta olan fark gibi sorunları etkili olarak ele almak ve AB rekabetçiliğini güçlendirmek için ekonomik büyüme, istihdam, sanayide (dijital) dönüşüm, enerji verimliliği, siyasi yönetimin derinleştirildiği bir Ekonomik ve Parasal Birlik, Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı başta olmak üzere yeni ticaret kurallarının belirlendiği ticaret anlaşması müzakereleri, politika ve yasa oluşum süreçlerinde paydaş katılımının artırıldığı etkili ve sade yasal düzenleme ortamının yaratılması, iş yapma ve yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik iddialı, sonuç odaklı bir AB gündemi… AB’nin yüzleştiği tüm fırsat ve zorluklar somut, etkili ve tüm üye ülkeler tarafından benimsenen ve uygulanan eylemler gerektiriyor. AB kurumları ve üye ülkeler sığınmacı krizini AB’nin ihtiyaç duyduğu dönüşüm için itici güç olarak kullanmayı hedefliyor; daha yakın, daha derin ve farklı entegrasyon seviyelerine izin veren esnekliğe sahip bir Birlik.

Nitekim AB Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker 9 Eylül’de AP’de gerçekleştirdiği ve sığınmacı krizine odaklandığı “State of the Union” (AB’nin Durumu) konuşmasında Avrupa için çözümün “daha fazla Avrupa” olduğunu vurguladı. AB’nin yapısal dönüşümü için belirleyici aktör Almanya ise AB sığınma yasaları kapsamında sığınmacıların AB’ye giriş yaptıkları üye ülkeye geri gönderilmesini öngören Dublin sistemini askıya aldığını duyurarak güçlü bir dayanışma mesajı verdi. Uzun süren tartışmalı toplantıları takiben AB liderleri 23 Eylül Çarşamba günü gerçekleştirilen Liderler Zirvesi acil durum toplantısında üye ülkeler arasında görüş ayrılıklarına rağmen daha yapıcı bir yaklaşımın benimsendiğini dile getirdiler. Ancak krizin boyutları ve sığınmacı sayısında beklenen artış göz önünde bulundurulduğunda sağlanan uzlaşının kapsamının yetersiz olduğu değerlendiriliyor. AB’nin önümüzdeki dönemde üye ülkelerin yaklaşımında önemli farklılıkların bulunduğu zorlu alanlarda hızlı kararlar alması ve göç politikası üzerinde kapsamlı bir reform uygulaması gerekecek.

Sığınmacı krizi aynı zamanda 2 milyondan fazla Suriyeli sığınmacı barındıran Türkiye ve AB ilişkileri açısından da hem ilişkilerin önemi, hem de gelecekte nasıl şekillenmesi gerektiğine ilişkin önemli ipuçları barındırıyor. Şu an için AB diyaloğun geliştirilmesine ve mali desteğin artırılmasına vurgu yaparken, mevcut ve gelecekte yaşanabilecek benzer sorunlara kalıcı cevap oluşturacak en etkin çerçeve “tam üyelik müzakereleri” olmaya devam ediyor. AB ile uyum sürecinin hızla tamamlanması ve Türkiye’nin Birlik’in parçası olarak karar mekanizmalarına dâhil olması AB’nin ve Türkiye’nin güvenliği ve bölgedeki etki alanını güçlendirmesi için anahtar unsur olacak.

Sığınmacı Krizinde Son Durum

Sürmekte olan krizi değerlendirmek üzere 23 Eylül Çarşamba akşamı toplanan üye ülke liderleri, toplantı öncesi açıklamalarında “yüklerin paylaşılması” ve “sorunun kaynağına, Suriye krizine kalıcı çözüm oluşturulması” gereği üzerinde durdular. Liderler Zirvesi acil durum toplantısı sonuçları (EK I: Liderler Zirvesi Acil Durum Toplantısı Sonuçları, s. 5) önümüzdeki dönemde AB’nin öncelikli stratejisinin sığınmacı akınının önüne geçilmesi ve sığınmacılara AB sınırları dışında destek sağlanması olacağına işaret ediyor. Türkiye, Lübnan ve Ürdün gibi komşu ülkeler öncelikli olarak, bölgeye aktarılan mali yardımın 1 milyar € artırılması ve AB sınırlarının güvenliğinin sağlanması için gerekli adımların atılması kararı bu yönde atılacak somut adımlar arasında. Ayrıca Türkiye ile diyaloğun her seviyede artırılmasını öngören karar metni, bu sürecin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 5 Ekim’de AB Komisyonu Başkanı Juncker ile toplantı gerçekleştirmek üzere Brüksel’e davet edilmesi ile başlamasını içeriyor. Toplantıda tartışılması beklenen ve AB Komisyonu tarafından önerilen “güvenli menşe ülke listesi” konusu ise Zirve’de ele alınmadı. Ancak göç politikalarının kapsamlı olarak ele alınacağı AB Liderler Zirvesi Ekim ayı toplantısında bu konunun da tartışılması bekleniyor.

Güvenli menşe ülke listesi ve yeniden yerleştirme prosedürleri

AB Komisyonu tarafından kısa vadede uygulanması öngörülen somut öneriler (EK III: Juncker Planı – İlk Altı Ayda Uygulanacak Acil Durum Planı, s. 6) arasında yer alan “güvenli menşe ülke listesi” , Suriyeli sığınmacı akınına uğrayan AB üye ülkelerinde sığınma başvurularını işleme alan resmi kurumların yükünü azaltmayı hedefliyor. Böyle bir listenin oluşturulması halinde liste dâhilinde bulunan ülke vatandaşlarından gelen başvuruların işlemlerinin, değerlendirme prosedürlerinin yasalar tarafından öngörülen “sığınmacı ile ayrıntılı mülakat” gibi aşamaları uygulanmadan daha hızlı tamamlanmasına imkân sağlayacak. AB Komisyonu Başkanı Juncker’in “State of the Union” (AB’nin durumu) konuşmasında da vurguladığı güvenli menşe ülke listesinde AB’ye aday ülke statüsü bulunan Batı Balkan ülkeleri ile Türkiye’nin bulunması öneriliyor. Juncker konuşmasında AB’ye aday ülke statüsü için gerekli kriterleri yerine getiren bu ülkelerin güvenli ülke olarak değerlendirilebileceğini dile getirdi. Juncker öte yandan bu ülkelerin güvenli menşe ülke olarak sınıflandırılmak için yasalar tarafından belirlenen temel kriterleri ilerleyen dönemde yerine getirmemeleri durumunda listeden çıkarabileceğini belirtti. Böyle bir durumda ise söz konusu ülkelerin AB ile entegrasyon şansını kaybedeceği not edildi. Şu an ulusal düzeyde güvenli menşe ülke listesi bulunan 12 üye ülke var. Türkiye bu üye ülkelerden Bulgaristan’ın listesinde güvenli menşe ülkesi olarak sınıflandırılırken, aralarında Fransa ve Almanya’nın da bulunduğu diğer ülkelerin listesinde bulunmuyor. Brüksel kulislerinde AB düzeyinde oluşturulacak bir listenin ulusal listelerle çelişen sınıflandırmalar içermesi halinde sorunlar yaşanabileceğini düşünen AP üyeleri bulunduğu belirtiliyor. Ancak bu konunun liderler tarafından ne zaman gündeme alınacağına ilişkin resmi bir duyuru henüz mevcut değil.

Sığınmacı akınından en çok etkilenen ülkeler olan Yunanistan ve İtalya’nın yükünü azaltmak üzere 120 bin sığınmacının AB içerisinde yeniden yerleştirilmesi kararı ise nitelikli çoğunlukla İçişleri Bakanları acil durum toplantısında (EK II: İçişleri Bakanları Acil Durum Toplantısı Sonuçları, s. 5) 22 Eylül Salı akşamı kabul edildi. Geçtiğimiz haftalarda “ret” bloğunda yer alan Polonya son anda Fransa ve Almanya’nın baskıları ile kararı onaylarken, Slovakya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Romanya olmak üzere doğu ülkeleri kararı desteklemedi. Bu durum AB’nin birlik olarak hareket edebilme kapasitesi açısından olumsuz bir örnek teşkil etmekte.

Suriye’de kalıcı çözüm

Suriye krizine kalıcı çözüm sağlanmasına yönelik çalışmalara ilişkin ilk sinyal Liderler Zirvesi sonrasında Almanya Şansölyesi Angela Merkel’den geldi. Merkel, açıklamasında Suriye ve Libya’da kalıcı çözüm sağlanması için Esad ile görüşülebileceğini dile getirdi. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin geçtiğimiz hafta yaptığı ve Esad yönetiminin değiştirilmesinin IŞİD ile mücadele ve Suriye krizinin çözümünde öncelikli unsur olmadığını vurguladığı açıklamadan sonra, AB ve ABD’nin önümüzdeki dönemde Suriye’de kalıcı çözüm için Esad’ı da kapsayan yeni bir model üzerine çalıştığı değerlendiriliyor. Ancak Suriye’de çözüme yönelik yeni bir girişimin başarısının büyük ölçüde Rusya ve İran’ın vereceğe desteğe bağlı olacağı da not ediliyor.

Schengen sistemi ve AB ortak sığınma kuralları

AB Komisyonu Başkanı Juncker tarafından Liderler Zirvesi’nde AB liderlerine sunulan AB Komisyonu “kısa vadeli öncelikler listesinde” yer alan diğer bir konu Schengen kuralları çerçevesinde olağanüstü durumlarda ulusal yetki alanı dâhilinde bulunan geçici sınır kontrolleri uygulamasının en kısa sürede kaldırılarak normal Schengen uygulamasına ve göç yönetimi prosedürlerine geri dönülmesi gerekliliği. Almanya Eylül ayı içerinde Macaristan’dan gelen ve Avusturya sınırından Almanya’ya geçiş yapan sığınmacılara yönelik Avusturya sınırında geçici pasaport kontrolleri uygulama kararı aldığını açıklamıştı. Takiben bazı üye ülkeler de bu geçici uygulamayı başlatmıştı. Schengen alanı AB’nin en büyük başarılarından biri olan serbest dolaşım hakkını hayata geçiren, AB içerisinde iç sınırları kaldıran ve 1995’ten beri yürürlükte olan bir anlaşma. AB üye ülkesi olup, Schengen alanına dâhil olmayan yalnızca altı ülke bulunmakta: Bulgaristan, Hırvatistan, G.Kıbrıs, İrlanda, Romanya ve İngiltere. Schengen sistemi AB içerisinde İngiltere ve Fransa başta olmak üzere AB karşıtı ve ulusalcı partilerin eleştirdiği konular arasında. AB Komisyonu Başkanı’nın “State of the Union” (AB’nin Durumu) konuşmasında ise serbest dolaşım hakkı AB entegrasyonunun eşsiz sembolü olarak tanımlanmıştı. 23 Eylül Liderler Zirvesi’nde üye ülke liderleri AB ortak sığınma kurallarına ve Schengen sistemine tam olarak uyulması gerekliliğini dile getirirken, bunun için gerekli şartların da yaratılması gerektiğini vurguladı.

Toplumsal Boyut

Konunun uzun vadeli ve toplumsal boyutuna ilişkin sistematik çalışmalar ise henüz AB düzeyinde değerlendirilmemiş olmakla birlikte, AB Komisyonu Kıdemli Başkan Yardımcısı Frans Timmemans BBC4 radyosunda gerçekleştirdiği röportajda siyasi liderlerin bu alandaki sorumluluklarına dikkat çekti. Merkez Avrupa ülkelerinin çeşitlilik deneyimi olmadığını dile getiren Timmermans, Müslüman sığınmacılara yönelik AB toplumlarının belirli kesimlerinde doğabilecek endişeleri değerlendirdi. Timmermans liderlerin sürdürülebilir çözümler yaratamaması halinde aşırı sağın yükselişe geçebileceği konusunda uyarıda bulundu. Gelecekte dünyanın neresinde olursa olsun toplumların çeşitliliği içereceğini ve Merkez Avrupa ülkelerinin demografik değişime ayak uydurması gerektiğini dile getirildi.

Tüm bu boyutlarıyla sığınmacı krizi AB için insani yardım ve insani dayanışmanın ötesinde tartışılan unsurları içeriyor. AB bu çerçevede alacağı kararlar ve uygulayacağı politikalarla yapısal sorunlarını da ele almayı hedefliyor. AB Komisyonu lideri Juncker, Avrupa’nın daha fazla Avrupa’ya ihtiyacı olduğunu savunuyor. Almanya ve Fransa gibi öncü üye ülkeler de Ekonomik ve Parasal Birlik başta olmak üzere siyasi yönetimin derinleştirilmesi fikrini destekliyor. Daha fazla Avrupa daha derin birliğin yanı sıra bölgede etki alanını pekiştiren, daha geniş birlik anlamına da geliyor. Dolayısıyla AB Komisyonu AB Genişleme Politikasının en etkin AB araçlarından biri olmaya devam ettiğini belirtiyor. Bu bağlamda sığınmacı politikası çerçevesinde Türkiye ile yapılacak işbirliğinde de bu vizyonun etkin olarak yansıtılması önem taşıyor.

EK I: Liderler Zirvesi Acil Durum Toplantısı Sonuçları

AB sınırlarında güvenliğin artırılması, Türkiye ve Batı Balkanlar ile işbirliğinin artırılması, 23 Eylül Çarşamba günü gerçekleşen AB Liderler Zirvesi acil durum toplantısının ana gündem maddeleriydi. Toplantıda liderler tarafından alınan kararlar şu şekilde:

 Bölgedeki sığınmacıların gıda sorununa cevap oluşturmak için AB ve üye ülkelerin Dünya Gıda Programı’na en az 1 milyar € ek destek sağlaması,

 Lübnan, Ürdün, Türkiye ve Suriyeli sığınmacıların bulunduğu diğer ülkelere mali yardım dâhil olmak üzere destek sağlanması,

 Göç akışlarının yönetimine yönelik işbirliğinin güçlendirilmesi için Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın 5 Ekim’de AB Komisyonu Başkanı ile toplantıya davet edilmesi dâhil olmak üzere Türkiye ile diyaloğun her düzeyde artırılması,

 Sığınmacı akınına uğrayan Batı Balkan ülkelerine Katılım Öncesi Yardım Aracı da dâhil olmak üzere destek sağlanması, Batı Balkanlar rotası üzerine 8 Ekim’de planlanan konferans hazırlıklarının hızla tamamlanması,

 Yasadışı göç ve Afrika’da yerlerinden edilmiş kişiler olmak üzere sorunun kaynağını ele almak için oluşturulan acil durum fonlarının üye ülkelerin katkılarıyla artırılması, Valletta Zirvesi hazırlıklarının (11-12 Kasım) etkili bir şekilde sürdürülmesi,

 AB sınır güvenliği etkinliğinin artırılması için Frontex, Europol, Avrupa Sığınma Ofisi (European Asylum Office – EAO) olmak üzere kritik öneme sahip AB kurumlarının kapasitesinin artırılması,

 Sığınmacıların kayıt işlemleri, yeniden yerleştirilmeleri ve geri dönüşleri için Yunanistan ve İtalya başta olmak üzere sınırdaki üye ülkelerin taleplerinin ilgili kurumlar, ajanslar ve diğer ülkeler tarafından en geç Kasım 2015’e kadar yerine getirilmesi,

 Sığınma, Entegrasyon ve Göç Üzerine Acil Durum Fonu ve İç Güvenlik Fonu için desteğin artırılması.

Toplantıda ayrıca Suriye krizinin çözülmesi için diplomatik adımlar değerlendirildi. Liderliği Birleşmiş Milletler tarafından yürütülecek yeni bir uluslararası girişim çağrısında bulunulurken, Libya’da ulusal birliğe dayanan bir hükümetin kurulmasının önemi bir kez daha vurgulandı.

EK II: İçişleri Bakanları Acil Durum Toplantısı Sonuçları

22 Eylül’de gerçekleşen İçişleri Bakanları acil durum toplantısında 120 bin sığınmacıya ilişkin kararın ayrıntıları şu şekilde özetleniyor:

 Geçici bir yeniden yerleştirme mekanizması oluşturulacak.

 İki yıl boyunca Yunanistan ve İtalya’da bulunan sığınmacılar kademeli olarak AB üye ülkelerine dağıtılacak.

 Uluslararası koruma ihtiyacı içinde olan 120 bin kişi bu kapsama alınacak.

 66 bin kişi anlaşmanın yürürlüğe girdiği ilk yıl içerisinde, 54 bin kişi ise ikinci yıl AB içerisinde yeniden yerleştirilecek.

 Anlaşma söz konusu ülkelerde sığınmacı sayısında artış yaşanması durumunda yeniden değerlendirilebilecek, üzerinde değişiklik yapılabilecek.

 Danimarka ve İngiltere anlaşma kapsamı dışında kaldı. İrlanda ise resmi olarak katılmamakla birlikte önümüzdeki dönemde katılma isteğini temsilcilere iletti.

 Mekanizmaya dâhil olan üye ülkeler her yeniden yerleştirilen sığınmacı için 6.000 €’luk destek alacak.

Ek III: Juncker Planı – İlk Altı Ayda Uygulanacak Acil Durum Planı

AB Komisyonu tarafından hazırlanan ve AB Komisyonu Başkanı Juncker tarafından 23 Eylül Liderler Zirvesi acil durum toplantısında sunulan kısa vadeli plan şu maddeleri içeriyor:

 2015’te sığınmacı krizinden en çok etkilenen üye ülkelere acil durum desteğinin 100 milyon € artırılması.

 2015’ten itibaren Europol, Frontex, EAO olmak üzere kritik öneme sahip AB kurumlarının kapasitesinin 120 ek personel ile artırılması, 2016 yılı içinde Europol, Frontex, EAO ve en çok etkilenen üye ülkeler için acil durum desteğinin 600 milyon € artırılması,

 Dünya Gıda Programı’na desteklerin tüm üye ülkeler tarafından artırılması, AB fonlarından 200 milyon €’nun 2015 yılı içerisinde insani yardım için doğrudan sığınmacılara destek sağlamak üzere aktarılması,

 2016 yılı içerisinde insani yardımın 300 milyon € artırılarak sığınmacıların gıda ve barınak gibi ihtiyaçları için kullanılması,

 Suriye Vakıf Fonu’nun AB bütçesinden aktarılacak 500 milyon € ile desteklenmesi ve bu çerçeveye üye ülkelerin de destek sağlaması,

 AB fonlarından 1 milyar €’ya kadar belirlenecek miktarın Türkiye’de sığınmacılara yönelik eylemlere aktarılması, Sırbistan ve Makedonya için ise 17 milyon €’luk destek sağlanması

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: